Cennette gibiyiz – Yaşasın rekabet

Anadolu İslam Kültürü’nün en büyük düşünürlerinden Yunus Emre Allah sevgisini böyle anlatıyor:

Aşkın aldı benden beni
Bana seni gerek seni
Ben yanarım dün ü günü
Bana seni gerek seni

Ne varlığa sevinirim
Ne yokluğa yerinirim
Aşkın ile avunurum
Bana seni gerek seni

Aşkın aşıklar oldurur
Aşk denizine daldırır
Tecelli ile doldurur
Bana seni gerek seni

Aşkın şarabından içem
Mecnun olup dağa düşem
Sensin dünü gün endişem
Bana seni gerek seni

Sufilere sohbet gerek
Ahilere ahret gerek
Mecnunlara Leyla gerek
Bana seni gerek seni

Eğer beni öldüreler
Külüm göğe savuralar
Toprağım anda çağıra
Bana seni gerek seni

Cennet cennet dedikleri
Birkaç köşkle birkaç huri
İsteyene ver onları
Bana seni gerek seni

Yunus’dürür benim adım
Gün geçtikçe artar odum
İki cihanda maksudum
Bana seni gerek seni

yunus-emreCennet’le ilgili bulduğum bir Hadis-i Şerif: Ebû Saîd radiyallahu anh’dan: “Cennet ehlinin en aşağı derecesinde bulunan kişinin seksen bin hizmetçisi, yetmiş iki eşi olacaktır. Ayrıca onun için inci, zeber-ced ve yakuttan yapılmış bir çadır dikilecek ve bunun uzunluğu Câbiye İle San a arası ka­dar olacaktır.” |Tirmizî|

Bana sormayın, cennetle ilgili böyle “ilginç” hadisler görüyorum bazen. Sen “ne güzel 72 eşim olacak” diyorsun da, şimdi karına/kocana da 72 eş verileceğini düşün? Hem 80.000 hizmetçi ne ki? Yakut, inci falan? Hani maddi dünyadan sıyrılıyorduk? Hadis-i şeriflere dikkatli yaklaşmak lazım.

İşte birilerinin Bedevi kültürüyle üzerini kapatmaya çalıştığı Anadolu İslam’ı böyle birşey. Biri “bana seni gerek seni” derken diğeri “72 karıyı kaptık da ayağımı kim yıkayacak?” diye düşünüyor. Yunus Emre, Mevlana ve Hacı Bektaşı Veli gibilerinden ne kadar uzaklaşıp “sokakta hamile hamile gezilmez” diyenleri bilirkişi gibi dinlersek felakete o kadar hızlı yaklaşıyoruz. Sırf poz vermek için cumaya gidenler, “gemi değil gemicik” diyenler, ailesi pırlanta işinde diye pırlantanın KDVsini sıfırlayanlar, iki tane özel Yahudi nişanı olanlar, Irak’ta kadınların ırzına geçen Amerikan askerleri için “ülkelerine sağ-salim dönmeleri için dua ediyorum” diyenler bunları anlayamazlar.

Konuya alakasız bir giriş yaptık. Bu aralar Yunus Emre – Mevlana arasında gezinti yapıyorum, biraz fazla mı etkilendim ki ne 🙂 (Bu arada not: Alevilik-Sünnilik tartışması yapmaya gerek yok. Anlatmaya çalıştığım şey belli. Alevi değilim, ama ağlayarak taraftar toplamaya çalışıp Suriye’de kafa kesenlere gizli yardım ve eğitim veren çakma Sünnilerden de değilim)

Tabi konumuz dini anlamda cennet değil, olay başka. Her yeni sene fotoğraf ekipmanları tarafında inanılmaz gelişmeler oluyor. Fotoğraf teknolojisinde 30 sene önceyi geç, 20 seneyi bırak, 10 sene bile artık milattan önce sayılıyor. Giriş seviye makineler 10 sene önceki profesyonel makinelerin tozunu atıyor, birçok algılayıcı filmin kapasitesini geçeli zaten çok oldu, her yeni çıkan objektif bir öncekini unutturuyor. Bazıları hala inanamıyor ama kit objektifler bile sanat eseri yaratmak için yeterli: D5100 + 18-55mm VR ile reklam panolarında sergilenecek fotoğraf çekebiliyorsunuz. “Çekebiliyorsunuz” lafın gelişi tabi, makine size bu şansı veriyor ama biraz da yetenek lazım 🙂

d5100

Yenisi çıktı diye D5100 kaka mı oldu?

“Optik çok değişmedi, bak kaç senelik objektifler hala çok arananlar arasında, yenilerine taş çıkartıyorlar” diye düşünüyor olabilirsiniz. Normaldir, dünyanın bazı bölgelerinde dünyanın düz olduğuna inanan insanlar da varmış. Teknoloji optiği de etkiliyor. Nano kaplama diye birşey var, dairesel olmayan (ASPH – Aspherical) lens elemanları artık kit objektiflere kadar indi sayılır, otomatik odaklama motorları hem sessiz hem de elle netleyemeyeceğin kadar hassas, ED/UD/SLD bilmemne derken yeni objektifler “ortalamada” eskilerin çok önünde. Her manuel 50mm ya da 135mm objektif efsane değil. Çok özel bir amacınız yoksa manuel 50mm yerine otomatik odak yapan bir 50mm almanızı tavsiye ederim.

Gövdeler tarafında zaten cennette gibiyiz (80.000 hizmetçi???). Hemen her markanın çok becerikli en az iki modeli var. Yeni nesil gövdeler çıkınca bir önceki neslin fiyatı o kadar düşüyor ki kompakt makine fiyatına DSLR/aynasız makine alabiliyorsunuz.

Şimdi yine Eylül-Ekim geldi, firmalar yeni cicilerini piyasaya çıkarmaya başladılar. Her sene “vay bunlar neymiş” böyle diye şaşıran ben, bir kez daha yeni modellere “işte bunlar benim olmalı!” şeklinde bakıyorum. Yeni çıkan bir modelin böyle kötü bir etkisi var: Sanki eski model eskimiş, kötüleşmiş gibi geliyor 🙂

Son birkaç haftada çıkan önemli modeller ve yorumlarımı bir başlık altında toplama ihtiyacı hissettim. Bu hafta içinde neredeyse hemen hergün yeni bir model tanıtıldığından birçok kişi neler olduğunu anlayamadı, bazıları (mesela ben) hala şok etkisi altında. Bu yeni duyuruların fotoğraf dünyasını nasıl etkileyeceğini, ne anlama geldiğine hep beraber bakalım:

SIGMA

Sigma’nın adam olacağını ilk 150mm f2.8 Macro (OS’siz olan) modelinden anlamıştım. Bir alanda üstünlüğünüz yoksa (fotoğraf sektöründe Canikon üstünlüğü hala tartışılmaz) kendinizi kabul ettirmek için “onlar kadar iyi” değil “onlardan iyi” olmanız gerekli. Sigma’nın 150mm f2.8 ve 180m f3.5 objektifleri bence Canikon modellerinden daha iyi. Bir kere Canikon’da 150mm f2.8 makro yok, ve bu 150mm ciddi anlamda iyi bir objektifti. 180mm f3.5 da aynı şekilde çok kaliteli (ve Canikon’un 1/3 fiyatına satılıyordu) bir objektifti. O zamana kadar Sigma’nın 1-2 modeli haricinde beğendiğim objektifi yoktu. Sonraları Sigma’nın üretim ve ürün kalitesi arttı, ve son zamanlarda duyurduğu 35mm f1.4 ile zirveye çıktı. İşte aynı Sigma bu hafta içinde 24-105mm F4 DG OS HSM ürününü duyurdu.

sigma 24105Alet bu. Sigma’nın yeni “Art” serisinin yeni üyesi. Bu “Art” serisi Sigma’nın yeni prestij serisi. Sigma’ya göre Art serisi bir objektif alırsanız çok mutlu olacaksınız. Valla…

Objektifte 14 grupta 19 lens elemanı var. Envai çeşit SLD, FLD, ASPH vs.. gibi lens çeşitleri ile optik bozulmaların önüne geçmeye çalışmışlar. Diyaframı sabit F4 ve dairesel. En yakın odak mesafesi 45cm, ve bu mesafede yaklaşık 0,22x büyütme sağlıyor. Yanınızda makro objektifiniz yoksa hiç yoktan iyidir. Objektif Sigma’nın “USB Dock” ürünüyle de uyumlu. Bu alet ile odak bozulmalarını düzeltme ve odak hızını azaltma gibi işlemler yapabiliyorsunuz.

Filtre çapı 82mm! F2.8 objektiflerden alışığız ama F4 bir objektifte 82mm çap biraz fazla gibi olmuş. 82mm filtreler biraz tuzlu oluyor. Canon’un 24-105’i ve Nikon’un 24-120mm f4’ünün filtre çağı 77mm. Ayrıca Sigma’nın kütlesi 885 gram. Canon’un 24-105’i 670 gram. Nikon’un 24-120mm’sinin de 700 gram civarı olduğunu düşünürseniz bu aletin neden bu kadar ağır olduğunu merak ediyorum. 82mm + daha fazla kütle = Daha iyi imaj kalitesi mi, hep beraber bekleyip göreceğiz.

Canon 24-105mm orjinal 5D’nin kit objektifiydi. Bana sorarsanız eskidi derim, zaten Canon 24-70mm F4 L IS diye bir model çıkardı. 24-105’te kalite sorunları var. Bazı ürünlerde eksen kayması oluyor, sağ ile sol tarafta keskinlik farkı oluyor, zoom halkasını çevirdikçe içerideki bir kablo aşınıp sürekli hata verebiliyor. İlk çıktığından beri sorunsuz kullanan da var, sürekli tamire göndermekten bıkıp 24-70’e geçen de. 5DMarkII’de pek keyif alamamıştım nedense. Ama dediğim gibi, iyi örnek bulursanız çok iyi. Mekanik olarak da Nikon 24-120mm F4 VR’den daha iyi.

YORUM

Sigma 24-105mm F4 DG OS HSM son paragrafta bahsettiğim Canon 24-105mm F4 L IS ve Nikon 24-120mm F4 VR’ın rakibi olarak görünüyor. Peki, şimdi size bir soru: Sigma bu objektifi neden çıkardı? Amaç ne? “Ben de yapabilirim” mi demek? Optik olarak Canikon’dan iyi olursa satabilir. Toz-nem koruması yok yalnız. 35mm f1.4’ü heyecanla karşılamıştım ama bu 24-105 nedense pek heyecanlandırmadı beni.

SONY

Haftanın yakışıklısı Sony oldu. İki tane tam kare gövde, bunlara uyumlu 5 adet objektif ve 2 adet dönüştürücü ve 1″ algılayıcılı ve 24-200mm sabit objektifli RX10’u duyurdu. Sony RX1’den beri beklenen “36MP’lik bir NEX olsa tadından yenmez abi” hayali gerçek oldu.

Modellere geçmeden internette dolaşan laflardan bazılarını alıntı yapayım:

– Sony pis ko.du. Canikon uzun süre toparlanamaz.

– OM-D gövdesinde D800E! Nikon ağlasın dursun artık.

– OM-D E-M1 çabuk söndü, m4/3 artık bitti.

– Artık Leica’ya gerek yok, yeni Leica artık Sony.

– İşte Sony bu beee!

– Koççum Sony! Yürü beee…

aaaaaa

Sonyyyiiiiieeeeeaaaaaaaa……

Heyecan bu derece yani. Sanki spor gazetesi 🙂

Tabi bu yeni gövdelerde 24 ve 36MP’lik dev gibi algılayıcılar olunca, bunların parıltısından pek birşey görünmüyor doğal olarak. Gerçekten böyle mi?

SONY A7, A7R VE OBJEKTİFLER

Öncelikle isimlendirmeden başlayalım. Bildiğiniz gibi Sony’nin DSLR serisi Alpha (Alfa). Bunlara Sony A da deniyor (bayonetin ismi). Birkaç sene önce NEX modelleri çıktı, ve bu seri çok tutunca Sony artık NEX serisini ön plana çıkardı. Birkaç yıldır NEX aşağı NEX yukarı, heryerde NEX var. Sonra RX1 çıkınca herkeste bir “tam kare NEX gelecek” beklentisi doğdu. Dikkat edin, herkes “NEX gelsin” dedi. NEX serisi tuttuğu için birçok insan NEX uyumlu objektifler edindi, bazıları Zeiss/Voigtlander gibi pahalı ve kaliteli objektiflere yatırım yaptı. Şimdi Sony yeni gövdelere “NEX” demedi. Peki ne dedi? “Sony A7 ve A7r”. Hmmmm… Sony A yok muydu zaten bilader? Bu A ne peki? Sony A77 ve A99 vardı, şimdi Sony A7 var ama buna A bayonetli Sony objektifi takamıyoruz! İçinde NEX de yok. Geçenlerde E-M1 yazısında “Japonlar isimlendirmeyi bilmiyorlar” demiştim, haksız mıymışım?

Sony daha da ileri gitti, “yeni aletlerdeki bayonet artık E değil, FE” dedi. Haydiiii… Peki elimdeki NEX objektifler buna uyacak mı? Tonla para yatırdığımız Zeissler Voigtlanderler takılacak mı buna peki? Elimizdeki objektifler tam kare uyumlu değilmiş, şimdi yeni objektif mi almak lazım yani? Sony’e göre mevcut NEX objektifleri FE bayonete takılacakmış ama APS-C modunda çalışacakmış, yani algılayıcının sadece APS-C boyutundaki orta bölgesini görecekmiş. Kafa karıştırıcı değil mi? 3-4 yıldır NEX objektif biriktirdiyseniz geçmiş olsun 🙂

İnternette Zeiss 24mm f1.8 gibi bazı objektiflerin tam kareye de uyumlu olduğunu söylüyorlar ama yakında ne olduğunu anlayacağız. Zeiss tamam da 50mm f1.8 OSS’nin de uyumlu olması, en azından az köşe kararması yapması için dua ediyorum. Ve ek olarak, inşallah gövdelerde “NEX objektifi takıyorum ama lütfen kesme modunda değil tam kare modunda çalış” seçeneği vardır. Nikon FX gövdelerde DX objektif taksanız bile isterseniz FX modunda fotoğraf çekebiliyorsunuz, bu sayede 35mm f1.8 DX’i kullanabiliyorum bazen.

Henüz A7 ve A7R’ye gelemedik 🙂 Hadi gelelim:

a735mm

A7 ve A7R aslında birbirinin kopyası iki gövde. Fiziksel olarak hiçbir farkları yok, sadece A7R’de ön plakada kırmızı bir R yazısı var, o kadar. Ortak teknik tarafları şöyle:

– Yeni Bionz X işlemci

– Toz-Nem geçirmez yapı

– 2,4MP’lik OLED EVF (Olympus E-M1 ve VF-4’tekiyle aynı diyorlar, yani Türkçesi: Çok iyi)

– Dahili flaş yok, 1SD kart yuvası var

– 1/8000 ve 30 sn arası perde hızı, Bulb modu

– 25.600’e kadar genişletilebilir ISO100-6400 arası baz ISO

– 1200 alan pozlama ölçümü (sahneyi 1200’e bölüp her birinden ayrı okuma alabiliyor)

– 1920×1080 60/50p, 60/50i, 25p ve 24p video, AVCHD/MP4 sıkıştırma, HDMI’dan sıkıştırmasız video çıktısı verebilme. Dahili stereo mikrofon.

– 3″ hareketli ekran, 921.600 noktalı

– HDR ve WiFi desteği, NFC

– PlayMemories desteği

– İğrenç NEX menüsünden vazgeçilmiş ve yeni menü sistemine geçilmiş (nihayet!). Gerçi istenirse NEX tarzı menüye de geçebiliyormuşsun… Şaka gibi…

– Algılayıcıların kenarlarına doğru ışığı dik alabilmeleri için piksellerin yönleri ayarlanmış. NEX-7’deki en büyük sorunlardan biri geniş açıda kenarlar yeterince ışıkla beslenmediği için geniş açı Leicalar’da bile zorlanmasıydı. Sony’e göre bu yeni algılayıcılar bu sorun gözönüne alınarak optimize edilmiş. Algılayıcı-objektif mesafesi azaldıkça orta bölgelerdeki optik performans artar ama kenarlara ışık düşürmek zorlaşır, bu yüzden köşe kararması ve renk sapmaları meydana gelir. Sırf bu yüzden Leica M gövdelerinde (sayısal olanlarda) objektife göre otomatik düzeltme yapılır. A7 ve A7R’da da objektif algılayıcıya çok yakın olduğu için böyle bir dert oluşabilir, eğer manuel objektif kullanmayı düşünüyorsanız hemen atlamayın derim. Önce diğer kullanıcıların tecrübelerini okuyun, dert var mı yok mu onu öğrenin. (Bunu 2013 Ekim ortasında yazıyorum, daha sonra okuyorsanız ve hiç sorun yoksa dikkate almayın). Ek: Bu sitedeki ilk testlere göre A7’nin Leica, Voigtlander ve Zeiss geniş açı objektiflerle performansı iyi değil. Bunlar Leica bayonetli olanlar ve arkadaş dönüştürücü ile hepsini manuel kullanmış.

– Dahili flaşları yok, ve sanıyorum gövdelerle herhangi bir flaş gelmiyor. Bu olayı beğenmedim. Ufak bile olsa harici bir flaş koymaları iyi olurdu, dolgu flaşı bazen hayat kurtarıyor.

– Pil ömürleri çok kısa. Açıklanan rakam 340. Bütün gün yanında gezdirmek için çok uygun değil kanımca. İkinci pil almak gerekecek, bazı durumlarda üçüncü.

Aradaki teknik farklara gelirsek:

a7 a7rİlginçtir, A7’nin teknik özellikleri A7R’ye göre daha iyi. Odaklama sistemi daha gelişmiş, flaş senkronizasyonu daha iyi (A7R’ninki piyasanın en kötüsü galiba), elektronik ön perde modu var (tahminen biraz daha sessiz), seri çekim hızı biraz daha fazla ve 600$ daha ucuz. A7R’nin sadece AA filtresiz 36MP’lik algılayıcı üstünlüğü var.

Gövdeler yaklaşık Olympus OM-D E-M1 boyutunda, yani ufak sayılır:

em1 01

camerasize.com sitesinden alıntı

E-M5’ten çok az büyük:

em5 01Dikkat ederseniz tip ve stil olarak ucundan E-M5’e benziyor. Sony-Olympus ortaklığı meyvelerini veriyor mu? E-M5 zaten ufak bir alet, bu kadar ufak bir gövdeye tam kare algılayıcı sıkıştıran Sony’i hep beraber alkışlayalım. Gerçi E-M5’te 5 akslı titreşim azaltıcı sistem de var, belki o olmasa alet daha ufak olabilir.

Neyse efendim, gövdeler böyle. Gerçekten iyi, güzel, ufak, şirin vs..

Bu gövdelerin yanında 5 tane de yeni objektif duyuruldu:

  • 24-70mm f/4 Zeiss OSS (1200 $)
  • 28-70mm f/3.5-5.6 OSS (A7’nin kit objektifi)
  • 35mm f/2.8 Zeiss (800 $)
  • 55mm f/1.8 Zeiss (1000 $)
  • 70-200mm f/4 G OSS (2014 başlarında)

A7’yi 28-70mm kit ile alırsanız sistem 2000$’a gelecek. A7R’de kit seçeneği yok (henüz). 2014 içinde geniş açılı bir Zeiss daha duyurulacakmış. 2015 sonunda objektif sayısının 15 olması planlanıyor. 15 cidden iddialı bir rakam, Sony işi sıkı tutuyor anlaşılan çünkü bu kadar senelik NEX’te bile bu kadar sayıda objektif yok 🙂 (Sigma-Voigtlander vs..’yi saymazsak). İyi birşey, ama diğer yandan mevcut NEX kullanıcıları için kötü haber çünkü Sony ağırlığı FE bayonetine verip NEX’i öksüz bırakacak gibi duruyor. NEX’ten vazgeçecek demiyorum, sadece 2015 sonuna kadar düzgün NEX objektifi beklemeyelim diyorum (gerçi NEX yol haritasında yeni objektifler var ama Sony bunu değiştirebilir). Sony A bayonetini hiç saymıyorum, ben olsam yeni duyurulan 70-200mm f2.8G II’den sonra uzun süre birşey beklemezdim. Çok fazla bayonetin olunca böyle sorunlar oluyor işte.

YORUM

Sayısal fotoğrafın bir laneti var: Genelde gövdeler ön plana çıkıyor. Belki haklı, belki haksız ama genel yargı “tam kareyse iyidir abi” mantığı. Kişiden kişiye değişmekle beraber, elinizdeki sisteme bir “SİSTEM” gibi bakmak gerekli. Fotoğraf çekerken, çekeceğin objeden gelen ışık önce objektiften geçiyor, sonra algılayıcıya düşüyor. Dolayısıyla gövde önemli olsa da olaya “sistem” olarak bakarsan aslında objektiflerin de en az gövde kadar önemli olduğunu görürsün. “Film döneminde objektifler daha önemliydi ama şimdi gövdelerin önemi daha fazla” görüşümü her ortamda söylesem de, gövde tek başına bir anlam ifade etmiyor.

İşte bu yüzden Sony’nin yeni gövdelerini objektifleriyle beraber değerlendirmek lazım. Dikkat ederseniz gövdeler ufak, peki objektifler ufak mı? Pek değil. Fizik kuralları gereği A7 ve A7R’nin objektifleri bildiğin tam kare uyumlu objektif boyutlarında. Sadece 35mm f2.8 biraz ufak gibi ama Canikon ve Sony-Minolta’nın da 35mm f2.0 objektifleri çok büyük değil zaten. Yani “ufak gövde” avantajı “büyük objektif”le biraz törpüleniyor. Örneğin A7 + 24-70mm f4 ile 6D + 24-70mm f4 L IS karşılaştırmasında tek fark gövde farkı olacak, o da bu kadar:

6d 01Gerçekten çok büyük fark var mı? A7 1,5cm kısa, 2cm dar. Tepeden bakalım:

6d 02A7 gene yaklaşık 2cm daha dar. Evet, tabii ki fark var. Peki bu boyut farkı ne gibi durumlarda işe yarar sizce? Objektifle beraber düşünürseniz çok da abartılı bir fark göremiyorum. Yani “ufacık pakette tam kare algılayıcı” lafı kesinlikle doğru ama mevcut tam kare 6D ve D610 da dev gibi değil zaten. Ve burada A7 ile boyuttan/kütleden kazanırken 6D seçmemekle kaybettiğimiz şeylere bakalım:

Ele daha iyi oturan ve daha fazla düğmesiyle daha iyi ergonomisi olan bir gövde, daha iyi odak sistemi ve sürekli odaklamada daha başarılı performans, daha hızlı seri çekim yeteneği, optik bakaç (kişiden kişiye değişir, ama bazısı hala optik bakaç tercih eder), eksiksiz objektif seçeneği, daha iyi flaş sistemi.

E-M1 yazısında da bahsetmiştim: Aynasız sistemlerin gövde avantajı abartıldığı kadar büyük değil, asıl avantaj objektif boyutlarında ve agresif fiyatlandırmada.

Şimdi bir de şunu düşünün: Canon aynasızlara tepki olarak EOS M’in yanında bir de 100D’yi çıkardı. 100D cidden ufacık bir alet. Şimdi Canon aynı şeyi yapsa ve 6D’yi daha da ufaltıp 8D gibi birşey çıkarsa, A7’nin avantajı kalır mı?

Profesyonel fotoğrafçılar bilir, çantada asıl ağırlığı flaşlar ve objektifler yapar. A7 ve A7R’da bu konuda şimdilik bir avantaj görünmüyor (gerçi şu anda objektif sayısı az olduğu için doğal olarak ağırlığınız da az olacak 🙂 ).

“SİSTEM” deyip duruyoruz, duyurulan objektiflere bakalım. İki adet standart değişken odaklı objektif var (24-70 ve 28-70). Bir adet sokak için uygun 35mm f2.8 (neden f2.0 değil? RX1’i öldürmesin diye mi?), yüksek performans vaadeden astronomik fiyatlı 55mm f1.8 (neden f1.4 değil?) ve 2014 başlarında duyurulacak bir 70-200mm F4 OSS. Ne eksik? İlk bakışta aklıma gelenler:

1) A7R’nin AA’sız 36MP’lik algılayıcısı “bana kaliteli geniş açı verin ki manzara çekimlerinde coşayım” diye bağırıyor. İlk duyurulanlar arasında böyle bir objektif yok. Sony 2014 içinde F4’lük bir Zeiss değişken odaklı objektif çıkaracağını söyledi, o zamana kadar elimizde sadece 24-70mm F4 var. Ayrıca değişken odaklı objektifler 36MP’lik AA’sız algılayıcıyı yeteri kadar besler mi emin değilim.

2) Makro. Sony gene 2014 içinde G serisi bir makro çıkaracağını söyledi. O zamana kadar adaptörle idare edeceğiz. Makro zaten genelde manuel çekildiği için büyük dert olmayabilir.

3) 85-135mm arasında bir portre objektifi. 2014’te Zeiss marka bir geniş diyaframlı objektif duyuracaz diyor Sony ama bunun ne olduğunu ben anlayamadım. 85mm f1.4 ya da f1.8 olursa iyi olur diye düşünüyorum.

4) Kaliteli 24mm f1.4 ve 35mm f1.4.

5) 300mm civarı bir objektif.

Yukarıdakilerin tamamı yeni duyurulan adaptörler ve Sony Alpha objektifler yardımıyla çözülebilirse de ben FE bayonetli objektif kullanmayı tercih ederim.

Adaptör kullanmak isteyenlere de bir uyarım var: Kesinlikle bekleyin ve hangi adaptörlerin iyi çalışacağını öğrenip öyle alım yapın. A7 ve A7R’daki kısa algılayıcı-objektif mesafesi yüzünden ufak hatalar bile büyük odak ve bulanıklık sorunlarına yol açabilir. Kaliteli adaptörler bile ilk birkaç versiyonda ayarı tutturamayabilirler. Ucuz Çin malı adaptörler normal DSLRlarda bile sorun çıkarabiliyor. Adaptörün algılayıcı düzlemine tam paralel oturması gerekli, eğer algılayıcı-objektif mesafesi kısaysa bu paralelliğin mükemmele yakın olması lazım. Aman dikkat…

IMGP3945_1

Voigtlander objektifleri kadar kaliteli dönüştürücüleriyle de tanınıyor. NEX-5N’de kullandığım Nikon F adaptörü

Gövdelere dönersek, tam kare algılayıcının işinize yarayacağından emin olmanız gerekli. Bu işe sadece “ISO6400’de kaymak olsun ve süper bokeh yapsın” olarak bakmayın. Şu anda modern APS-C algılayıcılar hemen her alanda tam karelerin sadece 1 durak gerisinde. Tam kare tercih ederseniz net alan derinliği, ISO becerisi, dinamik alan, renk derinliği gibi konularda sadece 1 durak kazanıyorsunuz. “1 durak da az mı?” diyebilirsiniz. Evet az değil, ama çok da değil. Bazıları için A7 yerine D7100 daha iyi bir seçim olabilir, hatta NEX3000’deki 20MP’lik algılayıcıyı kullanan bir NEX çıkarsa o bile daha iyi tercih olabilir (fiyat/performans açısından): 1 duraktan vazgeçip daha canavar objektif alma olasılığın var. NEX-7 de bazı yerlerde çok uygun fiyatlara bulunuyor artık, o bile bir seçenek.

Tabi ben bunu söylüyorum ama aranızda bazıları hala “bırak bunları bırak bak adam koymuş eşşek kadar algılayıcıyı sen hala durak murak diyorsun” diye düşünüyorsunuzdur 🙂 Sen de haklısın be arkadaş 🙂

em1 01A7R’nin karşısında Olympus OM-D E-M1

A7R biraz daha farklı. 36MP’lik AA filtresiz algılayıcı aleti doğrudan D800E’nin karşısına koyuyor. Yalnız burada “A7R ile Sony Nikon D800E’yi öldürdü usta” gibi sığ bir düşünceden bahsetmiyorum, algılayıcılara bakarsanız A7R’nin karşısına D800E’yi koymak normal, bundan bahsediyorum. Şu anda 36MP’ye sahip 3 gövde var: Nikon D800, D800E ve A7R. AA filtresi de olmayınca, A7R’nin AA’lı algılayıcıya göre biraz daha fazla detay vereceğini düşünebilirsiniz. D800 incelemesinde de bahsettiğim gibi, bu “fazla detay”ı görebilmek için:

– Titreşimin minimum olması

– Objektifin çok keskin olması ve optimum diyaframda kullanılması

– Işık saçılmasına dikkat edilmesi

– Doğru odaklama

konularına dikkat etmek gerekli. Bunlardan birinde şaşarsanız alacağınız detay 24MP’lik A7’den bile kötü olabilir (örneğin el titremesi). Çok keskin bir objektifi f16 gibi bir diyaframa kısarsanız da alacağınız çözünürlük azalacaktır (ışık saçılmasından dolayı). Eğer tüm bunlar size uyuyorsa, A7R iyi bir tercih.

Yalnız bir konuyu hatırlatmam lazım: En iyi, maksimum çözünürlük nerede gerekli? Manzara ve stüdyo çalışmalarında diyelim. Pekiiii… Stüdyoda boyut farkı ne kadar önemli? Stüdyo işinde D800E’nin boyut dezavantajı önemli mi? Hatta flaş sistemlerindeki üstünlüğü sebebiyle D800E’nin avantajı bile var bence. Manzaraya gelirsek: Objektifler nerede? Nikon uyumlu kaliteli geniş açı (14-24mm arası) objektiflerin benzerlerini A7R’de kullanmak için kaliteli adaptör bulmak gerekecek. Örneğin yeni duyurulan LE adaptörlerini kullanayım derseniz boyut ve kütle avantajı kalmıyor çünkü adaptörlerin kendileri büyük.

Peki A7R’nin hiç mi avantajı kalmıyor? Tabii ki var: Fiyat: Tek başına gövde fiyatı D800E’den 700$ daha ucuz. 700$ kar ederek daha ufak bir gövde alıyorsunuz, hareketli ekranınız oluyor, WiFi desteği geliyor. Karşılığında şunları kaybediyorsunuz: Ele daha iyi oturan ve daha fazla düğmesiyle daha iyi ergonomisi olan tam profesyonel bir gövde, daha iyi odak sistemi ve sürekli odaklamada daha başarılı performans, daha hızlı seri çekim yeteneği, optik bakaç (kişiden kişiye değişir, ama bazısı hala optik bakaç tercih eder), eksiksiz objektif seçeneği, daha iyi flaş sistemi. Ve ek olarak, D800E’nin yanında bir 50mm f1.4G/f1.8G alıp çözünürlüğünü köküne kadar kullanmak varken A7R ile 1000$’lık 55mm f1.8’i almak zorundasınız, böyle olunca fiyat avantajı kalmıyor. Hep diyorum ya: Olaya sistem olarak bakmak lazım.

iyi fikir

Aslında süper fikir lan, ama Ertan anlamıyor (ya da anlıyor da anlamamazlıktan geliyor çakal).

m4/3 sistemle karşılaştırırsak… Gene bazılarınız “karşılaştırmaya bile gerek yok, OM-D kadar pakette tam kare algılayıcı. Sony m4/3’ü parçalar” diye düşüneceksiniz. Siz gene öyle düşünün ama olaya farklı açılardan bakmakta fayda var. Örneğin, tam kare algılayıcının avantajı ne? Alan derinliği kontrolü mü? Daha doğal, canlı renkler ve daha fazla çözünürlük mü? Daha iyi yüksek ISO becerisi mi? Hemen bakalım:

Alan derinliği kontrolü: Doğrudur, büyük algılayıcı daha fazla alan derinliği kontrolü verir çünkü aynı kadrajı yakalamak için tam kare algılayıcı ile konuya daha fazla yaklaşabiliriz. Şunu unutmayın ki alan derinliği kontrolü objeyle aranızdaki mesafeye, odak uzaklığına ve diyaframa bağlı. Örneğin A7 ile f5,6 kullandık diyelim. Aynı kadrajda OM-D E-M1 ile aynı alan derinliğini yakalamak için f2.8 kullanmamız gerekir (2 durak fark var). Hemen objektiflere bakalım, çünkü burada önemli olan şey objektif. Şu anda duyurulan Zeiss 35mm f2.8 + A7’nin alan derinliğine ulaşmak için E-M1’e bir 17,5mm f1.4 takmamız gerekli. Böyle bir objektif yok, ama daha iyisi var: Voigtlander 17,5mm f0,95. Bu objektifi E-M1’e takarsanız, A7’den daha iyi bir alan derinliği kontrolünüz olur! Otomatik odaklama isterseniz Olympus 17mm f1.8 seçeneğiniz var ve Zeiss 35mm f2.8’e göre sadece 2/3 durak kaybediyorsunuz. Diğer bir örnek: A7 + Zeiss 55mm f1.8 ile alacağınız net alan derinliğini Voigtlander 25m f0,95 ile almak mümkün! Gördüğünüz gibi mevcut objektiflerle A7’nin alan derinliği kontrol avantajı kalmıyor. m4/3 objektiflerdeki geniş diyafram seçenekleri artık ufak algılayıcılardaki “daha az bokeh” dezavantajını büyük oranda ortadan kaldırdı. 25mm f1.4, 45mm f1.8, 75mm f1.8, 25mm f0.95, 17.5mm f0.95, 42.5mm f0.95, duyurulan 40-150mm f2.8 ve 150mm f2.8 gibi objektifler ile “az bokeh” sorunu kalmadı ya da eskisi gibi değil. Elbette tam kare gövdede 24mm f1.4, 50mm f1.0, 135mm f2.0, 200mm f2.0, 300mm f2.8 gibi objektiflerle net alan derinliğini iyice sınırlandırabilirsiniz. Peki kaçınızda bu özel objektiflerden var?

em5 01

A7R, OM-D E-M5’e daha çok benziyor sanki

Daha doğal, canlı renkler ve daha fazla çözünürlük: Hem doğru hem yanlış. Yeni 16MP’lik m4/3 algılayıcıları ile profesyonel çalışmalar yapanlar bile var. Elimdeki E-M5’in JPEG çıktılarının renkleri D800’ün JPEGlerinden daha iyi (ışığa göre ISO800-ISO1600’e kadar böyle). RAW’da D800’ün esnekliği tartışılmaz, doğal olarak renklere daha fazla doygunluk verip gölgelere ve parlak bölgelere daha çok hakim olabiliyorsunuz. Ve 24/36MP’lik tam kare algılayıcıların daha fazla çözünürlük verebildiği tartışılmaz. Sadece algılayıcıları düşünerek şu benzetmeyi yapabilirim: A7 = 5000cc motoru olan bir 4×4, E-M1 = 2500cc motoru olan bir 4×4. İkisi de iyi, A7 daha güçlü. Amacınız en en iyi imaj kalitesiyse A7/A7R, tabi iyi objektiflerle. Örneğin ISO100-200’de kaliteli bir objektifle titretmeden çekeceğiniz bir manzara fotoğrafı (RAW çekeceksiniz elbette), her durumda m4/3’le alacağınız sonuçtan daha iyi olacaktır. Renkler, detaylar, dinamik aralık vs..

Daha iyi yüksek ISO becerisi: A7 ve E-M1’i aynı koşullarda ISO1600 ve üzerinde kullanırsanız, A7 kesinlikle daha temiz fotoğraf verecek, renkler, gölgeler ve parlak bölgeler daha iyi korunmuş olacak. Burası kesin, hiç tartışmaya gerek yok. ISO12800 ve 25600’de fark daha da belli olacak. Şimdi soru şu: Hangi koşullarda ISO6400’e ihtiyacımız var? Yani “neden yüksek ISO’ya çıkmaya gerek duyuyoruz”? Hem yüksek ISO nasıl birşey ki:

  • Düşük ışık koşullarında az hareketli objeleri çekmek için yüksek ISO’ya gerek duyarız: Hangi objektifle çekildiğine bağlı. Şu anda A7 için 3 adet OSS’li objektif var: 24-70mm F4, 28-70mm f3.5-5.6 ve 70-200mm F4. 24-70mm F4’ten 200$ daha ucuza Olympus 12-40mm f2.8 satılıyor. A7 + 24-70mm F4 OSS ile E-M1 + 12-40mm f2.8’i karşılaştırırsanız, bu durumda E-M1 ile A7 yaklaşık eşitlenmiş olacak çünkü F2.8 arayı bir durak kapatacak ve E-M1’in 5 akslı mükemmel titreşim azaltma sistemi sayesinde E-M1’de ISO’yu çok yükseltmek zorunda kalmayacaksınız. Yani aynı koşullarda A7’de ISO6400 gerekliyken E-M1’de ISO1600 yeterli olacak. 70-200mm F4’ün karşısında da Panasonic 35-100mm f2.8 var (Olympus 40-150mm f2.8 çıkaracak yakında). Eğer A7’de 35mm ya da 55mm kullanırsanız iş daha kötü, çünkü bunlarda OSS olmadığı için E-M1 otomatik olarak en az 3 durak az ISO kullanabilir duruma geçecek (örneğin A7’de ISO6400 E-M1’de ISO800). Sony RX1 çıktığında da bundan bahsetmiştim, aletin mükemmel ISO becerisi rakiplerindeki titreşim azaltma sistemleri yüzünden beklendiği gibi avantajlı olmuyor.
  • Düşük ışık koşullarında hareketli cisimleri çekmek için yüksek ISO’ya gerek duyarız: Bu durumda ihtiyacınız olan şeyler: İyi bir odak sistemi, hızlı bir objektif ve iyi bir yüksek ISO performansı. Şu anda A7’nin düşük ışıktaki odak becerisini bilmiyorum (A7R’ninkinin aynı ya da daha kötü olduğu garanti), ama E-M1’inkinin DSLRlara yakın olduğunu söylüyorlar. Bu konuda “tahminimce” E-M1 üstün. Objektiflere bakarsak m4/3 önde gibi çünkü çok sayıda geniş diyaframlı otomatik odaklama yapabilen objektif var (f1.4, f1.8, f2.0). Bunlar düşük ışıkta f2.8 ve f4.0 diyaframa göre perde hızı avantajı getirecek. Burada da E-M1 daha iyi sanki. Yüksek ISO becerisinde A7’nin yaklaşık 2 durak avantajı olduğunu söylemiştik. Bu durumda tüm 3 maddeyi toplarsak arada eşitlik var gibi geliyor bana. Yani yüksek ISO becerisi avantajı, hızlı objektifler ve (tahminimce) düşük ışıkta daha iyi odaklama becerisiyle kapanıyor.
  • Orta ışık koşullarında hareketi durdurmak için yüksek ISO’ya gerek duyarız: Mesela güneş batmadan, ya da hafif bulutlu havalarda. Bu durumda m4/3 sisteminin gene hızlı diyafram avantajı var, ama ben güneşli havada bile bazen koşan çocukları dondurabilmek için ISO3200 civarını kullandığımı bilirim. Ya da uçak ya da Formula 1 çekimi yapıyorsanız 1/1000-1/4000 hızlarına ihtiyacınız olabiliyor, bu durumda yüksek ISO becerisi artı puan. Tabi gene iş gelip odaklama becerisine geliyor. Bu kadar hızlı çekimlerde ben Nikon 1 serisi hariç aynasız makine kullanmazdım, ya da adam gibi bir DSLR…

YUH, YERDEN YERE VURDUN ALETLERİ

Yok yahu vurmadım tabii ki, sadece kafamdakileri tartışalım diyorum. A7 ve A7R’ye tek başlarına baktığım zaman aletler “beni allll, beni aaaallll” diye bağırıyorlar 🙂 OM-D boyutunda tam kare gövde taşımak büyük bir avantaj. A7 serisinin şu anda aynasız sistemler arasında en iyi imaj kalitesine sahip olduğu garanti, hatta A7R en iyi imaj kalitesine sahip DSLR olan D800E’ye bile kafa tutacak gibi duruyor. Ama hala kafamdaki objektif desteği, objektif boyutları, yavaş seri çekim gibi şeyleri çözemedim. “Mükemmel algılayıcı” = “Hemen alayım” denkliği bana göre doğru değil. Bu yüzden “en iyi aynasız sistem” diyemiyorum FE sistemi için. Eksiksiz ve çok hafif objektif sistemi, çok iyi imaj kalitesi (tamam tamam A7R daha iyi 🙂 ), seri odaklama ve çekim hızı, müthiş özelleştirilebilmesi gibi nedenlerle OM-D toplam puanda önde bana göre. Yani dağ-bayır geziyorsam müthiş imaj kalitesi + ağır objektifler yerine iyi imaj kalitesi + hafif objektifler taşımayı tercih ederim. Şu olsaydı olurdu: Sony çok iyi bir 18mm f3,5 bir 24mm f2.8, bir de 50mm f1.8 çıkarır, bu objektifler gövdeye uygun şekilde ufak olur. O zaman A7 ile beraber bu 3 ufak objektifi atarsın çantaya, dağ bayır gezersin.

Kendi değerini elinde tuttuğu aletle özdeşleştirenlere lafım yok. İnsan, doğası gereği, bazen bu yanlışa düşüyor. Normaldir, sadece bunu alışkanlık haline getirmemek lazım. Yani “A7R alayım da iyi hissedeyim” diyorsanız alın tabi.

gurur

Koca gemiyle (ya da gemicikle?) kuruyemiş taşıdığı gerçeğiyle ezilenler, elindeki canavar makineyle sokak kedisi çektiği gerçeğini kabul etmeyenlere benziyor mu?

“Tamam kardeşim, ben hesabımı yaptım ve bunlardan birini almak istiyorum, hangisini alayım?” derseniz iki seçeneğim var:

1-) Hemen almak isterseniz A7’yi alın. Teknik olarak A7R’den daha iyi, ve algılayıcısı RX1’deki mükemmel algılayıcının biraz daha geliştirilmiş hali. Aradaki 600$ın üzerine birşey koyup adam gibi bir objektif alın.

2-) 1 sene daha bekleyin ve geliştirilmiş A7R’ı alın. Geçen sürede 36MP’yi destekleyecek objektifler çıkmış olur ve A7’deki faz bazlı odaklama, flaş senkronizasyonu gibi özellikler gelecektir.

Şunu da düşünmek lazım: A7 ve A7R çok hafif gövdeler. Burnunuzu bakaca dayasanız bile (ki titreşim yüzünden kesinlikle ekrandan çekmeyi önermem) hafiflikten gelen bir titreşim sorunu olabilir. Ben olsam A7R’de OSS’siz objektiflerde 1/odak uzaklığı yerine 1/2xodak uzaklığı kullanırdım. D800’de bazen 1/odak uzaklığı kurtarıyor ama genelde 1/1,5xodak uzaklığı kullanıyorum. Hafif gövdede buna daha da dikkat etmek gerekli.

A7’yi kit 28-70mm’le almazdım. Henüz test sonuçlarını görmedim, ama o aletin hakkını vermek için en az Zeiss 24-70mm alırdım, ya da sadece 35mm f2.8. Tabi 1700$’lık aletin üzerine 300$ daha koymak çok koymaz belki, orası ayrı.

A7 + 28-70mm’ye 2000$ vereceksiniz. D600’ün yanına 24-85mm VR yaklaşık aynı paraya bulunabiiiyor bu aralar. D610 + 24-85mm VR yaklaşık 2500$ (yılbaşına doğru kampanyalarla daha da iner). A7 alırsanız daha ufak bir gövde, WiFi, hareketli ekran, EVF, kütle, cebinizde 500$ gibi şeyler kazanıyorsunuz. D610 tarafında ise daha iyi kontroller ve ergonomi, optik bakaç, daha iyi odak sistemi ve seri çekim, daha iyi kit objektif (sadece diyafram ve odak mesafeleri açısından, optik kaliteden emin değilim ama MTF grafiğine bakarsak Nikon biraz ileride görünüyor), eksiksiz objektif ve flaş sistemi gibi avantajlara sahip oluyorsunuz.

Bir de şu mesele var: Modern algılayıcıların hepsi çok iyi. Tüm tam kare ve APS-Cler, ve hatta m4/3ler teknoloji harikası. Yukarıda bahsettiğim D5100’e vereceğiniz para ve karşılığında elde edecekleriniz birkaç fotoğraf alanı dışındaki (spor, savaş, 300 DPI ile poster basanlar vs..) tüm fotoğrafçılara çok yeterli. D5100 ile bir apartmanın bir tarafını kaplayacağınız fotoğraflar çekebilirsiniz. Yani, yani, yani…

YANİ?

Yeni Sony A7 ve A7R cidden çok güzel gövdeler. RX1 de güzeldi zaten, A7 ve A7R daha da iyi çünkü objektif değişirme şansınız var. Hareketli ekran, toz-nem geçirmez yapı, sağlam gövde, mükemmel iki tam kare algılayıcı.. Bir insan daha ne ister?

aynisi lan

Ara Güler’le aynı makineyi kullanınca aynı fotoğrafı çekiyormuşsun… Valla…

Şunu unutmamak lazım: Bir sistemi sadece “algılayıcı” oluşturmaz. Öyle olsa yıllardır DxOMark’ın başını çektiği güruhun “Canon’un algılayıcıları iğrenç” propagandası yüzünden Canon şu anda dipte olurdu, ama her nasılsa değil (evet evet biliyorum Canon alanlar hep reklamlardan etkilenen cahil kesim 🙂 ). Bu işin objektifleri var, flaş sistemi var, gövdelerin kullanılabilirliği var, müşteri desteği var, fiyat var, var da var. Bu yüzden her yeni çıkan gövdeye “aaa baksana süper algılayıcı, ISO12800 bile ne kadar temiz” diye atlamamak lazım. Daha geçen sene çok büyük sükse yaparak çıkan Sony RX1 bu hafta içinde ikinci elde neredeyse yarı fiyatına satılıyor (finn.no’da gördüm). Bu kadar düşük fiyattan satılması bana saçma geliyor çünkü A7 çıktı diye RX1 kötü makine olmadı, ama durum ne yazık ki bu. Bugün alacak olsam RX1 yerine bir duraktan vazgeçer A7 + 35mm f2.8 alırım. En azından bedavadan elektronik bakaç, hareketli ekran, toz-nem geçirmez gövde ve daha iyi odak sistemi almış olurum, ayrıca ileride objektifi değiştirme şansım olur.

Ve daha önemli birşey: Her yeni alacağınız aleti, kendi ekosistemi içinde düşünmek yerine, diğer rakipleriyle karşılaştırarak almayı deneyin. A7 ve A7R şu anda gerçekten de algılayıcı kalitesi olarak fotoğraf makineleri arasında (aynasız ve DSLR) en üst sırada yer alıyorlar, ama alım yaparken her zaman objektif seçimleri – fiyat – flaş sistemi – neler kaybederim – neler kazanırım şeklinde düşünün derim.

Elinde FX Nikon objektifleri olan biri için A7 ya da A7R almak bana çok da mantıklı gelmiyor. Sonuçta alacağın objektifler hem sınırlı hem de boyutları ve kütleleri aynı olacak. Sadece gövdeden kazanacağın 400 gramın yeni objektif yatırımına değip değmeyeceğini düşünmek lazım. Canon sistemi de benzer şekilde.

Peki ben bunları alır mıyım? Birkaç ay önce NEX-5N’imi çok üzülerek sattım. Şu anda elimde Zeiss 24mm f1.8, Sony 50mm f1.8 OSS ve 2-3 tane daha NEX objektif var. Bunlar A7’de çalışırsa (sadece 24mm ve 50mm) belki düşünebilirim, eğer bazı performans kayıpları yaşayacaksam ikinci el bir NEX-7 ya da NEX-7’den sonraki modeli beklemeyi düşünüyorum. Açıkçası elimdeki objektifleri satıp yeni objektif almayı doğru bulmuyorum. Çok ciddi bir kampanya görürsem “belki” düşünürüm (bedava objektif ya da ek flaş ve dönüştürücü gibi mesela). Sizde NEX-6 ya da NEX-7 gibi modeller varsa, gene A7’ye atlamadan önce biraz düşünürdüm. Elinizdeki objektifleri değiştirmek değecek mi, iyice tartın derim. Ek (27-10-2013): Buradaki örneklere bakarsak, 35mm f1.8 ve 50mm f1.8 OSS’nin A7lerdeki tam kare algılayıcıyı kapsamadığını görebiliriz. Dolayısıyla artık elimdeki NEX adaptörüyle Nikonlar’ın nasıl davranacağına bakacağım, o da olmazsa NEX7’nin sıfırı 700 Avrolara kadar düştü (18-55 ile beraber), ona bakmam lazım.

Eski bir 12MP’lik m4/3 gövdeniz varsa ve elinizde 45mm f1.8, 75mm f1.8 gibi iyi 4-5 objektif biriktiyse E-M1 ya da en azından E-M5 bakın derim. Ben E-PL2’den E-M5’e geçince “lan bu neymiş böyle” olmuştum 🙂 m4/3 objektifleri cidden iyi. 45mm f1.8 ya da 75mm f1.8’in Sony’de karşılığı şu anda yok. 9-18mm ya da 7-14mm F4 gibi objektif seçenekleri de ilk günlerde çıkmayacak. Hele telefoto istiyorsanız 70-200mm haricinde seçeneğiniz yokken m4/3’te 40-150 (80-300mm) ile 100-300mm (200-600mm) arasında 5-6  seçeneğiniz var. Ek olarak, dikkat ederseniz Sony 24-70mm f2.8 duyurmadı ve diyaframı F4’te tuttu. 24-70mm f2.8 bir objektif tahminen tek başına (gövdeyi saymadan) E-M1 + 12-40mm f2.8’den daha ağır olacaktır.

Peki kim alacak? Mevcut objektif sistemiyle çok başarılı olacağını düşünmesem de 2 yıla kadar duyurulacak (Sony’e göre) 15 objektif ve diğer markalardan gelecek objektiflerle (Samyang zaten duyurdu, Sigma, Tamron vs..) ekosistem genişleyecek gibi duruyor. Birçok meraklı amatörün A7 ve A7R’i alacağından eminim. Dediğim gibi, sağlam bir kampanya görürsem ben bile alabilirim (ve objektiflerimde sorun yaşamayacaksam). Sadece bu iki gövde Canikon’un üstünlüğünü kırmaya yetmez ama Sony doğru yöne doğru adımlar atıyor. İnşallah Canikon da bu gidişatı görür de “bakın dokunmatik ekran ekledik yeni model oldu” ya da “artık yağ sıçratmayan DSLR yapabiliyoruz” şeklinde yalancı yeni modellerden vazgeçerler.

Olympus, Panasonic, Fuji ve Olympus’un ardarda atakları Canikon’u buradaki dedeye benzetiyor benim gözümde…

Ben daha çok sonraki modelleri bekliyorum, yani peformans olarak OM-Dlere yaklaşacak Sony modellerini. Sony-Olympus ortaklığı ilk meyvelerini veriyor, bu makinelerin performans kazanması da (odaklama hızı, seri çekim vs..) uzak değil.

SONY RX10

Yeni R1 mi geldi yoksa? R1 kullanıcıları arasında hayranlıkla karşılanan bir model olmuştu. İyi Zeiss objektif, APSC algılayıcı ile birleşince o döneme göre çok özel bir ürün ortaya çıkmıştı. Hatta hatırladığıma göre R1’e şu ana kadar en yaklaşabilen model hanüz yeni sayılabilecek Canon G1X oldu (büyük algılayıcı, değiştirilemeyen değişken odaklı objektif). Şimdi Sony benzer bir etkiyi RX10 ile deniyor.

rx10 1rx10 2Göreceğiniz gibi, alet HX300 boyutlarında. DSLR benzeri bir tasarımı var. Özellikleri şöyle: 20MP 1″ algılayıcı (RX100 II’deki), 24-200mm sabit f2.8 objektif, ISO80-12800, 30-1/3200sn perde hızı, 813 gram, 1300$. Özellikleri arasına neden fiyatı yazdığımı merak ediyor musunuz? Hemen merakınızı gidermek için en başa yazıyorum: Çünkü alet pahalı. Hatta çok pahalı bile diyebilirim. Eğer sadece Sony ekosistemi içinde düşünüp RX100 II ile karşılaştırırsanız “DSLR gibi yapı, süper objektif için aradaki fiyat farkı normal” diye düşünebilirsiniz ama RX10’u tüm fotoğraf makineleri ekosistemi içinde değerlendirmek lazım. 1300$ civarındaki rakipleri kimler? Objektif güzel de, örneğin Pentax K30’a Tamron 17-50mm taksan, ya da NEX-6’ya 16-50mm taksan hangisnin fiyat/performans oranı yüksek olur? Ki 12-50mm kit objektifiyle OM-D E-M5 bile daha ucuza satılırken… Evet, objektif f2.8 ama algılayıcı o fiyatı haketmiyor bence. Işık alma kapasitesi f2.8, net alan derinliği APSC algılayıcıdaki f5.6 ile aynı. Böyle düşünürseniz NEX-6 ve 16-50mm o kadar da kötü bir seçenek gibi gelmiyor değil mi? NEX-6’daki bilmemkaç kat algılayıcıyı ve aradaki 550$ fiyat farkını da eklerseniz… Sony’nin sitesindeki örnek fotoğraflarda da çok fazla sıkıştırma hatası gördüm. O algılayıcıya 20MP fazla geliyor bana sorarsanız. RX100 için de aynısını düşünüyordum. Aynı teknoloji ile 10MP yapsan ölür müsün be Sony?

Algılayıcıyı düşünmezseniz diğer özellikleri göz alıcı: Sınırsız saniyede 10 kare fotoğraf çekimi, hızlı odaklama, çok iyi video özellikleri, hareketli ekran, iyi EVF, iyi objektif.

Satar mı? Elbette satar. Astronomik fiyatla çıkan Fuji XS-1 bile sattıysa, bu Sony hayli hayli satar. Aynı modeli Olympus ya da Panasonic m4/3 algılayıcı ile çıkarsa ve fiyatı da aynı olsa, o zaman önerirdim. Şimdi nedense kanım kaynamadı alete. Kağıt üzerinde çok iyi olmasına rağmen… Ve ek not: RX10’u alanların forumlarda “daha iyisi yok, mükemmel alet, DSLR alanlar çok aptal” diye başlıklar açmalarını dört gözle bekliyorum 🙂

Gene de Sony güzel işler yapıyor, değişik varyasyonlar deniyor.

SONY İÇİN GENEL BİR YORUM

Yukarıda yazmıştım ama gene belitmek istediö: Şu anda Sony’de Alpha, A (A7 ve A7R), NEX, RX1, RX10 ve RX100 olmak üzere çeşitli gruplar oluştu. Bu grupları bir şekilde 3’e indirmek lazım sanki (A, NEX ve RX). Örneğin A7 ile Alpha birbirine aşırı yakın bir isimlendirme.

Doğru isimlendirme önemli…

Ve fiyatlandırmaya gelirsek: Canikon gibi firmalar piyasadaki liderliklerini D4 ve 1DX’e ve hatta 6D ve D600’e değil, 1000$ altındaki makinelerle elde ediyorlar. Bu hafta içinde duyurulan tüm Sonyler bu limitin üzerinde. Objektifler bile pahalı tarafta. Dolayısıyla bu ürünler Sony’nin liderlik mücadelesine ne kadar katkıda bulunur emin değilim. Şu anda çok popüler olan NEX serisi sayesinde Sony’nin imaj bölümü zarar açıklamadı (galiba zarar açıklamayan tek bölüm), buna rağmen yeni modeller arasında NEX ismi bir kere bile geçmiyor! Şimdi Sony NEX’ten vaz mı geçiyor (geçmediğini biliyoruz), ya da neden isimlendirmede böyle bir stratejiye gidiyor anlayamıyorum. Sony’nin acilen isimlendirmeyi düzeltmesi lazım. Thom Hogan’ın önerdiği NEX APS ve NEX FF isimlendirmesi daha mantıklı, çünkü NEX zaten yeteri kadar bilinen ve tanınan bir markaya dönüştü. Eğer NEX-7 ve NEX-6’nın sonraki modelleri A5, A6 gibi çıkarsa kafalar iyice karışacak.

Sony çok ilginç işler yapıyor, ve fotoğraf sektöründe iddialı olduğunu her fırsatta söylüyor. Bence tek düşünmeleri gereken şey şu: A77, A99, RX100, RX1 (daha önce A700, A900 ve 2000$ altı ilk tam kare gövde olan A850) gibi çok iddialı modellere rağmen, neden hala %10 piyasa payını geçemedik?

Bir de düşünmelik soru: “Sony bodylerin flash sistemi still life için uygun mu ve hangi tripodu almalıyım?” sorusundaki yabancı sözcükleri bulunuz…

NIKON

Nikon için de ilginç bir dönem. Çıkarılan modeller beni sevindirmedi nedense.

D610

Nikon’a göre: 24MP’lik tam kare algılayıcısı, harika odaklama sistemi, ufak ama ergonomik ve toz-nem geçirmez gövdesiyle D610 en baba profesyoneller için bile vazgeçilmez bir gövde.

Hmmm… Ben bunu biryerlerden hatırlıyorum sanki… Dur bakayım.. Aha buldum: D600! D600 çıktığında da Nikon bize aynısını söylemedi mi? Hani D600’le herşey çok güzel olacaktı?

Nevet, ne yazık ki Nikon bu sefer güldürmedi ve D600 sahiplerinin yaşlı gözlerine aldırmadan “yeni” bir model çıkardı. D600’de artık ayyuka çıkmış perdede kir ve yağ problemini perde sistemini değiştirmek vasıtası ile, biraz da “gece baskın yaparmış gibi sinsice arkadan çitleri yıkarak araziye girip ağaç-fidan-çiçek ne varsa dozerlerle üzerinden geçen Ankara Belediyesi” misali, bir gecede “yeni” bir modelle “çözdüler”. Bana sorarsanız ders kitaplarına girecek kadar kötü bir davranış bu. D600 kullanıcılarının yağ ve kir şikayetlerini aylarca “yok öyle birşey, ama servise gönderirseniz bir bakarız” diye geçiştiren Nikon, şimdi “tamam çözdük” diye yeni bir modelle karşımızda!

Bu, şuna benziyor: Yeni bir araba alıyorsunuz, bakıyorsunuz ki silecekler ön camda kir lekeleri bırakıyor. Firmaya götürüyorsunuz ve firma diyor ki “aa biz bunun yenisini çıkarttık ve o modelde sorun yok, hadi bu yeniyi alın siz en güzeli, bir de isterseniz biz camları temizleriz” diyorlar. Gol 1. Ama sorun burada bitmiyor. Daha yeni aldığınız arabanızın ikinci el fiyatları yerlerde sürünüyor çünkü yeni model sorunsuz çalışıyor ve çıkış fiyatı sizin aldığınız fiyattan da düşük!!! Gol 2. Eğer Nikon bir araba firması olsa tahminimce batardı.

D610’a dönersek… D610’un D600’den farkları:

– Yeni perde sistemi ile sorunsuz çalışma!!! Aferin, demek ki Nikon dertsiz DSLR da yapabiliyor (şu anda öyle görünüyor en azından…)

– D600’deki saniyede 5,5 çekim sayısı saniyede 6’ya çıkmış. Tampon bellek aynı kaldığı için çekilebilecek JPEG sayısı da 57’den 51’e düşmüş

– Daha iyi otomatik beyaz ayarı

– Saniyede 3 kare çekilebilen yeni “Sessiz çekim modu”.

– D600’ün çıkış fiyatından 100$ daha düşük çıkış fiyatı.

Biz Canon’a 650D-700D olayı için kızarken Nikon’un yaptığına bak… Hep diyorum, “kullanıcı dostu” diye birşey yok. Hiçbir firma “kullanıcım rahat etsin, hep onlar mutlu olsun” diye hareket etmez. Sonuçta cebindeki para önemli. Pentax da aynı (K-5 -> K-5II ve K-5IIs -> K-3), Sony de, Olympus da, Fuji de…

D600 aslında çok iyi bir alet. Eğer Nikon perde sisteminizi değiştirdiyse (bazılarında değiştirdikleri haberleri geziyor) ya da artık leke olmuyorsa ya da hiç leke sorunu yaşamadıysanız, D600’le mutlu olmamak için bir sebep yok. D610 almanıza da gerek yok.

İnsanlar özür beklerken, Nikon “yenisini alırsanız sorun kalmaz” dedi…

Nikon’un yapması gereken şuydu: Mevcut tüm D600leri çağırıp perdeyi değiştirmek, ya da D600leri geri toplayıp D610 için çok cüz-i bir ücret talep etmek (200-300$ civarı). Böyle yapsaydı herkes mutlu olurdu, mevcut durumda D600 almayan ben bile Nikon’dan rahatsız oldum.

D5300

Daha D5200’e alışamamışken, geldi D5300. D5200 zaten iyi bir gövde. 3-4 yıl önce böyle bir gövde çıksa tek başına piyasayı süpürürdü. 24MP, hareketli LCD, 39 odak noktası, saniyede 5 kare seri çekim hızı vs..  Gerçekten iyi.

Ama şimdi Nikon D5300’ü çıkardı. Peki D5300’le beraber D5200’den neler değişti:

  • AA filtresi kalktı, aynen D7100’deki gibi
  • WiFi ve GPS gövdeye dahil oldu
  • Expeed 3’ten Expeed 4’e geçildi
  • Gerçek 60p geldi (1920×1080’de)
  • Standart ISO değerlerine ISO12800 eklendi
  • Boyut ve kütle biraz azaldı
  • Optik bakaçta biraz iyileştirme yapıldı
  • LCD ekran 3’ten 3.2″e çıktı ve piksel sayısı yaklaşık %10 arttı

Dikkat ederseniz gelişmeler genelde ufak dokunuşlar şeklinde. Mevcut D5200 ve hatta D5100 kullanıcılarının bile yükseltmelerine gerek görmüyorum. Yeni alıcılar için elbette iyi birşey, çünkü zaten iyi olan D5200 daha da ucuzlayacak ve 2 ay önce D5200’e verecekleri paraya daha iyi bir D5300 alabilecekler.

Umuyorum AA filtresini kaldırıp WiFi + GPS ekleyerek “bak yeni makine oldu” çılgınlığı başlamaz.

Nikkor 58mm f/1.4G

Ne güzel, 50mm f1.4G gibi duruyor… Sadece fiyatı yaklaşık 3 katı. Yakın zamanda duyurulan 55mm f/1.4 Otus APO-Distagon T çıktığı zaman “manuel 50mm objektife 4000$ isteyebilmenin Zeiss’çesi” diye düşünmüştüm, tabi o zamanlar Nikon’un da benzer şeyler yapabileceği aklıma gelmemişti. Gerçi 4000$ ve 1700$ arasında çok fiyat farkı var.

Yeni 36MP ve 24MP’lik (FX ve DX) algılayıcılardan en iyi sonucu almak için iyi objektiflere ihtiyaç olduğu muhakkak. Firmalar son 1-2 yıldır yeni objektifleri bu yüksek çözünürlüklere göre optimize ediyorlar. Canon 24-70mm f2.8L II, 70-200mm f2.8mm L IS II gibi değişken odaklı objektifleri bile bu algılayıcılar göz önüne alınarak tasarlandı.

Uzun zamandır beklenen Zeiss 55mm Otus geçtiğimiz ay içinde açıklandı. Zeiss’e göre bu objektif f1.4’te bile mükemmel, ve yüksek çözünürlüklü algılayıcıların ihtiyacını tam olarak giderecilecek kapasiteye sahip. Bu “yüksek çözünürlüklü algılayıcıların ihtiyacını tam olarak giderecilecek kapasite” lafını görenler objektifin 1 kiloya yakın olduğunu, neredeyse Nikon 14-24mm f2.8 boyutunda olduğunu, manuel odaklı olduğunu ve 4000$’cık olduğu gerçeklerine “ama abi süper alet ve yanında güneşlik de veriyorlar!” şeklinde karşılık veriyorlar. Olabilir, normaldir.

Belki de bunları gören Nikon, sadece 1700$’cık yeni objektifini çıkardı: AF-S NIKKOR 58mm f/1.4G. Nikon da Zeiss’le aynı şeyleri söylüyor: Yüksek çözünürlüklü algılayıcılar için birebir ve çok iyi bokehi var. Gerçekten de, MTF grafiklerine göre bokeh karakterinin çok iyi olması gerekiyor:

50mmlerÇizgiler birbirine ne kadar yakınsa bokeh karakteri o kadar iyi olur. 58mm ile 50mm f1.4’ün MTF grafiklerine bakarsanız 58mm’nin en öne çıkan özelliğinin bokeh olduğunu görürsünüz. Ayrıca f1.4’te köşelere doğru performans azalması minimumda.

1700$’a değer mi? Kimine göre değer, kimine göre değmez. Bu objektifi “çok keskin” diye almayın, gerçekten keskin objektif istiyorsanız Nikkor 60mm f2.8G’nin MTF grafiğine bakın (yalnız uyarayım, 58mm’den iğrenme tehlikesi var). 58mm’nin asıl amacı f1.4’te yüksek performans vermek ve iyi bokeh yakalamak. Ek olarak, 50mm f1.4G ve hatta 50mm f1.8G’nin f4-8 aralığında bu 58mm ile aynı ya da çok yakın performans verdiğinden eminim (ki tüm 50mmler bu aralıkta mükemmele yakındır).

58mm’nin bir avantajı da DX gövde kullananlar için. DX gövdelerle omuz üstü portreler için şu ana kadar 50mm öneriyordum, şimdi paranız versa yeni 58mm’yi alın derim. Aradaki 8mm gerçekten fark ediyor (en azından benim görüşüm).

Soruya tekrar dönelim: 1700$’a değer mi? Cevabım basit: Eğer “almalı mıyım?” şeklinde kararsız kaldıysanız, almayın. Böyle bir alete gerçekten ihtiyacınız olup olmadığını anlayabilecek bilgi ve tecrübeniz varsa, zaten buraları okumanıza gerek yok. Portre çekiyor olsam önce Nikkor 85mm f1.4G ve Sigma 150mm f2.8 OS alırdım, sonra buna bakardım.

PANASONIC

Panasonic de yeni cicilerini duyuran firmalardan. Az ürün duyurdular ama bence ilginç.

GM1

“En ufağını biz yapmalıyız” yarışında Panasonic önlere oynuyor. Yeni GM1 gerçekten ufak. Hatta ufacık.

gm1 1gm1 2gm1 3Gördüğünüz gibi, yeni GM1 aslında ufacık kompaktlar boyutunda. Sanıyorum şu anda en ufak aynasız makine durumunda. Olympus E-PM2 ve Sony NEX-3N’den bile daha ufak ve hafif. Boyutu ufak ama kontrolleri 3N ve E-PM2’den daha iyi geldi bana:

gm1 4Gördüğünüz gibi gövdenin üst tarafında otomatik odaklama kontrolleri, bir adet FN tuşu ve mod tekeri var. Bu işlemleri diğer ufak aynasızlarda menüden yapıyorsunuz, Panasonic yeni GM1’de herşeyden kırpmamış. İyi birşey…

Özelliklere bakarsak:

  • 16MP LiveMOS algılayıcı (Panasonic üretimi)
  • Otomatik odaklama olmadan saniyede 5 çekim, odaklama ile saniyede 4 çekim, elektronik perde ile saniyede 40 çekim (yazıyla = Kırk).
  • AVCHD ve Motion JPEG video, Dolby Stereo, 1080@30p, 720@60p
  • 60 ve 1/16000 saniye perde hızı (Nikon 1 gibi)
  • 3″ 1M piksel dokunmatik LCD
  • Dahili flaş (ama sadece 1/50 senkronizasyon hızı)
  • WiFi, NFC, sessiz mod, 4 adet özelleştirilebilir tuş (2 tanesi ekranda), zaman aralıklı çekim, “Focus peaking”
  • 230 çekim dayanan pil (en dandik tarafı bu galiba, aynı kompaktlar gibi)
  • 12-32mm objektif ile beraber (24-64mm eşleniği) 750$

Bence iki eksiği var: 240 çekim pil ömrü ve fiyatı. 750$ fiyatla artık iyi makinelerin arasına giriyorsun. Tabii ki ufak olduğu için alacaklar da vardır ama E-PM2 ya da NEX-3N de çok büyük değiller ve fiyatları daha uygun. Tahminen 1 yıla kalmadan fiyatı 500$ civarına iner, o zaman çok iyi bir seçim olur.

GM1 ile duyurulan 12-32mm kit objektif çok ufak ve hafif. Ayrıca MTF grafiklerine bakarsak optik olarak şu ana kadarki en iyi m4/3 kit objektif diyebiliriz.

Lumix G Vario 12-32mm f/3.5-5.6

gm1 5GM1’in ne kadar ufak olduğun anladıysanız, 12-32mm’nin de ne kadar ufak olduğunu anlarsınız. Üzerinde OIS sistemi var (titreşim azaltma), sessiz ve hızlı odaklama motoru var. Diyaframlar f3,5-5,6, 20cm’den odaklayabiliyor. 3 ASPH ve 1 ED lens elemanı var. Sadece 70 gram ve 37mm filtre çağı var. Tek başına 350$’a satılacakmış. Tek başına o para verilmez tabii ki.

gm1 6LEICA 15mm f1.7 ve Uygun Fiyatlı 35-100mm

Panasonic yeni bir 15mm f1.7 ve “bütçeye uygun” 35-100mm duyurdu. Bunlar hakkında çok bilgimiz yok henüz, sadece 35-100’ün GM1’e uygun “ufak” yapıda olacağını ve Leica 15mm’nin Leica 25mm f1.5 ve 45mm f2.8 seviyesinde olacağını biliyoruz.

leica 15mmHalihazırda mevcut Lumix 14mm f2.5 de ufak ve iyi bir objektif. Nedense 12-20mm arasını m4/3’çüler seviyor: 12mm f2.0, 14mm f2.5, 15mm f1.7, 17mm f2.8, 17mm f1.8, 20mm f1.7, 20mm f1.7 II.

FUJI

Fuji son günlerde X-E1’i yenileyip X-E2’yi, ayrıca RX100’e rakip gibi görünen XQ1’i duyurdu. Böylece ortalık Fuji X’ten geçilmez oldu.

FUJI X-E2

X-Pro1 ve X-E1’in başarısının ardından X-E2’nin çıkmas sürpriz değil. Asıl sürpriz, diğer dik kafalı üreticilerin aksine, Fuji’nin kullanıcıları köküne kadar dinlemesi. X-E1’de eleştirilen hemen herşey X-E2’de düzeltilmiş gibi duruyor.

xe2 1Soldaki X-E2, sağdaki X-E1. İki gövde arasında çok farklılık yok. 1-2 düğmenin yeri değişmiş ve ekran genişlemiş, o kadar.

Şimdi kısaca gelişmelere bakalım (X-E1’i tanıyorsunuz diye kabul ediyorum):

  • X100s’teki X-Trans II algılayıcı kullanılmış. Bu sayede odak sistemi de değişmiş ve daha hızlı ve tutarlı olmuş
  • RAW 14bit
  • Videoda 1080@60p gelmiş
  • LCD ekran 3″, çözünürlük 1M nokta olmuş
  • Çekim hızı saniyede 6’dan 7’ye çıkmış (otomatik odaklama çalışmıyor bu durumda)
  • “Digital Split Image” dedikleri bir sistem eklemişler, böylece X-E2’de Leicalar’daki gibi bir manuel odaklama yardımcısı var
  • Fujifilm’e göre bu alet dünyanın en hızlı odaklama yapan fotoğraf makinesi. Şimdi burada iki saçmalık var: 1) Aynı gün duyurulan XQ1 için de “dünyanın en hızlı odaklama yapan makinesi” diyorlar 2) X-E2’nin en hızlı olabilmesi için menüden “High Performance Mode”u seçeceksiniz ve 14mm f2.8 kullanacaksınız, ki bu 14mm’nin odak yapması için lensleri 1-2mm kaydırması yeterli. Yani bu “en hızlı biziz” iddiası biraz “yalan”. Herşeye rağmen kullananlar X-E2’nin odaklamasının öncekilere göre çok geliştiğini söylüyorlar
  • X-E2 artık objektifteki optik bozulmaları daha iyi düzeltebiliyor. Aynen Olympus E-M1’deki gibi, ışık saçılması hatalarını bir yere kadar düzeltebildiklerini iddia ediyorlar
  • Videoda otomatik odaklama çalışıyor, ama 24p seçeneği yok (ya da ben göremedim)
  • WiFi gelmiş. Çektiğiniz fotoğrafları aktarmaya yarıyor, makineyi kontrol edemiyorsunuz. Bellenim güncellemesi ile gelir mi merak ettim…
  • Pozlama telafisine -3/+3 seçenekleri gelmiş

Fuji makinelerin RAWları hala Adobe Camera RAW gibi yaygın yazılımlarla düzgün çalışmıyor. Evet açıp işleyebiliyorsunuz ama makine çıktısı JPEGlerdeki performansı almak çok zor ve hala piksel bazında renk hataları görüyorum. Fuji şu adamlara RAW kodlarını adam gibi verse de herkes rahat etse diyorum. Fuji’nin kendi yazılımını ya da diğer daha az yaygın programları kullanmak da mümkün ama sırf elinde Fuji var diye bütün alışkanlıklarımı değiştirmek bana saçma geliyor.

Şimdi farklı bir açıdan bakalım: X-E1 ve X-Pro1’e kadar Fuji rahattı, çünkü bu ürünler kendi alanlarında “ilk”. Şimdi daha X-E1’in rüzgarı dinmeden X-E2 çıktı, hem de X-E1’in çıkış fiyatıyla aynı fiyata: 1000$. Peki piyasadaki X-E1lere ne olacak? Tabii ki her “eski” üründe olduğu gibi, fiyatları düşecek, türlü kampanyalar yapılıp eldeki stoklar eritilmeye çalışılacak. Aynen şu anda Nikon, Canon, Sony, Pentax, Olympus ve Psnasonic’in yapmaya çalıştığı gibi. Fotoğraf makinesi satışları 2-3 yıl önceki zirvesinden çok uzakta, pazar daralıyor, bu yüzden üreticiler hep “yenilik” peşinde. Böyle olunca “eski” mallar sürekli depolarda, tezgahlarda. Ama neyse, bu da başka bir yazı konusu artık…

FUJI XQ1

Bir yeni X daha. “X-Trans” fırtınası esmeye devam ediyor. Şimdi karşımızda 25-100mm f1.8-4.9 objektifli, X20’deki 12MP 2/3″ X-Trans II algılayıcıyı kullanan bir kompakt makine var. Sadece 206 gram, 240 çekime yetecek pili var, 3″ LCD, WiFi, 500$ fiyat. Fuji XF1’i hatırlayan var mı? İşte onun “X-Trans II”li hali gibi olmuş bu. Dedim ya ortalık Fuji X’ten geçilmiyor diye.

xq1 1xq1 2Şahsen, XF1’i de sevmiştim, bu yeni XQ1 de güzel. Tek dertleri, hep anlatmaya çalıştığım gibi, 500$’a artık çok iyi aynasızların bulunabilmesi. Panasonic GF ve Olympus E-PM serisi, ve hatta Sony NEXler bile bu fiyatlara indi. Acı ama gerçek…

Piyasadaki bazı Fuji modelleri: Fuji X-Pro1, X-E1, X-E2, X-M1, X-A1, XQ1, XS1, XF1, X10, X20. Hepsi X, hepsi X-Trans. Hay maşşallah…

ÖZETİN ÖZETİ

2013 içinde piyasada olan, ya da yeni duyurulan HERHANGİ bir DSLR, 4-5 sene önceki profesyonel DSLRlara yakın ve hatta onlardan daha iyi imaj kalitesine sahip. Giriş seviyeye kadar inen gelişmiş odak sistemleri, toz-nem korumalı gövdeler, WiFi, hareketli ve geniş ekranlar, mükemmel algılayıcılar vs.. derken hepimiz cennette gibiyiz. Cehennem, “ulan ne alsam?” ya da “6 ay önce aldığım alet eskidi mi yoksa?” sorularını sormaya başlayınca kara yüzünü gösteriyor. Bundan kurtulmanın bir yolu, nasıl Anadolu İslam filozofları Allah’a ulaşmak için 80.000 hizmetçi ve 72 eş yerine saf insan ve Allah sevgisine dayanmışlarsa, bizim de ekipman hırsını bir tarafa bırakıp saf fotoğraf sevgisini takip etmek. Önemli olan ekipman değil sonuçta elde ettiğin şey. Kimine Nikon D40 yeter diğerine D800E az gelir, kimine bir lokma bir hırka yeter diğerine koca gemi “gemicik” gelir.