Sony A7RIII ve Samyang AF 35mm f2.8 İncelemesi – Özellikler, Kullanım, Fotoğraf Kalitesi

Önceki sayfada Sony ve Samyang’ın kutularını açmış, boyut olarak birkaç karşılaştırma yapmıştık. Bu sayfada a7RIII’ün derinliklerine dalacağız. Samyang sonraki yazılara kaldı çünkü bu yazı çok uzadı.

Not: Sayın Sebahattin Demir’in tavsiyesiyle siteye birçok eklenti (plug-in) ekledim. Umarım hepsi düzgün çalışır çünkü bu eklentiler yazıları çok daha güzel hale getirdi. Sıkıntı yaşarsanız lütfen yorumlara yazın. Herhangi bir konunun yorum kısmına yazmanız yeterli, eski konulara da yazsanız görebiliyorum.

Makineyi aldıktan yaklaşık 1 hafta sonra son bellenim olan 1.10’u kurdum. Kullanım hızı (menüler ve tuşların tepkisi) biraz daha iyi oldu gibime geldi.

KISA SONY A7 HİKAYESİ

Hepinizin bildiği gibi Sony inanılmaz mükemmel süper acaip yenilikçi ve Canon bize eski teknoloji satıyor… 🙂 

“Youtuber” ya da parayla “inceleme” yazan biri olsaydım böyle yazardım, ama aşağıda A7RIII ve Samyang’ın tüm artı ve eksilerini gösteremeye çalışacağım. Bu sitede tersini göremezsiniz zaten 🙂

DSC00629_1
A7R III, Canon 10-18mm IS STM, 15mm, f11, ISO100, 1/125

Bildiğiniz gibi Sony’nin A7 serisi ilk tam kare aynasız gövdeler (ilk “modern” aynasız diyelim). A7 24MP, A7S 12MP, A7R 36MP olarak geldi. Sonra Sony bunları A7 II, A7S II ve A7R II olarak yeniledi. Bu ikinci seri ilk serinin birçok dandikliğini düzeltti:

  • Gerçek metal bayonet (gerçi A7S’te düzeltti bunu, Sony fanatiklerinin tüm “yok abi bak benim A7’m hala taş gibi” savunmasına rağmen),
  • Garip ergonomi düzeldi (ilk seriyi sevenler de var aslında ama genel anlamda tüm firmalar o saçma sapan “retro” görüntüyü bir kenara fırlattı),
  • Otomatik odaklama geliştirildi (aslında A7II’deki gelişme azdı bence ama A7RII’de ilk nesilden çooook ileride bir otomatik odaklama sistemi var),
  • Tüm ikinci nesil gövdelere 5 akslı titreşim azaltma geldi (A7RII’de 2 durak falan hissettim ben, ve Sony harici lenslerde titreşim azaltma 3 aksa düşüyor),
  • Gövde kaliteleri biraz daha arttı (ilk A7’de kompozit gövde vardı, ikincisinde metal alaşım). Gerçi Sony A7S ve A7R’de de kompozit gövde kullandı,
  • Videoda XAVC S kodek ve S-LOG2 “flat picture” profili geldi
  • Bence en büyük gelişme A7R II’de oldu. 42MP arkadan aydınlatmalı algılayıcı, tüm A7ler arasında en iyi otomatik odaklama sistemi, ilk A7R’ye göre çooook daha sessiz ve titreşimsiz perde sistemi (ve elektronik ön perde), perde 500 bin çekime kadar dayanıklı, tam elektronik perde sistemi geldi, 4K video geldi (dahili çekim, A7S gibi harici disk gerektirmeyen), göze odaklama sistemi… 

Üçüncü nesil Sony gövdeler daha da sağlam geldi, ve bir de aralarına kardeş aldılar: A9. Sony A9 Sony’nin spor-kuş fotoğrafçıları için çıkardığı bir gövde oldu. 24MP deli hızlı bir yığın (stacked) algılayıcı (ama AA filtre var), saniyede 20 kare çekim (elektronik perde kullanında), elektronik bakaç kararmadan seri çekim yapabilme, 693 noktalı faz bazlı odaklama sistemi (çerçevenin %93’ünü kapsayan), daha gelişmiş göz tanıma sistemi vs..

Sonra A7RIII geldi, bundan detaylıca bahsedeceğim zaten.

En son da A7III geldi. A9 ve A7RIII’ün neredeyse aynısı, ama 24MP ve biraz daha yavaş. Bu alet şu aralar çok popüler, ve haklı olarak böyle çünkü 2000 USD civarlarında çok ciddi özelliklerle geliyor. Nikon D750 böyle popülerdi bir ara.

Sony A7III haklı olarak bu aralar çok popüler

Şu anda piyasada tüm A7 nesillerini bulmak mümkün. İlk A7 bile sıfır olarak bulunabiliyor.

A9R ve A7S III görselleri bana ait

SONY ACAİP YENİLİKÇİ Mİ?

İnanmayacaksınız ama birşeyi, bir insanı hem sevip hem eleştirebilirsiniz. Evet evet, valla bak! Örneğin bir partiye hem oy verip hem de yanlış yaptığında “böyle yapmaman lazım” diyebilirsin. Ya da bir fotoğraf makinesi sistemine sahip olup onun eksiklerini de açıkça söyleyebilirsin. Bunu yapmak yanlış değil, hatta yapılması gereken şey de bu. Yapmazsan danalardan farkın kalmaz.

A7RIII’e geçmeden önce A7 serisiyle ve Sony ile ilgili “ara sıcak” tadında birşeyler söylemem lazım. Dikkat ederseniz yukarıda sürekli “gelişme”den bahsettim. A7 serisi şöyle gelişti böyle serpildi vs.. Mesele şu: Teeee ilk A7’den beri piyasada “Sony işi bitirdi, artık Canikon korksun” havası hakim. Bakın ilk A7’den bahsediyorum. Hani şu garip ergonomili, neredeyse jet hızıyla biten pilli, biraz ağır lens kullanınca gevşeyen bayonetli, berbat menülü, yüksek ISO performansı neredeyse ASPC algılayıcı gibi, seri çekim hızı saniyede 2.5 kare, seri çekimden sonra karta yazmak için makinenin kitlendiği, ışık biraz azalınca tekli odaklamada bile zorlanan, ilk başta “su geçirmez” olarak pazarlanan ama sonra “toza biraz dayanıklı” olarak tanıtılan A7! Bunlar şaka değil. A7 – A7 II gelişmesine bakınca bile ilk A7’nin aslında o dönemki üst seviye DSLRlardan ne kadar geri olduğunu görebilirsiniz ama tüm bunlara rağmen “Sony işi bitirdi” lafıyla çalkalandı bütün inceleme siteleri! Ve benim gibi insanlar bu eksikleri söyleyince topa tutulduk, fanatiklikle suçlandık. Halbuki mesele basitti: A7 türünün ilk örneği tam kare bir aynasızdı. Birçok yönden avantajlı ve yenilikçiydi de… Sadece bunu söylemek bile yeterken, diğer firmaları kötülemenin anlamı nedir? Bu resmen “yol yaptık, çatlayın da patlayın da” veya “bakın bugün trenyolu döşüyoruz, 70 yıl önce ne yaptın ki sen?” diyen malum partinin stratejisi ve benim hafiften midemi bulandırıyor.

Yukarıda soldaki Steve Huff’ın A7 incelemesinden. A7 için diyor ki “tutacak yer (grip) acaip süper. Çok rahat ve konforlu”. Sağdaki de A7 II incelemesinden. Burada diyor ki “Daha büyük tutacak bölge koyarak ergonomiyi değiştirdiler. Bu sayede tuş dizilimi daha iyi oldu ve deklanşör tuşu çok daha iyi bir yere geldi. Parmaklarınız doğal bir şekilde tuşların üzerinde duruyro ki bu dizilim çok daha iyi. A7S ve A7II’yi biraz kullandıktan sonra A7II’yi tercih ediyorum”.

Halbuki A7’nin garip bir ergonomiye sahip olduğu teee ilk günlerde birçok kişi tarafından söylenmişti. Steve ilk A7 incelemesinde neden “çok süper grip” dedikten sonra A7II için “daha iyi olmuş” diyor? Neden ilk seferde “deklanşörün yerleşimi biraz garip ve ergonomik değil” diyemedi? Diyemez ki, ipi bağlı… Steve Huff yalnız değil bu konuda, aynısını yapan 10larca isim verebilirim.

Kişisel görüşüm, ki bunun bir ispatı yok, bu “strateji”yi Sony bilinçli olarak internet ortamına yaydı. “Biz acaip yenilikçiyiz, diğerleri eski ve köhnemiş”…

Bugün A7RIII nedir biliyor musunuz? Üst seviye DSLRları anca yakalamış bir aynasız. “Yakalamış” lafına dikkat edin. Ekim 2013’ten beri var olan bir seri, ve 2018’de “yakaladı” diyoruz (ki hala dayanıklılık, otomatik odaklama ve güvenilirlik konularında geride). E peki son 5 yıldır ortalıkta gezen “Sony acaip, diğerleri dandik” lafına ne oldu?

DPReview’daki bir dinamik aralık karşılaştırmasından alıntı. Diyor ki “Sony artık seri çekimlerde bile dinamik aralığını koruyor. Bu Sony için büyük bir adım”

Yukarıdaki alıntının açıklamasına dikkat edin. “artık” demek, “daha önce yoktu” demek. Peki siz önceki nesil Sonylerin (A7ler ya da A6XXX serisi) seri çekimdeki RAWlarını 11+7bit ve kayıplı olarak sıkıştırdığını biliyor muydunuz? Nikon D810 pil ataşmanıyla saniyede 7 kare 14bit RAW çekerken A7R II saniyede 5 kare 11+7bit RAW çekiyordu. Hatta ve hatta en başlarda A7R II tekli çekimlerde bile doğru 14bit dosya vermiyordu! Sony sonradan bellenimle 14bit (sıkıştırılmamış) RAW getirdi. 

Zam değil zamcık…

A6000 incelemesini yazarken de bunu hissetmiştim. İnternette herkes “işte DSLR katili” diye bağırıyordu. Elime alıp bakınca “bu mu DSLR katili?” demiştim çünkü alet ışık azalınca odaklama yapmak istemiyordu ve elektronik bakacı galiba en kötü bakaçlardandı, özellikle düşük ışıkta o bakaç çamura dönüyordu. Sadece iyi ışıkta saniyede 10 kare çekimine bakıp “DSLRlar bitti” diyenlere ne demeli bilmem. Ek olarak saniyede 10 kare çekerken o bakaç kararıyor resmen, bu mu örneğin 7D ile başedecekti?

Benim görüşüm hiç değişmedi: Sony çok ciddi atılımlar yapıyor ve Canikon’u en çok zorlayacak rakip. Ürünleri de bazı açılardan avantajlı. Diğer yandan DSLRların çok ciddi bir geçmişi var ve Canikon’un üst seviye DSLRlarında bu “yıllardır arıtılmış, damıtılmış, optimize edilmiş” durumu fazlaca hissediyorsunuz. 1DX Mark II veya D5’i elinize alın ve kullanın, bir süre sonra (eğer kütle fazla gelmeyecekse) diğer fotoğraf makineleri bir garip gelmeye başlıyor. Bu aletleri kullanmak artık çok doğallaşıyor çünkü aletler hem inanılmaz ergonomik hem de asla sizin yolunuza çıkmamak için üretilmişler: “Yeter ki sen fotoğraf çek” diyorlar. Bunların yanına A9’u koyarsanız ve “işte Sony yaptı, şimdi Canikon düşünsün” derseniz ben gülerim. A9’un önemli avantajlarına rağmen gülerim. Anlatabildim mi? A7RIII’te de durum benzer: Çoook iyi bir alet olmasına rağmen D850 bence daha iyi. Neden daha iyi? Hep bu bahsettiğim “yıllardır optimize edilen” Nikon tecrübesinden dolayı. Ulan en basitinden Sony alttan su alıyor!  “Benimki almadı, kutuplara gittim çöle gittim bana mısın demedi” lafları sadece hamaset edebiyatıdır. Ben Canon 550D’yi sağanak yağmurda da kullandım, kimseye “Aslında 550D o kadar sağlam ki 1D gibi abi” demedim.

Imaging Resource’un su testini 5D Mark IV ve EM1 II kusursuz geçti, D850 sadece bakaca biraz su aldı, A7RIII ise alttan ciddi su aldı ve hatta bir süre çalışmamış.

Sony pili biraz büyüttü diye internet yıkıldı yahu! Ya da tutacak yer biraz büyüdü diye ortalık inledi (ilk A7 serisini biraz elde tutunca elinize kramp giriyor). E A7 varken bunlardan neden bahsetmedin sen? Hala A7 ve A9 serisinde adam gibi dokunmatik ekran yok? Sony gövdeye bir joystick koyunca milletin yüzü güldü, Canon’da o “oyun çubuğu” 20D’den beri var! Dinamik aralık biraz daha iyi olunca “Sony yenilikçi Canon eski kafalı” mı oluyor?

1992’den beri açık olan üniversite için “biz açtık” diyen yalancı aklıma geldi…

Sony’nin yapması gereken ve paralı elemanlarına yaptırması gereken şey şu: Diğer firmalara b.k atmayı bırakıp güçlü yönlerini ön plana çıkarmak ve akıllı mantıklı insanların eleştirdiği şeyleri artık iyileştirmek. 3 nesildir, hatta teee ilk NEXlerden beri menü hala kötü. Evet 3. nesil Sony tam kare menüleri öncekilerden daha iyi ama hala kötü. Sen nasıl böyle “en iyisi benim” diyebilirsin?

Oh be rahatladım 🙂 Bu siteyi izliyorsanız biliyorsunuzdur, şimdiye kadar 2 gövde hariç tüm Sony NEXleri kullandım, A7RII’yi çok detaylı biçimde inceledim. Yani Sony’yi hem seviyorum hem sevmiyorum 🙂

Sony yenilikçi, ama diğerleri de abartıldığı kadar geride değil. Hele lens konusuna girsem… Hadi sadece örnek vereyim: Canon 50mm f1.2L 2006, Canon 85mm f1.2L 1989, Canon 135mm f2.0L 1996… Bunlar sizce nasıl lensler? Duyurulma tarihlerine bakın, sonra dönüp diğer tüm markalarda benzer lens var mı diye bakın (otomatik odaklı, toz-nem geçirmez olmalı ama). “Canon bize eski teknoloji satıyor”…

Şimdi A7RIII’e geçebiliriz. Sony fanatikleri üzülmesin, A7RIII güzel alet 🙂 Valla güzel, şaka değil.

SONY A7RIII’E GİRİŞ

Sağdaki özellikler A7R III’ü özetliyor gibi

Daha önce de bahsettiğim gibi A7RIII, Sony’nin 3. nesil tam kare gövdelerinden. 2013’ten beri sürekli geliştirilen bu seri A7III ve A7RIII ile çok sağlam bir yere oturuyor. Sony’nin elinde artık 4 tip tam kare gövde var:

  • A7 III: Giriş seviye tam kare gövde
  • A7S III: Tahminen bu sene gelecek, video ağırlıklı ve diğerlerinden biraz düşük MP’li tam kare gövde
  • A7R III: Yüksek çözünürlük isteyenler için gövde, ama aynı zamanda hızlı
  • A9: Spor veya benzer şekilde seri çekime ve hızlı odaklamaya ihtiyacı olanlar için tam kare gövde

A7R serisi Canon 5D ve Nikon D8xx serisine rakip. Bu firmalar birkaç yılda bir bu serilerini yeniliyor, bu yüzden zamanlamayı iyi yapan “bak bizimki onunkinden daha iyi” diyebiliyor. Örneğin 5D Mark IV 2016’da çıktı, A7RIII ve Nikon D850 2017’nin sonlarında duyuruldu. Böyle olunca Canon biraz geride kaldı gibi duruyor, halbuki bu biraz birdirbir oynamaya benziyor: Bir Canon öne geçiyor bir Nikon, şimdi Sony da oyuna katıldı.

ALGILAYICI, SERİ ÇEKİM

Algılayıcı A7RII’dekinin aynısı. Bu kötü birşey değil ama A7R II’nin teeee 2015’te duyurulduğunu ve A7RIII’ün tahminen 2 yıl daha güncel kalacağını düşünürsek 2020’de biri çıkıp “Sony bize hala eski teknolojiyi satıyor!” der mi? Dile kolay, 2020’de 42MP’lik algılayıcı 5 yıllık olacak! Trollük bir yana, bu algılayıcı, Sony’ye göre, ISO100’de 15 durak dinamik aralığa sahip. Bunu ölçecek ekipmanım olmadığından doğrulayamıyorum (tahminen şişirilmiş bir rakam, zaten DxO bile daha düşük rakam veriyor). A7R II’den farkı, işlemcinin çok daha hızlı olması ve doğal ISO aralığının daha geniş olması (100-25600 yerine 100-32000). Genişleterek ISO50-102400 aralığında çekmek mümkün. Elimde A7RII olmadığından karşılaştıramadım ama A7RII’dekine benzer bir performansı olduunu düşünüyorum: Yani çok iyi.

Yeni Bionz X sayesinde ISO aralığı biraz genişlemiş, yüksek ISO’da biraz daha az gürültü var ve dinamik aralık biraz daha geniş. Ayrıca çekim hızı da saniyede 10 kareye yükselmiş.

Sony algılayıcıyı aynı tutmuş ama Bionz sistemini yenilemiş. Yeni işlemci-veri işleme sistemi A7RII’nin seri çekim hızını 5’ten 10’a çıkarıyor. A7RIII’ün A9’dan üstün bir yanı var: Mekanik perdede bile saniyede 10 kare çekebilme. A9 sadece elektronik perde ile saniyede 20 kare çekebiliyor, mekanik perdede saniyede 5’e düşüyor.

Seri çekim yaparken ekranda ne kadar tampon bellek kaldığını görebiliyorsunuz (azalan düşey bir çizgi gösteriyor A7RIII size, güzel birşey). Ek olarak, seri çekim yaptıktan sonra karta yazılacak kaç fotoğraf kaldığını da makine size gösteriyor. Ama… Ama… “Canikon’u öldürecek” profesyonel bir makinede olmazsa olmaz bir özellik A7RIII’te yok ki bunu “Depolama” başlığında anlattım. Sony bunu nasıl es geçer anlamak mümkün değil.

Burada belleğin boşalmasına 12 kare kalmış

A7RIII’ün Sony’nin performans/fiyat olarak en iyi makinesi olduğunu daha önce söylemişimdir. Neden olduğunu aşağıdaki formül anlatıyor:

42 MP tam kare + çok iyi dinamik aralık + saniyede 10 kare çekim + çok hızlı ve genelde güvenilir odaklama sistemi + idare eder toza/neme dayanıklılık + sessiz elektronik perde + çok iyi yüksek ISO performansı + iyi sayılabilecek tampon bellek + özellikle seri çekim yaparsanız iyi pil ömrü + titreşim azaltma = Hemen her şeyi çekebilecek makine

Ertan Öztürk

Alıntı şeklinde yazınca çok artistik oldu. Şaka bir yana, A7RIII, aynen D850 gibi, zora geldiğinde kuş-spor bile çekebilecek bir makine. Kesinlikle A9, D5, 1DX II performansı beklemeyin ama yeri geldiğinde yanınızda böyle bir makine yoksa A7RIII sizi çok yarı yolda bırakmayacak. A7RII böyle değildi mesela; sürekli odaklama sistemi pek iyi değildi, saniyede sadece 5 kare çekiyordu, pil ömrü b.k gibiydi ve tampon belleği dardı.

42MP ile 6-8 saniye arası saniyede 10 kare çekebilmek önemli bir özellik.

Bu arada: A9’da seri çekim yaparken bakaç hiç kararmıyor. A7RIII’te saniyede 10 kare çekerken bakaçta son çekilmiş kareyi görüyorsunuz, saniyede 8 kare çekerseniz ekranda o anın görüntüsü oluyor (ama gene kare kare ilerliyor). Yani A7RIII %100 bir spor makinesi değil.

Bir ek daha: Tampon bellek boşalırken makinede birçok ayarı yapamıyorsunuz. Örneğin makineyi tekli çekim moduna alamıyorsunuz, ama bellekte yer varsa seri çekime devam edebilirsiniz. Önceki Sonyler menüye girmeye bile izin vermiyordu (A9’dan öncekiler).

Gene ek (bitmedi bu ekler): A7RIII’te sıkıştırılmış ve sıkıştırılmamış RAW olarak iki RAW tipi var. Sıkıştırılmış seçerseniz 12bit RAW veriyor ve yaklaşık 40MB bir dosyanız oluyor. Sıkıştırılmamış dosyalar 14bit ve 80-90MB arası (dev gibiler yani!). Sessiz çekimde de 14bit dosya veriyor artık (a7RII’de 12bitti galiba). Sony burada kayıpsız sıkıştırma kullanmıyor ne yazık ki.. Ya da Canikon’daki gibi “mRAW, sRAW” gibi seçenekler de yok halbuki A7RIII örneğin 20MP bir RAW dosyası verseydi muhteşem olurdu, 42MP gerekmediğinden dosya boyutundan yırtardık. Eke ek yapayım: Seri çekimdeki 76 kare tampon bellek sadece sıkıştırılmış RAW (12bit) kullanırsanız geçerli. 14bit kullanayım derseniz tampon bellek 28 çekime iniyor. D850’de 12bit kayıpsız sıkıştırmada 170 kare seri çekim yapabiliyorsunuz. Eke eke ek: Bulb modunu ve uzun pozlama gürültü azaltmayı açarsanız da 12bit sıkıştırılmış dosya alıyorsunuz.


ARA SICAK

Yıllardır burada veya türlü forumlarda anlatmaya çalışıyorum: Türkiye’nin büyümesi yalan büyüme. Amerika’nın 2005lerden sonra dünyaya pompaladığı sıcak paranın sonucu, bina ve yol yaparak büyüdük. Bu süre içinde tarım b.k oldu, hayvancılık b.k oldu, madenler limanlar fabrikalar ve hatta bankalar yabancılara satıldı. Şu anda gördüğümüz rezil ekonomik tablonun sorumlusu elbette Amerika ama bu operasyona karşı bu kadar kolay kırılmamızın sebebi de, oy ve cep şişirmek için bina ve asfalta gömülen paralardır. Bakın İspanya ve Yunanistan örneğini de çok verdim: İspanya adeta şantiyeydi yahu! İspanya’nın tamamında inşaatten yürüyemiyordunuz bile! Ama ne oldu? İspanya patladı. Neden? Çünkü inşaatın uzun vadede getirisi yoktur. Sadece ve sadece müteahhit ve petrol firmaları zengin olur (daha fazla yol => daha fazla petrol ithalatı).
Komşuları karıştırmayın, Libya’ya operasyona destek olmayın diyenlere edilen küfürler hala aklımda.

Danasını bile teeeee Güney Amerika’dan getiren ülke, dışarıdan gelen ekonomik operasyona dayanamaz. Ki görüyoruz sonuçları. Dışarı satacak ürünün yok. Savunma sanayi diyorlar ama o devede kulak (zaten Pakistan’a satmak istediğimiz helikopterleri de satamadık çünkü Amerika izin vermedi, motor onlardan geliyormuş…). Sen köylünü hayvancını öldürdün, sanayicine yol göstermedin, teşvikleri de kendi partina yakın olanlara verdin (onlar da parayı hüpledi).
Bunları yazanlara da hain, Fetöcü, postal yalayıcı, darbeci, Ermeni, CHP zihniyeti vs.. dediler (ya da dediniz?). Sonucun böyle olacağını söyleyenlere demediğini bırakmayan hükümet ve yalakaları, şimdi “birlik olalım” diyorlar. Elbette birlik olmamız lazım. İyi günündeyken benim gibilere ağız dolusu küfür edenleri şimdilik görmezden gelerek, bu Amerikan operasyonuna karşı bir olmamız lazım. Peki o küfür edenler, sürekli bana laf edenlere ne olacak? Kürsüden sürekli Atatürk’e laf edenler, yalan dolanla milletin beynini zehirleyen fesli şerefsiz gibileri ne olacak? “İstiklal Marşı ırıkçıdır, Andımız’ı kaldırmak yetmez” diyenlere ne olacak? “Kemalistleri ülkeden atacağız, onları yargılayacağız” diyen Fatih Tezcan’a ne olacak? O en tepedeki badem, eğer bu ekonomik sıkıntı yüzünden istifa etmezse, hala benim gibilere iftira atacak mı?
16 yıldır komşuyu komşuya düşman eden bir zihniyet var ortada, şimdi de birlik çağrısı yapıyorlar. Bana oy vermeyen Fetöcüdür PKKlıdır dedi o zihniyet. Birlik olalım evet, ama sular durulunca da bana laf etme, ülkenin kurucusuna laf etme, Fatih Tezcan ve fesli gibilere de hakettiklerini (!) ver.


Renkten de bahsedeyim mi? A7RIII’te Sony “artık rengi hallettik, renklerimiz (colour science dediler hatta) artık daha güzel” dedi. Bu laftan “önceden pek iyi değildi” de anlayabiliriz ama biz fesatlık yapmayalım en iyisi 🙂 Gene de, ve hala, A7RIII’ten çıkan fotoğraflarda farklı bir renk tonu var. Hatta biraz yeşile çalan bir etki… Portrelerde daha fazla farkediliyor. Örneğin EOS M6 ve A7RIII’ü yanyana koyup kızımı çektiğim zaman Canon biraz daha soğuk fotoğraf veriyor gibi görünse de A7RIII’te kızımın yüzünde hafif bir yeşillik görüyorum. Beyaz ayarını düzeltsem bile (örneğin dışarıda güneş altında çektiğim fotoğraflarda) Sony’nin o yeşil tonu hala tam olarak kaybolmuyor. Bunları Adobe’nin ürünlerinde test ettim tabii ki, henüz Luminar, On1, Image Edge veya Capture 1 Express’te denemedim. Yalnız şunu da söyleyeyim: Makine çıktısı JPEGlerde de benzer bir “yeşil” etkisi var. Bu konuya sonraki bir yazıda etraflıca değinirim.

Demek istediğim şeyi Dustin Abbott anlatmış aslında:

Sony tüm fotoğrafa bakınca daha sıcak ve “doğru” görünse de biraz yaklaşınca kızın yüzündeki ve Pentax fotoğraf makinesindeki yeşil tonlara dikkat edin.

Bir de videodaki renklerdeki gariplikten bahseden bir video. Burada SLog2 kullanılmış:

A7RIII (soldaki) gökyüzü ve özellikle denizi morumsu bir hale sokmuş

GÖVDE

Gövde de A7R II’den daha dayanıklı:

Sony’nin sitesinden alıntı. Yukarıdaki “geliştirmeler” önceki nesilde eleştirilen ama malum “incelemeci” arkadaşların hiç yazmadığı şeyler. Bu kadar “geliştirme” önceki nesilde yoksa öncekiler nasıl “DSLR katili” oluyordu?

A7R III’ü ilk elime aldığımda düşündüğüm şey: Bu şey ağır! Gerçekten de A7R III’ü elinizde tutunca “dolu dolu” hissediyorsunuz. Bu şey kesinlikle “ufak ve hafif” değil. Kimine göre güzel, kimine göre kötü birşey. A7R II’ye göre bile ağır: 657 gram. Örneğin Canon 6D Mark II 765 gram. Aradaki 100 gram az da değil çok da değil ama iki makinenin önüne benzer lensler takarsanız arada kütle farkı kesinlikle kalmıyor. “Aynasız hafif, DSLR ağır” lafı burada artık geçerli değil. Örneğin 6D Mark II ve A7R III’e 24-70mm f2.8 takarsanız Sony kit Canon’dan sadece 27 gram daha hafif oluyor. Diğer yandan, boyut avantajı hala biraz Sony’den yana:

Önden bakınca Sony hepsinden daha kısa (6D Mark II ve D850), benzer lens takınca üstten görünümde durum yakın sayılır. Özellikle 5D Mark IV’ü almadım buraya, 6D Mark II gibi “ufak” bir tam kare DSLR göstereyim dedim. Bu arada Nikon’un 24-70mm lensinde VR var ve nedense Nikon bu lenste boyutu ufak tutmayı pek düşünmemiş…

Bir de farkettim ki lensler bayonete biraz zor oturuyor. “Zor” demek, “sürtünmesi fazla” demek. Hatta Sony 55mm’yi makineye takarken “lan birşey mi bozdum acaba” dedim, lensi o kadar zor çevirdim. Belki bayonetten su girmesini engellemek için böyle birşey yaptılar. Metabones bile bayağı sağlam çevirince oturuyor.

PİL

Pile değineyim dedim çünkü kaç nesildir Sony aynasızları kısa pil ömrü derdinden muzdarip… Hatta Sony geçmişte bazı gövdelerle iki pil bile verdi. Şimdi tutacak yer büyüdü ve onunla beraber pil de büyüdü:

Soldan sağa: Olympus EM1 II, Sony A7R III, Sony A7R II, Panasonic FZ1000, Canon EOS M6.

Dikkat ederseniz A7RIII’te pil ciddi büyümüş ama ancak bir DSLR pili boyutunda. Pil ömrü de CIPA standartlarında 530, yani ortalama bir DSLR kadar. Mesela D850’nin pil ömrü aynı standartlarda 1840 (flaş olmadığından biraz yüksek tabi, D810’da 1200’dü). 530 çok önemli gelişme ama hala benzer seviyedeki bir DSLR’a göre düşük. En azından pil yüzdesi A7RII’deki gibi gözümün önünde azalmıyor 🙂 A7RII ve A6000’de pilin yüzdesi resmen gözümün önünde düşüyordu.

Bu arada not: 530 rakamı CIPA ölçüm yöntemine göre. Siz tahminen bu rakamı geçeceksiniz (özellikle menülerde fazla gezmez ya da seri çekim yaparsanız). 

BAĞLANTILAR

Güzel haber: A7R III’te 2017-18 itibariyle modern bağlantı teknolojilerinin alayı var. Bluetooth, flaş senkronizasyon yuvası, USB 3.1C, ek olarak normal USB bağlantı yuvası (mini USB), HDMI, NFC… Böyle zenginliği genelde Panasonic veya Olympus’un üst seviye gövdelerinde görmeye alışmıştım, Sony nasıl olduysa A7RIII’te masraftan kaçmamış.

A7RIII’te GPS yok ama telefondan GPS koordinatlarını okuyup EXIF’e yazabiliyor.

Sony, A7RII’de USB 2.0 kullandığı için haklı olarak eleştirilmişti. Şimdi sadece USB 3.0 değil, USB 3.1C kullanıyor ve buna da ek olarak mini USB yuvası da koymuş (USB 2.0)! Bu sayede örneğin makineyi bir USB’den şarj ederken diğerini uzaktan yönetme ya da dosya aktarımı için veya yuvada kablolu kumanda kullanabiliyorsunuz.

Mikrofon ve kulaklık yuvaları da yukarıda görülüyor. Aferin Sony, burada benden tam not aldın vallahi.

DEPOLAMA

Nihayet iki SD kart yuvası! Daha öncekilerde tek yuva vardı (ama öncekiler için de “DSLR katili, 5Dlere D800lere gerek yok” dediydiler…). Yuvalardan biri UHS-II diğeri UHS-I destekli. Maliyet azaltma amaçlı olmalı, yoksa Sony neden çift kart kullanıldığında seri çekimde çekim sayısını azaltsın ki? Örneğin iki yuvaya da en hızlı SD kartları taktınız, ikinci kartı yedekleme için kullanıyorsunuz. Bu durumda tampon belleğin boşalması çok daha uzun sürüyor, seri çekimde çekebileceğiniz kare sayısı azalıyor vs..

Sony neden XQD kullanmıyor hayret, ki bu formatı getirenlerden biri de Sony.

Garip birşey: Makine çalışırken SD kart kapağını açarsanız alet uyarı vermiyor. Hatta makine çalışırken kapağı açıp kapatın, kartları çıkarın takın… Sadece kartı çıkarınca ufak bir “kart yok” uyarısı var, o da ekranın en köşesinde olduğundan görmemeniz de olası.

Daha da kötüsü: Seri çekim yaptınız, makine hala karta yazıyor. Kapağı açtığınızda ekranda eşşek kadar “gardaş hala yazamadığım fotoğraflar var, bi zahmet bekle” yazması lazım ama A7RIII’ün umrunda değil! Yanlışlıkla “kart bitecek, değiştireyim” deseniz 10larca çekiminizin kaybolma tehlikesi var. Hatta karta yazarken kartı çıkarırsanız kartın bozulma olasılığı bile var. “Profesyonel” olduğunu iddia eden bir makinede olmazsa olmaz şeylerden biri bu.

Seri çekimden sonra bazı fonksiyonlar çalışıyor, önceki Sonylere göre çok daha iyi ama hala Canikon’un gerisinde. Ek olarak bellek boşalırken kart yuvasının kapağını açınca A7RIII umursamıyor bile…

KULLANIM KEYFİ: ELEKTRONİK BAKAÇ, ARKA EKRAN, KONTROLLER, MENÜ, TUTUŞ ERGONOMİSİ

Bence 2018’de algılayıcıların hepsi o kadar iyi ki, zurnanın zırt dediği yerlerden biri kullanım keyfi olmalı. Sony’den bir örnek vereyim: A7R. 36MP’lik AA filtresiz algılayıcı inanılmaz detay veriyor ve dinamik aralık olarak en iyiler arasında. Ama gövdenin tutuşu pek ergonomik değil, menüleri rezil gibi, perde sesi aşırı yüksek ve perde titreşimi o kadar çok ki bazı perde hızlarında fotoğraflarınız bulanık çıkıyor, otomatik odaklama pek iyi değil ve ışık azalınca makine odaklamayı reddediyor, pil ömrü kötü, seri çekim yaparsanız tampon bellek boşalana kadar makine kitleniyor, ayrıca tuşlar ve menüyü kullanırken makine bana “takılıyor” gibi geliyor vs.. Bana sorarsanız A7R’nin TEK albenisi muhteşem algılayıcısı ama makine beni hiç çekmedi. Hatta 6D Mark II’yi A7R’ye tercih ederim çünkü 6D Mark II’yi kullanmak muhteşem keyifli.

Anlatabildim mi?

Peki A7RIII nasıl olmuş? Yanıt: Hiç fena olmamış. En iyisi değil hala, ama bayağı iyi olmuş.

Elektronik bakaç büyük. 0.78x büyütme oranı (A7RII’deki gibi) ve 3.7 milyon piksele sahip. EM1 II’dekiyle yanyana koyunca detay olarak çok fark göremedim ama piyasadaki en iyi bakaçlardan biri olduğu kesin. Saniyede 100 kare tazeleme verebiliyor.

Arka ekranı beğenmedim. Sebebi şu: Güçlü ışıkta normal modda hiçbirşey göremiyorum! Evet parlaklığı köklemek ya da “Güneşli hava modu”nu açıp ekranı parlak yapmak mümkün ama bu sefer de renkler bir garip oluyor. EM1 II’nin ekranı aynı koşullarda ve normal modda çooook daha iyi görünüyor. Hatta çooook daha ucuz EOS M6’nın ekranı bile daha iyi görünüyor. Sony anlaşılan burada yansıtmasız kaplama kullanmayarak biraz masraftan kaçınmış. Dediğim gibi, buradaki çözüm “güneşli hava” modunu açmak. Onun dışında çözünürlük olarak çok iyi.

Ek olarak arka ekran yukarı-aşağı dönebiliyor ve dokunmatik. Dokumatik olma özelliği sadece odak noktası seçmeyle sınırlı ve Canon-Panasonic-Olympus ekranları kadar hassas değil. Ayrıca Canon ve Panasonic’te menülerde gezinmek ya da ekrandaki bazı tuşlarla ayar yapmayı da ekrandan yapabiliyorsun. “Sony çok yenilikçi aaabiiiiii”…

Ekranın hareketli olmasının bir güzelliği var ve Sony burada akıllı davranmış: Birçok (hatta galiba hepsinde) elektronik bakaçlı makinede o bakacı açan bir algılayıcı bulunur ki gözünüzü bakaca yaklaştırdığınızda arka ekran bapansın, bakaç açılsın. Ama hareketli ekranı olan makinelerde ekranı yukarı kaldırıp makineyi kendinize çekerseniz o algılayıcı ekranı kapatıp bakacı açıyor! Bu çok sinir bozucu birşey. A7RIII’te o arka ekranı yerinden oynattığınız anda bakacın algılayıcısı devre dışı kalıyor ve böylece rahatça büyük ekrana bakabiliyorsunuz. Güzel bir dokunuş…

Kontroller ve tuşlar… Tuşlar bence A7RII’dekilerden daha iyi (basma hissi ve tepki verme süresi) ama hala tam boyutlu bir DSLRdakiler kadar iyi değiller. Bunun en büyük sebebi ufak gövde galiba çünkü A9II’deki tuşlar son derece düzgün. Bir örnek vereyim: Yukarıda A7RIII’ün arkasına bakın. Video çekme tuşu bakacın yanına gelmiş, ve Sony size ayrı bir AF-On tuşu vermiş. Buraya kadar kağıt üzerinde herşey nefis, ama gözünüz bakaçtayken hızlıca bu iki tuşu ayırmak kolay mı sizce? O kadar yanyanalar ki AF-On’a basacam derken video çekme şansı çok yüksek. Duyduğum kadarıyla Sony’nin Kando 2.0 programında katılımcıların tamamı en az bir kere yanlışlıkla bu tuşa basıp video çekmiş, hatta eğitimi verenler bile 🙂 

Bu iki tuşun hemen altına “oyun kolu” gelmiş. Bu kol ile odak noktaları arasında gezebiliyorsunuz, ayrıca tuşa basıp türlü ayarlar yapmak da mümkün (özelleştirilebilir bir tuş). Güzel olmuş bu, nihayet Canon’un 20D’den beri kullandığı bu tuş Sony’ye de gelmiş (Sony çok yenilikçi aaabiii 🙂 ).

11 tuşa 83 tane menü ayarını atayabiliyorsunuz (toplamda 16 tuş var). Bu hem acaip güzel hem de acaip kötü. Neden kötü? Çünkü tuşlara ayar atadığınız menü 20 sayfa mı ne (yanlış mı saydım?). Sony’nin garip kısaltmalarını da gözönüne alınca istediğiniz ayarı bulup bir tuşa atamak işkence gibi oluyor. “Bir kere yapınca sonra menüye girmeye gerek kalmayacak” diye düşündüm, bu kadar haftadan sonra hala menüde birşeylere ihtiyacım oluyor ve aradığım şeyi bulmak zor olabiliyor. Menü kısmına biraz sonra ayrı bir başlık altında gireceğim.

Tutuş ergonomisi güzel… sayılır. Tutacak yer (tutamaç) A7RII’ye göre daha büyük ama hala benim küçük parmağım makinenin altında kalıyor (ellerim orta boy). EM1 II de aynı boyutlarda ama onda küçük parmağım tutacak yerde kalıyor, makinenin altına kıvırmak zorunda kalmıyorum. Bir süre sonra bu tutuş yorucu olabiliyor. Sony bunu neden böyle tasarladı bilmem, ve neden bundan “Youtuber”lar ve paralı incelemeciler bahsetmiyor?

Bu açıdan çok belli olmasa da soldaki EM1 II’nin tutacak yeri hem biraz daha derin hem de en altında hafif bir çıkıntı var. Bu çıkıntı sayesinde küçük parmağım tutamaçın üzerinde kalıyor.
Bu açıdan belki daha belirgin

Bir ek daha: Mod tekerini çevirmek için ortasındaki düğmeye basmanız lazım. Acil durumlarda bu bayağı zahmetli bir iş. Birçok firma bunu basılabilir bir düğmeyle çözdü, mesela EM1 II’deki düğmeya basarsanız tekeri istediğiniz gibi çevirebiliyorsunuz.

Kullandıkça bir şekilde (biraz da mecburiyetten) alıştım gibi, gene de Sony’den 3. nesilde daha iyi ergonomi beklerdim. Panasonic ve Olympus bu işi yapabiliyorsa Sony de yapabilir.

MENÜ + TUŞLAR

Evet yukarıda tuşlardan bahsettim ama şimdi menü + tuşlara bütün olarak bakalım.

Siz fanatiklerin dediğine bakmayın, Sony A7RIII’teki menüler önceki nesillere göre daha derli toplu ama hala Canikon’un gerisinde. Kısaltmalar bir garip, benzer ayarların bazıları farklı menülerde… Aşağıda birkaç örnek vereceğim ama aklınızda olsun, daha uzun yazmamak için diğer örnekleri buraya almadım. Yani aşağıdakilerden daha fazla mantıksız şey var menülerde:

  • Titreşim azaltma (Türkçe menüde de “SteadyShot”) neden iki ayrı başlık altında? Biri açıp kapatma, diğeri odak mesafesi ayarlama ama iki ayrı başlıkta olması garip olmuş. Aynı lekilde dokunmatik ekran ayarları 3 ayrı başlık altında. Neden tek başlıkta tüm dokunmatik işlev ayarlarını yapamıyorum?
  • İlk dışarı çıktığımda güneş yüzünden ekranı göremedim. Ekranın parlaklığını açayım deyip menüye daldım. “Ekran/Otomatik İzleme 1” menüsüne gittim. Aradım, aradım, aradım… Yok? “Ekran” menüsünde ekran parlaklığı ayarı yok? Örneğin bakacın tazeleme hızı bu menüde, bakaç/arka ekran geçiş ayarı bu menüde, neden parlaklık ayarı burada değil? Parlaklık ayarı için “Kurulum 1” sayfasına gitmeniz gerekiyor…
Ekran parlaklığı nerede?
  • “Ekran parlaklığı tabii ki “kurulum” sayfasında olacak, ne salak şeysin sen” mi diyorsunuz? Alın size benzer örnek: Çekim yaparken çıkan “bip bip” seslerini nereden kapatacaksınız? Ekran parlaklığını ayarladığınız “kurulum” menüsünden mi? Tabii ki hayır! Sony bunu “Özel işlem2” sayfasına koymuş, bu da çekim ayarları altında! Ulan bir tutarlılık olsun… Sanki menüler tamamlandıktan sonra biri “ulan sesi kapatma ayarını koymayı unutmuşuz” demiş, alelacele boş buldukları bir menüye koymuşlar gibi…
– Olum Takashi, bip bip sesini kapatma ayarını unuttuk?
– Çaktırmadan şu boş yere sıkıştırıver, uğraştırma beni Daisuke…
  •  “Kadran Ev Telafisi” ne? “İşl. Parçalarını Kilitle” ne? “Ak. Tel. Gnder İşlevi” ne? “Kon. Bil. Bağ. Ayrlrı” ne? “Der. Ayarı” ne? “Sü. Çek. Grbu Grntle” ne? “Pik. Değ. Çeklu Çkmi” ne? “AF”yi neden “otomatik odaklama”ya (OO) çevirmediniz? 
  • Türkçe menüde “Özel Düğme 1” var, ama gövdedeki düğmede “C1” yazıyor. İngilizce menüde de benzer bir fark var (Custom Button 1). C1 diyemedin mi şuna?

Vs… Dediğim gibi birkaç saçmalık daha var ama konuyu uzatmayayım. Makineyi kullandıkça bazı saçmalıklara alışıyorsunuz ama bu menünün hala baştan aşağı düzgün planlanmadığı gerçeğini değiştirmiyor. “DSLRlar bitti, A7RIII hepsini öldürdü” diyorsan 3. nesilde bu işi çözmen lazımdı sevgili Sony.

Aslında bunları bazı akıllı Sony mühendisleri de farketmiş anlaşılan, çünkü nihayet “My Menu” gelmiş! Bu menüye, asıl menüden istediğiniz ayarları koyabileceğiniz kısayol menüsü.

Sony’nin sitesinden alıntı yaptım

Asıl menüyü 1 hafta kadar gezin, “lan ben bunu sonradan bir daha bulamam” dediğiniz tüm ayarları buraya doldurun. Ama abartmayın, sonra burası da Sony menüleri gibi karışmasın 🙂

Bu demek değil ki “A7RIII’ü kullanmak çok zor”. Menülerde ayar değiştirmek hızlı, tuşların tepkisi normal. A7RII’de bazen makine yavaşladı gibi geliyordu, bunda henüz görmedim bu sorunu. İlk Sony NEX 3’ten beri Sony aynasızları kullandığımdan birçok şeye aşinayım, ve garip menüleri aşıp tuşlara istediğiniz ayarları atarsanız (arada ihtiyacınız olduğunda menülerde çıldırmayı saymazsak) çok ciddi sorun yaşamayacaksınız.

Bir de not: Makineyi ilk kullandığımda biraz ısındığını hissettim, pil de beklediğimden hızlı bitti. Sonraki şarjda makineyi uçak moduna aldım ve ısınma azaldı. Aslında ikinci şarjdan sonra makineyi kullanmadığımda kapattım, belki de ondan daha az ısındı. Isınma ekranda ve ekranın altında bayağı hissediliyordu.

Kullanım keyfi olarak A7RIII benim gözümde 10 üzerinden 7,5. İyi, sadece Canikon rakipleri kadar iyi değil.

OTOMATİK ODAKLAMA

A7RII’nin odaklama sistemi. Küçük kutucuklar faz bazlı, büyük kutucuklar kontrast bazlı odaklama noktaları
Bu da A7RIII’ün odaklama sistemi. Dikkat ederseniz kapsama alanı aynı.

A7RIII’te sadece kontrast bazlı nokta sayısı 25’ten 425’e çıkarılmış. Faz bazlı noktalar aynı şekilde 399. Odak noktaları çerçevenin yaklaşık %68’ini kapsıyor. Hatırlatayım, A7III’te 300 daha fazla faz bazlı odak sistemi var ve odak noktaları çerçevenin %93’ünü kapsıyor (A7III’te).

A7 III ve A9’un faz bazlı odak noktaları

Odaklama sistemi biraz benzer olsa da A7RIII’teki odaklama sistemi A7RII’ye göre çok geliştirilmiş. Alet artık bayağı düşük ışıkta odaklayabiliyor (A7RII’nin kesinlikle zorlanacağı ışıkta). Bu durum Metabones adaptör ile Canon lens kullandığımda da aynı. Mesela 50mm f1.2L ile tekli odaklamada odaklama sistemi düşük ışıkta genelde odağı buluyor. EM1 II kadar iyi diyebilirim. Burada benzer lensler kullanmadığımdan birebir karşılaştırma yapmak zor tabi… Diğer yandan sürekli odaklamada adaptörle çekim yaparsanız sürekli çekim sırasında odaklama tutarlı değil. En azından Canon 50mm f1.2L, Canon 135mm f2.0L, Tamron 70-300mm VC ve Canon EF 70-300mm DO USM’de durum böyle. Çekim yapmazsanız sürekli odaklama fena değil (deklanşöre yarım basarsanız), çekim yapmaya başladığınız anda ilk odaklama düzgün oluyor, sonraki çekimlerde odaklama uzun süre takılıyor. Doğal olarak FE lenslerde (mesela Sony Zeiss 55mm f1.8) durum çok daha iyi, hatta EM1 II kadar iyi. Sürekli odaklamayı aslında telefoto lenslerle test etmek lazım ve ne yazık ki elimde Sony FE bayonetli telefoto lens yok. Adaptörle Tamron 70-300mm VC ve Canon EF 70-300mm DO USM’yi denedim ama bu lensler zaten normalde de en hızlı odaklayan lensler olmadıkları için doğru bir fikir vermeyecekler. A7RIII’ü telefoto lenslerle kullananlar sürekli odaklamasının A9’dan sonra en iyi aynasız olduğunu söylüyorlar (FE lenslerle tabi).

Bir de not: Sony makineler (A9 dahil) sürekli odaklamada lensi ayarladığınız diyaframa kapatıp odaklama yapıyor. Mesela çekim ayarlarını 1/500, ISO100 ve f8 ayarlarsanız makine lensi f8’e kapatıp odaklama yapıyor. DSLRlarda diyafram tam açıkken odaklama yapılır, diyafranm çekim anında kapatılır. Durum böyle olunca, örneğin biraz daha fazla alan derinliği için diyaframı kapatıp sürekli odaklama yaparsanız algılayıcı az ışık alacağı için sorun yaşayabilirsiniz. Sony-Zeiss 55mm f1.8 ile yaptığım denemelerde gerçekten de karanlık oda içinde f1.8’deki sürekli odaklama ile f8’deki sürekli odaklama arasında hız ve doğruluk açısından biraz fark oluyor.

Göz tanıma sistemi başarılı

Tekli çekimde göz tanıma sistemi kendiliğinden çalışıyor ve genelde de bunu başarılı buldum. Seri çekim yapacaksanız göz tanımanın çalışması için bunu bir tuşa atamanız gerekiyor. Denemelerimde Metabones Mark IV ve Canon 50mm f1.2L ile bile göze odaklama çalışıyor. Sürekli odaklamada bazen yanlış göze odakladığını, bazen de göz diye buruna odakladığını da farkettim (yeşil nokta gözdeydi ama burun net gözler bulanık) ama genelde iyi çalışan bir sistem.

Metabones adaptörle çekimlerde faz bazlı odak alanının ortalarında odaklama düzenli çalışırken kenarlara gittikçe odağı bulmak zorlaşıyor. Alan şu:

Kırmızı alan içinde Metabones IV ile odaklama düzgün çalışırken bu alanın dışına çıkınca çok iyi ışıkta bile odaklama çok zor oluyor.

Tabi bu adaptörden kaynaklı birşey olsa gerek.

Odaklama sistemi (telefoto lenslerle test etmediğimi de göz önüne alarak) benden geçer not aldı.

VİDEO

Sony videoya önem veren firmalardan biri. A7R serisi, A7S serisi gibi video odaklı bir seri değil bu yüzden bazı özellikler yönünden çok profesyonel yapımcıların tercih edeceğini sanmam. Diğer yandan, daha hafif video ihtiyaçlarınız için aşağıda sayacağım özellikler işinize yarayacaktır:

  • 4K video? Var. 1080p’de saniyede 100/120 kare çekim? Var. HLG, S-Log3 vs..? Var. Videoda otomatik odaklama ve titreşim azaltma? Var. Yüksek verimli sıkıştırma? Var (XAVC-S ve AVCHD). 4K 25 karede HDMI ile kayıpsız 8bit 4:2:2 görüntü alabilme var mı? Var. 
  • Ne yok? 4K’de saniyede 60 kare çekim yok (G9’da bile var 🙂 ). Dokunmatik ekranda istediğin yere dokunup odaklama yok (Panasonic’te var, Canon zaten bu konuda en iyisi). 10bit video yok (Panasoniclerde var). MP4 seçeneği yok. Dahili karta sadece 4:2:0 yazabiliyor.
  • 720p’de 240 kare çekim yok (galiba yeni Samsung Note 9 1080p’de saniyede 240 kare çekebiliyor). Bazı rakiplerinde bu özellik var. Gerçi abartmayalım, böyle fantastik ayarlara böyle bir makinede gerek yok.
  • Super 35 (APS-C boyutu) seçerseniz alet 5K’de video çekip (yaklaşık 15MP’lik bir alan) 4K’ye indiriyor, böylece çok ciddi detaylı bir video veriyor size. Bu modda (Super35) ISO12800’de bile temiz 4K video görebiliyorum.
  • Tam karede 4K çekerseniz alet “piksel binning” denen şeyi yapıyor, yani algılayıcının tamamını okuyup o kadar piksel verisini 4K verisine indiriyor (42 MP’den 8MP’ye). Böyle olunca istediğiniz keskinliği yakalayamayabilirsiniz (çünkü alet piksel atlaya atlaya video yaratıyor ve 42MP’yi 8MP’ye indirirken ne kadar piksel atıldığını siz düşünün). Gene de çok iğrenç değil sonuçtaki video, ve tam kare açısını elde etmek de iyi birşey (35mm lensinizle 35mm gibi video çekiyorsunuz).
  • Maksimum veri 100 Mbps oluyor (IPB). Panasonic GH5s 400Mbps (All-I) çekebiliyor mesela. Ben video uzmanı değilim, bilen insanların dediklerine göre Panasonic’in dosyaları biraz daha esnekmiş.
  • Kendi şahsi fikrim: ISO25600’de bile aile videoları kabul edilebilir, ISO12800 kalitesi çooook iyi.

DİĞER ÖZELLİKLER, GÜZELLİKLER

Titreşim azaltma

5 akslı titreşim azaltmanın etkisi 4.5 duraktan 5.5 durağa çıkarılmış ki bu rakamlar külliyen yalan (çok mu sert girdim?). A7RII’de taş çatlasa 2, 2.5 durak etki görmüştüm (lense göre 1.5 durak bile diyebilirim). A7RIII’te bu durum daha iyi: Lense göre 3-4 durak arası titreşim azaltma almak mümkün ki bu rakamlar Pentax K1’den daha iyi, Olympus EM1 II’den yaklaşık 1,5-2 durak daha kötü. Örneğin Sony Zeiss 55mm f1.8 ile %75’in üzerinde başarıyla 1/6 saniyede çekim yaptım (beklemediğim kadar iyi), arada 1/5’te bile titreşimsiz çekim aldım (iki çekimden birinde). Aynı yerde EM1 II ve Leica 25mm f1.4 ile hemen her zaman 1/2 saniyede, 1 saniyede %75 başarı ile fotoğraf çekebiliyorum.

Bu arada videodaki titreşim azaltma performansı fotoğraftan daha kötü. Çok iğrenç değil tabi ama EM1 II videoda da inanılmaz mesela. Hatta EM1 II ve 12-100mm f4 Pro elinizdeyken neredeyse koşup video çekebilirsiniz (abarttım ama hızlı yürüyüş mümkün).

Işık titreme önlemeli çekim (Anti Flickering Shooting)

2014’te Canon 7D Mark II ile tanıştığımız, çekim anını lambaların frekansındaki karanlık ana getirmemeye yarayan bir teknoloji. 7D Mark II’de geldi, sonraki Canon gövdeler ve daha sonra Nikon 2-3 modelinde de gördük. Kapalı alanlardakı ışıklandırmalar altında çekerken çok faydalı olabiliyor. Nihayet Sony’ye de gelmiş.

“Canon bize eski teknoloji satıyor aaabiiiii”…

Dustin Abbott bu seçeneğin pek iyi çalışmadığını söylemiş. Benim pek denemeye fırsatım olmadı açıkçası.

Sessiz çekim

Mekanik perdeyi kullanmadan, tam sessiz çekmeyi sağlayan tam elektronik çekim. Sanıyorum lensi değiştirilebilir makinelerde bunu ilk kullanan Panasonic’ti, sonradan Olympus da kullandı. A7S, A7SII ve A7RII’de de bu teknoloji vardı, şimdi Sony bunu biraz daha hızlandırmış. Sessiz olmanız gereken ortamlarda çok faydalı bir teknoloji.

Yalnız birşey farkettim: Evde TV açıkken (plazma) sessiz çekimde ISO6400 ve üzerinde ciddi bantlaşma var. Aynı yerde aynı yeri çekerken Panasonic GX80 ve EM1 II’de aynı bantlaşma yok veya daha sonra başlıyor. Tahminen A7RIII’ün elektronik perde hızı Panasonic ve Olympus’un gerisinde. Bakın ISO6400:

Sol üstteki A7RIII elektronik perde ve bantlaşma bariz, sağ üstteki A7RIII mekanik perde. Alttakiler sırasıyla EM1 II ve GX80 elektronik perde.

A9’da bu sorun var mı bilmiyorum, yok diyorlar ama artık kendim görmeden troll “incelemeciler”e inanmıyorum. Yapay ışık altında elektronik perdede böyle bir sorun yaşayabilirsiniz (bir spor salonuna gidip denemedim henüz).

Pixel Shift Çoklu Çekim

A7RIII, titreşim azaltma sistemini kullanarak, algılayıcıyı 3 yönde 1 piksel kaydırarak ardarda 4 çekim yapıyor ve bunları birleştirip tek bir 42MP dosya yaratıyor. Burada Bayer sisteminden ortaya çıkan “bulanıklık” yokoluyor ve çok daha temiz ve doğru renkli bir fotoğraf ortaya çıkıyor çünkü her pikselde renkler ayrı ayrı okunuyor (Bayer sisteminde renkler büyük oranda tahmin ediliyor).

Bunu yapmak için makineyi tamamen sabit tutacaksınız, ve sahnede hareket olmayacak.

Pentax K3 II, K1, KP ve K1 II de benzerini yapıyor.

Bu yöntemi Hasselblad getirdi diye biliyorum. Sonra Olympus da “alınabilecek” sistemlere getirdi ama Olympus’un yönteminde daha fazla piksel alıyorsunuz. Örneğin 16MP’lik EM5 II size 40MP RAW dosyası veriyor (64MP dosya çıkıyor ama 40MP’lik detay veriyor), 20MP’lik EM1 II de size 80MP dosya verip 50MP’lik detay veriyor. Sonra Panasonic de G9 ile benzer bir sisteme geçti.

Tüm bu firmaların uygulaması Sony’nin çok ilerisinde, çünkü bu markalar birleştirilmiş dosyayı size hemen verirken Sony’de dosyaları sonradan bilgisayarda birleştirmeniz şart! Yani eve dönüp her çektiğiniz 4lü seti teker teker programa yükleyeceksiniz… Tahminen sonraki nesilde (A7R IV?) Sony bunu halledecek 🙂

Ama sonuçlar bayağı iyi:

Üstteki sıradakiler piksel kaydırmalı, alttaki sıra normal RAW dosya. Soldaki kolon 42MP, sağdaki kolon 60MP’ye büyütülmüş haller (ACR ile). Hiç keskinleştirme yok.

Yukarıdaki örnekte gördüğünüz gibi bu yöntemle önemli bir detay artışı oluyor. Bu incelemeden ayrı bir yazıda daha fazla örnek vereceğim ve EM1 II ile karşılaştıracağım.

Not: 4 çekim yaparken iki çekim arası minimum 0.5 saniye oluyor (30 saniyeye kadar ayar var). Böyle olunca çekim minimum 1,5 saniyenin üzerinde oluyor. Bu çekimden önce en az 2 saniye bekleme yapacağınız için (yoksa titreme olabilir) tek bir çekim 3.5 saniyenin üzerinde sürüyor. Eğer pozlama süreniz uzunsa (mesela karanlık bir yer) bu süre çok daha uzun sürecek. Bu süre içinde hem makinenin hem de çekeceğinzi sahnenin hiç oynamaması şart.

Imaging Edge ve Capture One Express Yazılımları

Sony A7RIII ile Sony’nin Imaging Edge yazılımını kullanabiliyorsunuz (sürpriz 🙂 ). Ek olarak Phase One’ın Capture One Express‘in Sony versiyonunu da kullanabiliyorsunuz. Bu ikisi bedava.

“Viewer” penceresi

Imaging Edge ile çektiğiniz fotoğraflara bakabiliyor, puanlarına göre (rating) filtreleyebiliyor, “Edit” ekranında basit düzenlemeler (beyaz ayarı, keskinlik, gürültü giderme, doygunluk vs..) yapabiliyor, JPEG-TIFF gibi formatlara aktarabiliyor, piksel kaydırmalı çekimlerinizi birleştirebiliyorsunuz ve A7RIII’ü bilgisayarla uzaktan kontrol edebiliyorsunuz (USB kablosu ile).

Program çok hızlı değil, basit gürültü gidermek bile 4-5 saniye sürebiliyor (dizüstü bilgisayarım SSD diskli ama 3 yıllık, onun da etkisi olabilir). Piksel kaydırmalı çoklu çekimleri birleştirirmek (4 fotoğraf) 3 dakika sürdü mesela, ki Olympus Panasonic ve Pentax size bunu anında makine içinde veriyor.

Düzenleme (Edit) penceresinde bayağı bir ayar var ama program çok hızlı değil ve katman desteği veya lokal düzenleme yok

Capture One Express, Pro versiyonunun hafifletilmiş versiyonu. Bunda kataloglama, metadata düzenleme, renk-beyaz ayarı yapma, kesme, çoklu fotoğraf düzenlemek (batch process), keskinleştirme gibi işlemler yapabiliyorsunuz. Pro versiyon doğal olarak çok daha gelişmiş (mesela çok gelişmiş renk ve beyaz ayarı araçlarıyla geliyor ve uzaktan çekim yapabiliyor – gene USB ile).

PlayMemories, Zaman Aralıklı Çekim (time lapse)

Bunlar artık A7RIII’te yok. En basit en dandik bazı gövdelerde bile olan zaman aralıklı çekim, bu eşşek kadar pahalı gövdede yok. Zaten önceden de Sony makinelerde bu özellik yoktu ama PlayMemories’deki bedava bir yazılım sayesinde kullanıcılar bunu yapabiliyordu. Şimdi PlayMemories olmayınca… Gerçi harici kontrol alırsanız bu gene mümkün ama neden ekstra para harcayayım ve o aleti yanımda taşıyayım?

Ek olarak, daha önce PlayMemories’den parayla yazılım alanlara da geçmiş olsun. PlayMemories’in müthiş bir potansiyeli vardı ama Sony bir şekilde bunu rezil etmeyi başardı, tebrikler… Birincisi diğer firmaların bedavaya makinelerine koyduğu bazı özellikleri Sony parayla satmaya çalıştı. İkincisi bir yazılım indirmek ciddi zor aşamalardan geçmenizi gerektiriyordu. Üçüncüsü Sony kodları bedavaya dağıtsaydı dünyanın dört bir yanındaki meraklı insan oturup Sony makinelere inanılmaz şeyler katabilirdi (örneğin Canon gövdeler için Magic Lantern’e bakın).

Telefonunuzla A7RIII arasında bağlantı kuran yazılımın adı da PlayMemories. Bu yazılımla makineyi uzaktan kullanıp çektiğiniz fotoğrafları telefona indirmek mümkün. Ayrıca PlayMemories açıksa (telefonda sürekli açık olmak zorunda galiba) telefonunuzun konumunu A7RIII’E aktarabiliyor. Teoride güzel birşey, pratikte bazı fotoğraflara konum bilgisi gelmediğini gördüm. Yaklaşık yarım saat bu özellik açıkken çekim yaptım, belki fotoğrafların %20’sinde konum bilgisi yoktu.

DOKUNMATİK EKRAN

Buna bir daha değineyim dedim. Dokunmatik ekran var ama:

  • Sadece odak noktasını seçiyorsunuz, alet dokunduğunuz noktaya kendisi odak yapmıyor. İlla deklanşöre basacaksınız.
  • Seçtiğiniz çerçeve koyu gri! Yani ekranda nereyi seçtiğinizi görmek biraz zor, özellikle ekranın fazlaca yansıtmalı olduğunu düşününce…
Burada ışıklandırma süper, dışarıda güneş altında olsak zaten ekranı görmek zor, seçtiğin odak noktasını görmek imkansız olacaktı (ki burada bile zor görülüyor)
  • Menülerde gezmek zaten imkansız, en azından ekrana kısayol tuşu atayabilseydik (Panasonic’teki gibi), veya hızlı menüde (Fn tuşu ile açılan) dokunmatik ekran çalışsaydı. Mesela Canon’da hızlı menüde dokunarak ayar yapmak mümkün.
  • Dokunarak çekilmiş fotoğraflar arasında gezmek de mümkün değil. 

Diğer

  • Nokta ölçüm (spot metering) birçok makinede sadece orta noktadan yapılıyor. A7RIII’te nokta ölçümü odak noktasına bağlayabiliyorsunuz.
  • A7RIII ile beraber harici bir şarj cihazı da geliyor (A7III’te yok).
  • A7RII’deki, ve hatta A9’daki ayarları A7RIII’e aktarmak istiyorsanız bunu manuel olarak yapmanız lazım. Nikon ayarlarını karta kaydedip diğer makinelere aktarmanıza olanak sağlıyor, Sony’nin de bunu düşünmesi lazım bence (eğer ciddi profesyonelleri ikna etmek istiyorsa)
  • Elinizde APS-C uyumlu lensler varsa A7RIII’te bunları kullanabiliyorsunuz. İsterseniz 18MP’lik APSC modunda, isterseniz tam mare 42MP modunda ama birçok APSC lens APSC algılayıcıyı kapsamak için tasarlandığından kenarda köşede kararma olabilir.
Canon 10-18mm IS STM, 10mm f4.5’ta ve A7RIII’te Super35 ayarı kapalı. Bu lens APSC için üretildiğinden bazı açılarda kenarlar görünmüyor bile.
DSC00629_1
Aynı lens, 15mm f11. 14mm’de biraz daha az köşe kararması oluyor, yani 14mm’de çekip 15mm’ye kessem biraz daha iyi sonuç alırdım.

Sigma 30mm f2.8 Art’ı denedim, beklediğim gibi 30mm’de tam kare modunda kenarlarda kararma var ama biraz kesince 35-40mm civarı bir açı kabul edilebilir fotoğraf kalitesi veriyor. Ama değer mi? Yani, özellikle son Dolar artışından sonra bu makine artık hiç alınmayacak rakamlara satılacak ve böyle bir makineyi alıp APSC lens ile kullanmak bana yanlış geliyor. A7RIII’ü aldıktan sonra paranız kalmadığı için sadece APSC lens ile kullanacaksanız hiç almayın, gidin A6500 falan alın onu kullanın.

  • USB 2.0 yuvasından şarj ederken makineyi kullanmak mümkün ama USB kablosu biraz boşta kalacak, bu yüzden USB yuvası ya da kablo uzun vadede zarar görebilir veya hareket ederseniz kablo biryere takılablir.

SONUÇ

İncelemede negatif yönler de var, çünkü bahsettiğim şeylerin çoğu göz ardı edilemeyecek kadar önemli. Diğer yandan, bu makine çok iyi. Algılayıcı muhteşem, otomatik odaklama çok iyi, saniyede 10 kare çekebiliyor, sessiz perde var, hareketli ekran var, video kalitesi çok iyi… A7RII’ye göre makine çok daha gelişmiş: Kullanım daha hızlı, makine genelde daha hızlı, çift SD kart var, pil ömrü daha iyi, ergonomi daha iyi…

Artılarını ve eksilerini de göz önüne alınca piyasadaki en iyi aynasız, hatta en iyi lensi değiştirilebilir makinelerden biri. Henüz Canikon’un üst seviye DSLRlarının rahat kullanımı ve sorunsuzluk seviyesine ulaşmasa da…

A7RII’si olanlar yükseltmeli mi? Açıkçası otomatik odaklamadan, seri çekimden, pil ömründen, tam kare videodaki kaliteden şikayet etmiyorsanız gerek yok. Algılayıcı aynı, ve A7RII de çok kötü bir gövde değil.

Peki A7RII’si olmayanlar? A7RII mi A7III mü A7RIII mü? A7RIII’e paranız yetmiyorsa A7RII yerine A7III alın derim. 42-24MP farkını da göz önüne alın ama A7III diğer tüm yönlerden A7RII’den daha iyi bir gövde.

Fuji ve Hasselblad’ın “ufak” orta format modellerini bile tehdit edebilecek bir gövde A7rIII… Neden? Çünkü daha ufak, daha hafif, titreşim azaltma var, geniş diyaframlı tonla lens var, video kalitesi çoooook daha iyi, ve fotoğraf kalitesi de çok geride değil. Ek olarak bu Fuji ve Hasselblad’ın algılayıcıları eski gerçek orta format boyutunda değiller, kesme çarpanları sadece 1.2x. Tam kare – APSC arasında görülen “3 boyut” farkı, tam kare ve 1.2x çarpanlı orta format gövdeler arasında yok. Var ama, o kadar yok. Orta format almayın demiyorum, biraz daha düşünün diyorum 🙂

Bu ay içinde (Ağustos 2018) Nikon bir aynasız tam kare gövde duyuracak, ve tahminen Canon da 2018 içinde benzer gövdesini duyuracak. Yani A7RIII’e sağlam rakipler geliyor.

Şu videoyu tekrar tekrar seyrediyorum. Bazen rapor yazarken açıyorum, kulaklıkta sadece konuşmaları dinliyorum. Bence efsane bir program:

1 comment for “Sony A7RIII ve Samyang AF 35mm f2.8 İncelemesi – Özellikler, Kullanım, Fotoğraf Kalitesi

  1. Hasan İsmayil
    2018-08-10 at 9:21 pm

    Yasar Nuri Öztürk, İlber Ortaylı ve Celal Şengor- bu üçlüyü devamlı dinleyin, okuyun ve öğrenin….

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.