Çocuk yetiştirmek

İşe giderken ve işten eve gelirken otobüste-trende kulaklıkla müzik dinliyorum. Bazı sabahlar (genelde sabah oluyor) sıkça dinlediğim bazı müziklerin normalden daha hızlı çaldığını farkediyorum. Acaba o anlarda zaman normalden hızlı mı akıyor?

Zamanın çok hızlı aktığını çocuklara bakınca görebiliyorsunuz. Dün gece kızımla sulu boya yaptık ve fırça tutmamla ilgili bana birkaç kez fırça attı 🙂 ama o doğduğunda bana ilk bakışı, ilk ateşlendiği zaman, koltukta oturmaya çalışırken yana devrildiği an, ilk yürümeye başladığı an vs.. daha dün gibi aklımda. Eeeeyyyyy zaman! Dur lan biraz!

Çocuk sahibi olmak insanın hayatını kökten değiştiren en önemli köşe taşlarından biri. Çocuk doğurunca zaten kadınların hormanlarında ciddi değişiklikler oluyor ama erkeklerde bile hormonlarda ve beyinde önemli değişiklikler oluyor.

Çocuk yetiştirmek önemli bir sorumluluktur diye düşünüyorum. Öldükten sonra geride bırakacağımız en büyük eserlerden biri çocuklarımız. “Çocuk yetiştirmek” bazısına göre bir sanat, bazısına göre “amaaan çocuk büyüyor işte”. Bin farklı yöntem var, bir çocuğu yetiştirmenin tek bir doğru yol olduğuna inanmıyorum.

Çocuk yetiştirmenin tek bir doğru yolu olmadığı gibi, buna aşırı “bilimsel” yaklaşmanın da pek doğru olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki “bilimsel” dediğin şey, özellikle toplum bilimler ya da psikolojide, dünyanın hangi bölgesinde olduğuna göre farklılaşabiliyor de. Kuzey Amerika’daki halkların davranışı ile Güney Amerika’daki veya Asya’daki halkların davranışları ve değer yargıları çok farklı olabiliyor. Kimi çıplaklığı doğal karşılarken kimi en büyük günah sayıyor, kimi yolsuzluğa ciddi tepki verirken kimi “bizim partiden olduğu için dokunmayalım, hatta yolsuzluğu ortaya çıkaran saldıralım” deyiveriyor.

Toplumdaki değer yargıları, ahlak anlayışı, din, ekonomi, ortak tarih, ortak bilinç gibi konular ister istemez çocuk yetiştirmeyi etkiliyor. Burada “toplum ne istiyorsa çocuğu öyle yetiştirin” demiyorum, ama bu saydığım konular çocuğunuzu ister istemez etkileyecek.

Tuvalet alışkanlığı

Facebook’ta bir pedagogun grubunu takip ediyorum. Arada güzel paylaşımlar yapıyor, Youtube’da video falan yayınlıyor. Yalnız şunu farkettim ki bir insanın “pedagog” olması onu toplumdan tamamen kurtarıp en evrensel bilimsel metodu uygulamasını garantilemiyor. Belki istemsiz, belki mecbur hissettiğinden verdiği önerilerde sürekli bir yerel ahlak sınırı görüyorum. Bunun en büyük örneğini çocuğa tuvalet alışkanlığı verilmesi konusunda gördüm.

Şöyle bir paylaşım yaptı:

ÇOCUĞUN ANNE, BABA YA DA KARDEŞİNİ TUVALETTE GÖRMESİNİN SAKINCASI OLUR MU?

Evet… Çocuk eğitimine dair bazı kaynaklar, tuvalet eğitimini anne babanın çocuğa bizzat göstererek öğretmesini tavsiye etmektedir.

Bazı anne babalar da, daha küçük olduğundan hiçbir şey anlamayacağı düşüncesiyle çocuğun yanında tuvalet ihtiyacını gidermekte sakınca görmezler. Ancak bu iki durum da çocuğun kişilik gelişimini olumsuz etkiler.

Çocuk hiçbir yaş döneminde, tuvalet ihtiyacını karşılayan ebeveynin yanında bulunmamalıdır.
Erken çocukluk döneminde annenin tuvalete girmesi, tuvalet dışında yalnız kalan çocuğu kaygılandırır. Bu durumda çocuğu kapı dışında tutmak, zorlamak ve ağlatmak yerine, kapının altından uzatılan bir kurdeleyle anne ve çocuk arasında bağ oluşturulabilir. Annenin kurdeleyi çekerek varlığını hissettirmesi, çocuğun kaygısını azaltacaktır. 
Çocuğun abi veya ablasını izleyerek tuvalet eğitimi alacağını düşünmek de doğru bir eğitim yöntemi değildir. 
Uygulamalı tuvalet eğitimi verilmek isteniyorsa bunu bir bez bebek üzerinde tarif etmek pedagojik olarak daha doğrudur.

Ben de şöyle bir yorum yaptım: İskandinavya, Almanya gibi bazı ülkelerde insanlar çocuklarıyla beraber duş alıyor, spor salonlarında beraber soyunup giyiniyorlar. Bu çocuklar büyüyünce sapık veya kendine güvenmeyen bireyler olmuyorlar. Ne şekilde olumsuz etkiliyor anlayamadım.

Birebir bunu demedim ama birkaç mesajımı toplayınca anlam bu. Gerçekten de Filipinler, Norveç, Hırvatistan’da bunu gözlerimle gördüm: Ebeveynler 3-4 yaşına kadar çocuklarını yüzme veya spor salonlarına getiriyor, ortak soyunma odasında soyunup giyiniyorlar, duşa giriyorlar. Çocuklar sadece anne-babalarını değil diğer büyükleri de çıplak görüyorlar. Siz hiç bir Alman’ın, Norveçli’nin, Hırvat’ın sırf bu yüzden mahremiyet sorunu yaşadığını duydunuz veya gördünüz mü? Veya başka herhangi bir sorun yaşadığını?

“Mahremiyet” diye birşey var, evet var ama sen tuvalet eğitimi verdiğin çocuğun poposunu yıkamıyor musun? Tuvalet eğitimi verirken ayrı ama ben ilkokulda bile hala kendi poposunu yıkayamayan çocuklar gördüm Türkiye’de, e hani “mahremiyet”?

Bakın bana orada verilen yanıtlardan seçmeler:

Anam neredeyse dayak yiyecem 🙂 “Onlar utanmaz, biz süper ahlaklıyız” fikri….. Buna hakikaten inanan var mı? Yani senin ahlak kıstasın sadece çıplaklıkla mı sınırlı? Çocuk ahlaksız olmasın die-ye alışveriş merkezinde çocuğa ip bağlayıp tuvaletin önünde tut bari…

Açıkçası ben “gavur” kadar rahat olamıyorum. Spor salonunun soyunma odasında anadan üryan gezemiyorum, mayoyu giymek için tuvalete gidiyorum, saunaya şortla giriyorum vs.. ama çıplak gezenlerin ahlaksız olduğuna da tanık olmadım. Sanıyorum ki asıl ahlaksızlığın sebebi başka olmalı, Türkiye’deki duruma bakınca…

Uzman görüşü olarak almayın ama “çocuk yetiştirme” konusunda bazı basit öneriler yazayım, belki bazılarının işine yarar. Instagram anneleri/babaları kadar “uzman” olmasam da, biraz okumanın biraz da birebir tecrübenin getirdiği öneriler bunlar… Genelde 1-5 yaş arası için geçerli ama bazıları daha ileri yaşlara da uygulanabilir:

TEK BİR DOĞRU YOK

Tabii ki yok. Yukarıda da bahsettim bundan… Mesele temel konulara hakim olmak: Sınır koymak, dinlemek ve ilgilenmek, yanlışını ve doğrusunu söylemek, tutarlı olmak vs.. Böyle temel prensiplere bağlı kalırsanız gerisi gelir gibime geliyor.

Sokağa çıkın, 1000 ebeveyne sorun, tahminen 500 farklı çocuk yetiştirme yöntemi duyacaksınız (gerçi belki 400’ü yanlış 🙂 ). Bu yüzden aşağıdaki bazı öneriler ve saptamalar herkese göre değil.

SINIR KOYMA

Türkiye’de gördüğüm EN BÜYÜK sorun bu! “Aman çocuğumun özgüveni kaybolmasın” diyen ebeveynler çocuğa “hayır” demiyor! Halbuki bu, çocuk için yapabileceğiniz en kötü şey. Aslında çocuk sizden limit koymanızı bekliyor. Çocuğa en küçük yaştan itibaren usturuplu bir şekilde” hayır” demeye alışırsanız, hem o rahat eder hem siz rahat ederseniz, hem de okulda öğretmenleri rahat eder.

Açık söyleyeyim: Hiç sınırlanmamış çocuk okula geldiğinde sudan çıkmış balığa dönüyor ve öğretmenlerin son 15 senedeki en büyük şikayeti de bu.

Şımarıklık değil bu, daha da ötesinde bir rezillik. Çocuğa özgüven bütün sınırları kaldırarak verilmez.

Sana hayır dedim!

Sürekli etrafınızda duyuyorsunuzdur: “Baksana yabancıların çocukları ne kadar terciyeli, hiç ses çıkarmıyorlar”. Bu şaka değil, gerçek. Alman bir çocuk, Norveçli bir çocuk sınırlarını genel olarak bilir ve ona göre davranır. Neden? Çünkü anne-baba bebeklikten itibaren gerektiği yerde “hayır” der, gerektiği yerde çocuğa izin verir. Örneğin çocuk yürümeyi öğrenirken onu elinden tutmaya gerek yoktur, hatta çocuğu biraz bırakacaksınız ve arkada duracaksınız ki çocuk kendi ayakları üzerinde durmaya alışsın. Ama yemekten önce dondurma istiyorsa veya evde 1000 tane oyuncağı varsa ve yeni oyuncak istiyorsa ona “hayır” diyeceksiniz, veya oyun parkında diğer çocukları rahatsız ediyorsa çocuğu bir kenara çekip davranışının yanlış olduğunu söyleyeceksiniz.

Bu kolay değil çünkü nedense 90lardan sonra gelen nesilde böyle bir “aman çocuğumun özgüveni zedelenmesin” fikri var ve bunu kırmak zor.

Bazı anahtar koşullar var elbette. Örneğin uzun bir otobüs, araba ya da uçak yolculuğunda çocuğun sıkılacağını düşünmeniz lazım, bu yüzden sevdiği oyuncaklar, boyama kitabı, 2-3 çizgi film gibi şeyi yanınızda hazır bulundurun ki çocuk sıkıntıdan etrafa saldırmasın 🙂 Çocuğun temel beklentileri var, bunları halledin ve ondan sonra “hayır” deyin.

“Sınır”ı neye göre belirleyeceksiniz peki? Sonuçta her birey farklı. Benim sınırım eşiminkinden çok daha geniş örneğin. Ben sınıra şöyle karar veriyorum: Çocuğun istediği/yaptığı şey ileride onun veya çevresi için tehlikeli olur mu? Örneğin ufak oyuncakları ağzına sokmak, sürekli şekerli şeyler yemek istemesi, yatma saatini sarkıtma isteği (tabii ki her gece 🙂 ), emniyet kemerini doğru yerden takmayı istememesi (kemerin omzunun üzerinden geçmesi lazım), çok dağıttığı oyuncakları toplamadan başka oyuna geçmesi (veya salondan odasına gitmeyi istemesi), meşrubatlar (şu ana kadar asla izin vermedik ve ben de örnek olmamak için içmemeye çalışıyorum) vs… Diğer hemen herşey benim için izin verilebilir şeyler. Örneğin çok hızlı koşması benim için dert değil çünkü düşerse bile çok çok büyük tehlike değil ama bazı anne-babalar “koşma düşersin” diyorlar. Halbuki çocuk düşşün ki kalkmayı öğrensin! Ya da dışarıdan buz ve kar getirip salonda halının üzerinde tepsiler içinde oynamak benim için hiç dert değil çünkü bunları yere dökse bile temizlemek kolay. Bazısı “aaaa hiç eve kar getirilir mi?” der. Yahu bırak çocuk oynasın. Dışarıda üşüdüğü zaman karla oynamaya içeride devam ediyoruz, nesi kötü? Anlatabildim mi? Kontrol edebildiğim, hakimiyetim olduğu şeylere izin veriyorum, kendisine veya başkasına tehlikeli olabilecek şeylere izin vermiyorum.

Bence terbiyenin temel koşulu belli sınırlar koyabilmek.

SÜREKLİLİK, TUTARLILIK

Sınırlardan bahsettik ama sınır koyarken süreklilik ve tutarlı olmak da sınır koymak kadar önemli.

Çocuğa bir durumda kızıp diğerinde “tamam” derseniz çocuk sizden karışık mesajlar alacaktır. Artık koyduğunuz sınırlar bir süre sonra işe yaramayacak çünkü siz tutarlı değilsiniz. Örneğin yemekten önce dondurma yemesine birgün izin verip diğer gün izin vermezseniz, çocuk kuralın ne olduğunu anlayamaz.

Son 16 yılda sürekli ve tutarlı bir şekilde tarımın hayvancılığın içine…

Kuralda değişiklik yaptıysanız veya bir seferliğine kuralı esnetiyorsanız, çocuğa bu şekilde anlatın. Örneğin “bu seferliğine yiyebilirsin çünkü bugün doğumgünün” veya “bugün geç yatabilirsin çünkü amcan bizde ama yarın gene aynı saatte yatacaksın” diyebilirsiniz. Gerçi yatma saatinin esnetilmesi iyi birşey değil…

Birşeye anne izin veriyor baba kızıyorsa o da iyi birşey değil. Anne-baba olarak anlaşın ve her durumda ortak duruşu sergileyin.

KESİNLİK

Özellikle 1-5 yaşındaki çocuklar bulanık, belli olmayan lafları anlamıyor. Örneğin “biraz sonra yuvaya gideceğiz” derseniz çocuk beklediğiniz gibi “demek ki oyunu toplayayım, montumu ve ayakkabımı giyip hazır olayım” diye düşünmez. Ona “şimdi oyunu kapat, montunu ve ayakkabını giy” diye kesin talimatlar vermeniz gerekli. “Karşıya geçiyoruz” derseniz çocuk elinizi tutması gerektiğini düşünmeyebilir, “karşıya geçiyoruz, gelip elimi tut” demeniz gerekli.

Açık ve kesin talimatlar verin.

AŞIRI KORUYUCU OLMAK

Bebeğin ilk sene içinde hiç ateşlenmemesi veya hiç bakteri/virüsle tanışmaması ileride lösemiye sebep olabiliyormuş! Aşırı koruyucu anne-baba olmak aslında çocuk için kötü birşey. Tüm dünyada böyle ebeveynler var, dolayısıyla Türkiye’de de böylesine rastlıyoruz. Elinde alkol karışımıyla gezip her dokunduğu yerden sonra çocuğun elini silenler var! Lan maynak mısın? Veya bebeği ilk sene hiç dışarı çıkarmıyorlar ki “aman hastalık kapmasın”. Çocuk ölene kadar steril odada mı büyüyecek? Bırak çıksın ortalığa. Sen yeterli besle çocuğunu, yemini suyunu ver 🙂 , gerektiğinde yıka, odasını temiz ve yeterince nemli tut, gerisini bırak.

Time’dan alıntı

Şaka değil, ileride lösemiye bile götürecek kadar ciddi bir yanlış bu (yukarıdaki paragrafta kaynak bağlantıyı da verdim).

Çocuğu olabildiğince dışarı çıkarın, bırakın başka çocuklarla oynasın. Hasta olmasında hiçbir sakınca yok (tabi hastalığın ne olduğunu, nasıl geçeceğini de bilmeniz lazım). Doktorlar bu iş için var.

Kızım yuvaya başladığın ilk sene 4-5 defa hasta oldu, ama sonraki senelerde sene içinde en fazla 1-2 defa hasta oldu. Hastalık yorucu birşey (hem çocuk hem sizin için) ama vücudun bağışıklık kazanması için gerekli.

ATEŞLİ HASTALIK

Bu iş uzmanlık gerektiriyor elbette, bu yüzden benden çok kendi doktorunuzu dinleyin diye uyarımı baştan yapayım.

“Ateş” tek başına bir hastalık değil, tam tersine vücudun yabancı maddelerle başa çıkma yöntemi. “Ay çocuğun ateşi var hemen antibiyotik vereyim” diyen ebeveyn çocuğuna ve hatta çevresine kötülük yapıyor.

Norveç’te doktorlar ateşe şöyle yaklaşıyor: Çocuk hareketli mi, halinden memnun mu, oyun oynuyor mu? Böyleyse hayati tehlike şimdilik yok. Kan testi yapılıyor, bakteri var mı diye bakılıyor. Bakteriye rastlanmadıysa kesinlikle antibiyotik verilmiyor, ağrı kesici tavsiye ediliyor. Yaşa bağlı olarak maksimum ateş dereceleri var, bunlara dikkat etmek önemli. Örneğin 4 yaşındaki çocukta 40 derece ateş varsa ve bu uzun süre inmiyorsa artık doktora yollanmanın zamanı, ama 38 derece çok dert değil.

Çocuğu soğuk/ılık suyla yıkamak sadece geçici bir çözüm, bir süre sonra ateş geri dönecektir. En güzeli çocuğun üzerindekileri azaltmak ve evin/odanın sıcaklığını düşürmek. Türkiye’de “çocuk üşümesin” diye ev sıcaklığını 30lara kadar çıkaranları gördüm ki bu artık deli saçması. Bence 22-24 derece arası ideal, ateşli hasta varsa bunu 20lere çekmek faydalı. Ev termometreleri artık çok ucuz, 2 tane alıp evin belli yerlerine koyun ve kalorifer/kombi/pencere/soba kombinasyonlarına ona göre ayar çekin. Kızımın ateşi varsa ilk yaptığım şey ateşini ölçmek ikincisi kaloriferi kapatmak.

Ateş ölçmek için kulaktan ölçüm yapan aletler en iyileri. Çocuk biraz büyükse “haydi beraber ölçelim” diyerek ölçümü oyuna da dönüştürebilirsiniz.

Ateşli hastalıkta çocuğun durumuna dikkat edin. Aşırı halsizse ve özellikle nefes almakta zorlanıyorsa kesinlikle hemen ve acilen acile koşun. Nefes alamamak, kanda oksijenin azalması çok ciddi birşey ve hemen birşey yapılması gerekiyor. Bunun belirtilerini doktorunuza sorun veya Google’da biraz araştırın derim. Bir seferinde kızımın çok yavaş nefes aldığını farkettik, acile gittik. Doktor her ihtimale karşı oksijen takviyesi yaptı.

Gene hatırlatayım: Hastalık konusu biraz nazik bir konu olduğundan benden önce doktorunuzu dinleyin.

ODA/EV SICAKLIĞI

Yeni bebekli evler Türkiye’de nedense aşırı sıcak tutuluyor. “Aman çocuk üşümesin”. Tamam üşümesin de çocuğu da yakmayın kardeşim! Genel kural bellidir: Siz üşümüyorsanız çocuk da üşümez! 22-24 derece arası bence normal, bunun üzeri sıcak altı da bana soğuk geliyor. Ayrıca aşırı yüksek sıcaklık hastalığa da davet. Çok yeni bebeklerin vücut sıcaklığı kontrolü zayıf oluyor, sadece onlarda biraz daha fazla giydirmek normal olabilir ama oda sıcaklığını gene de 30 yapmayın.

2 tane ucuz termometre alıp eve koyun. Hem belki doğalgaz faturaları da azalır 🙂 Biliyorsunuz doğalgaz kullananlar olmasa doğalgaz bu kadar pahalı olmazdı (Damat Albayrak’ın “neden zam oldu” mantığı böyle işliyor).

ALTERNATİF SUNMAK

Çocuklara her zaman katı bir şekilde “hayır, olmaz” demek kolay değil. Bazen oluyor bazen olmuyor. İşler çok sarpa sarıyorsa alternatif sunma yöntemini deneyin. Örneğin çocuk sürekli şeker mi yemek istiyor? “Olmaz, yiyemezsin, çok zararlı” demek yerine “şeker yiyemezsin ama meyve yiyebilirsin” diyebilirsiniz mesela. Buradaki mesele katı bir şekilde set çekmek yerine “bu olmaz ama sana bunu verebiliriz” demek. “Oyuncak alamazsın ama buradan sonra oyun parkında yarım saat oynayabiliriz istersen”, “lunaparka gidemeyiz ama istersen beraber resim çizebiliriz (evden çıkmak istemiyorsanız)”.

Bu taktik akıllı garson taktiği aslında. “Pilav yok, onun yerine güzel tereyağlı bulgur vereyim aabime” gibi birşey.

O gün ne giyeceğiyle ilgili iki alternatif sunun mesela, veya “muz mu elma mı istersin” gibi basit sorular sorun. Çocuk bu durumda seçim yapmayı öğrenecek. Unutmayın, 1-5 yaş arası çocuklardan bahsediyoruz, çocuk hala “seçim”in ne olduğunu bile bilmiyor olabilir.

KENDİ KENDİNE YEMEK YEMEK, GİYSİLERİNİ VE AYAKKABISINI GİYMEK

Arkadaş, ilkokula gelip hala kendi kendine yemek yiyemeyen çocuklar var memleketimde, paltosunu giyemiyor, yeleğini bile giyemeyen gördüm! Bu nasıl çocuk yetiştirmektir akla hayale sığmaz.

Çocuk elinde kaşık tutabiliyorsa bırakın yemeğini kendi yesin. Mutfakta ona bir köşe verin, altına naylon vs.. serin, üzerine önlik takın, bırakın çocuk kendi yesin. Bol bol dökecek elbette, ama bu çocuğa güven duygusu verecek (kendi işini yapabilme duygusu). Bırakın paltosunu kendi giyip çıkarsın, ayakkabısını kendisinin giyip çıkarmasını teşvik edin.

Bunlara alışırken de kutlayın veya teşekkür edin ki çocuk biraz teşvik görsün. Ama bunu aylarca tekrar etmeyin, biraz öğrendikten sonra teşekkür etmeyi kesin.

Çocuğunuz sizin düşündüğünüzden çok daha becerikli, yeter ki biraz sabredin. Biraz sabrederseniz ilerideki zamanlarda size de daha çok zaman kalacak (kendi yemek yiyebilen, kendi giyinip soyunabilen çocuk sayesinde).

PAYLAŞMAK VEYA PAYLAŞMAMAK

Bu benim kişisel görüşüm: Çocuğun elindeki herşeyi paylaşması gerektiğine inanmıyorum. Örneğin oyun parkına çocuk tek oyuncakla gittiyse onu diğer çocuklarla paylaşmak zorunda değil. Yahu zaten çocuğun tek oyuncağı var, onunla oynamaya gitmiş, neden başkasına versin? 3-4 oyuncağı varsa başka, onları paylaşması gerektiğini ben de söylüyorum zaten.

Sen elindeki telefonu paylaşıyor musun? Çocuk neden herşeyi her zaman paylaşmak zorunda kalsın?

Bunun dışında, elindeki çikolatayı, misketleri (şıldır, bilye, ne dersen), arabaları vs.. paylaşınca arada tebrik ve teşekkür ediyorum.

Çocuğun bir yuvaya/kreşe gitmesi de paylaşmanın önemini anlaması için önemli.

OYUN

“Oyun” önemli. Hatta çok önemli. Çocuğun, özellikle ve özellikle okul çapından önce, olabildiğince oyun oynaması gelişimi için müthiş faydalı. Kendi kendine, arkadaşlarıyla, sizinle oyun oynaması çocuk için yemek ve su kadar önemli. 100lerce çocuk yetiştirmedim ve pedagojinin kitabını okumadım ama çevremden ve bulunduğum ülkelerde gözlemlediğim kadarıyla çocuk ne kadar çok oyun oynayıp ebeveynleriyle konuşabilirse o kadar sağlıklı yetişiyor.

Anne-babanın çocuğu dinlemesi, onunla konuşması, anlamaya çalışması çocuğun yetişmesi açısından “aman abisinin pipisini görmesin ki mahremiyet eğitimi bozulmasın, o ahlaksız İskandinav ülkelerindekiler gibi olmasın“dan daha faydalı.

TABLET, TELEFON

Şu önemli: Siz de insansınız sizin de dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyacınız var, bu yüzden çocuğu sürekli meşgul tutma gibi bir zorunluluk hissetmeyin. Oyun oynamak istemiyorsa sınırlı süreli olarak tablet/telefonda oynamasına veya video seyretmesine izin verebilirsiniz. “Aman tabletler çocukların beynini zehirliyor” diye düşünmüyorum ben. Sizde telefon ve tablet göre çocuğa “sen bunları kullanamazsın” demek deli saçması. Kaldı ki 2019’dayız ve artık herşey internet üzerinden yürüyor. Çocuğun da yavaş yavaş bu ortama girmesi önemli ve bunu yaparken kontrolün sizde olması daha da önemli.

“Süre” ve “kontrol” bence burada kilit noktalar. Çocuk akşam 3 saat tablete bakıyorsa bir sorun var demektir. “Ne yapayım, çocuk istiyor” demek sorundan kaçmak demektir. Çocuk tabii ki isteyecek, sen anne-baba olarak çok ufak yaşlardan itibaren çocuğa sınır koyman lazım ki tableti isteyince “hayır” diyebil.

Kontrol de önemli zira internet denen çey hem cennet hem cehennem. En masum Youtube videosundan sonra bile saçma sapan videolar gelebiliyor. Türkiye’de de “eğlenceli çocuk videosu” diye akıl hastalarının çektiği videolar var, çocukları bunlardan uzak tutmak önemli. Bence belli yaşa kadar çocuğun seyredeceği videoları ve oyunlara siz karar verin. Youtube’da envai çeşit kaliteli çocuk videosu var, 3-4 gün zaman ayırın ve bunları gezin, tablete veya bilgisayara indirin ve çocuğunuzun bunları seyretmesini sağlayın. “Prenses Elif oyun oynuyor” veya “200 topu merdivenden döktük” gibi kesinlikle ve kesinlikle yasaklanması gereken videolardan uzak durun.

Tablette yapılabilecek güzel birşey daha var: Kitap okumak! Çocuk tableti seviyorsa, tabletinize interaktif veya renkli-resimli kitap indirin (satın alın) ve onu beraber okuyun. Şimdi bazılarınız “ama efendim kitaba alıştırın çocukları” diyeceksiniz ama pratikte çocukları telefon ve tabletten %100 uzak tutmak imkansıza yakın, o yüzden en azıdan bundan faydalı birşey çıkarmalıyız diye düşünüyorum.

OYUNCAK

Şunu sık gördüm: 1-2 yaşındaki çocuklar hediye oyuncaktan çok hediyenin paketiyle ilgileniyorlar! Bu neden böyle?

Ufak yaştaki çocukların oyuncakçılardaki oyuncaklara ihtiyacı yok. Hediye kartonu, hediye kaplama kağıdı, mutfakta kullandığınız renkli plastik kaplar, pet şişeler gibi size saçma gelen şeyler o yaşlardaki çocukların çok ilgisini çekiyor. Burada sivri veya çocuğun boğazına kaçabilecek şylerden kaçınmak lazım tabi…

Oyuncak konusunda basit bir taktik daha: Çocuğun oyuncaklarının 3/4’ünü saklayın, 1/4’ünü verin onlarla oynasın. Her hafta 1/4’lük kısmı değiştirin. Bu şekilde çocuk her hafta yeni oyuncakla oynamış gibi hissedecek. Birçok ailede denenmiş ve başarıya ulaşılmış bir yöntem.

SIKILMA

Çocuğu sürekli meşgul etmek, boş kalmasını engellemenin yanlış olduğuu söylüyorlar ki bence de bu doğru. Çocuk arada sıkılacak ki kendine yapacak meşgale bulacak, beynini çalıştıracak, hayal gücünü kullanacak. Kızım bana “baba çok sıkıldım” deyince “şunu şunu yap” demek yerine “ne yapmak istiyorsun?” diye soruyorum. “Bilmiyorum” derse de soruyu tekrar soruyorum ki bir daha düşünsün.

Bu yöntemi işyerinde de deneyin bence. Altınızda çalışanların dertlerini siz çözeceğinize kendilerinin çözmesine yardımcı olmak, “coaching” denen müthiş faydalı bir yöntem. Size “şöyle bir derdim var, ne yapayım?” diye çalışanınıza “sence nasıl yapalım?” diye sorun. Eğer düzgün, iş yapmayı düşünen iyi niyetli bir çalışansa %90 sizden daha faydalı bir çözüm söyleyecektir çünkü o işi yapan kendisi, siz değilsiniz. Çocukta da durum benzer: Kendi sınırlarını ve yapabileceklerini en iyi çocuğunuz biliyor. Biraz zorlayın ki sıkılınca ne yapacağına kendi karar versin.

YATMADAN ÖNCE DİŞ FIRÇALAMA VE KİTAP OKUMAK

Bu öneriyi çokça duymuşsunuzdur. Yatmadan önce kitap okumak hem çocuğun uyumasına yardımcı olur, hem çocuğa okuma alışkanlığı kazandırır, hem sizi birbirinize yaklaştırır.

Ben burada başka birşeyden bahsetmek istiyorum. Kitap okurken çocuğunuz konuşmaya daha yatkın oluyor. O gün yaşadıklarını siz kitap okurken anlatabilir, veya siz kitaptaki bir konuyu gerçek hayata çekebilirsiniz (örneğin kitapta yardımlaşma anlatılıyorsa o gün yuvada/oyun parkında buna benzer birşey yaşadın mı diye sorun).

Çocuk yatak odasında yatakta veya sizin kucağınızdayken etrafta başka uyarıcı olmadığından (televizyon, kardeşler, tablet vs..) dikkatini size daha çok verecektir. Bu durumdan faydalanın ve çocuğu biraz konuşturun.

Diş fırçalama da önemli bir törene döndü bizim evde. Yatmadan önce koşa koşa banyoya girip beraber dişlerimizi fırçalıyoruz. Bu sırada biraz sohbet ediyoruz, biraz gülüyoruz, biraz o gün olanlardan bahsediyoruz. Muhteşem bir an bence. Küçük yaştan alıştırdığımız ve beraber yaptığımız için şikayet de etmiyor.

Çocuğunuz diş fırçalamak istemiyorsa Youtube’dan diş çürükleri, bakterilerle ilgili bir video bulun ve seyrettirin. Yalnız iğrenç bir video olmamasına da dikkat edin. Ayrıca beraber fırçalayın (siz de onun yanında fırçalayın).

Yalnız bu iş uyku hazırlığını biraz uzatıyor. Diş fırçalama ve kitap okuma saansı bazen 30 dakika bazen 1 saati buluyor. Yani gecenizin o anını ona ayıracaksınız ama eğer çocuğunuzu tanımak istiyorsanız bence kesinlikle değer.

DUYGULAR

En son çocuğunuza ne zaman “nasıl hissediyorsun?” diye sordunuz? Bazılarınıza garip gelebilir ama çocuklar 2 yaşından itibaren duyguları hissediyor. Örneğin erken yatması gerektiği için oyununu bırakması gerekiyorsa, ona yatması gerektiğini içinde “oyun oynak istediğini biliyorum” geçecek bir şekilde açıklarsanız çocuk size daha yakın durur. “Yatsana eşşoğlueşşek” de bir yöntem ama…

Çocuk eşinizle yaptığınız bir kavgaya mı şahit oldu? Siz de sakinleşince yanına gidin ve “üzüldün galiba” diye başlayın tümceye. Ve eşinize söyleyin o da aynısını yapsın.

Çocuklarla duyguları konuşmaktan çekinmeyin.

Bu konuda gördüğüm bir yanlış da şu: Çocukların duyguları yaşamasını engellemek! Bu şu demek: Çocuk ağlıyorsa, bırakın ağlasın! Birşeye üzüldüyse bırakın bir süre ağlasın, düştüyse bırakın ağlasın, otobüste kahkaha attıysa bırakın atsın. Siz birşeye ağlıyorsanız o da ağlayabilir bir süre… Düşen çocuğa “sen bebek misin de ağlıyorsun?” diyen danalar görüyorum bazen. Evet, bunlara dana diyorum ben. Sen düş de gör bakalım nasıl acıyor. “Sus ağlama” demek yerine “biraz acıdı galiba, dur bakalım orada ne varmış” gibi çocuğu konuşturmak daha etkili bir yöntem. Ağlamasında veya gülmesinde sorun yok.

Duyguları belli bir sınıra kadar beraber yaşamak evdeki beraberliği ve aidiyeti arttıran birşey. Çocuğun da bunları hissetmesi gerekli.

DÜŞMEK, KALKMAK, YARALANMAK

Düşen çocuğa bir de siz vurun ki bir daha düşmesin! Ya da…

Çocuk düşe-kalka büyüyecek. Bunun kaçarı yok. Mesele sizin durumu tartmanız bence. Mesela o an yürüdüğünüz sokakta cam kırıkları veya çukur var mı? Böyle tehlikeli bir durum yoksa bırakın çocuk yürüsün, düşerse de kalksın.

“Kalksın” dedim dikkat edin. Her düşen çocuğu sürekli kaldırırsanız çocuk bundan sonra her zora düştüğünde sizden yardım bekler. Olabildiğince kalkmasını teşvik edin. Biraz ağlatmanın da zararı yok, yeter ki kendi kalkmayı öğrensin. Deli gibi ağlayan çocuğu yalnız bırakın de demiyorum ama durumu kendiniz tartın işte. Ufak bir düşmeyse “haydi kalk bakalım” deyin, kalkınca da “kendin kalktın bravo” deyin mesela.

Bir tanıdığımın 85 yaşındaki komşusunun 19 torunu var. Torunlar bahçesinde oynarken biri düşerse ağlayıp ağlamadığına bakıyor. Ağlıyorsa “tamam sorun yok” diyor ve gidip kaldırmıyor 🙂 Belki bu aşırı uç ama çok da yanlış değil.

Çocuğun bir yerinin kanaması felaket değil, hatta belki iyi birşey. “Düşe kalka büyümek” mükemmel bir terim, düşmenin bir sonucu da bir yerinin yaralanması. Dizleri, kolları yara bere iiçinde olmayan çocuk yeterince oynamamış çocuktur.

GÜVENLİ ALAN YARATMAK

Kazanın ne olduğunu şöyle anlatayım: 20 sene araba kullanırsınız birşey olmaz, kahvede kafede böbürlenerek anlatırsınız. Birgün düğünden gelirken bir kaza yaparsınız bütün aile yok olur. Kaza böyle birşey. 35 yıl kule vinç kuran bir formen tanıdığım Libya’da kule vinç kurarken kazada öldü.

İş güvenliği uzmanları daha iyi bilir ama ben de az-çok inşaat alanında iş güvenliği bilgimden söyleyeyim: Bir aktivitede kaza riskini azaltmanın en kesin yolu o aktiviteyi yapmamaktır! Örneğin işçiler şantiyeye uzak bir yerde kalıyor ve hergün 1 saat yol yapıyorlarsa burada kaza riski var demektir (hele Türkiye, Hindistan gibi ülkelerde). Bunu engellemenin en sağlam yolu işçilerin bu yolu yapmaması. Şantiyede bir kamp yatakhanesi yaparsanız trafikle alakası olmayacağınız için kaza riski kendiliğinden kayboluyor.

Tabi “kaza olmasın diye çocuk yapmayalım” fikri biraz saçma olduğundan, buna başka önlemler almak lazım.

Evin heryerini süngerlerle, köşe koruyucularıyla kaplayın demiyorum ama evi çocuğun kendi kendine oynarken yaralanmayacağı şekle getirmeye çalışın. Örneğin çocuk yeni yürümeye başlamışsa sivri köşeli eşyaları ya ortadan kaldırın ya bu köşelere koruyucu birşey yapıştırın. Mutfaktaki sivri aletleri çocuğun ulaşamayacağı yerlere kaldırın, prizlere koruyucu aletlerden takın, açıkta kablo olmasın, TV’yi dolapları vs.. duvara sabitleyin. Bu şekilde çocuğu kısa aralıklarla yalnız bırakabilirsiniz ve gözünüz arkada kalmaz.

Çocuk bisiklet/paten/kaykay kullanıyorsa baretsiz kullanmasına izin vermeyin. 100 kere kaza yapmaz, bir kere yapar üzülürsünüz. Korkutmak gibi olmasın, çocuklarıyla yokuş aşağı kızak yapan uzaktan bir arkadaşımın kızı ağaca çarptı, bareti yokmuş kızın, kafasını vurmuş ve… O bareti kıza vermediği için ölene kadar kendini suçlayacak.

Kirletme konusu da benzer: Çocuk evde suluboya mı yapmak istiyor? Masanın üzerine naylon bir örtü alın, suluboyayı bunun üzerinde yapsın. Koltukları mı kirletiyor? Koltuklara ucuz örtüler alın, onların üzerinde oturun. Yağmurda su birikintilerinde zıplamayı seviyor mu? Uzun bot alın, sokağa onlarla çıkarın.

ONUN SEVİYESİNE EĞİLME

Bunu nerede okudum hatırlamıyorum ama kızımda müthiş işe yarıyor. Eğer kızım birşeyde çok inat ediyorsa veya saçma birşeye ağlıyorsa ya da düştüyse ve ufak bir yaraya ağlıyorsa hemen onun seviyesine eğiliyorum ve o şekilde konuşuyorum. Her zaman değil ama %50 işe yarıyor.

Ayrıca asla ve asla “ağlamamalısın, sen çocuk değilsin” veya “şımarık seni” gibi azarlamıyorum. Ağlama sebebini soruyorum, o sebep üzerine konuşuyoruz. Hatta öyle ki, şimdiye kadar “ağlama/bağırma artık yeter” diyecek bir durum olmadı çünkü her seferinde ortak müşterekte birleştik.

HAKARET, KIZMAK

Çocuğuna hakaret edenleri falakaya yatırmak gerekiyor. Psikolojisi bozuk, kendine oy vermeyenlere terörist diyen insanları yetiştirmek istiyorsanız çocuğunuza hakaret edin. Hatta sürekli yalan söylemesini (mesela “başörtülü bacıma saldırıp üzerine işeyen 100 deri ceketli” yalanı) istiyorsanız çocuğa her fırsatta, yaptığı her yanlışta şiddetli bir şekilde kızın, hatta onu dövün. Sürekli kızın bağırın ki çocuk bundan yalan söyleyerek kurtulmaya çalışsın.

Benim izlediğim yol basit: Çocuk gerçekten de istemeyerek yere birşey düşürdüyse, “önemli değil, haydi bunu beraber toplayalım ve bir daha nasıl düşürmeyeceğiniz konuşalım” diyorum. Oldu bitti. Çocuk zaten üzülüyor, üstüne bir de kızmaya gerek yok. Eğer bir süredir uyardığım şeyi yaptıysa aynı şeyi söylüyorum ama bu sefer “bu yaptığın yanlıştı” diyorum. Şu ana kadar işe yaradı.

Çocuğun gözünden ayı gibi kızan ebeveyn

Düşen çocuğa vuran anneleri görüyorum, o çocuğun büyüyünce nasıl biri olacağını da merak ediyorum.

Bir örnek vereyim: Bir tanıdığım kayınçonun dükkana sinirli bir şekilde girdi, yanında çocuğu ve annesi vardı. “Bu çocuk çok şımarık, bir alışveriş yaptırmadı bize” dedi. Çocuk da ağlıyordu, belli ki kızmışlar. “Sürekli dondurma istedi, kafamızı toplayıp alışveriş yapamadık” dedi. “Peki dondurma aldınız mı?” dedim, almamışlar! O gün 42 derece miydi neydi. Ulan çocuğa kızacağına dondurma alıp eline versene? Çocuk 2 saat boşuna mı ağlamış? Suç kimde şimdi? Çocuk seninle 2 saat alışverişe geliyorsa ihtiyaçlarını da gidereceksin ki sen de rahat et.

DAĞILAN OYUNCAKLAR, ELBİSELER

Eğer çocuğun her dağınıklığını siz topluyorsanız, açıkçası size acıyorum 🙂 Çocuğun kendi dağınıklığını toplamasını isteyin. Beraber de toplayabilirsiniz ama mutlaka o işin içinde olsun. Buna küçükten alıştırın, hatta odasını veya oyuncaklarını toplarsa ufak hediyeler verin veya daha da iyisi teşekkür edin ve bunu yaptığı için sizi mutlu ettiğini söyleyin.

CEZA

Yukarıda bahsettiğim pedagog cezanın ne kaar kötü birşey olduğunu, kesinlikle uygulanmaması gerektiğini yazmıştı. Bu da biraz ezbere bir öneri bence.

Ceza = Şiddet

demek değil. Şiddet bence de çocuk eğitimine asla girmemesi gereken birşey ama cezanın çeşitleri ve seviyeleri var. “Kardeşine bir daha vurursan o istediğin oyuncağı almayacağım” veya “o yemeği yemezsen akşam tablet seyredemezsin” de bir çeşit ceza. Açıkçası kendi kızımda şimdiye kadar bu yöntemlere çok başvurmadık. En çok yemek konusunda ufak “ceza”lar uyguluyoruz: “Dondurma yiyemezsin” veya “Tablet seyredemezsin” 🙂

Şiddet içeren cezalara kesinlikle karşıyım. Örneğin kardeşine vuran çocuğa aynı şiddette tokat atmak bile bana ters geliyor (ki ilk başta mantıklı ve masum bir ceza gibi gelebilir). Tek ayak üstünde bekletmek de doğru değil sanki. Şiddetin sözlü versiyonu da kötü ki “şımarık”, “diğer çocuklar ne kadar uslular”, “aptal” gibi laflar da sözlü şiddet kapsamında.

UTANGAÇ VE YIRTIK

Bir çocuğunuz çekingen ve utangaç, diğer yırtık ve sosyal olarak aktif olabilir. İkisi de normal. İkisinin aynı olmasını beklemeyin. Çekingen olanı kırmadan desteklemek, yırtık olanı da aşırı kısıtlamadan desteklemek önemli bence. Çekingenlik de bir karakter, bunu bilip olabildiğince özgüven aşılamak önemli birşey, ama kesinlikle hakaret etmeden. Araştırmalara göre çekingen karakter kolay değişebilen birşey değil ve bunun üzerine sert bir şekilde giderseniz çok ters etkileri olabiliyor.

“Yırtık” dediğim çocuk tipi de bence güzel, yani kötü birşey değil. Çocuğu bu şekilde kabul edip gerekli sınırlar çizmek de çocuğun gelişimi için önemli. Çevresindeki çocuklara zarar vermeden oyun oynaması, hakaret etmeden konuşmasını anlatmak ama aynı zamanda bu “zıpır” karakterini örselememek gerekli diye düşünüyorum. Örneğin çocuk sürekli konuşmak istiyorsa “sus” demek yerine sabırla dinlemek, arada yanıt vermek ve sorular sormak ergenlik döneminde müthiş faydalı. O çocuk her zaman çocuk olarak kalmayacak ve büyüyecek. Ergenlik döneminde eline biraz güç geçinde (fiziksel ve mental olarak) çocuğunuza ne kadar yakın olmak istersiniz? İşte bunun temelleri çocuk taaaa küçükken atılıyor.

Bir tanıdığımın ergen oğlu var. Çocuk haksız bir davranış gördüğünde agresifleşiyor ve genelde kendine göre sınırlar içinde bunu söylüyor. Öğretmenine laf sokuyor, arkadaşına “bunu yapma, doğru değil” diyor ve bu yüzden de başı arada derde giriyor. Buna “başını derde sokma, herşeye karışma de başın derde girmesin” demek yerine “şiddete yönelmediği sürece seni destekliyorum” gibi de yaklaşabilirsin çünkü o ergen çocuğun karakteri belli. Bunu törpülemek yerine şiddet ve tehlike limiti koyup “bu sınırlar içinde hareket edersen seni destekliyorum” mesajı göndermeyi tercih ederim. Kaldı ki ergenlere ne kadar bağırırsan o kadar kötü çünkü o yaşlarda çocuk kendini arıyor, senden sürekli tepki ve baskı görürse dikkati sana yönelir ve gerçek karakterini ortaya çıkaramaz. Haksızlık karşısında susmayan insanı görünce mutlu oluyorum, “bizim partiden olduğu için susalım” diyen ahlaksız pislik insan tipinin tam tersi…

Anlayışlı ve sabırlı anne-baba olmak kolay birşey değil ama ideali de bu sanki.

İLGİ VE DİKKAT

Yukarıda da bahsetmiştim, siz robot değilsiniz ve sizin de dinlenmeye ve rahatlamaya ihtiyacınız var. Bunun için çocuğa bir uğraş bulmak en iyi yöntem (kısıtlı süreli tablet/telefonla oynamak da bir yöntem). Amaaaaaa… Çocuk sizinle konuşmak istiyorsa kesinlikle ve kesinlikle dinleyin. Çocuklar dertlerini çok sık anlatmazlar ve anlatmak istediklerinde ebeveynleri onları dinlemiyorsa sonraki dönemlerde hiç anlatmak istemeyeceklerdir (örneğin ergenlik dönemlerinde). Çocuğunuz size birşey anlatmak istiyorsa oturun ve dinleyin.

Bunun da bazı basit yöntemleri var ve benim kuralım şu: 30 saniye.

  • Arkadaşınızla mı konuşuyorsunuz? Çocuğun omuzuna dokunun ve “güzelim şimdi dinleyeceğim seni, arkadaşımın konuşması bitsin hemen dinliyorum” diyebilirsiniz. Bu durumda arkadaşınız da durumu anlayacak ve konuşmanıza kısa bir ara verebileceksiniz. Çocuk da onunla ilgilendiğiniz için genelde sizi biraz bekleyecektir. Bazı çocuklar sabırsız, siz onu dinleyene kadar “anne anne anne / baba baba baba” şeklinde sizi uyarabilirler. Açıkçası arkadaşınızla konuştuğunuz şey ölüm-kalım olayı değilse durup çocuğu 30 saniye dinlemek kimseye zarar vermez, aksine çocuğunuzu mutlu eder ve sizi birbirinize yakınlaştırır.
  • Yemek mi yapıyorsunuz? Çocuğu 30 saniye dinlerseniz yemeğiniz yanmaz. Bu 30 saniye önemli çünkü belki de çocuğun anlatmak istediği önemli birşey var. Eğer konu önemsizse “şimdi yemek yapıyorum, bunu bitireyim konuşmaya devam ederiz” diye anlatın. Ona 30 saniye bile zaman ayırdığınız için büyük ihtimalle çocuk sizi dinleyecek ve anlayacak.
  • İşten geldiniz ve yorgunsunuz. 30 saniye! Bakın 30 saniye diyorum. Çocuğu 30 saniye dinleyin, 1-2 basit soru sorun ki çocuk rahatlasın. Ondan sonra “biraz yorgunum, sen gidip …. yap ondan sonra gene konuşuruz olur mu?” deyin. Çoğu insan bu 30 saniyeyi bile çocuğuna çok görüyor.
  • Çok önemli bir maç mı var? Maçtan gözünüzü 30 saniye ayırıp çocuğunuzun yüzüne bakmanız çok zorsa zaten o çocuğu haketmiyorsunuz demektir. Evet bu kadar sert ve net söylüyorum. 30 saniye. O maç hiç mi durmuyor kardeş? Maç durana kadar çocuğu dizine oturt, durunca “söyle bakalım” de. Hem sen mutlu ol hem çocuğun…

Dinlemenin de belli bir yöntemi olmalı. Çocuğun yüzüne bakmadan, başka biryere bakarak dinlemek aslında dinlemek değil. 30 saniye çocuğun gözlerine bakarak dinleyin, arada 1-2 soru sorun.

SABIR

Farkındayım, TV’de gazetelerde sürekli aynı yüzü görüp aynı yalanları dinlemekten bütün millet sinirli stresli ama çocuklar normalden daha fazla sabır istiyor.

Çocuğun ısrarları karşısında sinirlenmeden “hayır” diyebilmek kolay değil, ama bunu yapabilirseniz faydaları sonsuz. Çocuk zaman zaman sizi deneyecek, sınırlarınıza dayanacak. Bu karşılıklı iletişim için gerekli birşey. İşte burada arkadaştan farklı olarak “ebeveyn” olmanın farkını gösterin: Sabırlı olun.

BU ÇOCUK NEDEN YEMİYOR!

Yemesin yahu! Çocuk aç veya tok olduğunu sizden daha iyi bilir. Yemek istemiyorsa ağzına tıkıştırmayın! 2 yaşına kadar biraz zorlamayla yedirmek belki olabilir ama artık belli yaştan sonra yiyeceği miktara kendi karar versin. Zaten ufacık midesi olan çocuğa 3 tabak yemek yedirmeye çalışmayın.

Sol üstteki olmasa da olur. %100 fıstık ezmeleri var piyasada, olmadı onlardan koyun çocuğun önüne. Nutella denen rezaleti evinize sokmayın.

Siz ona faydalı besin verin, miktarı çok düşünmeyin bence. Kola, cips, şeker vereceğinize meyve, ayran, meyve suyu (sizin sıktığınız), yumurta gibi şeyler verin. Patates kızartması yerine o patatesi fırında yapın (kızartma şeklinde kesilmiş patatesi, kızartma şeklinde olur ama yağsız). Yemek arasında havuç, salatalık, elma gibi şeyler verin ki şeker çikolata vs.. istemesin.

Neyse, beslenme detaylarına girmeyeyim. Burada ebeveynlerin davranışından bahsedeyim dedim. “Ye çocuğum ye”. Bir kere çocuk acıkınca birşeyler yemek ister. İşte o zaman düzgün birşey koyun önüne. Akşam hiç yemek istemiyorsa sütlü yulaf ezmesine bal, pekmez koyun mesela?

Obezite denen şeyin en büyük sorumlusu ebeveynler. Tamam, firmalar da adilik yapıyorlar ama çocuğun belli bir yaşa kadar parası var mı? Yok! Siz almazsanız çocuk o rezil şeyleri yemeyecek. Şeker denen pisliği olabilidğince çocuktan uzak tutun. 7-8 yaşında çocuklar obez olmaya başladı memlekette yahu, 9 yaşında çocuğun kalp doktoruna gittiğini duyuyorum! Bunu suçlusu %90 anne-baba, genetik bunda çok daha az etkili. Obez bir çocuk görürseniz ebeveynleri rahatça suçlayabilirsiniz, hatta “çocuğunuza neden bunu yaptınız?” diye sorun rahatsız olsunlar.

Gene yazayım: Çocuk markete gidip şeker alamaz, çünkü elinde parası yok (okul çağından önceki çocuklardan bahsediyorum). Çocuk böyle şeyleri çok isterse, çok ağlarsa “alternatif sunma” taktiğini uygulayın. “Onu alamam ama meyve alabiliriz, evde beraber meyve karışımı yapalım”, veya “şeker almayalım ama eve gidip beraber oynayalım” vs.. gibi. Burada yaratıcılık size kalıyor. Yeter ki çocuğa kanser, obezite, kalp sorunu gibi hastalıkları vermeyin!

YANLIŞI VE DOĞRUYU SÖYLEMEK

Bu da müthiş önemli ve Türkiye’de ebeveynlerde çok az gördüğüm şeylerden biri. Çocuk yanlış yaptığında usturupluca söylemezseniz çocuk yanlışını anlayamaz. Oyun parkında diğer çocuklara zarar veren çocuğu uyarmazsanız bu davranışını sürekli tekrarlar ve hatta bunu eve de taşıyabilir.

Bunun tersi de önemli: Sizce önemli birşeyi yaparsa bundan mutlu olduğunuzu ona söyleyin. Örneğin odasını toplamak, hediye alınca teşekkür etmesi, siz yokken birşey kırdığını size söylemesi gibi güzel davranışlarını gördüğünüzü ve bundan memnun olduğunuzu söyleyin, bazen teşekkür edin. Yalnız bunu abartmamak da önemli çünkü bu ufak ödüller bir süre sonra beklentiye dönüşür. Önemli olan çocuğu doğru davranışlara yönlendirmek, hediyeye veya öpücüğe boğmak değil.

ARKADAŞ VEYA SEVGİLİ DEĞİL ANNE-BABA OLABİLMEK

Çocuğunuzun arkadaşı veya sevgilisi misiniz anne-babası mısınız? Çocukla oyun oynamak güzeldir ama arkadaştan farklı olarak küsmemek, sınır koymak, koruyucu ve şefkatli olmak, yani anne-baba olduğunu göstermen lazım. Arkadaş farklıdır anne-baba farklıdır. Anne-baba rolünün içinde arkadaş da gizlidir ama sadece alt rollerden biri…

“Sevgili olmak” size ters mi geldi? Çevrenize bakın, çocuğuna “aşkım, sevgilim” diye seslenen kaç anne-baba var? Bunu özellikle anneler yapıyor. Bırakın da çocuk “sevgilim, aşkım” laflarını gerçek sevgilisinden duysun. “Oğlum, kızım, yavrum” laflarının nesi kötü? İlla birine sevgilim diyeceksen eşine söyle, çocuğu rahat bırak 🙂 Bu psikologlar tarafından da önerilmeyen bir davranış. Yapmayın derim ben.

BABANIN SERTLİK SEVİYESİ

Son 10 yıldır Türkiye’de babaların çocuklarıyla daha da ilgilendiğini gözlemliyorum ki bu müthiş bir gelişme. Çocuğu gezmeye çıkaran, onuna oyun oynayan baba çocuğuna en büyük iyiliklerden birini yapıyor.

Babanın oyunu anneninkine göre biraz daha sert ve hareketli oluyor, dolayısıyla çocuk vücudunu daha fazla kullanıyor ve fiziksel limitlerini daha iyi belirliyor (düşmeden takla atabilme, ayağını incitmeden zıplama vs..). Bu hem kızlar hem oğlanlar için geçerli. Bu çocuklar kendilerine daha güvenli oluyor, karşı cinse daha sağlıklı yaklaşıyor ve Amerika’da yapılan bir araştırmaya göre babalarıyla yakın olan çocuklar seks yapmaya diğerlerine göre daha geç başlıyorlar (erken = 10-15 yaş arası). Yani babalarıyla yakın olan, onunla ounlar oynayan ve konuşabilen çocuklar seks yapmaya belli bir duygusal olgunluğa ulaşınca başlıyorlar. Dikkat ederseniz evden kaçan veya “kötü yola düşmüş” dediğiniz çocukların %99’unda baba sorunu var: Bu babalar ya aşırı sert ya aşırı yumuşak (herşeye izin veren). En sağlıklısı orta karar baba olabilmek: Oyun oyna, konuş, anlayışlı yaklaş ama sınırları da belli et.

Akşam işten gelince çocuğunun yanına gidip “bugün biraz yoruldum, sen yorgun musun?” diye sormanın zararı olabilir mi? Hatta tam tersi çocukla yakınlık seviyen artacak. Belki soruyu daha belirgin hale getirip “bugün yeni birşey öğrendin mi?” gibi birşey de sorabilirsin.

Evet anneler önemlidir, bu “babalar önemsizdir” demek değil. Çocuk iki taraftan da birşeyler almalı.

MARKET MACERALARI

Markette, alışveriş merkezinde, oyuncakçıda, kırtasiyede çocuklar ister istemez birşeyler almak isteyecek. “E ne yapalım çocuk istiyor” derseniz tahminen çocuğunuz doymak bilmeyen, herşey isteyen, asla mutlu olmayan biri olacak. Biraz büyüyünce bu oyuncakla ya da şekerle/çikolatayla sınırlı kalmayacak.

Biz ebeveyn olarak bunu istemiyorum ve çok basit bir taktik uyguluyoruz: Çocuğun ilgisini çekecek bir yere girmeden önce “buraya gireceğiz ama hiçbirşey almayacağız / sadece tek birşey alma hakkın var” diyoruz. %99 işe yarayan bir taktik, diğer deneyen arkadaşlarımda da tutuyor. Bunu taaa en başından (çok küçük yaştan) uygularsanız çocuk buna alışacak zaten.

Çocuğu önceden hazırlamazsanız markette/oyuncakçıda istekleriyle boğuşmak biraz daha zor.

SEVDİĞİ ORTAMDAN AYRILMAK

Çocuk oyun parkından, sevdiği bir arkadaşının evinden, lunaparktan vs.. ayrılmak istemez. Doğal birşey bu.

Bunu kolaylaştırmak için şunu deneyin: Ayrılma zamanından 15-30 dakika önce (çocuğa ve duruma göre değişir) çocuğa “biraz sonra ayrılacağız” deyin. Arada 2-3 defa daha hatırlatın. Bu taktik sayesinde ayrılık zamanı “hadi gidiyoruz” demek çok daha kolay oluyor.

“AŞIRI” EBEVEYN OLMAK

Nasıl “aşırı” ebeveyn oluyorsunuz? Overparenting diye bir kavram var, “çocukla aşırı ilgilenmek” anlamına geliyor. Her adım attığında “aferin” demek, çocuk yere düştüğünde koşarak kaldırmak ve saatlerce sarılmak, çocuk her iyi birşey yaptığında (her seferinde) teşekkür etmek veya ödül vermek mesela… Çocuğun her saatinin dolu olmasını istemek de bir tür “aşırı” ebeveynlik. Piyano dersi, tiyatro dersi, yüzme, özel ders vs.. ile her saatini dolu tutmak çocuğa faydadan çok zarar getiriyor. Çocuğun kendine ait saatleri olmalı, oyun oynamalı, sıkılmalı. Her saati planlanmış, o kurstan buna koşan çocuklar hiç de sağlıklı yetişmiyor.

Helikopter ebeveyn diye bir kavram var. Araştırın derim…

Bu davranış çocuk için felaket. Aşırı ilgi, herşeye ödül verme… Sakın…

KREŞ, YUVA, OYUN GRUPLARI

Çocuğun gelişimi için bu tip yerler bence müthiş önemli. Birincisi çocuk diğer çocuklarla sosyalleşiyor, oyunlar oynuyor, iletişime geçiyor, arkadaşlığın ne olduğunu öğreniyor, kavga ediyor, değişik karakterlerle başa çıkmayı öğreniyor, başka büyüklerle iletişimde oluyor (öğretmen, servis görevlisi vs..), ebeveynlerden farklı birilerini görüyor. Bu bile herşeye değer, ama bir de size faydası var: Bir çocukla 24 saat ilgilenmek hiç kolay değil. Arada buna ara vermek önemli birşey.

Norveç’te bazı kreşler birkaç aylıktan itibaren çocuk almayı kabul ediyor. Kreşe başlama yaşı normalde 1-2 yaş arası ve çocuk okula başlayana kadar kreş-yuvaya devam ediyor. Burada oyunlar oynanıyor, beraber yemek yeniyor, filmler seyrediliyor, gezmeye gidiliyor, çocuklara birbirlerine nasıl davranmaları gerektiği anlatılıyor, bazı kurslar indirimli olarak alınabiliyor, müzelere ve parklara gidiliyor vs.. Keşke bizim çocukluğumuzda da böyle şeyler olsaydı..

Tabi burada yuva/kreş seçimine değinmeyeceğim. Türkiye’de son birkaç yılda serviste unutulup vefat eden çocuklar, çocuk döven bakıcı/eğitmenler birçok defa haber oldu. Devletin bu konuya çok ciddi eğilmesi gerekli diye düşünüyorum. Örneğin her önüne gelen yuva/kreş açamamalı, bu binaların belli standartları olmalı, servisler sıkı kontrol edilmeli (araç ve şoför kontrolü ayrı ama binen çocuğun inip inmediği nasıl kontrol edilmiyor hayret), buralardaki çalışanların ciddi ön değerlendirmeden ve eğitimden geçmiş olmaları gerekli vs.. Gerçi teyze oğullarını ve damadını devletin en yüksek makamlarına getiren bir CB’miz varken bunları beklemek ne kadar gerçekçi…

AÇIKLAMA YAPMAK

Çocuk neden yemekten önce çikolata/dondurma/kek yiyemez? Bunu çocuğa açıkladınız mı? Ya da neden dişlerini fırçalaması gerekli? Oyuncaklarını neden toplasın ki? Sadece siz kızdığınız için mi?

Çocuğa birşeyi “yap veya yapma” dediğinizde bunu kısaca açıklayın bence. Örneğin dişlerini fırçalamazsa çürüyecek ve dişleri çok acıyacak. Bununla ilgili bir video bulup seyrettirebilirsiniz (çok iğrenç birşey olmasın tabi). Yemekten önce kek/çikolata yerse yemeği yemeyecek, bu durumda büyüyemeyecek, ve büyüyemezse büyük çocukların yaptıklarını yapamayacak! Böyle basit ama doğru şeyler.

“Hayır yapma” demekten daha kolay. 2-3 defa açıklama yaparsanız çocuk artık sormayacak zaten. Sorarsa da aynısını gene anlatın.

SORU-CEVAP SEANSLARI

Yukarıda da biraz bahsettim ama çocuğa basit sorular sorup yanıtlarını dinlemek bazen çok eğlenceli ve bazen çok öğretici oluyor. Çocuk size durup dururken dertlerini anlatmayabilir, bunları bazen soruyla ortaya çıkarmanız lazım. Ardarda 3-4 soru sorup yanıtlarını dikkatlice dinleyin. Herhangi bir 3-4 soru olabilir bu, ama son 1-2 sorunuz daha kişisel olsun (bu durumda sen ne düşündün/düşünüyorsun, o zaman ne hissettin, sence ne olmalı/yapmalıydın vs..). Oyun oynarken ortaya çıkmayan şeyler böyle basit soru-cevap seanslarında ortaya dökülüyor. Örneğin yuvadaki/oyun parkındaki bazı çocukların çocuğunuza arada vurduğunu bu şekilde öğrenebilirsiniz (böyle kaba çocuklar hep var ve olacak, önemli olan çocuğunuza bununla ilgili ne yapması gerektiğini anlatmak veya yuvadan/kreşten yardım istemek).

ARABADA

Belli bir boya ve kiloya kadar çocukların kesinlikle ve kesinlikle kendilerine ait bir koltukta oturması lazım. Kesin. Bebek bile olsa bir kaza anında kucağınızdaki çocuğu güvenli tutmanın imkanı yok. Bir çarpma anında o çocuk kucağınızdan fırlayacak. Bu konuyla ilgili şu yazıyı okuyun derim.

Büyük koltuk alamıyorsanız ve sadece çocuğu yükselten ucuz bir altlık alacaksanız da dikkat edin kemer çocuğun boynuna gelmesin. Kemer çocuğun boynuna gelirse bir kaza sonucunda olacakları tahmin edersiniz…

OTOBÜSTE, TRENDE, UÇAKTA, MİSAFİRLİKTE

Toplu taşıma araçlarında nedense çocuklardan “terbiyeli ve sessiz” olmaları beklenir. Aman ses çıkarma!

Çocuk ulan bu, tabi ses çıkaracak! Sen çocuğa ilgileneceği birşeyler vermezsen ne yapsın çocuk? Robot mu bu? Çocuğunu en iyi sen tanıyorsun (inşallah yani), ne yapmayı sevdiğini belirle, yanına sevdiği oyuncakları kitabı vs.. al. Çocuk yürümeyi yeni öğreniyorsa yürümek isteyecek, mesela uçakta veya trende onu yürütebilirsin.

Misafirliğe gidince veya size misafir geldiğinde de durum aynı. Çocuk oyun oynamazsa veya birşeyle uğraşmazsa arıza çıkaracak, orası kesin. Ayrıca çocuğu ısırmak (!) isteyen misafirler de çocuğu rahatsız edebilir, bunu da düşünün.

Otobüs veya uçakta da çocukların abartısız gürültü yapmasına ses etmiyorum. Hatta mesela şarkı söyleyen çocuğa ya da kahkakalarla konuşup gülen çocuğa da bayılıyorum. “Ne güzel, hayat dolu” diyorum kendi kendime…

SONUÇ: AYNA

Çocuklar dünyaya davranış bozukluğuyla dünyaya gelmez (genetik sorunlar yoksa). Çocukta davranış bozukluğuna sebep olan en önemli faktör (tüm faktörlerin en tepesindeki şey) ebeveynler. “Ay bu çocuk kime çekmiş de bu kadar şımarık, bizim ailede hiç yok bunun gibisi?” sorusunun cevabı aynada saklı. Git aynaya bak, bu şımarıklığın nereden geldiğini görürsün.

Çocuk üzerinde kendi istediğiniz kişiliği zorla oluşturmaya çalışırsanız bu iş %90 ters tepecek ve çocukta bir takım sorunlar ortaya çıkacak (mesela ileride konuşmaya “eyyyyy…” diye başlayabilir). Bu kesin, yani çocuğun kendini bulmasına yardım etmek yerine “benim istediğim gibi olsun” derseniz… bu pek doğru değil. Ayrıca şunu da sakın unutmayın: Çocuğun davranışlarını beğenmiyorsanız bunun sorumlusu çocuk değil sizsiniz.

Aşırı şımarık, ona-buna vurup çevreyi kıran döken çocuğun kesinlikle ve kesinlikle sizden, aileden veya çevreden gelen bir sebebi vardır. Çocukları bu davranışlara iten şey “şımarıklık”tan çok kardeş kıskançlığı, anne-baba şiddeti, ilgisizlik, sınır koymayıp herşeye “evet” demek, çevreden yakın birinin tacizi, okulda yaşadığı sorunlar, anne-baba arasındaki sorunlar, sürekli kardeşle karşılaştırılma gibi şeyler.

Çocuk sizin söylediğinizi değil yaptığınızı yapacak, bundan kaçış yok. Sürekli gazlı meşrubat içip “bu zararlı, içme” diyemezsiniz. Siz etrafta yokken çocuk onu içecektir. Garsonlara otobüs şoförlerine kaba davranıyorsanız çocuk da benzerini yapmak isteyecek. Kafanızı tablet/telefondan kaldırmıyorsanız o da benzerini yapacak.

Dengeli sınırlama ve izin verme önemli. Ben kızıma zaman zaman kızıyorum, zaman zaman ona sarılıyorum, genelde gülümsüyorum, ve sürekli onunla konuşmaya çalışıyorum. İletişim kanalları hep açık olduğu için kızdığım zaman çok aşırı tepki almıyorum ve %99 anlaşıyoruz.

Benim hayalim çocuğumun en zeki, en başarılı, en zengin, en süper bilmemne olması değil, mutlu olması. Matematiği benim kadar iyi olmasa da olur, veya ne bileyim “böyük” hakim olmasın, tüm yarışlarda birinci olmasın, sadece yüzünde gülümseme olsun.

7
Aşağıdaki kutuya yorum yazabilirsiniz

avatar
1200
4 Yorumlar
3 Yorumlara yanıtlar
0 İzleyenler
 
Popüler yorumlar
Hottest comment thread
4 Comment authors
SalihErtOztSebahattin DemirEdiz Recent comment authors

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Kayıt ol  
En yeni En eski
Notify of
Sebahattin Demir
Guest

Ertan hocam, Yıllardır düzenli haftada 4 gün spor yaparım. Geçenlerde spor salonuna anne ve babasıyla, yaklaşık 14-15 yaşlarında bir delikanlı geldiler. Yeni üye olmuşlar. Annesi devamlı oğlanın yanında, o ne yaparsa o da onu yapıyordu. Bir ara ısınmak için başladığın eliptik bisikletin yanındakine genç bindi, annesi hemen arkasında ayakta ona bakıyordu. Bak hiç abartmıyorum, yaklaşık 2 dakika sonra aralarında geçen konuşma aynen şöyleydi: – Oğlum o kadar hızlı yapma, yorulursun (!) – Anne tamam, karışma işime – Oğlum hadi bak terliyeceksin şimdi, hasta olursun – Anne, git başımdan ya, buraya spor yapmaya gelmedik mi, terleyeceğiz tabi – Olsun oğlum sen… Daha fazla »

Ediz
Guest

Çok faydalı bir yazı olmuş sonuna kadar okudum, ilerde çocuğum olursa ilk bakacağım yer olur heralde 🙂

Sebahattin Demir
Guest

Ertan hocam tekrar merhaba,

Bir katkıda bulunabilir miyim?

Kızım Tıp Doktoru, Almanya’da Çocuk ve Ergen Psikiyatrisi Uzmanlığı yapıyor. Bu alanda Almanya’nın tanınmış bir Kliniğinde çalışıyor. Doğal olarak onların hastaları ülkenin dört bir yanından gelen problemleri olan çocuklar. Böyle bir vaka geldiğinde ne yapıyorlar biliyor musun? Çocukla konuşmadan önce anne ve babasını çağırıyorlar. İlk olarak onlarla mülakat yapıyorlar, önce birlikte, sonra tek tek, sonra çocuğa yöneliyorlar. Bu testlere gelmeyen ebeveynlerin elinden çocuklarını alıyorlar.

Salih
Guest
Salih

Ertan bey, kutluyorum, çok güzel bir anlatım olmuş. Çok da yararlı noktalara değinmişsiniz, çocuk ruhbilimi konusunda da uzmanlığınız varmış.