Nikon renkleri, RAW, JPEG uzerine 2

Önceki sayfadan devam


RAW mu, JPEG mi, yoksa fotoğraf çekmek mi?

Bu yazıyı okuyan pekçok kişi için yukarıdaki sorunun cevabı belli: Arkadaş git önce fotoğraf çek, sonra düşün “RAW mu JPEG mi” diye 🙂 Evet, aslında birşeye başlamadan önce teorisini öğrenmek iyi birşey, ama bu durumda aradaki farkı gözlerinle görmek varken neden internette geziyorsun ki? Halla hallaaaaaa….

Örneklere girmeden hemen farkları yazayım:

RAW avantajları:

1- Önceki sayfada da gösterdiğim gibi, RAW daha fazla bilgi içerir ve ton eğrisi ve gama düzeltmesi uygulanmadığı için sonuçta oluşacak JPEG veya TIFF veya PSD sizin isteğinize göre oluşacaktır.
2- RAW düzenleyici programlarda RAW dosyasının kendisine dokunulmaz, istediğiniz an geri dönmek mümkündür. Yaygın olarak kullanılan yöntem, yaptığınız değişiklikleri ayrı ufak bir dosyaya kaydetmek ve siz RAW dosyasını açtığınızda bu değişikliklerin uygulanması. JPEG dosyalar her kaydedildiğinde kalite kaybına uğrar. Bunu önlemenin birkaç yolu var. Örneğin her seferinde “Farklı kaydet” yapmak veya Photoshop’ta “Akıllı katmanlar kullanma” ama bunlar biraz zahmetli. JPEG’i de Camera Raw’da işleyebilirsiniz, bu durumda RAW’un “değiştir değiştir, sonra geri al” avantajı biraz azalıyor.
3- Keskinleştirme veya gürültü azaltma yapmak RAW dosyasını bozmaz. “Bozmaz” derken, bu etkileri istediğiniz zaman geri alabilirsiniz ve bu filtrelerin fotoğrafa etkisi daha az bozucu olur. JPEG’de keskinleştirme de gürültü azaltmak da yıkıcı (destructive) etki yapar, bu yüzden iş akışınızın en sonunda yapılması tavsiye edilir. RAW’da herhangi bir an bunları yapıp sonra geri almak mümkün. Bu arada hatırlatayım, “keskinleştirme” işleminde hiçbirşey keskinleşmiyor, yalnız komşu pikseller arasındaki mikro kontrast arttırılıyor.
4- RAW dosyasında daha fazla ton bilgisi olduğu için yapılan değişiklikler RAW dosyasını JPEG’den daha az bozar. Örneğin +2EV poz düzeltmesi yaptığınızda RAW’da hemen hiç bozulma olmazken JPEG’de renkler kaymaya başlar ve önceki sayfada bahsettiğim “kuşak etkisi”nin görülme olasılığı artar.
5- JPEG oluşumu sırasında “Quantization” işlemi sırasında ışığın tonları gölgeler-parlak bölgeler arasında dağıtılırken ton kaybı olur, bu da posterleşme etkisini arttırır.
6- Renk uzayını değiştirmek RAW için çocuk oyuncağı, ama JPEG’de renk uzayı bilgisi fotoğrafa yazılmış durumda. JPEG dosyalarında da renk uzayını değiştirmek mümkün ama bu piksellerle oynamak demek, ne yaparsanız yapın sonuçta JPEG etkilenecek. Halbuki RAW dosyasında renk uzayı bilgisi yok, istediğiniz uzayda çalışabiliyorsunuz.
7- RAW dosyasında beyaz ayarını istediğiniz gibi ve istediğiniz zaman değiştirebilirsiniz. JPEG’te de bunu yapmak mümkün ama piksel boyutunda müdahale ettiğiniz için detaylar mecburen etkilenecektir. Örneğin RAW’da fotoğrafı işledikten sonra beyaz ayarı hoşunuza gitmediyse en son değiştirebilirsiniz.
8- Bayer tipi algılayıcılarda “mozaik yok etme” (demosaicing) denen bir işlem var. Bu işlem ilk sayfada bahsettiğim “1 kırmızı 2 yeşil 1 mavi”den oluşan piksellerdeki renkleri gerçek renklere çevirmek için kullanılıyor. Bu işlem ciddi yüksek işlemci gücü gerektiriyor, ve şu anda hala fotoğraf makinesi işlemcileri PC işlemcileri kadar iyi değil, bu yüzden PClerdeki RAW çeviriciler ufak detayları daha başarılı işleyebiliyor. Ayrıca farklı RAW çeviriciler ile farklı algoritmalar kullanmak da mümkün. (Faveon tipi algılayıcılarda bu işleme gerek yok, ama %0.1’i hatırlayın 🙂 )
9- Eğer makinede JPEG sıkıştırması ve parametrelerini agresif seçtiyseniz sonradan düzeltmek zor oluyor (Nikon’un renkleri? Şimdi geliyorum oraya). Özellikle bazı DSLR üreticileri JPEG fotoğraflar son kullanıcının gözüne hoş görünsün diye renk doygunluğunu ve kontrastı olduğundan fazla arttır. Bu durum ilk başta göze hoş görünse de detaylara baktığınızda hatalar göze çarpar. Örneğin fazla kontrast parlak bölgeler ve gölgelerde detay kaybına yol açabilir. Nikon ve Pentax giriş seviyesi makinelerinde bunu yapıyor. K-5’ten haberim yok, belki onda yoktur.

JPEG avantajları:

1- JPEG’in boyutu ufak olur. Böylece hem az yer kaplar hem hızlı çekim imkanı verir. Spor fotoğrafçıları %99 JPEG çeker. RAWları karta yazmak da kolay değil, hızlı bir karta ihtiyacınız var. Ayrıca RAWları saklamak daha fazla disk alanı gerektiriyor. Şu anda sabit diskler sudan ucuz ama çok güvenilir değiller. Ben 2-3 yılda bir disk değiştirmeye çalışıyorum.
2- Hemen baskı imkanı verir. Düzgün çekilmiş bir JPEG standart bir yazıcıda hemen yazılabilir. Ayrıca A3 baskıya kadar RAW-JPEG arasındaki detay farkı önemsiz, baskılarda çok farkedilmiyor. Siz yeter ki renkleri ve beyaz ayarını düzgün ayarlamış olun.
3- Eş-dosta rahatça gönderirsiniz. Örneğin annenize gönderdiğiniz torun fotoğraflarını nasıl açacağını anlatmak zorunda kalmazsınız (“anne şimdi Photoshop var, Camera Raw var, ya da Photoscape var, irfanview var” derken “evladım gel sen yap, ben anlamıyorum” cevabı alabilirsiniz)
4- RAW dosyalarını, özellikle yeni olanları, her program desteklemez. Ayrıca 15 yıl sonra eski RAWlarınızı açacağınız garanti değil. Aynı markanın farklı modelleri bile farklı tip RAW dosyası kullanabiliyor. Belki en garantisi hepsini DNG’ye veya PSD’ye çevirip saklamak.
5- RAW fotoğrafları işlemeniz gerekiyor. 100lerce fotoğrafını varsa bu “biraz” zaman alan birşey. Ama, aslında bu çoook büyük dert değil çünkü şu anda hemen tüm RAW çeviricileri makine ayarlarıyla RAW-JPEG çevirisine izin veriyor. Yani 100 tane fotoğrafınızı aynı anda makinenizde kullandığınız ayarlarla JPEG’e çevirebilirsiniz, bu durumda oluşturulan JPEG’in kalitesi makine çıktısı JPEG’den daha iyi olacaktır.
6- Hemen Facebook’a foto yükleyebilirsiniz 🙂

Şimdi aşağıda iki örnek vereyim, o kadar yazdık bir de gösterelim ki inanın 🙂

Yukarıda aynı sahneyi RAW+JPEG çekmiştim. İkisine de -2EV poz telafisi uyguladım. Soldaki RAW’da detaylar daha iyi korunurken JPEG’de renkler ve detaylar uçmuş.

Aynı sahnenin solda JPEG, sağda RAW hali. İkisine de +3EV uyguladım. Soldaki JPEG’de “posterleşme” ve parlak noktadaki detay kayıpları bariz.

NİKON’UN RENKLERİ

Nihayet geldik, Nikon’un canlı ve gerçekçi renklerine…

Ne diyorduk? Nikon’un renkleri gerçekçi. Şimdi aşağıda D700’ün üzerinde görelim:

Soldakiler RAW-JPEG dönüşümünden, sağdakiler direkt makine çıktısı (“Standard” fotoğraf modu). Ne görüyoruz? Makine çıktısı JPEGlerde kırmızı ve maviler aşırı doygun ve kontrast o kadar yüksek ki gölgelerdeki detaylar kaybolmuş. Yani öyle kırmızılar, öyle maviler aslında orada yok. Ama makine çıktısı JPEG ilk bakışta canlı ve çekici geliyor, hakkını vermek gerek. Özellikle oyuncaklar-kuklaları çektiğim fotoğraflardaki JPEGler cidden çok canlı ve janjanlı duruyor.

Amaaaaa, “renkler daha doğru” tezi doğru değil!!! “Ben canlı parlak renkleri seviyorum” ayrı, “Renkler daha doğru” demek ayrı. Tekrar söylüyorum, yanlış anlaşılma olmasın, “Nikon’un renkleri kötü” demiyorum, sadece “gerçek hayattaki gibi” değil diyorum. Ben bunu da bilerek D700’de genelde “Standard” modu kullanıyorum zaten.

ACR’de D700’ün ve 5DMarkII’nin RAWlarının renkleri ve tonlaması o kadar birbirine benziyor ki sanki aynı marka gibiler. 5DMarkII’nin JPEGleri tonlama ve renkler olarak RAW’a daha yakın. Kontrastı biraz düşük ama renkler gerçek hayata daha yakın (tam aynısı olmasa da).

Ve evet, gerçek hayat sıkıcıdır 🙂

Not: Fotoğraf tarihini yalayıp yutmuş olmak, lensleri dokunarak – gövdeleri sesinden tanımak, fotoğraf sıkıştırma algoritmalarını kafadan hesaplayabilmek sizi iyi fotoğrafçı yapmaz. Daha iyi fotoğrafçı olmanın yolu teknik bilgiyi pratikle birleştirip bol bol fotoğraf çekmekten geçiyor.

15 comments for “Nikon renkleri, RAW, JPEG uzerine 2

  1. 2011-09-06 at 8:03 am

    aslında “nikon’un renkleri daha güzel” fikrinin bir sebebi de ccd döneminden kalan alışkanlıklar.

    hâlâ forumlarda denk geliyorum, “nikon yüksek iso’da başarısız” diyenler var. muhtemelen bu kişiler cmos sensöre geçişten ve d3s’ten habersiz kişiler.

    işte yine aynı kişiler hâlâ “nikon’un renkleri daha canlı” diyebiliyor. d80’le çekim yapma fırsatı bulduğumda gördüm ki ccd sensör cidden daha canlı renkler üretiyor. zaten bu yüzden orta format makineler tüm dezavantajlarına rağmen ccd sensör kullanıyor.

  2. 2011-09-06 at 8:42 am

    Evet CCD’den kalan bir alışkanlık. Dediğiniz gibi aynı şekilde hala “Nikon yüksek ISO’da başarısız” diyenler de var, gene CCD’den kalma birşey.
    En büyük sebep, eski fotoğrafçıların kendini yenileyememesi. Acı ama gerçek. Bu insanlar yeni başlayanların kulaklarına “Nikon şöyle, Canon böyle” diye üfleyince aynı laf daha o akşam forumlarda yayılıyor.
    Son 10 yıldaki gelişmeler ondan önceki 100 yıldakiler kadar fazla halbuki. “İş-güç” yeni şeylere kapalı olmak için bahane değil.

  3. 2011-10-31 at 9:13 am

    Ertan Bey,
    Çok aydınlatıcı bir yazıyı KALEME (klavyeye) almışsınız. Beğeni ile okudum. Ellerinize sağlık. Teşekkür ederim.
    Yalnız bir yorum olarak Faveon sensörünü neden sadece Sigma tarafından kullanılıyor da diğer firmalar tarafından kullanılmıyor. Faveon sensörü tıpkı filmdeki gibi 3 ana rengi 3 ayrı katmanda tespit ediyor ve tüm renkleri % 100 olarak görüyor. Acaba diğer firmaların ikna olmadıkları bir yönü mü var?

    Selamlar,

  4. 2011-11-22 at 8:37 am

    aslında renk konusunda kullanılan objektiflerde çok çok etkili oluyor, eski filmli makineler için üretilmiş objektifler ile dijital makineler için üretilmiş objektiflerin oluşturduğu fotoğrafların renkleri arasında fark olabiliyor.
    veya bir sigma objektif ile nikon objektifin ürettiği renkler aynı olmayabiliyor.

    • 2012-02-26 at 12:22 am

      Eski objektiflerde kontrast da düşük olabiliyor. Algılayıcının parlak yüzeyinden yansıyan ışık lense geri gelince kontrastı düşürüyor. DSLRlar için üretilen yeni lenslerde bu yansımayı engellemek için firmalar farklı katmanlar uyguluyor. Filmde böyle bir sorun olmadığı için eski lenslerde böyle bir kaplama doğal olarak yok.

  5. volkan aktepe
    2011-11-27 at 4:11 pm

    Ertan Bey ellerinize sağlık, yazınızda merak ettiğim pek çok konunun cevabını aldım.

  6. Ayfer Özkan
    2012-12-11 at 11:33 pm

    Ertan Bey merhaba…

    İnternet’te ‘bir bilen’ araştırırken, sizi bulmam bir şans kanımca…:) Başlangıç seviyesinde bir makine olarak bugün Canon EOS 1100D Dijital SLR Fotoğraf Makinesi + 18-55 Lens üzerinde araştırma yaparken, bir forumda bunun yerine NIKON D3100 + 18-55MM VR Kit Dijital Fotoğraf Makinesi’nin tavsiye edildiğine denk geldim. Açıkçası çok kararsızım. Bu konuda önerinizi alabilir miyim? Bu modeller dışında, fiyat aralığı bu civarda olan alternatif bir öneride de bulunabilirsiniz. Reklam sektöründeyim ve bu işi öğrenmek adına olduğu kadar, profesyonel çekimler yapabileceğim de bir makine arıyorum. Tavsiyede bulunursanız çok sevinirim. Şimdiden çok teşekkürler…

    • 2012-12-13 at 11:08 am

      Merhaba,
      1100D de D3100 de isinizi gorur. Bir dukkanda ikisini de elinize alip deneyin bence. Belki elinize D3100 daha iyi oturur.
      Yalniz 1100D’deki kit objektifte IS olmayabilir ona dikkat edin, IS yoksa D3100 tek tercih.
      550D ya da D5100’e cikabiliyorsaniz belki onlar daha iyi olur.
      Son 5 yilda cikmis butun DSLRlarin imaj kaliteleri mukemmel, ust modellerle aralarinda daglar kadar fark yok. Ornegin D5100’le tam kare D600’un fotograflarini yanyana koysan ISO800, hatta duruma gore ISO1600’e kadar detay ve renk anlaminda cok fark goremezsin.

  7. Ercument Boran
    2014-11-20 at 3:42 pm

    İyi günler Ertan Bey, yazıda kamera raw dönüşüm ayarlarının Adobe Camera Raw’da da kullanılarak topluca makine ayarları ile tüm fotoğrafların dönüştürülebileceğinden bahsetmişsiniz. Makine ayarları Adobe CR’da nasıl kullanılıyor, kısaca anlatabilir misiniz? Kamera ayarlarının saklandığı dosya nerede bulunur ve nasıl ACR’a import edilir?

    • ozturer
      2014-11-20 at 4:05 pm

      Nerede demişim, göremedim şimdi hızlıca bakınca. Bu bilgisayarımda Photoshop yok, eve gidince bakarım ama “Camera Profile” seçeneğinden Landscape, Normal, Neutral gibi şeyleri seçebiliyorsun. Bu işi topluca yapabilir misin emin değilim. Nerede böyle dediğimi gösterirsen bir daha bakarım.

  8. Ercument Boran
    2014-11-21 at 6:14 am

    Ertan Bey ilginiz için teşekkürler 🙂

    Bakınız yukarıdaki yazının sonunda “JPEG AVANTAJLARI” başlığı altındaki 5. maddede şöyle yazmışsınız :

    5- RAW fotoğrafları işlemeniz gerekiyor. 100lerce fotoğrafını varsa bu “biraz” zaman alan birşey. Ama, aslında bu çoook büyük dert değil çünkü şu anda hemen tüm RAW çeviricileri makine ayarlarıyla RAW-JPEG çevirisine izin veriyor. Yani 100 tane fotoğrafınızı aynı anda makinenizde kullandığınız ayarlarla JPEG’e çevirebilirsiniz, bu durumda oluşturulan JPEG’in kalitesi makine çıktısı JPEG’den daha iyi olacaktır.

    Buna istinaden sormuştum, çünkü bu bilgi çok işime yarayacak bir özellik. Makine ayarları ile toplu jpeg dönüşümü benim için önemli bir konu. İlginiz için tekrar teşekkür ederim, saygılarımla.

    • ozturer
      2014-11-21 at 8:49 am

      Galiba orada firmaların makineleriyle verdiği yazılımlardan bahsetmişim. Canon DPP ve Nikon NX yazılımları çoklu çevrim yapabiliyor.
      Adobe’nin Lightroom ve ACR’sinde de bunu yapabiliyorsun. Eğer Bridge varsa, Bridge’den istediğin RAW dosyalarını ACR’de açıp JPEG’e çevirme şansın var. Hatta hatırladığım kadarıyla Bridge’de istediğin RAW dosyalarını seçtikten sonra Tools – Photoshop – Image Processor seçeneğinden ACR’ye gerek duymadan çevrim yapabiliyorsun. Bu bilgisayarımda Bridge kurulu değil ama sende varsa bunu bir dene istersen.

  9. Ercüment Boran
    2014-11-25 at 3:59 pm

    Verdiğiniz bilgiler için teşekkür ederim. Ben yapmak istediğim işlemi Lightroom üzerinden hallettim. SCR uzantılı RAW dosyaları Lightroom;’da açıldığında foto ayarları için “As Shot” seeçeneği çıkıyor varsayılan olarak. Bu değiştirilmeden dönüşüm yapılırsa doğrudan kamera ayarları ile dönüşüm gerçekleşiyor. İlginiz için teşekkürler, diğer yöntemleri de öğrendiğim iyi oldu.

Buraya yorum yazabilirsiniz

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.