BİSİKLET VE BAZI ÖNERİLER

Bisikletle saatte 30km ile giderken ölebilirsiniz. Kafanızda koruyucu baret olsa da bu böyle. 20km ile giderken düşerseniz de ölebilirsiniz, sadece olasılığı daha az. Durum böyleyken, arabanızda kemer takmazsanız cezayı gözünüzün üzerine yerken motosikletliler ve bisikletliler (mesela ben) kafalarına bir baret takınca cezadan kurtuluyor. Arabada baret takınca kemer takmaya gerek olmamalı belki de 🙂

Türkiye’de büyük şehirlerde motorlu araç trafiği o kadar önemli (!) ve sürücüler o kadar bilnçsiz ki yayalar, bisiklet kullananlar ve hatta motosiklet kullananlar bile tehlike altında. Yaya geçitleri güvenli değil, aksine ölüm tuzağı. Bisikletli desen, öküzlerin hedefi resmen…

Durum böyleyken “bisiklet kullanın” diye öğüt vermek pek içimden gelmiyor ama, siz gene de bisiklet kullanın 🙂

Ufak şehirdekiler biraz daha şanslı sanki. Az trafiğin olduğu yerlerde böyle sıkıntılar da az oluyor (“hiç olmuyor” demiyorum tabi).

Neyse efendim, diyelim ki bisiklet kullanma fırsatınız var, hevesiniz de var. Bugün biraz bisikletlerden bahsedesim geldi. Bisiklet bakımı, bazı öneriler gibi genel ve hemen herkesin bildiği konuların yanında Türkiye’de pek tanınmayan ama yavaş yavaş yayılan elektrikli bisikletlerden de bahsedeyim dedim.

Uyarı: Bu yazıyı giriş ve orta seviye olarak düşünün. Bisikleti zaten yalayıp yuttuysanız bu yazı sizi sıkacaktır, hatta katılmadığınız bazı noktalar da değişebilir (farklı tecrübeler farklı görüşlere yol açabilir).

GÜVENLİK VE DOĞRU GİYİNME

Bisiklete binmeden önce ilk düşünmeniz gereken şey güvenlik!

  • Baretin var mı? Baret önemli. Bizikletten düşersen kolun bacağın kırılırsa çok dert değil ama kafanı çarparsan ölme riski çok yüksek. En ucuz baretlerden uzak durun. Hava çok sıcaksa bile o bareti takın. Bir bareti senelerce kullanabilirsiniz, o yüzden güzel ve sağlam bir baret en iyi yatırımlardan biri. Bir de uyarı: Bir kere düşüp bareti vurduysanız o bareti mutlaka değiştirin çünkü baretin genel yapısı zarar gördüyse koruması ciddi oranda azalıyor. Bu aralar MIPS sistemli baretler moda, paranız yetiyorsa tavsiye ederim. Bu sistemde baretin içinde ayrı olarak hareket eden bir sistem var, başınızı bir yere çarparsanız baret o sistemin etrafında ufak bir hareket yapıyor ve böylece ilk çarpmanın enerjisini azaltıyor.
  • Baret alırken şunu deneyin: Üreticinin istediği şekilde bağladıktan sonra baretin alnınıza gelen kısmına yukarı doğru hafifçe vurun. Bu durumda baretin çok geriye kaymaması lazım. Eğer çok geriye gidiyorsa, demek ki kaza anında baret alnınızı korumayacaktır. O baret size uygun değil.
  • Ek olarak, bence bir tane de gözlük alın çünkü gözünüze toz, sinek/böcek veya yağmur kaçarsa büyük sıkıntı… Gözlük alırken bu gözlüğün kenarlara doğru yayvan olduğuna dikkat edin. Okuma gözlükleri bisiklette pek işe yaramıyor çünkü gözlerinize gelecek rüzgarı kesmiyorlar.
80 bin çeşit gözlük var, bütçenize göre ama rahat bir gözlük alın
  • Tekerleklerin havası doğru mu?
  • Frenler tutuyor mu?
  • Zincir ve tekerlekler olması gerektiği gibi dönüyorları mı? Arka tekerleği biraz kaldırıp pedalı bir kere çevirmeyi dene.
  • Bisiklette en az önce ve arkada lamba var mı? Arkada yanıp sönen kırmızı, önde yanıp sönen veya sürekli yanan beyaz veya sarı lamba mutlaka olmalı. İyi havada ve aydınlıkta bile olmalı çünkü bisiklet + sürücünün hacmi araba kadar değil, bu yüzden sürücüler sizi görmekte zorlanabilir. Daha da iyisi bisikletin sağına soluna reflektör takmak. Ben ön tarafa hem yanıp sönen hem de sürekli yanan olmak üzere iki lamba takıyorum. Ön lambanın en az 500 lumen olmasını öneririm ama ben olsam 800-1000 lümen alırdım. Son senelerde şarjlı modeller de çıktı. Örneğin benim kullandığım model (ana ışık bu, bir de yanıp sönen daha ucuz bir model var):
Kutu büyük duruyor ama o lamba bir çokomelden bile küçük
  • Her zaman gideceğiniz yere doğru bakın ama sağa sola da arada bakmayı ihmal etmeyin. Bazı bisikletliler kafalarını eğip doğrudan bisikletin önüne bakıyorlar ki bu çok tehlikeli (özellikle Türkiye gibi ülkelerde). Hele arkanıza asla uzun süre bakmayın. Unutmayın, sadece sürücüler değil yayalar da bisikletlilere pek dikkat etmiyor.

Doğru giyinmek de önemli çünkü bisikletle yürüme ve hatta koşmadan daha hızlı gideceksiniz ve bu hızda yağmur ve rüzgar sizi normaldan daha fazla etkileyecek.

  • Üzerinizden sarkan ve tekerleğe dolanma ihtimali olan giysiler giymeyin. Uzun pardesü, şal, atkı gibi şeyler tehlikeli.
  • Ayakkabınızın ipi zincire dolanmamalı, buna dikkat edin.
  • Yağmurlu havada ayakkabınıza yürümekten daha fazla su gelecek, bu yüzden su almayan bir ayakkabı giyin (yağmurda).
  • Baretlerin üst tarafları açık olduğundan yağmurda hem deli gibi ıslanacaksınız hem de başınızın üstünden gözünüze su gelme tehlikesi var. Ya montunuzun şapkasını baretin üzerine geçirin ya da baretlere takılabiliecek basit yağmur koruyuculardan alın.
  • Eldiven! Sıcaklık biraz düşükse bisiklette eliniz donebilir. Mutlaka mevsime uygun eldiven alın. Soğuk havada rüzgar geçiren kumaş eldivenler bir b.ka yaramıyor. Hatta ben düzgün eldiven bulana kadar kışlık iş eldiveni kullandım (ayrıca özel bisiklet eldivenlerine göre inanılmaz da ucuzlar). -10 derecede bisikler kullanırken eliniz o kadar üşüyor ki bir an önce bisikletten inmek istiyorsunuz. Yalıtımlı, tercihen birkaç katmanlı eldivenler en iyileri. Ama tabi fren ve vitesi kontrol etmenizi engelleyecek aşırı kalın birşey de almamanız lazım. Bir de ipucu: Eldivenleri giyerken eliniz de eldiveniniz de sıcak olsun çünkü sonradan elinizin ısınması neredeyse imkansıza yakın. Uzun süre soğukta bisiklet kullanan arkadaşlar el ısıtıcıları da kullanıyorlar. Bunlar yaklaşık bir kartvizit boyutunda tek kullanımlık ufacık paketler.
Baş ve işaret parmakları arasındaki kauçuk bölgeye dikkat. Bu sayede elinizde nasır oluşmayacak (ya da o bölge ağrımayacak)
  • Üzerinizdeki giysi rüzgarı önleyecek birşey olsun (hava kötüyse tabi). Soğuk havada hem yüzünüzü hem başınızı koruyacak birşey takın mutlaka. Balaklava tarzı birşey olabilir mesela (üzerine gene kask/baret takacaksınız tabii ki). Çok soğukta takmak için özel maskeler de var, bunlardan bakabilirsiniz. Kayak malzemeleri satan dükkanlarda bu maskeler bulunuyor.
Balalayka… Yok yok balaklava.

ÇERÇEVE (FRAME)

2 ana tip çerçeve var: Karbon fiber ve metal. Bu metal her tür metal olabilir (daha çok alüminyum ve çelik), o yüzden detaya girmedim.

Karbon fiber kompozit bisikletler daha hafif oluyorlar, bu yüzden şehir tipi veya yarış bisikletlerinde çok tutulan modeller. Metaller daha ağır oluyor ama genel olarak daha sağlamlar.

Karbon fiber ilginç bir malzeme. Kütlesine göre çok sağlam ve esnek, diğer yandan çok dikkatli kullanmanız gerekli. Örneğin gidona lamba bağlarken çok sıkarsanız gidona zarar verebilirsiniz 🙂 Ya da, bisikletin arkasına takılan aparatların çoğu karbon fiber bisikletlere takılamıyor. Örneğin kızımı arkama oturmak için bir sandalye aldım. Bu sandalye selenin altına, pedal dişlilerinin hemen üzerine bağlanıyor. Satan çocuk “karbon fiber bisiketiniz varsa almayın” dedi. Ayrıca karbon fiber bisikletleri bir yerde bir yere taşırken de dikkat etmek lazım (arabanın bagajına öylece atmayın demek istiyorum). Karbon fiber bisikletler daha pahalı.

Metal bisikletler daha yaygın. Bunların malzemesi de işçiliği de ucuz olduğundan metal bisikletler karbon fiber akranlarına göre %99 olasılıkla daha ucuzlar. Ama bunlarda da kütle sorunu var. Bir arkadaşımın karbon fiber yarış bisikleti 7.5 kilo, benim hibrit bisikletim 13 kilo civarı. “5.5 kilo nedir ki?” sorusu, iki bisikleti de kaldırınca anında yanıtlanıyor… Metal bisikletlerin fiyat, sağlamlık ve uzun ömürlülük avantajı var. Karbon fiber kompozit teknolojisi hergün gelişse de, alüminyum/çelik alaşımlı bisikletler hala daha uzun ömürlü ve sağlam. Örneğin dağa bayıra gidecekseniz buna uygun karbon fiber bisiklet bulmak imkansıza yakın.

SELE

Kısa mesafelerde ve koltuğu (sele) geniş bisikletlerde belki sorun olmaz ama sele ufaksa veya gideceğiniz mesafe uzunsa, selenin k.ça kaçma tehlikesini ve soraki günlerde oluşacak popo ağrısını engellemek için özel bisiklet pantolonu/şortu almanızda fayda var. Bu giysilerde poponuza gelen kısımlarda kalın ve yumuşak bölümler olduğundan bahettiğim sorunlar olmuyor veya en aza iniyor. Böyle şeyleri giymeye utanıyorsanız selenin poponuza layık birşey olduğuna emin olun, değilse gidip değiştirin.

Eğer kısa mesafede bile yumuşak yerlerinize ağrılar giriyorsa selenin yumuşaklığına değil önce yüksekliğine bakın. Yanlış sele yüksekliği popo-bacak ağrılarının en büyük sebebi. Kişiye göre değişir ama ben seleyi oturduğum zaman ayak parmaklarım yere anca değecek şekilde ayarlıyorum. Yani otururken ayaklarım yere değiyor ama ayağımın tabanı değil, sadece ayağımın ucu. Sele yüksekliğini ayarlamanın diğer bir yolu da, pedal en aşağıdayken ayağın gergin olması ve topuğun pedala tam basması. Yani pedal en aşağıdayken o pedala basan ayağınız bükülmüş olmayacak ama topuğunuz pedala tam basacak.

Doğru sele yüksekliği

Gene hatırlatayım: Sele yüksekliği tamamen size bağlı. Yukarıdaki önerilere sadece “öneri”. Örneğn bal fıtığınız varsa ayaklarınızı tam açmak istemeyebilirsiniz.

Eğer yükseklik tamamsa ve hala popo veya bacağınızın içinde ağrılar oluyorsa sele size ufak geliyor olabilir, bu durumda özel bisiklet şortu veya pantalonu deneyin veya daha büyük sele alın.

Bir de pek kimseden duyamayacağınız bir ipucu: Eğer seleniz sürekliyse, yani ortasında bir kanal yoksa, bu da yumuşak doku ağrılarına yol açabilir. Ortasında kanal olan selelerde bu ağrılar çok daha az oluyor:

Ortasında kanal olan bir sele tipi. 50 Dolar civarı galiba
Ortasında kanal olmayan tip. “Timeless” diye satıyorlar bunu. İngiltere’de el yapımı. 140 Dolar falan. Anasının gözü… Tamam popo değerli ama…

VİTES

İlk defa vitesli bir bisiklet kullandığımda vitesi 3 defa attırmıştım, hem de ilk 100 metrede 🙂 Sonraki 10 sene vitesli bisiklet kullanmadım 🙂 Artık nasıl iğrendiysem…. Halbuki vitesli bisiklet kullanmak çok kolay. Düşünsenize ben bile kullanabiliyorum!

Arka dişli takımı. Siz vites değiştirirken gördüğünüz zincir o dişliler arasında geziyor.

27 vitesli melez (hibrit) bir bisikletim, 10 vitesli de elektrikli melez bir bisikletim var. 27 viteslide ön takımda 3 arka dişli grubunda 9 dişli var (3 x9 = 27). Bunları araba vitesi gibi düşünün: Düşük viteste pedalı çok çeviriyorsunuz ama daha dik yokuş çıkabiliyor veya daha ağır yükü çekebiliyorsunuz. Vites yükseldikçe pedalı çevirme sayısı azalıyor, bisikleti iten güç azalıyor ama eğer düz yoldaysanız veya yokuş aşağı gidiyorsanız çok hızlanabiliyorsunuz. Ben düz yolda 11-17 viteslerinde kalıyorum genelde (önde 2. , arkada 2-8. vitesler arası). Elektriklide iş daha kolay: Sadece 10 vites var.

  • Hangi yokuşta hangi vitesi kullanabileceğinizi deneyip bulun bence, ve vitesi o tip bir yokuşa gelmeden hemen önce değiştirin çünkü yokuş yukarı pedala sertçe basarken vites değiştirmek hem çok zor hem de vitesin atmasına sebep olabilir. Ek olarak, yokuş çıkarken vites değiştirseniz bile bu hareket hızınızı bir anda düşüreceğinden pek tavsiye edilen birşey değil.
  • Deneyip hangi hızda pedal çevirmeyi tercih ettiğinizi bulun. Herkesin kendine uygun bir pedal çevirme hızı var, bunu da deneye deneye bulacaksınız. Yolun eğimi değiştikçe pedal hızınızı değiştirmek yerine, pedal çevirme hızını sabit tutacak şekilde vites değiştirmeyi deneyin bence. Bu şekilde vites sistemine ve zincire de çok yüklenmemiş olacaksınız. Vites değiştirmekten korkmayın.
  • Vites sistemini ve zincirini belli aralıklarla temizleyip yağlayın. Zincir ve vites temizlik sıvıları aşırı pahalı değil ve uzun vadede özellikle zincirin zarar görmemesi (ve sizi yarı yolda bırakmaması) açısından çok önemli. Ayrıca iyi temizlenmiş ve yağlanmış vites+zincir sistemi sizi daha az yoracak. Toprak yol veya şehir için farklı yağ tipleri var ama “her yola gelen” yağlar da var. Ben genelde ormana gitmediğimden az tozlu yola göre bir yağ seçiyorum. Bazı arkadaşlarım seramik bazlı yağ kullanıyor.
  • 27 vitesli bisikletimden bahsetmiştim. Genelde tavsiye edilen şudur: Ön dişli grubunda 1. vitesteyseniz arka grupta 8 ve 9’u kullanmayın, aynı şekilde ön dişli grubunda 3 seçiliyse arka gruptaki 1 ve 2. vitesi kullanmayın. Bu viteslerde zincirin açısı çok değişiyor ve bu yüzden zinciri ve hatta vites sistemini fazla zorlamış oluyorsunuz. Yeni vites sistemlerinde bu dert az çok çözülmüş diyorlar ama ben gene de bu öneriyi uyguluyorum.
  • Vitesi teker teker atmaya alışın. Bazı vites sistemleri iki vites yukarı veya aşağı atmaya uygun üretiliyor ama genel olarak teker teker vites atmak en sağlıklısı, yoksa sürekli zinciriniz vites sisteminden çıkar.
  • Atan zinciri yerine takmayı mutlaka öğrenin. Youtube’da bununla ilgili beşbin tane video var ve o zinciri yerine takmak gerçekten de çok kolay.

PEDAL

Pedallar enteresan… Ben küçükken bisikletler pedalla satılıyordu. Şu anda bakıyorum, bisiklet alıyorsun üzerinde pedal yok! Pedalı ayrıca alıyorsun. Ucuz bisikletlerde bu sorun yok tabi, ama onlarda da son yıllarda plastik pedal görüyorum. Çok açık söyleyeyim: bisikleti ciddiye alacaksanız plastik pedaldan uzak durun. Plastik pedalı olan bisiklet alırsanız da gidip metal pedal alıp değiştirin.

Genel olarak iki tip pedal var: Normal, düz pedal ve özel bisiklet ayakkabılarının takılabildiği pedallar. İlk tip pedal herkesin bildiği, her ayakkabıyla sürülebilen, düz pedal. İkinci tiplerde özel ayakkabıların “tık” diye takılabildiği yuvalar var, bu sayede pedal çevirirken daha az enerji kaybediyorsun (pedalı sadece üzerine basarak değil ayakla yukarı çekerek de döndürebiliyorsun). Ben ilk bisikletimde hata yapıp hibrit model pedal almıştım: Bir tarafı düz diğer tarafı bisiklet ayakkabısı uyumlu. Bunlarda sorun şu ki, düz ayakkabı giyersen arada pedalın diğer tarafına da basıyorsun ve dengen bozuluyor.

Uzun bisiklet turlarında bisiklet ayakkabısı takılabilen pedalları öneririm. Dağda bisiklet sürüyorsanız ya da kısa yolunuz varsa düz pedal en iyisi.

Bisikletin içine iyice girerseniz, 100 farklı boyutta ve özellikte pedallar göreceksiniz. Ormanda aşağı inerken başka pedal, yolda yokuş tırmanırken başka pedal kullananlar var mesela. Ben bu detaya pek girmedim açıkçası…

FRENLER

Birkaç fren tipi var ama en yaygın ikisi disk fren ve pabuç fren (V-Fren de deniyor). Detaya girmeyeyim ama alabiliyorsanız disk frenli bir bisiklet alın.

Disk frenlerde de birkaç tip var. Benim en sevdiklerim hidrolikli olanlar. Bunlar daha güvenilir ve basması daha kolay. Burada tavsiyem: Hidrolik frenlere sürekli baskı yapmayın. Freni sıkıp uzun süre tutarsanız (örneğin 10-15 saniye veya daha fazla) yağ kaçağı veya sonraki frende kavramanın azalması gibi sorunlar olabilir. En iyisi freni birkaç defa pompalamak. Yani frene bir kerede asılmamaya çalışın ve ufak pompalarla durmaya çalışın. Ayrıca ufak fren hareketleriyle bisikleti kontrol etmeniz de daha kolay olur.

Ben iki freni aynı anda kullanıyorum. Bu sayede istersem daha ani duruş yapabiliyorum ve frenlere daha az baskı geldiği için aşınma süreleri de artıyor. Ön freni neredeyse hiç tek başına kullanmadım ki siz de (özel bir amacınız yoksa) kullanmayın.

Gidonu tek elle tutarken de fren yapmayın. Fren esnasında vücudunuz öne yaslanacak, bu durumda gidonu tek elle tutuyorsanız gidonu çevireceksiniz ve bisiklet dönmeye çalışacak. Tehlikeli birşey.

TEKERLEK

Bisiklet tipi, gideceğiniz yol, hatta mevsime göre tekerlek seçmek en iyisi tabi de hangisine yetişeceğiz di mi?

Mesele şu ki, aynen arabadaki gibi, dünyayla bağlantınızı tekerlek üzerinden kuruyorsunuz. Bisikletin yere basan parçası tekerlek. Tekerlek kabaksa, inikse, patlaksa, yüzeye uygun değilse, bisikletin diğer parçalarının hiç önemi yok: Sorun yaşamanız neredeyse garanti.

Tekerleğin iki ana parçası var: Metal kısmı ve yola temas eden dış yüzeyi. Dış yüzey de aslında iç tüp ve dış kaplama olarak ikiye ayrılıyor (şişirilern tekerleklerde).

Metal kısım genel olarak alüminyum ve karbon fiberden üretiliyor. Karbon fiber tekerlekler rüzgara daha az dirençli (hız için iyi birşey) ve ayakta bisiklet kullanmak için biraz daha uygun (çünkü çerçeve esnemiyor, böylece pedala verdiğiniz güç aynen yola geçiyor). Alüminyum olanlar daha yaygın. Bunlar biraz daha esnek ve ani çarpmalara daha dayanıklı (örneğin bir taşa ya da kaldırma çarparsanız). Alüminyum tekerlekler (şaşırtıcı şekilde) daha hafif ve (doğal olarak) daha ucuzlar.

Şişirilen tekerlekler en yaygınları. Bunlar iki katlı: İçeride şişirilebilen bir tüp, dışında da bu katmanı koruyan ve yolla temas eden bir katman var. Dışarıdaki katman değiştirilebiliyor, yani kafanıza göre yazın başka kışın başka katman kullanabilirsiniz.

Bir de şişmeyen ve bu yüzden de patlamayan tekerlekler var (eskiden “dolma tekerlek” derdik). Bunların avantajları var dezavantajları var. Beni en rahatsız yanları değiştirilmelerinin saçma zor olması. Tüplü (şişirilebilen) tekerlek yolda patlarsa içindeki tipi değiştirmek aşırı zor değil. 1-2 kere yaparsanız hemen öğreniyorsunuz. Tüpsüz tekerlekler evden uzakta patlarsa, en kolayı bunu tamir edecek bir usta bulmak. Belki en son tüpsüz tekerlek teknolojisi daha iyidir, son 1-2 senedir bunlara bakmıyorum.

Kar yağarsa ve bisiklet sürmeye devam edecekseniz, iyi havada kullandığınız tekerleği karlı buzlu havada kullanmak doğru değil. Veya, şehirde kullandığınız kısmen düz yüzeyli tekerleği dağda bayırda kullanmaya kalkarsanız sıkıntı yaşarsınız.

Ben şunu yaptım: Şehir tipi değil, hibrit bir bisiklet aldım. Tekerlekler de ona göre. Hem dişleri/çıkıntıları var, hem de asfaltta/betonda gidiyor. Dişsiz tekerleğe göre daha yavaşım veya pedallara daha güçlü basmam gerekiyor ama işe giderken yolumu asfalt bisiklet yolundan parka çevirdiğimde de hiç sorun yaşamıyorum.

Tekerlek üreten çok ciddi firmalar var. WTB, Maxxis, Schwalbe, Continental, Michelin benim önerebileceğim markalar.

Schwalbe’nin Hans Dampf modeli. Düz yola da dağa taşa da gelir ama özel dağ tekerlekierinden daha çabuk yıpranıyor (asfallta ise hiçbirşey olmaz).

Genel kural şu: Tekerlek ne kadar inceyse o kadar hızlı gider ama dağda taşta sıkıntı yaratır ve kolay aşınır. Tekerlek kalınlaştıkça sürtünme de arttığından yol tutuşu daha iyi olur ama bu sefer de hız azalır.

Eğer pek uğraşmak istemiyorsanız, hem şehirde hem kırda bayırda bisiklet kullanırım diyorsanız hibrit bir bisiklet alın. Bunlar zaten hemen her yola gelen tekerleklerle geliyorlar.

Karda bisiklet kullanmak bayağı eğlenceli ama burada da kalınlık avantajlı: “Fat bike” denen bisikletler ve onların tekerlekleri karda ve kumda gitmek için en uygun tipler.

Şimdi Oslo’da kış. Kar ve buzda bisiklet kullanabilmek için dış tekeri değiştirdim ve şöyle birşey taktım:

Schwalbe IceSpiker Pro bilmemne. Kutuplarda bile kullanabilirsiniz.

Yukarıdaki çivili tekerlek biraz abartı aslında. Kutuplarda bile kullanabilirsiniz ama benim başka seçeneğim yoktu çünkü tekerleğim 29″ ve o boyutta başka çivili tekerlek yoktu.

Bir de bu modeller var:

Bunlar genel kullanım için daha uygun

Son fotoğraftaki tekerlek genel kullanım için daha uygun ve daha ucuz. Burada dikkat etmeniz gereken şey şu: Dişler olabildiğince tekerleğin dış tarafında da olsun. Bazı modellerde dişler çok iç tarafta oluyor, dönüşlerde sorun yaşarsınız (dişler kara/buza temas etmeyeceği için).

Bu modelde dişler kenarlarda değil. Eğer sert bir dönüş yapmak için bisikleti yana eğerseniz düşme tehlikesi var.

Bir de fermuarla takılabilen çivili yüzeyler var:

Ben yukarıdaki tipten denemedim ama şehirde çok iddialı olmayan bisiklet sürücüleri için uygun görünüyor. Ayrıca çok da pratik.

Kışın bisiklet kullanmaktan korkmayın bence. Yukarıda bahsettiğim tekerleklerden alırsanız bisikletteyken kayma şansınız yok. En tehlikeli şey bisikletten inerken ayağınızın kayması olur 🙂

Karda bisiklet kullanırken çivili tekerlek kullanmak haricinde bir ipucu daha: Tekerleğin havasını biraz indirin. Bu şekilde tekerlek yüzeyinin ve çivilerin daha fazlası karla ve yüzeyle temas edecek.

SÜSPANSİYON

Eskiden çok yaygın değildi (BMX günlerimi hatırlıyorum hala). Şimdi hemen her bisiklette en az ön tekerlekte süspansiyon var.

Bu süspansiyonlar önden gelen ani çarpmaların etkisini azaltıyor veya bol çukurlu/taşlı yolda daha konforlu gitmenize yardım ediyor. Bence faydalı birşey. Bazı modellerde süspansiyonun seviyesini de ayarlayabiliyorsunuz veya tamamen kapatabiliyorsunuz.

Bir de çift süspansiyonlu bisikletler var. Bunlarda hem önde hem arka tekerlekte süspansiyon var. Bunlar genelde dağda taşta gezmek için üretiliyorlar ve tek süspansiyonlulara göre %99 olasılıkla daha pahalılar.

Arka süspansiyon öndekine göre daha kompleks

Süspansiyonlara da bakmak lazım. Arada temizleyip yağlanmaları lazım mesela. Bisiklet alıyorsanız büyük ihtimalle süspansiyonun bakımının nasıl yapılacağı da gelen belgelerde yazıyordur.

İlk nesil süspansiyonlar sürücünün gücünün bir kısmını emiyordu, yani süspansiyon çalışırken pedal gücünüz tamamen yola aktarılmıyordu. Son senelerde süspansiyn teknolojisinin de gelişmesiyle bu sorun ortadan kalktı.

KİLİT

Dünyanın en gelişmiş ülkelerinde bile bisiklet hırsızlığı çok yaygın. Kanada, Norveç, Hollanda, Almanya… Her ülke… Durum böyle olunca, zor kazanılmış paranızla aldığınız bisikleti de korumak isteyeceksiniz.

Envai çeşit kilit var ama kilit seçiminde genel kural şu: Kilit ne kadar ağır ve pahalıysa, o kadar çok korur. 10-20 TL’ye aldığınız kilitler tahminen tırnak makasıyla bile kesilebilen şeyler.

Trelock, Abus gibi iyi markalar var. Bir de böyleleri var:

Bunu dandik bir penseyle bile açarsınız tahminen

Düzgün kilitlerin üzerinde koruma seviyesi de gösteriliyor. Örneğin:

Bu Abus kilit 15 üzerinden 13 koruma sağlıyor. Yani hem açmak hem de kesmek çok zor

Koruma seviyesinin belli bir standardı yok. Bazı firmalar 5 üzerinde, bazıları 15 üzerinden size birşey söylüyor.

Kilit seçmek ayrı, bir de onu bağlamak var. Kilit bağlamak bir sanat değil ama özellikle bisikleti uzun süre bırakacaksanız veya bisiklet görüş alanında olmayacaksa gerizekalı gibi de bağlamamak lazım:

Mesele şu: Tekerlekleri sökmek ççok kolay. Artık hemen her bisikletin tekerleği hiçbir alete gerek duymadan sökülüyor. Çerçeveyi kitlersen 2 tekerlek de gider. Oslo’da tekerleği çalınmış 10larca bisiklet var sokaklarda. Ama hepsi de o kadar sağlam bağlanmış ki, çerçevelerini kimse sökemiyor 🙂

Gavur bir siteden aldım 🙂

Doğrusu yukarıdaki gibi. Hem tekerlekler hem çerçeve. Bu şekilde hırsızın işi çok zorlaşıyor. Ha, bir de bağladığınız yerin de sağlam olduğuna emin olun 🙂

Böyle kilitler de var ama ben denemedim

Şunu da unutmayın: bir hırsız kafasına koyduysa, bisikletiniz çalınacak. Eşşek kadar metal kesicilerle gezen hırsız sürüleri var bazı ülkelerde.

ZİL

En dandiğinden de olsa mutlaka bir ziliniz olsun. Bisikletler çok sessiz olduğundan yayalar sizi duyamayabilir.

SAYGI

Şoförlerden saygı beklemek en büyük hakkınız, ama yayalara da saygı göstermeniz gerekli. Kaldırımda giderken hızınıza dikkat edin, ve kalabalık olan yerlerde ya çok yavaş gidin ya da bisikletten inin derim. Çocuk arabasıyla kaldırımda ailemle giderken yanımdan yıldırım gibi geçen bisiklet veya motosikletlere pek iyi gözle bakmıyorum (hele kaldırımda gitmeye çalışan kebap lahmacun McDonalds dağıtım vs.. motorları yok mu…).

BİSİKLET KULLANMAYI ÖĞRENME

Düşmeye hazır mısınız? Öyleyse haydin!

Ben bisiklet öğrenirken belki 10 defa düştüm. Bacaklar kanadı, diz kesildi, kollar morardı vs… O zamanlar baret falan da takmıyorduk. Abim beni yokuş aşağı bırakırdı, ben de… Düşerdim 🙂

Tabi öğrenirken düşmek zorunda değilsiniz. Düşme olayını öğrendikten sonra da yaparsınız. Aceleye gerek yok 🙂

Şaka bir yana, bisiklet kullanmak çok eğlenceli ve yaşınızın hiç önemi yok. Tolstoy’un 67 yaşında bisiklet kullanmayı öğrendiği söylenir. Hatta “Tolstoy’un Bisikleti” diye bir deyim var: “Hiçbir şey için geç kalınmış değildir ” anlamında kullanılıyor.

Sürmeyi öğrenmenin birkaç metodu var ama ben size bir tane önereyim: Hafif, ama çok değil, bir yokuşun başına gidin. Seleyi öyle ayarlayın ki ayağınızı tam uzattığınızda topuklarınız tam olarak yere değsin (pedala değil, yere). Bisiklete rahat oturun, ayaklarınızı kenara açın ve frenle hızınızı kontrol ederek kendinizi aşağı bırakın. Çok hızlanmayın ama yavaş da gitmeyin. Bisiklette yavaş gitmek zordur, sürmeyi bilenler bile yavaş kullanmakta zorlanırlar. Yürüme hızını biraz geçin. Ayaklar hep kenarda. Hep iki freni de kullanın, ve asla frene asılmayın. Hızı sürekli kontrol edin. Hızlandıkça frenle hızı sabit tutun.

Bisiklette dengenin ilk kuralı şudur: Düşeceğinizi anladığınız tarafa doğru gidonu çevirin. Örneğin sağa dengeniz bozuluyorsa gidonu hızlıca sağa çevirin ve dengenizi sağlamaya çalışın. Dengeyi bulduğunuz anda gidonu düzeltin. Bu dediğimi yarım saniyede yapmanız lazım. Yani dengeniz bozuldu diye gidonu çevirip bir tarafa doğru gitmeyin. Sizin amacınız düz gitmek. Gidonu çevirmenin amacı dengenizi sağlarken size zaman kazandırmak.

Bakacağınız yer: Yere, havaya, sağa sola değil, mutlaka ileriye bakın. Tabi önünüzdeki çukurlara bakmayın demiyorum ama başınızı eğerseniz dengeniz bozulur.

Bu şekilde birkaç kere deneyin. Dengenizi sağlayabiliyorsanız seleyi 2-3 cm yükseltip pedallara basarak gitmeyi deneyin. Pedal çevirmeyin bu arada ama, gene kendinizi aşağı bırakın. Sadece ayaklarınız pedallarda olsun.

Bazıları 2-3 seferde öğrenirken bazıları birkaç günde öğreniyor. Bu çok normal. Korkmaya veya kendinize kızmaya gerek yok. Çocuklarınız da bir an önce bisiklet kullanmayı öğrensin derim.

İSKANDİNAV ÜLKELERİNDE NEDEN HERKES BİSİKLET KULLANIYOR?

Çünkü İskandinav ülkeleri EYT yüzünden battı! Araba alacak paraları bile kalmadı! Bunu da ben mi söyleyeyim eeeeey cemaat-i müslimin?

ALENTRİKLİ BİSİKLET

Bunu sonraki yazıya sakladım.

1
Aşağıdaki kutuya yorum yazabilirsiniz

avatar
1200
1 Yorumlar
0 Yorumlara yanıtlar
1 İzleyenler
 
Popüler yorumlar
Hottest comment thread
1 Comment authors
AKIN Recent comment authors

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Kayıt ol  
En yeni En eski
Notify of
AKIN
Guest
AKIN

İstanbul’da bir bayanın, evden işe bisikletle gidilebildiği gün, bu ülkenin Dünya’da süper güç olduğumuza inanacağım gündür.