Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi

Sanırım İlkokul 2 ya da 3’üncü sınıfa yeni başlamıştım ve mevsimlerden sonbahardı. Ama İzmir’de yaz devam ediyordu, tıpkı Eylül’ün son günlerini yaşadığımız şu günlerdeki gibi. Okuldan eve döndüğümde evimizde misafirlerin olduğunu kapımızın önündeki yabancı ayakkabılardan anlamak çok da zor değildi. Eve girdiğimde, simasını hayal meyal hatırladığım, Almanya’da yaşayan, sonradan fotoğrafçılık ile ilgilendiğini öğrendiğim bir akrabamız ve onun eşi ve çocukları ile karşılaşmıştım. Onlar da kalkmak üzereydiler ve beni bekliyorlardı. Akrabamız olan Güngör ağabey elinde bir fotoğraf makinesi tutuyordu ve ben o zamana dek bu kadar teferruatlısını görmemiştim. Ayrılmadan önce birlikte fotoğraf çekilmek istiyorlardı. Çekim için taraçaya çıktık. Neden şaşırdınız, biz İzmir’de, evimizin en üst ve çatısı olmayan kısmına “taraça” deriz, tıpkı çekirdeğe “çiğdem”, simite “gevrek”, miskete “meşe” dediğimiz gibi 😉 .

Güngör ağabey önce bizleri toplu halde birkaç poz çekti, her poz çekişinden sonra makinede birtakım işlemler yapıyor, arkasından diğer pozu çekiyordu. Sonra bu karelerin birinde kendisi de olmak istedi ve kamerayı bana verdi ve devam etti:

  • Bak Sebahattin, şimdi kamerayı göbek hizanda tut, şu üstteki ekrandan bizi göreceksin, o ekranın içine bizi yerleştir, sonra şu düğmeye sonuna kadar bas.

Bana söylenenleri harfiyen yerine getirdim, “çıtak” diye bir ses geldi. Güngör ağabey kamerayı benden aldı ve yine benim anlayamadığım birtakım işlemler yaptı, üst taraftaki kapağı koli kapatır gibi üst üste katlayarak kapattı, sonra çantasına koydu. Giderken de, fotoğraflarımızı Almanya’dan mektup ile göndereceğini söylemeyi unutmadı.

Üzerinden tam olarak ne kadar zaman geçti hatırlamıyorum, bir gün postacı bir zarf getirdi. Zarf Güngör ağabeyden geliyordu, zarfı açtığımızda hemen 4-5 adet fotoğraf gözüme çarptı, tabi ki hepsi siyah-beyazdı, hızlıca hepsine baktım. O da ne? İçlerinde benim olmadığım fotoğraf neredeyse hiç seçilmiyordu, çok bulanıktı. Sizce bu kimin çektiği fotoğraf olabilir? Elbette ki benim çektiğim fotoğraftı 😥

Zarfın içinde bir de mektup vardı. Açıp okumaya başladık, selam sabah kısmından sonra bana bir not yazmıştı;

Sebahattin, sana o gün kamerayı verdiğimde neleri yapman gerektiğini anlattığımı sanıyordum, en önemlisini atlamışım, çekim yaparken kamerayı titretmemeni söylemedim. Benim hatam!

Evet, ben, fotoğraf çekerken kameranın titretilmemesi gerektiğini, bundan yaklaşık 40 yıl kadar önce bu tecrübe sayesinde öğrenmiş oldum.

Ama Güngör ağabeyin kamerasını hiç unutmadım. Yandaki resimdekine benzer birşeydi. Bana o zamanlar uzay aleti gibi gelmişti. Gülmeyin, televizyonun daha evlerde yaygın olmadığı, en önemli eğlencenin radyodan ibaret olduğu, internet gibi şeylerin varlığından dahi haberdar olunmayan zamanlardan bahsediyorum. Bizim radyomuzun üzerinde bile bu kadar çok düğme yoktu.

Yanda görülen kamerayı Fh Fotoğrafçılık stüdyosunun sahibi yakın dostum Fatih Özkadir’in ofisinde gördüm. Bu yazıyı yazmama neden olan anılarımı hatırlamamı sağlamıştı.

O zamanlar içimde bir merak uyanmıştı. Evimize çok yakın bir yerde, meydanda bir fotoğrafçı vardı, adını hiç unutmuyorum; “Billur Foto”. Okul ve diğer fotoğraf ihtiyaçlarımız için buraya giderdik. Artık o dükkana gidişlerimde hep farklı gözlerle bakardım; fotoğrafçı ağabey önce bizi bir fonun önüne getirir, çeşitli yönlerdeki ışıkları ayarlar, sonra arkadaki bir odadan üzeri mat bir dikdörtgen levha getirip onu fotoğraf makinesinin yan tarafındaki bir kızağa dik şekilde yerleştirirdi. Sonra elindeki kablolu şırıngaya benzeyen bir düğmeye basar, flaşlar patlar ve fotoğraf çekilmiş olurdu.

Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi

 

Benim için fotoğrafın tarihi budur. Ardından ortaokul, lise, üniversite, iş güç, evlilik, çoluk çocuk… İçimdeki fotoğraf ve fotoğrafçılık hevesi hiç dinmedi. İlk renkli film alıp fotoğraf çektiğim anı dün gibi hatırlıyorum, acaba bu kareler nasıl çıkacaktı. Bunu anlamak için çok fazla beklememek adına, tüm şeridi bitirip, hemen tab ettirmeliydim. Üstelik o kadar da çok para vermiştim o filme. Bana fotoğraflarımın baskısının iki gün sonra olabileceğini söylemişti fotoğrafçı, o iki gün iki yıl gibi geçti benim için. Fotoğraflar çıktığında yaşadığım heyecanı anlatamam, hepsi birer sanat eseri gibi gelmişti bana. Şimdi o fotoğraflara baktığımda, gülümsüyorum sadece.

Fotoğrafa yeni başlamış genç dostlarımız için bu yazdıklarım çok şey ifade etmiyor olabilir, anlıyorum sizi. Ancak, hangi devirde yaşıyorsanız yaşayın, hangi kameralarla çekerseniz çekin, İlk 10Bin fotoğrafınız en kötü fotoğraflarınızdır. Fotoğrafçılık da her iş gibi, deneyimlerle ve tekrarlarla gelişiyor.

Fotoğrafçılık, her zaman popüler hobilerden biri oldu. Çünkü tek başınıza, istediğiniz zaman yapabiliyorsunuz. Size eşlik edecek arkadaşlar bulmak zorunda değilsiniz, mevsimi yok, yeri ve saati yok.

Şimdilerde sıkça şahit oluyorum; “Fotoğrafçılık, dijital kamerayla mı yoksa analog kamerayla mı daha iyi öğrenilir?”… Ya da, “Dijital kamerada “M” Manuel çekim modu mu daha öğretici olur, Otomatik “P/S/A” modlarından biri mi?” Bunun daha abartılısı da var, “Çarpanlı gövde mi yani APS-C ya da Tam kare mi yani Full Frame?”

Elbette bu soruların çok değişik ve haklı cevapları vardır, her biri kendi içerisinde mantıklı temellere dayanıyordur. Şu doğrudur ya da yanlıştır denilemez, kişiyle ve ilgilendiği konularla, fotoğraftan ve fotoğrafçılıktan ne beklediğiyle doğrudan ilgilidir. Ben o topa girmemeyi tercih ediyorum, rahat ediyorum 🙂

Fotoğrafçılık gerçekten pahalı bir hobi midir?

Benim ilk DSLR kameram Nikon D5100 olmuştu. 18-55mm kit lensi ile birlikte 55-200mm bir tele objektif almıştım, bu sete daha sonra Nikkor 50mm f/1.8G lens katıldı. Çektiğini hemen görebilmek, beğenmediysen bir tane daha çekebilmek ve bunu hafıza kartı dolana kadar tekrarlayabilmek güzeldi. Geçen hafta sonu ekipman dolabımı düzenlerken çantasında uzun zamandır duran D5100’ümü açtım, ne kadar hafifmiş! Açma kapama düğmesini çevirdim, çalışıyordu. Kaç yıldır kullanmadığım halde içindeki batarya hala yaşıyordu!

İlk göz ağrıma kıyamadım ve onunla bir çekim turuna çıkmaya karar verdim, yalnızca onunla çekeceğim fotoğraflardan oluşan bir tur olacaktı bu. Bunun için bir tatil günümü, bu Cumartesi gününü seçtim. Nikon D5100’üme 50mm objektifimi taktım ve yollara düştüm, yanıma aldığım küçük sırt çantamda yalnızca 55-200mm objektifim vardı, elimde ise o “küçücük kamera”!

Şimdi, benim o anki duygularımı anlayamıyor olabilirsiniz. Ancak, henüz 2 hafta önce döndüğümüz ve Almanya’nın Würzburg kentinden başlayıp Füssen şehrinde sona eren üç haftalık, Almanların “Romantische Strasse” dedikleri Romantik Yol gezi turumuzda, Alp’lerin eteklerindeki şu halimi görünce belki beni anlayacaksınız:

Romatische Strasse, Nikon D850 ve Olympus OM-D O-M1 MII

Bu fotoğrafımda gördüğünüz ve arkamdaki sırt fotoğraf çantamda görmedikleriniz şunlar:

  • Nikon D850 DSLR ve AF-S Nikkor 70-200mm f/2.8E FL ED VR objektif,
  • Olympus OM-D E-M1 MII kamera ve M.ZUIKO Dijital ED 12-40mm f/2.8 Pro Lens,
  • Sarı çanta içerisinde ND Soft ve Hard, Grad ve Polarize LEE filtre setlerim,
  • Sırt çantamda, Sigma 35mm f/1.4 DG HSM Art ve AF-S Nikkor 16-35 f/4 ED VR objektiflerim,
  • Nikon SB-910 flaşım ve pilleri,
  • Sırt çantamın yanında asılı seyahat üçayağım,
  • Yedek bataryalarım, hafıza kartlarım ve şarj adaptörlerim,
  • Ve sağanak şeklinde yağan bir yağmur…

Şimdi siz üzerimde ne ağırlıkta bir yük taşıyordum diye hesaplama yapmadan ben size söyleyeyim; yaklaşık 12 Kg. Biliyorum, çünkü tarttım 😉 Beni bir de, elimde yalnızca Nikon D5100 kameramla ve yaklaşık 30 derece pırıl pırıl bir havada İzmir sokaklarında hayal edin, o duygumu anlayacaksınız!

Bugün, şimdiki ikinci el piyasa değeri toplamda 1.500 Lira bile tutmayan, D5100 kameramla bu güzel günün tadını sonuna kadar çıkardım. İşte, bu günden kalan karelerden birkaçı:

Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
Alsancak Kordon’da çiçekçi bir kadın
Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
Bu fotoğrafı çektiğim ortam üzerindeki brandalar nedeniyle fazlaca karanlıktı.O nedenle ISO’yu 3200’e kadar arttırmak zorunda kaldım.
Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
Kemeraltı, İzmir

Şimdi 55-200mm objektifimizi takalım ve Basmane sokaklarına bir göz atalım:

Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
Basmane, arka sokakları
Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
Basmane, arka sokakları

Bir de HDR örneği yaptım. Aşağıdaki fotoğrafı 0, -1 ve +1 EV olmak üzere 3 fotoğraf ile basamakladım:

Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
Basmane’nin arka sokaklarından bir pencere

Şimdi biraz JPEG ve “Picture Control” ayarı Vivid – Canlı şekilde, biraz daha Kordon. Yavaş yavaş hava kararıyor:

Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi
İzmir, Kordon

Yukarıda bahsettiğim, yeni sona eren Romantik Yol gezimizde her günümüz öyle olmadı elbette, güzel havalı birçok günümüz de oldu, şöyle mesela:

Romatische Strasse, Nikon D850

Sonuç

Bence fotoğrafçılık çok pahalı bir hobi değil, onu pahalı bir hobi haline dönüştüren bizleriz. Bizdeki, “iyi ve pahalı ekipman eşittir iyi fotoğraf” yanılgısı ve Yeni kamera satınalma sendromu. Bu işin profesyoneli değilseniz, ekmeğinizi oradan kazanmıyorsanız, çılgınlar gibi para harcamak yerine şunu yapın: Fotoğrafınızı geliştirin, daha fazla ekipman almayın.

Hangi çekim modu hoşunuza gidiyorsa onu kullanın. Ben, “M” Manuel çekim modu ile başladım, siz belki “A” Diyafram öncelikli veya “S” Enstantane öncelikli çekim modu‘nu seversiniz.

Şimdi düşünüyorum da, fotoğrafçılık hobim ile ilgili doğru yaptığım en önemli şeylerden biri, fotoğraf kulüp ve derneklerine, sosyal medyada fotoğrafçılık ile ilgili gruplara üye olmakmış. İzmir’de İFOD (İzmir Fotoğraf Sanatı Derneği) ve Artlens Görsel Kültür Atölyesi üyesiyim. Ayrıca Nikon kullanıcıların tek adresi olan bir forum sitesinin Forum Editörlüğünü yapıyorum. Bu camiada birbirinden değerli birçok kişi işe tanıştım, yakın dostlar edindim. Sıkça fotoğraf turları düzenliyoruz, sergiler açıyoruz. Her gün yeni şeyler öğreniyorum, bildiklerimi paylaşmaktan büyük mutluluk duyuyorum. Eğer fotoğrafçılık konusunda ilerlemek istiyorsanız size de tavsiye ederim, çevrenizdeki fotoğraf kulüplerine katılın.

Size bir sır vereyim mi, aramızda kalsın ama; Tamam, D5100’üm çok hafif ve şirin, ben galiba sırtımda 12 Kg ekipman ile gezmeyi daha çok seviyorum!

Fotoğraf çekenler daha mutlu oluyor demiş miydim?

Bunlar benim acizane düşüncelerim. Siz de bu konudaki görüş, düşünce ve yorumlarınızı aşağıdaki “Yorumlar” kısmından benimle paylaşın.

Işığınız bol olsun!

4 comments for “Fotoğrafçılık. Yeri ve zamanı olmayan hobi

  1. Ömer
    2018-10-05 at 5:08 pm

    Çok güzel ve romantik bir yazı olmuş ellerinize sağlık. Geriye baktığımda bu hobi de en büyük hatam her şeyi kendi başıma öğrenmeye ve yapmaya çalışmak olduğunu görüyorum. Topluluklardan derneklerden hep uzak kaldım olaya sadece eğitim olarak baktım.
    Bir konuda ufak bir itirazım var 🙂 2003 yılında ilk veya ikinci maaşımla filmli makine almıştım sağı solu çekip duruyordum yanımda komple sanatçı (şiir, roman, senaryo her şeyde yeteneği var gerçekten) olan arkadaşım aldı eline makineyi o fotoğraflara baktığımda hala benim çektiklerimden ve çevremde çok uzun süredir fotoğraf ile uğraşanların çektiklerinden daha güzel.

    • 2018-10-06 at 4:14 pm

      Teşekkür ederim Ömer bey.
      İtirazınızın neye olduğunu tam anlayamadım yalnızca 🙂
      Saygılar.

      • Ömer
        2018-10-06 at 9:44 pm

        İtirazım ilk 10.000 fotoğrafın en kötü fotoğraflar olacağına :))
        Eline makineyi alır almaz teknik sorunları olsa da konu olarak iyi fotoğraf çekenler var demek istemiştim 🙂 şöyle bir durumda var başkasının çektiği ilk fotoğraf benim çektiğim 50 bininci fotoğraftan daha iyi olsa da onun ilk 10.000 fotoğrafı en kötü fotoğrafları olabilir 🙂

        • 2018-10-08 at 5:03 am

          Evet ben de tam onu demek istemiştim;
          Sizin” çektiğiniz ilk 10Bin fotoğraf “Sizin” en kötü fotoğraflarınızdır 🙂
          Saygılar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.