Fotoğraf makinesi firmalarına öneriler

Finansal kriz geldi, hemen tüm firmaların satışı düştü. Birçok sektörde 4-5 sene önceki hareketlilik yok. Bundan etkilenen sektörlerden biri de fotoğraf sektörü. Sanıyorum ki 2016’da satılan ve lensi değiştitilebilen fotoğraf makinesi sayısı 2012’nin yarısı civarında (2012 20,1 milyon, 2016 11,5 milyon). DSLRlar 16,2 milyondan 8,4 civarına düşmüş, aynasızlar 3.9 milyondan 3.1 milyona inmiş. Bu azalmanın türlü sebepleri var tabi. En başta söylediğim küresel ekonomik durum bunların en önemli sebebi bence: Orta sınıf denen “paralı ama çok da zengin değil” grubun sayısı azalmış, tüm dünyada “fakir” sayılan insanların sayısı artmış. Buna karşılık zenginlerin sayısı yaklaşık aynı ama bu “zengin” kesimin dünyadaki zenginlik payı da ciddi arttı (bundan geçende bir yazımda bahsetmiştim).

Neyse, sosyo-ekonomik tartışmalara girmeyelim çünkü 16 Nisan’da referandumdan Evet çıkarsa çok acaip zengin süper güç olacağız, o yüzden şimdi atar yapmayayım.

Altta yazdıklarımı uzun süredir düşünüyordum, sadece sözcüklere nasıl dökerim diye düşünüyordum. Sonra bir baktım Thom Hogan abimiz bu konudaki kendi fikirlerini yazmış, benimkiler de ona çok benzediğinden biraz aşırma yapmış gibi oldum (aslında sadece “nasıl anlatsam” kısmını aşırdım, yoksa aşağıdakiler %90 şahsi fikirlerim).

Fotoğraf sektörünün daralma sebeplerinden biri de cep telefonlarının fotoğraf becerilerinin ciddi gelişmesi. 2017 Mart itibariyle piyasadaki telefonların %99’u 1″ algılayıcılı bir makineden daha kötü fotoğraf kalitesi veriyor, buna rağmen birçok insandan “telefon yetiyor abi” lafını duyuyorsunuz. İnternette paylaşmak için cep telefonları genelde yeterli.

Buradaki “paylaşmak” lafına dikkat edin. “PAYLAŞMAK“. Kilit sözcük bu.

Senin ürün satman gereken yaş gruplarından 18-30 yaş arasındakiler “PAYLAŞMAK” istiyor, hem de HEMEN.

Peki bizim Capon abilerimiz bunu anlamış mı? Fotoğrafçının ihtiyaçlarının 30 sene önceye göre, hatta 10 yıl önceye göre bile çok değiştiğini görebiliyorlar mı? Bakın daha 3-4 yıl önceye kadar birçok DSLR ve aynasızda nasıl fotoğraf paylaşıyorduk:

  1. Fotoğrafı çek
  2. Kartı çıkar
  3. Kartı makineye tak, CF kartsa kart okuyucuya tak
  4. Fotoğrafı istediğin bir yere aktar
  5. Fotoğrafın boyutunu ayarlayıp internette istediğin siteye koy, ya da e-posta at

Cennet vatanım… Bir de duman olmasa…

Peki cep telefonları nasıl paylaşıyor?

  1. Fotoğrafı çek
  2. “Paylaş” düğmesine bas
  3. İstediğin siteyi ya da e-postayı seç, paylaş

Bitti, bu kadar. Hala benim istediğim kadar basit değil (mesela fotoğrafı çektiğin anda otomatik olarak istediğin yere göndermek gibi seçenekler de olmalı).

Pratikliği gördünüz mü? Peki buna karşı üreticiler ne yaptılar? Makinelere WiFi koydular. WiFi. Ama sandılar ki WiFi koyunca iş bitiyor. Birçok firmanın telefon ya da tabletteki fotoğraf aktarım ya da makineyi yönetme programı, afedersiniz, b.k gibi. Hala çoğu kötü, bazıları adam gibi çalışmıyor bile. Yani Capon ve Alman abilerimiz “yazılım” kısmını unuttu.

Hala da Canikon Sony Pentax Olympus Panasonic’in yazılımları adam gibi değil, yani cep telefonlarındaki yazılımlardan çok geriler (Panasonic’i ve Canon’u seviyorum bu konuda ama onlar bile çok geride). Mesela telefondaki yazılımla da bitmiyor, birinin fotoğraf makinesine dönüp oradaki yazılımlara da bakması lazım.

Bazı firmalar hala fotoğraf paylaşmak için fotoğrafı önce kendi bulut sistemlerine atmanızı şart koşuyorlar ki bu iyice deli saçması.

Bu fotoğrafın yukarıdakinden farkı ne? Hangisi daha iyi?

NE YAPALIM KARDEŞİM PEKİ?

Çok bildiğimden değil ama kendi kullanım tarzıma göre fotoğraf sektöründeki firmaların hedef kullanıcıların ihtiyaçlarını çok ciddi araştırmaları lazım. Hatta ben olsam Apple, Samsung, HTC gibi firmalardan adam çalıp bunlarla oturup çalışırdım.

Şunu yapmak çok mu zor:

  1. Makinede SIM kartı olsun! Evet SIM kartı. Makine alırken firma bana “veri paketi” de satsın mesela. Örneğin 5DMarkIV alırken istersem aylık 32GB veri paketi kontratı da alayım.
  2. Fotoğrafı çek
  3. Çeker çekmez ekranda “paylaş” tuşu çıksın. Hatta, atıyorum, doğrudan Flickr ya da önceden tanımladığım bir E-Postaya gönderme tuşu çıksın.  Hatta ve hatta, mesela bir düğün çekimindeysem makineye diyeyim ki “çektiğim fotoğrafları otomatik olarak şu siteye ya da şu klasöre gönder (böylece iki de bir “paylaş” düğmesine basmam). Böylece çektiğim her fotoğraf (ya da onun ufaltılmış hali) istediğim yere otomatik olarak gidecek. Düşünsene, bir spor karşılaşması çekiyorsun, çektiğin fotoğrafların 1MP’lik halleri otomatik olarak gazete/TV/siteye gidiyor! 1. maddede bahsettiğim “aylık veri paketi” de bu yüzden çok faydalı olacak çünkü telefona vs.. ihtiyacın da kalmayacak.

Bitti, bu kadar! Bu kadarını yapabilen firma bence diğerlerine göre çok ciddi öne geçecek.

Piksel mi onlar?

Eski tip DSLRları artık daha çok “eski” DSLR kullanıcıları alıyor, ve bunların sayısı da gitgide azalıyor. Alttan gelen gençler artık fotoğraflarını kartlarda saklamak istemiyor.

BAŞKA BİR ÖNERİ

Flaşın, GPS’in, kart yuvasının, algılayıcının, elektronik bakacın, tampon belleğin değiştirilebildiği bir gövde düşünün! Hem de servise ihtiyaç duymadan!

Mesela: Nikon D500 aldınız. Böyle gövdeler 3-4 yılda bir yenileniyor. Aldıktan sonraki sene daha hızlı kartlar piyasaya çıktı. Nikon’dan bu yeni kartlarla uyumlu bir kart yuvası alıp taktınız. 2 sene sonra Nikon daha büyük tampon bellek çıkardı, hop onu alıp taktınız. 3 sene sonra algılayıcı 20MP’den 28MP’ye çıktı, hooop onu alıp taktınız! Peki ne oldu? Yeni gövdeyi beklemeden makinenizi ciddi geliştirdiniz. Nikon’a faydası var mı? Tabii ki var: 3-4 sene sonra size makine satmak yerine bu 3 sene içinde sizden 2-3 defa para almış oldu! Size avantajı var mı? Siz de her sene gövdenizi yenilemiş oldunuz, hem de masrafı yıllara yayarak.

Nikon size bir gövde sattı ama 3-4 sene de size ürün satmaya devam etti. Bugün D810 aldınız, 2 sene sonra 50MP algılayıcıyı alıp taktınız, al sana nefis alet! Belki D810’daki işlemci yeni 50MP’lik dosyaları eskisi gibi hızlı işleyemez, veya kart yuvasının da değişmesi gerekir vs.. ama bunlar mühendislerin çözemeyeceği şeyler değil. Ayrıca mesela ben yeni algılayıcıyı alabilirsem çekim hızının düşmesine razıyım.

Bunlar olmayacak şeyler değil. Aklınıza gelen pratik sorunların çoğu çözülür bir şekilde. Ricoh bir ara GXR’la bunu denedi. Bence pek beceremediler ama bu işin yapılabileceğini de anlamış olduk.

SON SICAK

16 Nisan’daki referandumdan sonra biz Osmanlı’yı kurunca Japon’a Alman’a ihtiyacımız kalmayacak tabi. Bu laikçiler 1923’ten beri fotoğraf alanında geri kalmamızı istediler. Lozan’ın gizli maddelerinde “fotoğraf alanında yatırım yapılamaz” ibaresi var mesela, 17 Nisan’da Lozan geçersiz kalacağı için her şehirde bir lens veya gövde fabrikası kuracağız inşallah. Jet Fadıl bu işi yapabilir mesela, adamı yeni serbest bıraktılar biliyorsunuz.

Avrupa bizi çekemiyor! (kadro süper)

80 sene bizi uyuttular ama millet artık uyandı!

 

17 comments for “Fotoğraf makinesi firmalarına öneriler

  1. Mehmet Güneş
    2017-03-30 at 6:09 pm

    Üstad,
    Daha önce Em5 II incelemenizi okumuştum. Az önce sizin sitede dolaşırken rastladım. Tekrar bir göz attım. Çok güzel incelemişsiniz. Emeğinize sağlık. Ama ne yazık ki (ben şansız bedevi) 3.5 ay önce aldığım em5 II makinem yazılımdan arıza verdi. Benim verdiğim ayarlarda değil kendi kafasına göre çekiyor. Bazen eksi, bazen artı pozlama veriyor. Deklanşör hızı ve diyaframı kendi keyfine göre ayarlayıp bir güzel çekiyor. Bazen çok parlak fotograflar alıyorum. Bazen de çok koyu. Geçen hafta ailece Roma’daydık. Ağız tadıyla bir kare fotograf çekemedim. Sinir oldum. Arızalı olduğunu bilseydim eski em5 le giderdim. Onu iyi ki satmamışım. Döndüğümde çektiğim fotografların çoğunu bilgisayarda düzeltmek zorunda kaldım. Olympus’a çok güvendiğim için arıza ihtimalini hiç düşünmüyordum. Herhalde menüde bir yerleri yanlış ayarladığımı varsayıyordum. Bugün Sirkeci’de makineyi aldığım Zoom İthalat’a götürdüm. Baktılar “arızalı” dediler. Yarın servise postalıyacağım. Bakalım ne çıkacak? Deseler ki Em1 ile değiştirelim. Valla dünden razıyım. Makineden soğudum yani…
    Teknik servisi ta Gebze’deymiş. İşe bakın siz!… Koskoca İstanbul’da yer kalmamış, Gebze’ye gitmişler… Makineyi kargo ile göndereceğim.
    Sizin incelemenizde kar içinde gömülmüş em5II fotografı görünce şaşırdım. Geçen aylarda İstanbul’a aşırı kar yağdığı günlerde elime alıp kar fotografları çekmek için dolaşmaya başladım. Kısa bir müddet sonra LCD ekran dondu. Makine çektiğim fotografları ekrana vermez oldu. O fotografı nerden buldunuz bilmiyorum ama kara gömülmüş em5 mark II fotografı bence gerçeği yansıtmıyor üstad. Em1 olsaydı doğruydu. Yani em5 II nin soğuğa karşı zayıf olduğu tecrübeyle sabit. Buna karşı resmen kara gömülmüş ve donmuş em1 (eskisi) hem çekiyor. Hem de arka ekran çalışıyor. (videosunu seyrettim de…)
    Neyse üstad yaşadığım şoku sizinle paylaşmak istedim. Siz böyle bir arıza ile karşılaşmamışsınız. Şanslısınız. Ben şanssız bedevi çölün ortasında kutup ayısıyla karşılaştım.
    Sonucu sizinle paylaşırım. Selamlar…

    • ErtOzt
      2017-03-30 at 7:18 pm

      Abi pozlama tipini orta ya da nokta lda unutmuş olmayasınız? Orta noktadan ölçüm seçtiyseniz öyle olabiliyor.
      Em5 II’nin yağmur çamur dayanımı Em1 kadar iyi diyor Olympus. Ben kara atmadım makinemi ama ağır yağmurda kullandım.
      Sizinkinde sorun olabilir belki ama.

      • Mehmet Güneş
        2017-03-30 at 7:55 pm

        Em5II ye yağmurda bir şey olmuyor. Ben denedim. Çekim yaptım. Ama karda?…

        “Pozlama tipini orta ya da nokta Ida unutmuş olmayasınız” yazmışsınız. Anlamadım.

        Neyse önemli değil. Servise bir gidip gelsin bakalım. Ne olacak.
        En çok üzüldüğüm nokta büyük bir ihtimalle makinenin içi açılacak, sökülecek. 3.5 aylık ürün tamir görmüş olacak. Vidalarda tornavida izi ve çizikler oluşacak. Sağlık olsun. Ne yapalım…

        • ErtOzt
          2017-03-30 at 8:10 pm

          Ölçüm metodu var: Tek noktadan, orta bölge ve “Evaluative” ya da “Matrix” (makine yanımda değil, Türkçesi’ni hatırlayamadım).
          Evaluative seçili değilse sizin tahmin edemeyeceğiniz pozlamalar yapar.
          Peki ekrandan da anlaşılmıyor mu bu sorun? Yani çekerken ekranda karanlık ya da aydınlık çıkmıyor mu?

          • Mehmet Güneş
            2017-03-30 at 8:30 pm

            Üstad bazı kareler karanlık, bazıları aydınlık çıkıyor. Zaten sorun da burda. Diyafram öncelikli çekiyorum. İnfo’dan çekim değerlerine bakıyorum. Aşırı eksi poz telafisi vermiş. Deklanşör hızını değiştirmiş. Fotograf koyu çıkıyor.
            Bazen de tam tersi değerlerle fotograf çok parlak ve ışık almış görünüyor. Zoom İthalat’taki arkadaşın da tam olarak bu işi bildiğini zannetmiyorum. Em10 kullanıyor. Baktı, biraz kurcaladı arızalı dedi.
            Keşke menüden yerini Türkçe tarif edebilseydiniz. Belki düzeltebilirdik. Belki arızalı değil. kim bilir?

  2. Erdem
    2017-03-31 at 8:10 am

    Canımsın,bitanesin..İnceleme yazılarına ve arada ki dokundurmalarına bayılıyorum 🙂

  3. Mehmet Güneş
    2017-04-01 at 4:11 pm

    Üstad, bugün em5 II yi servise gönderdim. Servis Kocaeli’ nde. Doğrudan Fujitsu firmasına yani Japonlara göndermiş oldum. Japonlara güvenirim. Dürüsttürler, kazık atmazlar. Umarım bu fikrim devam eder. Bakalım gelişmeler nasıl olacak?

    • ErtOzt
      2017-04-01 at 6:16 pm

      Abi haber ver mutlaka buradan ki siteyi okuyanlar da bilgilensin

  4. Salih
    2017-04-02 at 7:38 am

    Herkese iyi günler!
    Sizin gibi Türkçe’yi doğru kullanmaya özen gösteren, doğru kullanılmasını da tatlı sert bir şekilde dile getiren birinin yukarıdaki yazıda; “Hatta atıyorum” demesini garipsedim. Bu “atıyorum” sözcüğü o kadar yaygınlaştı ki, tvlerde bile sunucular, kullanır oldular. Oysa dilimizde bunun karşılığı çok güzel bir sözcüğümüz var “Örneğin”.
    Ben bazılarına takılıyorum; atma, yazık olur, diyorum :)) .
    Bağışlamanız dileği ile.

    • ErtOzt
      2017-04-02 at 9:25 am

      Atıyorum Türkçe değil mi? Biraz argo ama hala Türkçe olmalı.

      • Salih
        2017-04-02 at 1:49 pm

        Türkçe ama dediğiniz gibi argoya kaçıyor.

        • ErtOzt
          2017-04-02 at 4:15 pm

          Canım arada argo olur 🙂 Yeter ki “body” gibi laflar kullanılmasın, noktalama imlerine dikkat edilsin.

  5. Anil
    2017-04-08 at 12:59 am

    Olympus yetkili servise gittiyse iciniz rahat olsun. Cok düzgün bir insan var makinanizda bir problem var mı yok mu rahatlıkla anlayip halledebilecek. Adını tam hatırlayamadım ancak Mustafa bey ilgeleniyor. Gebze fujitsu Siemens fabrikasına gidiyor olympuslar. İki gün icinde size, arsa probleme dair bir e-mail yolluyorlar ve fiyat teklifi yapıyorlar. Siz garantili oldugunu belirtip cevap veriyorsunuz. 1 hafta icerisinde tamir ediliyor genelde. Tabi bu mekanik arızalar icin sizinki yazılımsal ise durum degisebilir. Makina açilcak diye üzülmeyin en azından tamamen elden gececek, varsa toz vs de temizlenmis olacak. Vidalarda da problem olmayacak emin olun. Ancak kriminal inceleme ile o makinanın açılıp açılmadığı anlaşılır. Bu arada yeri degil ama ikinci elde 12-40 fiyatları tuhaf sekilde 2200 tl ye çıktı. Gecenlerde almak istedim herkes 2200 diyor. Sıfırı 3100 tl ve biraz pazarlıkla 1800 lere kadar bırakıyorlar. 2200 e 12-40 teklifleri yapılınca sinirlenip 40-150 pro aldım 3100 tl ye. 1 ay sonra elden çıkartıp 25mm f1.2 alasım var ikinci eldeki vurgunculara kızıp. Evet 2200 ile 3800 arasinda dağlar var fakat vermem abi garantisiz alete 2200 diyorum. Ne dersiniz Ertan bey? Kızmakla haklı mıyım 🙂 En azından 25mm 1.2 ile 2 sene oynarım diyorum. 25 1.8 yada 45 1.8 düsünmüyorum çünkü yasadığım yerde deniz kumu ve kış aylarında yagmur kar eksik olmuyor. Yalıtım şart.

    • Anil
      2017-04-08 at 1:05 am

      Düzeltme .: 3100 tl lik 12-40 ( sıfırı) pazarlıkla 1800 e degil 2800 e kadar düsürülebiliyor. 40-150 pro alırken nedenim vardı. Mayıs ayında bir okulun sene sonu gösterisini cekecegim. 12-40 ile sahnede cocukların dikkatini dagıtmadan 40 150 ile uzaktan, dikkat dağıtmadan fotografları cekerim diyorum. Neden satacağım? Çünku düğün dernek photographyci degilim 🙂 anıl karadağ photography diye bir sıfatım yok malesef 😉 edinmeyeceğim de…

      • ErtOzt
        2017-04-08 at 5:28 am

        Dolar/TL oranı patlayınca fiyatlar ona göre yukarı çıktı. Teeee Kasım mı Aralık mıydı, burada yazdım ben “fiyatlar artacak, alacağınızı şimdi alın” diye. Sıfırı 3100 olan aletin ikinci eli 1500 olmaz. Ben 12-40’ı sıfır 2100’e almıştım 2014’te.
        Bu fiyat artışı 15 sene önce olsa bizim esnaf başbakana yazarkasa atardı, şimdi “süper güç oluyoruz ondan batı bizi kıskanıyor” diyorlar. 4-5 ay önce bir berbere gittim, “fiyatlar CHP yüzünden artıyor” dedi herif.

  6. Zeki
    2017-04-09 at 10:08 pm

    SONY A57 + Minolta 70-210 +18-55 + HELIOS 44M + Makro Tüp + Çanta= 1500 tl ama pazarlık payı var.
    Sizce bu set nasıl , bu monolta af lens mi, kit lensi ne derece iyi Ertan bey.
    Fiyat iyiyse almayı düşünüyorum.

    • ErtOzt
      2017-04-09 at 10:20 pm

      Türkiye’de fiyatları pek bilmem. Minolta 70-210mm olan “Beercan” ise otomatik odaklıdır ve fotoğraf kalitesi iyidir.
      Diğer lensler ortalama kalitede.
      Dediğim gibi fiyata birşey diyemem.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *