Norveç’te ehliyet almak, biraz da gerekli gereksiz bilgiler

Bugün hafif birşeyler yazayım dedim. Yazıda arada küfür de var. Rahatsız olacaklar okumasın.

1998’den beri araç kullanıyorum. Dağda karda bayırda 4×4 ve normal araba kullanmışlığım var. 94 model Lada Samara, Fiat Uno, Honda (92 model ama Civic değil, tek kapılı, sedan olmayan bir modeldi, Mitsubishi Pajero, Audi A6 Quattro Turbo, çeşit çeşit Golf, Fiat Punto, Nissan X-Trail, Toyota Land Cruiser, Mitsubishi L200, Ford F-150, Citroen C4 (C4 değil ama benzer bir modeldi, şimdi hatırlayamadım), Ford Focus, Ford Ka, BMW M420 bunlardan ilk aklıma gelenler… Gene de çok usta şoför olduğumu söyleyemem ve hala birşeyler öğrendiğimi de görebiliyorum. Örneğin buzlanmış yolda araba kullanmak ayrı bir tecrübe gerektiriyor, veya çölde, ya da bataklıkta… Yani “abi ben İstanbul’da kullanıyorum daha ne olsun?” demeyin 🙂 Ki İstanbul’da araç kullanmak Hindistan ve bazı Kuzey Afrika şehirlerinin yanında son derece düzenli ve güvenli…

Bunun “S” modelini kullandım. Alette ne ABS ne sürüş yardımı ne otomatik camlar ne hidrolik direksiyon ne… Hiçbirşey yoktu ula 🙂

Norveç’te ehliyet alma süreci çok ciddi. 25 yaş altı ve üzeri için ayrı aşamalar var. 25 yaş altıysanız birkaç teorik ders daha almanız lazım (bilişsel ve duygusal becerilerinizin araç kullanmaya yeterli olup olmadığından emin olmak istiyorlar). Her neyse, 25 yaş üzeri olduğumdan (ama hala 40 değilim 🙂 ) “basit ve kısa” bir programı bitirmem lazım. Teorik derslerde sağlık-ilk yardım, kaza olursa ne yapmak lazım, yolda bilmemne olursa yavaşlayacak mısın yandan mı geçeceksin gibi birkaç konu görüyorsunuz. Ek olarak 45 soruluk bir sınavda da en az 38 doğru yapmanız gerekli. Motor dersi falan yok, sınavda da motorla ilgili sorular çıkmıyor (ben Türkiye’de ehliyet alırken motor dersleri ve soruları vardı).

Sonra aynen Türkiye’deki gibi, sürüş tecrübeniz yoksa, bir hocayla beraber etrafta geziyorsunuz. Kendinizi hazır hissederseniz yaklaşık 3 saat süren bir “güvenli araç sürme” kursuna gidiyorsunuz. Burada size araç içinde nasıl davranmanız gerektiği, emniyet kemerinin önemi, çocuk/bebek koltuğu nereye nasıl bağlanır gibi konular anlatılıyor. Ek olarak 1.5 saat süren “kaygan zeminde araç kullanma” pratiği de yapıyorsunuz. Burada yağ ile kayganlaştırılmış pistte viraj alma, sert fren yapma, manevra nasıl yapılır, aracın ve sizin limitlerinizi nasıl belirlersiniz gibi son derece faydalı şeyleri deniyorsunuz. Tabi bu sırada eğitmen yanınızda oturuyor. Araçla 360 derece dönerken yanınızdaki eğitmenin yüzüne bakmak enteresan…

Bundan sonra yaklaşık 7 ders saati süren (her ders 45 dakikadan, toplamda 405 dakika) bir uzun yol sürüşü yapmanız lazım, bu da yanınızdaki eğitmenle yapılıyor. Eskiden tüm 7 saati bir kerede yapıyorlarmış ama artık ikiye bölmenizi istiyorlar (millet İsveç’e gidip alışveriş yapıp dönüyormuş 🙂 ).

Sonra pratik teste giriyorsunuz ve ehliyeti veren kurumdan bir yetkiliyle şehir içinde 1 saat kadar geziyorsunuz. Bu kısım Türkiye’de de benzerdi galiba (20 sene oldu, hala öyle mi?). Pratik ve teorik testleri geçerseniz ehliyeti alıyorsunuz ama bu geçici oluyor; ek olarak “karanlıkta sürüş” dersini de almanız lazım. Diyelim ehliyeti Ağustos’ta aldınız. 15 Ekim’den sonra karanlıkta sürüş kursunu da yapmanız gerekiyor.

Polisten “temiz” raporu ve bir göz doktorundan rapor da istenen şeyler arasında.

Yukarıdakileri okuduysanız, Norveç’te ehliyet almanın gerçekten de ciddi birşey olduğunu anlayacaksınız. Ordu’da geçen ay bir anne ve iki çocuğunu biçen onun bunun çocuğu bu aşamaları geçseydi belki de bir aile adeta yok olmayacaktı….

FAYDALI FAYDASIZ BİLGİLER

Hız sınırı 70?

Hız sınırı 80 olan yolda gitmek son derece sinir bozucudur. Altındaki araba en dandik araba bile olsa “ulan en azından 90 olsun ki 5’e atayım” diye düşünürsün. Hele önünüzde 79’la giden bir kamyon varsa… Peki sınır 80 olan yolda bir anda 70 ya da 60 tabelası görmek??? 80 zaten yavaşken, 70 nedir ula?

Elbette bunun birçok sebebi var. Örneğin saatte 80km ile gitmekle 70km gitmek arasında aracı kontrol edebilmeniz açısından muazzam fark var. Fren mesafesi azalıyor (hem de %30!) ve önünüzdeki tehlikeleri daha iyi görüyorsunuz. Daha önce o bölgede sık sık kaza olduysa ya da etrafta yola yakın yerleşim birimleri varsa hız limitinin azaltılması doğal.

Ama 80’den 70’e veya 60’a inmenin başka bir sebebi daha var: İç organlarınız.

Yapılan deneylere göre iç organlarımız 70 km ile giderken kafa kafaya çarpışmaya dayanabiliyor ama 70’in üzerine çıkarsanız kademeli olarak ölme şansınız artıyor çünkü iç organlarınız (özellikle kalp ve damar sistemi) o kadar ivmeye dayanamıyor. Uçak kazalarında ölenleri çoğu ilk çarpma sırasında ölürler, sebebi de bu dediğim şey. Lady Diana’nın ölüm sebebi de buymuş. Biliyorsunuz paparazzi gazeteciler (Türkiye’de de bu ahlaksızlardan yığınla var) kadını kovalarken Diana’nın aracı 160km hızla duvara girdi. Kadın emniyet kemeri takıyormuş ama o hızda duvara girerseniz kemer de bir yere kadar: İç organlar vücudunuzun içinde değişik yerlere dağılıyor.

İşte 70-80 arasındaki fark bu.

Amerika Utah’ta yapılan bir istatistiğe göre 80 km/saatin üzerine her 15km koyduğunuzda ölüm olasılığı 2 kat artıyor. Hadi kendin gebermek istiyorsun tamam ama diğer insanları katletme bari…

Emniyet kemeri ne lan? Türk’e birşey olmaz

Kendine acımıyorsan araçtaki diğer kişilere acı. Sen gebermek istiyorsan eyvallah da karına çocuğuna anana babana acı bari…

Bakın duvara girmeyi geçtim, yavaş giderken sert fren yapınca ne olduğunu burada görün: https://www.mirror.co.uk/lifestyle/motoring/shocking-video-demonstrates-how-important-6853104

O bebiş kadının kucağında olsaydı? Tutabilir miydi sizce? Hem de araç aslında yavaş gidiyor.

90 kilosunuz diyelim. 40 ile giderken duvara çarptınız. Yeni kilonuz ne oluyor biliyor musunuz? 500-600 kilo arası! Kemer takmazsanız aracın camına yaklaşık 550 kiloluk bir camış gibi çarpacaksınız.

50km ile giderken:

Bu şaka değil, o kafa sizinki olabilir

65 km ile giderken düz duvara çarpmak, 5 katlı bir apartmanın tepesinden düşmekle aynı etkiyi yaratıyor.

Peki 80 ile gidiyorsanız? 550 x 4 = 2200 kilo! 2.2 ton! Yani sanki 2.2 tonluk bir fil ön camdan fırlıyormuş gibi düşünün. Şaka değil, bunlar fiziksel hesaplamalar ve deneylerle bulunan şeyler.

Tamam Tanrı Türk’ü korusun, Türk’e birşey olmaz vs.. ama Türk de gerizekalı değil herhalde, önce kemerini tak sonra konuşalım.

Ek olarak, emniyet kemerinizi arada kontrol edin. Atmış lifler varsa ya da sağdan soldan kesik görüyorsanız kemeri değiştirin. Sebep? 2.2 tonluk fili taşımak kolay mı?

Bu arada, emniyet kemeri neden gövdenize çapraz ve belinizden düz olarak geçiyor? Bu bahsettiğim yerler gövdenizin önündeki en güçlü kaslar. Kaza anında kemer omzunuz ve belinizden sizi tutarak herhangi bir kemiğe dayanmadan şoku almaya çalışıyor. Eğer kemer göğüs kafesinize baskı yapsaydı ilk şiddetli şokta kafes dağılırdı.

Kemer takmayla ilgili şu siteye mutlaka bakın: http://www.buckleupnc.org/choosing-using/use-a-seatbelt-and-wear-it-right/

Bir de kemeri takmanın ufak bir püf noktası var: Kemeri takınca sıkılığını kontrol edin. Sakın kemeri gevşek bırakmayın. Kemer gevşek olursa ilk şoku yeterince ememez, buna ek olarak siz ileri savrulursunuz ve kemer sizi “havada” yakalamaya çalışır. Buradaki mesela kaza olur olmaz siz harekete geçmeden önce sizi durdurmak. Ve tabii ki kemer kesinlikle boynunuza gelmesin yoksa ilk keskin frende kafanız futbol topu gibi ön cama…

Çocuk bağlama teknikleri

Bebeğinizi ya da çocuğunuzu araçta kucakta taşıyorsanız, yukarıdaki fil örneğini düşünün. Bir kaza anında çocuğu değil kendinizi bile zor tutacaksınız. 60’la giderken kafa kafaya çarpışmada 5 kiloluk çocuk bir anda 70 kilo gibi gelecek. Gerçekten 70 kiloyu tutabilir misin? Peki çocuğun 5 değil 10 kiloysa?

Araba koltukları ülkemizde pek bilinen şeyler değil ama bazı ülkelere giriş yaparken çocuğunuza uygun koltuk kullanmazsanız sınırdaki polis sizi geri bile çevirebiliyor (Norveç’li bir arkadaş Avusturya’ya girerken durduruldu, polis geri dönüp adam gibi çocuk koltuğu almasını istemiş).

Çocuk ya da bebek koltukları milyon çeşit. Markaların sayısını zaten geçiyorum ama yaşa göre, kiloya göre, kaliteye göre de tonla çeşidi var. Burada dikkat etmeniz gereken şey şu: Ne kadar ekmek o kadar köfte. Yani çocuğun güvenliği genel olarak koltuğun fiyatı arttıkça artacak.

Ben burada olayı basitleştirip ikiye ayırayım: 2 yaş altı,  yaş üstü. Sınırı çocuğunuzun fiziğine göre değiştirebilirsiniz tabi. Burada temel nokta şu: Çocuk oturabiliyor mu? Çocuk oturabiliyor ve boyu da yeterliyse sadece onu emniyet kemerinin seviyesine yükseltecek bir koltuk yeterli olabilir. Emniyet kemerleri yetişkinler için yapıldığından çocuklara uymuyorlar, çocukları biraz yükselterek kemerin seviyesine getirmek mümkün. Ama burada önemli bir detay var: Kemer çocuğa aynen yetişkinlerde olduğu gibi takılabilmeli. Eğer kemer boyna yakın duruyorsa ilk kazada olacak şeyi burada yazmayayım ama siz tahmin edin. Benim tercihim ISOFIX’li modeller. Yeni araçlarda koltukların belinize denk gelen yerlerinde aracın şasesine bağlantılı çelik çubuklar oluyor. ISOFIX denen şeyi bu çubuklara sabitliyorsunuz, çocuğun koltuğunu da bu ISOFIX’e oturtuyorsunuz. Böylece emniyet kemeriyle de uğraşmıyorsunuz ve koltuk aracın şasesine bağlı olduğundan çocuk sizden bile daha korunaklı hale geliyor. Çocuğa ayrı koltuk kullanmanın bir avantajı da bu koltuklardaki kemerlerin çocuklar için üretilmesi. Neredeyse ralli pilotlarının kullandığı kemer gibi sağlam ve güvenli oluyor bu kemerler.

Bebek koltuklarına (2 yaş altı diyeyim ama 1 yaş kesin limit) gelirsek… Bunlar her zaman aracın gidiş yönünün tersine bakmalı. Neden? Çarpmalar genelde önden oluyor. Bu durumda koltuk tersse çocuk koltuğa doğru yaslanacak ve çarpma etkisi minimum olacak. Koltuğu öne bakacak şekilde koyarsanız bebek öne doğru fırlamak isteyecek ve onu sadece bir kemer tutacak. O kemer 4 yaşındaki çocuğu omuzlarından kavrar ama 1 yaşındaki bebeğin ne kadar omzu var?

Aracı tek kullanıyorsanız da bebek koltuğunu yanınıza koyun, yani ön koltuğa ters oturacak şekilde. Bu şekilde ikide bir geri dönmek zorunda kalmayacaksınız (yok emzik düştü, aman oyuncak gitti vs..). Ayrıca çocuk sizi yanında göreceği için daha az mızmız olacak.

25km/saat ile giderken fren mesafesi 20 metreyse…

Hızınız 50km iken fren mesafesi ne olur?

Buradaki kilit nokta “enerji”. Arabanın enerjisi hızın karesiyle orantılı, bu yüzden hızınızı iki kat arttırdığınızda fren mesafesi 4 kat artar. 25km ile giderken sert frende 20 metrede duruyorsanız, hızınızı 50km/saat yaparsanız sert frende 80 metrede duracaksınız.

Bu tecrübeyle sabit: Yukarıda bahsettiğim kaygan zeminde sürüşe gittim. Altımda BMW D420. 4×4 modeli. Arabanın maşallahı var (eğitmenin aracı, keşke benim olsaydı…). Araç süper hiper vs.. ama fizik kurallarını da bükemiyor tabi. 20km ile giderken kaygan yolsa frene asıldım. ABS-DSC vs.. farketmiyor, yol o kadar kaygan ki anca 20 metrede durduk. Sonra 40km ile denedim: Duruş mesafesi 80 metre! Bunu 7 defa farklı hızlarda denedim, her seferinde hızımı iki kat arttırınca duruş mesafesi 4 kat arttı. Dedim ki “vay vay vay fiziğin gücüne bak”…

Kaygan zeminde sert fren?

Bahsettiğim BMW’de ABS ve DSC var. DSC BMW’nin “kontrol yardımı”. Aletin her yerinde algılayıcılar var, bu algılayıcılar sürekli yol ve aracın koşullarını ölçüp mümkün olduğunca aracı yolda tutmanıza yardım ediyorlar. Örneğin kaygan zeminde viraz alırken araç kaymaya başlarsa alet gazı kesiyor, ya da bir tekerlekteki freni azaltıyor, veya sol arkadaki tekerleğe biraz güç veriyor vs.. Yani aracı şeride geri sokabilecek ne varsa yapmaya çalışıyor.

Buna rağmen kaygan zemin ve hız tehlikeli. Yani ABS de DSC de mucizeler yaratamaz.

Buradaki videoyu mutlaka seyredin. Eskimiş tekerlek ve yeni tekerlek arasındaki farkı bariz göreceksiniz. Eski tekerlekte adam direksiyonu çevirse bile araç hiç dönmüyor.

Aniden önünüze bir çocuk/köpek/araba çıktığında önce frene mi asılırsınız direksiyonu mu kırarsınız? Tabi koşullara göre değişir ama ilk yapılması gereken elbette fren yapmak. ABS’li bir aracınız varsa freni köklemenin pek tehlikesi yok çünkü tekerlekler kilitlenmiyor.

Diyelim frene asıldınız ve araç hala gidiyor. Çarpacağınızı gördünüz. Yan şerit de boş. Bu durumda şunu yapmak genelde en faydalısı: Freni bırak, direksiyonu biraz kır (ama sonuna kadar değil, sadece şerit değiştirecek kadar), yan şeride geçeceğini görünce direksiyonu gene kendi şeridine kır.

Gene yazayım: Fren yap, araç biraz yavaşlasın. Duramayacaksan ve yanındaki şerit boşsa freni bırak ve direksiyonu biraz kır. Yan şeride geçeceğini anladığın anda direksiyonu öbür tarafa çevir ki çarpacağın şeyleri geçer geçmez kendi şeridine geri dön.

Freni neden bıraktık peki? Neden direksiyonu tamamen kırmadık da “sadece şerit değiştirecek kadar” kırdık?

Ani fren sırasında tekerlekleri tamamen sola veya sağa kırarsanız araç artık dönmeyi bırakır ve dümdüz gider. Sebebi basit: Tekerleklerin altındaki sürtünme sadece frene çalışıyor çünkü fren onların dönmesini engelliyor (ABS’de saniyede bilmemkaç kere engelliyor). Eğer freni bırakırsanız tekerlekler dönmeye başlayacak ve aracı sizin kırdığınız tarafa yöneltecek.

Ama elbette ki en iyisi yol koşullarını iyi anlamak, altınızdaki aracın limitlerini bilip ona göre hareket etmek.

Norveç’teki ehliyet kursunda kaygan zemin parkurunda önünüze bazen mankenden çocuklar çıkıyor. Bunlara çarpmadan durmanız ya da duramayacaksanız yanlarından geçmeniz lazım. 40km ile 4 defa denedim, her seferinde manevra yapıp çocuklara hiç çarpmadım ama 45km’ye çıktığımda gene 4 defa denedim ve her seferinde çarptım. Sebep? O “ufak” 5km/saatlik fark.

Koltuğun arkasındaki yastık

Arabaya oturduğunuzda ilk olarak emniyet kemerini takın, sonra da başınızın arkasındaki yastığı kontrol edin. Bu yastığın, kafanızı arkaya dayadığınızda, tam olarak kafanızı desteklemesi lazım. O yastık keyif için değil, bir kaza anında boynunuzun kırılmasını engellemek için orada. Aman diyim, o yastık kafanızı desteklemiyorsa ufacık arkadan çarpmalarda bile boynunuzda ciddi hasarlar oluşabilir.

Bu alet kafanız rahat etsin diye değil, bir kazada kafanız arkaya savrulunca boynunuz ya da omurganız zarar görmesin diye orada

Araç içinde çantanızı nereye koyuyorsunuz?

Yukarıdaki fil örneğini hatırlayın. Sert frende ya da çarpmalarda aracın içindeki herşey bir kurşuna dönüşüyor. İdeal olarak araç içinde serbest hareket edecek hiçbirşey olmaması lazım. Peki çantanızı nereye koyuyorsunuz? En ideal yer ön ve arka koltukların arasındaki yer (arkada oturanların ayaklarını koydukları yer). Arkada bagajın üzerindeki kapağın üzerinde sert hiçbirşey koymayın. Oraya koyacağınız 1 kiloluk birşey bile bir kaza anında mermiye dönüşebiliyor.

Eski komşumuz emekli trafik polisiydi. Bir kazada şoförün kafasının yarısının olmadığını görmüşler, sebebini anlayamamışlar çünkü adam koltuğundan fırlamamış. Sonradan anlaşılmış ki dizüstü bilgisayarını en arkaya koymuş (arka koltukların arkasındaki “raf”a), kaza anında o bilgisayar mermi gibi fırlayıp şoförün kafasının yarısını almış…

Başka birşey: Aracınızda kemer takmak istemeyeni nereye oturtacaksınız? Ben olsam öne, kendi yanıma oturturum ki bir kaza anında kimseyi yaralamadan kendi fırlayıp ölsün 🙂 Arkaya oturtursanız size kafa atma olasılığı yüksek.

Kaçla gidelim? Göbek ne?

İlginçtir, Norveç’te hız sınırlarına hemen herkes uyuyor ama örneğin sınır 70 olan yerde 65’le giderseniz küfür yiyorsunuz 🙂 Ya da göbekte yanlış şeritteyseniz veya geçiş üstünlüğünü tanımazsanız anında tepki görüyorsunuz. Kurallar tamamen “yolları en etkin nasıl kullanırız” düşünerek oluşturulmuş ve insanlar da buna uymaya çalışıyor. Hız sınırı 80’se kamyonu da otobüsü de ufak aracı da 80’le gidiyor, göbeklerde geçiş üstünlüğüne kesinlikle uyuluyor (Sürpriz: Göbeğe girmiş aracın geçiş üstünlüğü vardır). Bunlara uymazsanız da anında tepki alıyorsunuz.

İngiliz trafiği (sağdan akıyor) ama göbekte nasıl davranılması gerektiğini anlatıyor

SONUÇ

Oslo’da 2011’de 3 genç gece 10 gibi eğlenmekten geliyorlar. Sürücü çocuk 20 yaşında, diğer iki kızın biri 16 diğeri 19. Süren çocuk sarhoş. Kızların evine 500 metre kala virajı alamayıp ağaca giriyorlar. Kadrandaki hız 160 görünüyormuş. Öndekilerde kemer takılı değil. Erkek çocuğu 70, 19 yaşındaki kızı 50 metre uzakta buluyorlar. Arkadaki kız kemerini takmış ama o da yukarıda bahsettiğim ani çarpmanın şiddetiyle ölüyor. Kızların annesi 3 sene sonra ölüyor (tahminen kahrından), babası işi bırakıp Norveç’i gezerek fazla hızın yaptığı şeyleri insanlara anlatmaya başlıyor.

Yani deli gibi hız yapıyorsanız sizi kimse kurtaramaz.

Geçen İstanbul’da arabayla giderken kırmızı ışıkta durdum. Kavşakta iki trafik polisi vardı. Yanımda bir motosiklet durdu. Sürücünün belinde tabanca vardı 🙂 Polisleri görünce tişörtüyle silahı kapattı. Diyeceğim şu ki: Trafikte ona buna höt zöt yapmayın, heryer kafayı yemiş şerefsiz dolu.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.