Yeni makinelerle ilgili basit birkaç sorum var

Olympus 12-100mm f4 Pro incelemesinden önce ufak bir “serzeniş”te bulunayım dedim.

  • Dün duyurulan Sony RX10 IV saniyede 24 kare fotoğraf çekiyor.
  • Olympus EM1 II saniyede 15 kare çekiyor (odağı kilitlersen saniyede 60 kare çekiyor)
  • Nikon 1 serisi saniyede 20 kare çekiyor (yeni değiller gerçi ama gene de listeye aldım)
  • Sony A9 saniyede 20 kare çekiyor.

Mesele şu: Bu kadar “kare”yi kim ne yapıyor?

Canon 1DX II, Nikon D5’i hedef kitlesinin bu kadar kareyi ne yaptıklarını az-çok anlıyorum: “An”ı yakalamak. Bunun için 100lerce kare arasından seçim yapmak zorundalar ki iş yapıp para kazansınlar.

Peki, mesela Sony RX10 IV’ü ele alalım. Bunun hedef kitlesi kim? Koşuşturan çocuklarını çekmek isteyen ebeveynler mi? Kuş çekenler mi? Spor fotoğrafçıları mı? Sokak fotoğrafçıları mı? Kimdir, nedir?

Ebeveynleri düşünelim. Çocuklarını saniyede 24 kare ile mi çekecekler? Kaç saniye? Diyelim gün içinde 10 defa 2’şer saniye çekim yaptınız. 20 x 24 = 480 kare. Akşam eve gelince bu kadar kareye bakıp arasından en iyi 3-5 kareyi ayıracak delikanlı var mı aranızda?

Kuş çekenlere gelelim. Kuş fotoğrafçıları için ISO3200’e çıkmak son derece normal, ISO1600 neredeyse standart. Sony’nin 1” algılayıcısı iyidir, güzeldir ama ISO1600’den sonra hafiften “cort”luyor. m4/3’te bile kuş için ISO3200’e pek çıkmamayı önerenler varken 1″ ile ISO3200 nasıl olacak? Kuş için yüksek ISO’da detay ve renklerin korunması önemli. Başka bir dertse kontrast. Özellikle uçan kuşlarda yukarıdan gelen güneş kuşun alt tarafını gölgede bırakınca dinamik aralık önem kazanıyor. ISO’yu yüksek tutmak zorunda kalırsan 1″ algılayıcının dinamik aralığı bu gölgede yeterli gelmeyecek. Makine 500$ olsa bu kalite amatörlere yetebilir ama bu alet 1700$. 1700$ bandında kuş için alternatifleriniz bayağı artıyor. Canon 7D MarkII ve yeni EF-S 70-300mm IS USM buna bir örnek. Bu lens en açık diyaframda bile çok iyi ve 7D MarkII saniyede 24 kare çekemese de otomatik odaklaması çok çok daha iyi ve APSC algılayıcısı özellikle yüksek ISO’da 1” algılayıcıdan çok daha başarılı. Başka bir örnek Nikon D7200 ve yeni AF-P DX 70-300mm VR. Bu lens ve gövde ikilisi RX10 IV’ten çok daha ucuz ve %99 ihtimalle kuş çekimi konusunda Sony’den daha iyi olacak. Ek olarak gene saniyede 24 kare çekerseniz gün sonunda elinizde 1000lerce fotoğraf olması olası. Bu kadar fotoğrafı elemek amatörler için imkansıza yakın. Profesyonelsen RX10 IV’ü kuş için kullanmak zaten garip.

Spor fotoğrafçıları? İmkansıza yakın. Bu algılayıcı boyutunu profesyonel spor çekimlerinde sürekli kullanmak…. Tübitak’a hayvanat bahçesi müdürü, milli eğitim komisyonuna eski şoförünü getirmek kadar saçma.

Sokak fotoğrafçıları? Birincisi saniyede 24 kare çekim sokakta son derece gereksiz, ek olarak sokakta biraz daha ufak bir alet isteyeceksin ki pek dikkat çekmeyesin. Evet elinde 1DX ile sokakta gezenler de var, ama…

Gezi fotoğrafçıları? Belki. Saniyede 24 kare gene gereksiz ama 24-600mm lens son derece faydalı. Diğer yandan, faz bazlı odaklama ve saniyede 24 kare… Biraz aşırı.

Manzara? Evet çekilir ama ufak bir aynasız ve 1-2 lens bana daha uygun geliyor. 1700$’a süper bir Olympus set (ufak gövde ve lenslerle) kurarsın, üzerine artan parayla geziye gidersin. Ek olarak 24mm yeterince geniş değil.

ASIL DERT NE?

1700$. En en büyük dert bu.

Sonraki dert saniyede 24 kare fotoğrafı sonradan eleme zorluğu. Sony bu konuda bir çözüm getirmiyor, sadece “çok acaip hızlı makine bu lan” diyor. Gerisi? Gerisi kullanıcıya kalmış. Yukarıda saydığım olası hedef kitle bu derdi nasıl çözecek emin değilim.

Yani benim kafamda RX10 IV tam olarak kime hitap ediyor emin değilim. Parası olanlara mı? Orası kesin (1700$). Belki de ben düşünemiyorum bu hedef kitleyi. AMA, ama Sony de bunu adam gibi anlatamıyor ki? RX10 IV kimin için çıktı tam olarak? Sürekli ön plana çıkarılan saniyede 24 kare çekim kimin hangi derdini çözüyor? Ayrıca saniyede 24 kare ile beraber gelen 1000lerce fotoğraf arasından seçim yapma derdini nasıl çözeceğiz? Sony RX10 V duyurup “saniyede 36 kare çekiyor” deyip fiyatı 2000$’a çekerse ne dersiniz? Saniyede 36 kare sizin hangi derdinizi çözecek?

Çok acaip dönemler yaşıyoruz. Kar marjları azaldıkça firmalar ürünlerini satmak için “en hızlı, en büyük, en güçlü” stratejisine döndüler. Kullanıcıyı gerçekten dinleyip onların derdini çözen firma sayısı çok azaldı. Cep telefonu firmaları bile buna döndü. IPhone 8, IPhone X, hatta IPhone 7, Samsung Edge serisi… Bunların önceki nesillerden aman aman farkları var mı hakikaten? Ekranın kenarlarını kıvırınca (Edge) benim hangi derdimi çözüyorsun? Aksine elimdeki S7 Edge telefonun “Edge” özelliğinden nefret ediyorum çünkü makineyi kullanmak “Edge” yüzünden daha zor. Ya da, IPhone 8 eskisinden daha hızlıysa ya da yüz tanıma özelliği varsa ne olmuş? Bunlara gerçekten ihtiyacımız var mıydı? IPhone X’in 1000$’dan pahalı olmasını hangi özelliği haklı gösteriyor? Ön taraftaki düğmeyi kaldırıp kablosuz şarj özelliği getirince fiyatı 1000$’ın üzerine çekebiliyor musun? Apple çekiyor işte.

Tüketicinin hiçbir derdini çözmeden “yeni özellik” diye ortaya koydukları şeyler benim gözümde artık sadece fiyat arttırmak için bahane… Apple her güncellemede eski modelleri hafiften yavaşlatmasa, yeni modeller de bu kadar satmayacak. %99 eminim bundan. Yahu IPad Air’deki Youtube programı bile yeni güncellemeden sonra yavaşladı? İlk başlarda yağ gibi akan program, son 2-3 güncellemeden sonra hafiften takılarak çalışıyor? Keza IPhone4’ün böyle oldu, IPad 3 böyle oldu. Arkadaşlarımın neredeyse tamamı bu konudan şikayetçi. “Efendim yeni özelliklerle eski donanımlar uyumsuz” lafı da hikaye, kusura bakmayın.

Son Sıcak

Türkiye’ye oynanan oyunlar düşündüğünüzden, düşündüğümden daha derin. Çok farklı cephelerden sürüyor bu oyun. Mesela bir bakıyorsunuz bir anda TV’de birinin yıldızı parlıyor. “Kim bu, nereden geldi?” demeye varmadan adam/kadın haftada 4-5 tartışma programına çağırılıyor, “bilmemne uzmanı” diye de şişiriyorlar da şişiriyorlar. Bu 1 sene böyle sürüyor, bu arkadaş “duayen” ya da “otorite” oluyor. Sonra kamuoyunu yönlendirmek için bu arkadaşın yazıları ve TV’deki konuşmaları üzerinden operasyon devam ediyor.

Yukarıda tanımladığım kişi gibi Türkiye’de 100lerce insan var. Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu vefat etmeden önce bunların bir kısmını deşifre etmişti (ki senelerce önce). Sonra Mustafa Yıldırım’ın “Sivil Örümceğin ağında” kitabını okursanız dehşete düşersiniz, basın tarafından pohpohlanıp “uzman” olarak gösterilen heriflerin aslında kimler oduğunu, neden bu kadar ön plana çıkarıldığını anlayınca şaşıracaksınız. En son “hocaların hocası” dedikleri Şerif Mardin mesela, Doğu Ergil mesela, Rasim Ozan ve karısı Nagehan mesela, Ergun Özbudun mesela, Taraf Gazetesi’nde yazanların tamamı mesela, fesli hain mesela, çocuğu bile olmayan paşanın torunuyla mektuplaştım diyen Mustafa Armağan mesela, Mustafa Erdoğan, Yasemin Çongar, Murat Belge, CHP’de sürekli PKK yöneticisi ağzıyla basına demeç veren 4-5 vekil, AKP de aynı durumda zaten… Şu anda aklıma gelenlerin hepsini buraya yazsam sitenin depolama alanı yetmez. Bu adam/kadınların ne/kim olduklarının belgesi bende yok, diğer yandan neleri takip ettiklerini, neleri ön plana çıkardıklarını, hangi terimleri sürekli tekrarladıklarına dikkat ederseniz anlamak daha kolay oluyor.

Mayıs ayı gibi Süleyman Yeşilyurt adlı şahıs Atatürk’e hakaretten yargılandı. Bir süredir bu adamın adını duyuyordum ama pek de dikkat etmemiştim. O davadan sonra biraz araştırdım ve dehşete kapıldım. Bu arkadaş tarihçi değil. Ulaştırma bakanlığında ve turizm bakanlığında büro memuruymuş, Gazi’de iki yıllık okuldan mezun. “Araştırmacı yazar” olmaya da emeklilikten sonra başlamış, ve sonra yazdığı kitapların birçoğu Fetö’nün istemediği ya da aleyhlerinde davalar açtığı generallerle ilgili. Bir anda emekli olduktan sonra “araştırmacı uzman” sıfatıyla TVlerde çıkıp Fetö’nün Aksiyon dergisinde parlatılan bu adamın ne olduğu, kimler tarafından desteklendiğini siz düşünün artık.

Zaman çok kötü. İyi düşünmek, iyi tartmak, bulduğunuz herşeyi okumak lazım. Bir anda sivrilen, geçmişi karanlık ya da ne olduğu belli olmayan adamların laflarıyla hareket etmeyin.

18 comments for “Yeni makinelerle ilgili basit birkaç sorum var

  1. Anil
    2017-09-13 at 5:57 pm

    Yerinde sorular sormuşsunuz. Olympus yenilik diye 4k video koydu em10m3 e ve piyasaya çıkardı. Saniyede 20 kare ceken bir sony kompakt makine yada fuji kompakt gövde bence sadece makyaj malzemesi. Bugün bile 30 kare fotograf cektigimde gunlerce o fotograflara bakmıyorum elim deymiyor. Bu isin cözümünü buldum. Fotograf baskı makinesi almak:) A3 boyutu kafi. Varsa tavsiye alabilirim 😉

    • ErtOzt
      2017-09-13 at 7:35 pm

      Ben Canon 9500 Pro almıştım. 15-20 baskı aldım, sonra baktım fotoğrafları koyacak yer kalmayacak, sattım 🙂

    • OSMAN ERENLER
      2017-09-13 at 7:42 pm

      Sayın Anil, merhaba. Hem Ertan Bey’in hem de sizin, söylediklerinize katılmamak mümkün değil. Aynı fikirdeyim. Ancak Bulduğunuz çözümü (A3 boyutu baskı makinesi) anlayamadım, bağışlayın. Nasıl bir çözüm bu? Anlatır mısınız?
      Saygılarımla.

  2. Deniz
    2017-09-13 at 7:12 pm

    Bence satış politikası. Bu kadar fotoğrafla baş etmek tabiki mümkün değil. Fakat tüm fotoğraf makinelerini işi bilen kişiler kullanmıyor. Fotoğrafçılığa merak salan bir kişi ya bu saniyede şu kadar fotoğraf çekiyormuş zaten acemiyim bu işimi daha iyi görür diyebilir. Belki 1 i güzel olabilir der. Bir kaç günde fotoğraflar arasında kaybolur. 0 ayarında bir merakla alındı diye ilana koyar..Bu potansiyel kitle azımsanmayacak kadar fazladır. Hatta profesyonellerden cok cok fazladır.Gezi olaylarındaki kırmızılı kadın seri çekimde yakalanmıştı. Diğer kareleride yayınladılar sonra. Ticari amaçlı şirketler bunları kaçırmaz. Kapitalist sistemde tüketimi ve daha fazla tüketimi ve daha daha fazla tüketimi amaçladığından biri diğerini mutlaka takip edecektir. Cihazımda bu olmazda rekabet edemem diyecektir. Mesela ben 5 6 yıl önce fotoğrafa merak saldığımda panasonik kompak bir cihaz aldım. Sonra elimden 3 4 cihaz geçti. Fotoğraf düzenleme işi başlı başına bir iş. Bunu acemiler bilmiyor. Evde kendi fotoğraflarımı basarım diye aldığım yazıcı için; ya yavaş basıyor ama işimi görür işte dediğim yazıcıyı bile kullanmak dünya zaman alıyor.5-7 dk da a4 baskı yeterli gibi gözüküyor ya alakası yok. Bir fotoğrafta 10 kişiyi çektiysen 2.5 a4 oluyor 4 e bolerek basarsan 15 dk gibi tek kare fotiğraf. Var gerisini düşün…Ama sanki iş görecekmiş havası verip satıyolar işte. Seninde elinden dünya kadar cihaz geçmiyormu? 1 bilemedin 2 cihaz yeterli değilmi..İstemesekte bunlar oluyor. Birde parası olanı düşün… Mega piksel fırtınasını şimdilik algılayıcılar durdurdu. Olmuyo işte algılayıcının(sensör) boyutuna göre olacak bu piksel. Şimdiyse efendim yeni cihazlar 24 mp.. Standart gibi. Biri 30 mp yapsın hepsi bence rakip edecektir. Yazı için teşekkürler. Sohbet havası olmuş diye bende aynen yazdım.

  3. Deniz
    2017-09-13 at 7:17 pm

    Çok dikkat etmeme rağmen imla hataları olmuş. Onun için özür dilerim. Cep telefonundan yazıyorum yazıda uzun olunca olmuş…Düzeltme seçeneği olmadığından bu şekil oldu yayınlanıncada düzenleyebilsek daha güzel olmazmı…

    • ErtOzt
      2017-09-13 at 7:36 pm

      “mı” ayrı olacak 🙂

  4. Emre
    2017-09-13 at 11:39 pm

    Merhaba,
    Nikon 1 V1’i halâ kullanıyor musunuz?

    • ErtOzt
      2017-09-14 at 6:20 am

      V2 aldım

  5. Anil
    2017-09-14 at 6:02 am

    Osman bey sormuş ” fotograf baskı makinesiyle kastetdiğin çözüm ne dir ” diye.. Şöyle düşünüyorum. Saniyede 7-8 kare ceken benim olympus bile fotografları izlerken asabımı bozuyor bazen. Aynı berbat sahneyi tekrar tekrar izliyorum. Yada begendigim bir fotograf olunca da ” acaba bu mu şu mu o mu ? ” diye secmekte zorlanıyorum. En güzeli cok cok gerekmedikce tek kare cekim ve en begendiginizi arsivlemek icin baskı makinesi. Ertan bey gibi evde saklayacak yer kaygısı başladıkca da daha az baskı alırız. Daha az baskı aldıkça da daha öz fotograf cekeriz. En azından bende süreç bu sekilde ilerliyor.

  6. Ömer Kaya (omardaing)
    2017-09-20 at 11:38 am

    Bence 24 olsun hatta saniyede 1500 kare olsun 😈 🙂 ancak 400$ dolar olsun. Günün birinde işe yarar belki.
    Eskiden Pentax kullanıcıları 1600 isoya ne gerek var zaten 400 den sonrası gereksiz derlerdi 🙂 ya da 100₺ ye manuel lens almak varken 500₺ verip af lense ne gerek vardı derlerdi.
    Teknoloji gelişecek mecburen birşeyler ekleyip yeni model çıkaracaklar. Bu tür gelişmelerde olacak ama 400$ o cihaza yeterli olur :))
    Hedef kitle kim sorusunun cevabı bence çok açık. DSLR sistemlerle uğraşmayacak istemeyecek kadar amatör herşeyin en iyisini isteyip bütçesinde 1700$ ın yerini bilmeyecek kadar paralı olanlar :))

  7. Salih Aydın
    2017-09-22 at 10:50 am

    Hocam tekrardan merhaba Turkiye de sıfır olympus omd em1 mark 2 ve 12-100 yaklaşık 10.000 tl,2. El bir nikon D750 ve 24-120 f4 nano yaklaşık 8000 tl cok kararsiz kaldim.Sizin den bir yorum rica edeceğim.
    Tabi bu listeye canon 6d mark 2 ve 24-105 f4’ü de ekleyebiliriz.
    Benim fikrime gelecek olursan olympus’dan yanayım hem optik kalite hemde boyut avantajı ama diğer yandan tam kare sensörün fotoğraf kalitesi ?

    • ErtOzt
      2017-09-22 at 4:45 pm

      D750 6 aya yenilenecek diye düşünüyorum. EM1 II’nin ikinci eli yok mu?
      Lens olarak en iyisi 12-100mm, kullanım olarak en rahat gövdeler 6D II ve EM1 II. D750 6 aya yenilenir diye düşünüyorum.
      Ben EM1 II tercih ettim. Hatta 6D II almak için girdiğim dükkandan 12-100mm alarak çıktım. D750’yi hiç düşünmedim açıkçası.

  8. Salih Aydın
    2017-09-22 at 10:50 pm

    Keşke 2. El olarak bulabilsem kesin alıcam ama yok malesef em1 mark 2 ve 6d mark 2 ayni fiyata geliyor biraz daha bekleyim hocam ben inşallah denk gelirde alırım.
    Teşekkür ederim.

  9. komoluri
    2017-10-09 at 12:57 pm

    İsmi geçenler arasında Şerif Mardin’in olmasına şaşırdım.Yalnızca şunu diyebilirim sonradan ekranlarda pompalanan biri olmadığını söyleyebilirim.siz belki yeni duymuş olsanız da yıllardır kendisini bilen biliyor kitaplarını okuyan okuyor! Anlıyorum aslında yıllarca insanların öğrenmiş(öğretilmiş) değişmez kavramlar,olaylar var ve bu konulara hiç kabul edemeyeceğimiz yaklaşımlar söylemler karşısında insanlar hayal kırıklığına kapılıp fakat bunu kabullenemeyip itibarsızlaştırma komplo teorileri gibi kabul etmemeye yönelik birtakım karşı söylemler geliştirebiliyor.
    Kısacası Şerif Mardin fanatiği değilim ama kendisi ortada toplumsal bir olay,olgu ne varsa incelenmesi gereken bir durum olarak değerlendirip bunu toplumun değer yargılarından etkilenmeden bir neticeye varmaya çalışmıştır.Yıllarca beyinlere nakşedilen ne idüğü belirsiz hikayelerden sıkılmış okuyuculara tavsiye ederim.Sizin de dediğiniz gibi bolca ve farklı okumalar yapmak gerek.

    • ErtOzt
      2017-10-09 at 2:07 pm

      Şerif Mardin’i yeni duymadım yahu 🙂 Pek ekranlarda yoktu son yıllarda ama sempozyumlarda koneranslarda “bir bilen” diye tanınan bir isim. 18 yaşında değilim, böyle adamları bilirim okurum 🙂
      Mesela “Bediüzzaman Said Nursi Olayı/Modern Türkiye’de Din ve Toplumsal Değişim” diye bir kitabı var ki, Kürdi’nin ilim ve dahasından bahsediyor Mardin amca. Kendine alenen peygamberlik atfeden, kitaplarının Kur’an’dan bile önce okunmasını isteyen bu adama “ilim adamı deha” diyen sosyoloji profesörünün iyi niyetinden şüphe ederim. Kendisi ayrıca Nakşibendileri de büyük tehlike olarak görüyor ama Nurculara laf etmiyor (ya da ben hiç tanık olmadım).
      Ek olarak kendisi çok tehlikeli Amerikancı ideolojinin de temsilcidir: 1970lerdeki “eğitimde dine dönelim” eğilimini destekleyip pratiğe dönüştüren adamların başında gelir (bu planı Washington’daki Amerikan Üniversitesi İslami Araştırmalar Merkezi’nin başkanlığını yaparken ürettiği söylenir).
      Belki de ben ve benim gibi bazıları adamı yanlış değerlendiriyoruzdur. Ne kadar bilim adamı olduğunu bile tartıştılar hatta bir ara. Türkiye Bilimler Akademisi’ne kabul edilmemesinin sebebi ne biliyor musun? Yeteri kadar yayını ve bilimsel dergilerde kendisine yeteri kadar atıfta bulunulmaması! Akademi’ye bile kabul edilmeyecek kadar “büyük” hocadır kendisi. Vefat ettiğinde AKP’nin gazeteleri ve Nurcu sosyal medya “hocaların hocası öldü” diye manşetler attı. “Hocalar” derken imamlardan mı bahsediyorlar bilemedim…

  10. komoluri
    2017-10-10 at 7:21 am

    Sondan başlayayım, AKP ve yandaşları kendi değerlerine saygı gösterdiklerini düşündüğü birine bir anda abanmışlar belkide kitaplarını detaylı okusalar o kadar da Naid Nursi yi allayıp pullamadığını da göreceklerdi.Kitap da dile getirdiği kürt kimliği ile düşünceleri AKP politikasının şu anda yanından geçmeyeceği bir noktada.ikincisi Türkiye Bilimler Akademisine seçilmeme işine gelecek olursak;bilemeyeceğim ama Türkiye tarzı bir durum olabilir (bizden sizden), sorgulamak lazım ne kadar bağımsız?hep diyoruz ya “bizim yazdığımız tarihin dışına çıkanlar bizden değildir” kafası olmadığı ne malum? hatta günümüzde de tam tersi siyasi düşüncenin sirayet ettiği söyleniyor yani bir takım çatışma ortamı var(bkz.yargı) kısacası bağlayıcı olmadığını düşünmek zor değil.
    Ve asıl önemlisi hani dedim ya bazı derin yaralar açılmış, indirilen değil de uydurulan din savunucularında olup öteki tarafta bir şahsiyet üzerinden neredeyse dinini bir kenara bırakıp,fikirlerini din kabul edip heykeline tapınan yada öyle görünmeye çalışan bir kitlenin de düştüğü; doğrumuzdan şaşmayız bizim gibi düşünmeyen bizden değildir durumu.Mardin de bence bunlara aldırış etmeden çalışma alanı kabul edip yazmış.Ne ilk olacak ne de son.Kabul etseniz de etmeseniz de..

    • ErtOzt
      2017-10-10 at 9:44 am

      AKP ve şurekası kitap okusaydılar… 🙂
      Herkesin fikri farklı tabi. Terör örgütleri veya yalancı-düzenbaz olan cemaatlerin ya da malum ülkelerin ağzıyla konuşmadığı sürece herkesin fikrinin başımın üzerinde yeri var.

  11. komoluri
    2017-10-11 at 5:56 am

    Katılıyorum.Bu arada tarzınızı,değerlendirmelerinizi takip ediyor çok beğeniyorum.saygılar,iyi çalışmalar.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *