Pentax K1 İncelemesi – Giriş Gelişme Sonuç

Huaweian nedir bilir misiniz? Huawei’yi çok sevenlere, onu destekleyen bilinçli insanlara “Huaweian” deniyor. Bunlar çok acaip süper insanlar.

Mesela benim birkaç Huaweian arkadaşım var. Arada toplanıp neden bu telefonu seçtiklerini, telefonlarının ne kadar mükemmel olduğunu, diğer insanların Apple veya Samsung seçtiği için ne kadar aptal olduklarını falan konuşuyorlar. Onlara göre diğer insanlar Huawei’nin ne kadar mükemmel olduğunu, daha ucuza aynı ve hatta daha fazla kalite sunduğunu bilmiyor. Apple ve Samsung sırf yaygın olduğu için tercih ediliyor, halbuki Huawei’yi tanısalar herkes çok sever, çünkü Huawei çok süper ve kullanıcı dostu, şirin mi şirin bir firma. Sırf bu konuyu konuşmak için buluşup içmeye gidiyorlar, gece yarısına kadar diğer insanların ne kadar da cahil ve bilinçsiz olduğunu anlatıyorlar birbirlerine. O gece kendi içlerinde çok sevinip yüzlerinde mutlu bir gülümsemeyle evlere dağılıyorlar. Sonraki ay gene buluşup “ya bu insanlar hala reklamlara kanıyorlar, Huawei ne kadar da kullanıcı dostu, halkımız çok bilinçsiz” diye aynı konuları konuşuyorlar. Ayda en az bir defa mutlaka bu konu açılıyor, hepsi içlerini döküp birbirlerine hak verip kendi kendilerine destek oluyorlar.

Çok acaip bir grup bu. Ters birşey söyleyeni aralarına bir daha almıyorlar mesela, “sen ne kadar da salaksın ya” diyenler çıkıyor, hemen dışlanıyor o kişi. Neden dışlanıyor? Çünkü beynini reklamlara kaptırmış, cahil ve bilinçsiz bir kişi o. Halbuki Huaweianlar ne kadar da bilinçli ve süper ve acaip nefis insanlar…

Nedense Huawei kullanmayan arkadaşlarım bu konuları hiç konuşmuyorlar, “bizim telefon neden daha iyi, diğerleri neden aptal ve cahil” konusu açılmıyor bile. Tek yaptıkları telefonlarını kullanmak. Artık bilinçsiz olduklarından mıdır nedir…

KISA BİR İTİRAF

Baştan şunu itiraf ediyorum: 2016’de en çok incelemek istediğim iki makineden biri K1 (diğeri 5DMarkIV’tü). Pentax hep çok sevmek istediğim ama bir türlü ısınamadığım bir marka. Neden ısınamadığımı bu sitede birkaç defa anlatmıştım. Bu sebeplerin en tepesinde kötü odaklama var. DSLRların genel sorunudur bu (ayna-algılayıcı aynı düzlemde olmadığı için) ama Pentax’ta bu derdi birçok gövdede yaşadım. K10D’yi 4 kere aldım, her seferinde “ee yeter be” diye sattım 🙂 En son K500 incelemesine baktıysanız, ilk sayfada “süper” dediğim aleti ikinci sayfada itin g.tüne sokacak kadar eleştiriyorum (o kadar da değil de, yakın). Pentax’ta beni rahatsız eden şeyler olduğu kadar çok beğendiğim şeyler de var elbette…

ÇOK ÇOK ÇOK KISA PENTAX’IN SAYISAL DSLR TARİHİ

Pentax bir aralar filmli SLRlar zamanında piyasada saygın bir yere sahipti. Film döneminde önemli SLR ve lensleri var. Sonra bir şekilde sayısal makine işine geç girdiler, bu sırada Canikon arayı açtı.

Bu arada Pentax ilk tam kare DSLR yapan firma! Şaşırdınız mı? Aha:

Pentax MZ-D. Filmli MZ-S’nin sayısal versiyonu.

Bu Photoshop işi falan değil, gerçekten de Pentax böyle bir makine getirdi 2000 yılında Photokina’ya. İçinde 6MP Philips üretimi CCD vardı, 6 noktalı odak sistemi, 2″ büyük (!) ekran, saniyede 2.5 kare çekim hızı vs.. Ama Pentax bu makineyi piyasaya süremedi bir türlü. Bundan iki sene sonra Contax aynı algılayıcıyı kullanan bir makine çıkardı ve 10 000 Dolar fiyat koydu, 1 sene içinde de makineyi piyasadan çekti (satamadı bir türlü).

Bence tipi çok güzel bu aletin, ergonomisi de iyi duruyor. Eğik üst panel mükemmel hatta, neden şimdi firmalar böyle tasarım yapmıyor hayret.

Sonra *ist D geldi (bu ismi bulan arkadaş şu anda Sony’de DSLR menülerinden sorumlu). *ist’ten sonra K serisine geçti Pentax, ve 2006’da bence piyasayı en çok sarsan gövdelerden birini çıkardı: K10D. Bu makinenin başarısı en mükemmel imaj kalitesinden ziyade (ki böyle birşey de yok) çıkış fiyatına göre o güne kadar görülmemiş özelliklere sahip olmasıydı. Ergonomik ve sağlam gövde, sınıfına göre büyük ve parlak optik bakaç, gene sınıfına göre büyük ekran, tonla ayar seçeneği, gövdede titreşim azaltma ve D80 ve D200’de de kullanılan 10MP’lik CCD algılayıcı… Bir anda bu makine ilgi çekti, eski Pentax lensler değerlendi vs.. Benim de ilk DSLR makinem K10D’ydi ve alırken 100’ün üzerinde inceleme ve forum başlığı okuduğumu hatırlıyorum (abarttım mı sanki?). Uzun süre makineyi ve lensleri kullanmaya çalıştım, sevmeye çalıştım ve gerçekten de bir yere kadar makine insanı memnun ediyordu. Sonra Pentaxların hepsini satıp Canon 450D alıp daha da mutlu oldum ama o başka hikaye 🙂

Bir de o zamanlar Dolar patlamamıştı çünkü “dış güçler” ve “faiz lobisi” bizim hükümetten çok memnundu o aralar, aralarından su sızmıyordu.

Bir de kısaca K10D’deki “22bit veri yolu” olayına geleyim. K10D çıktığında “22bit veri yoluyla mükemmel lmaj kalitesi” dediler. K20D çıktığında bir röportajda Pentax’ın satış müdürüne mi ne “K10D’de 22 bit vardı, K20D’de neden 14bite düştünüz?” diye sordular, adam açık açık “K10D’de o bilgiyi 12bit RAW’a dönüştürüyorduk o yüzden pek bir avantajı yoktu, şimdi 14bit veriyi 14bit RAW’a dönüştürüyoruz” demişti. Konu kapanmıştır.

K10D, K20D, K-7, K-5, K3 gibi tüm tepe seviye Pentaxlar K1’e kadar APSC algılayıcıyla çıktı (daha alt seviye gövdeleri veya aynı gövdenin ikinci versiyonlarını yazmadım). Bu gövdelerin hepsi sağlam ve tonla özellikle geldi, en büyük dertleri bence otomatik odak performansları ve piyasada yaygınlıktı (ya da yaygınlaşamama). Eski Pentax manuel lensler var ama onlar da bir yere kadar. Benim kullandığım tüm Pentax gövdelerde bir şekilde otomatik odaktan şikayet ettim: Ya odak hatası yapıyorlardı, ya düşük ışıkta odaklamak istemiyordu ki en azından benim için büyük dert bu. Sadece arada K3’ü adam gibi kullanmadım, ona da benzer şeyler diyorlar gerçi… Mesela bugün 70mm f2.4 Limited’ı aldığım çocuk K3’ü satıp K1 aldığını ve otomatik odaklama olarak K1’in kesinlikle daha iyi olduğunu söyledi.

Pentax 2007’de Hoya’ya, bundan birkaç sene önce de Ricoh’a satıldı. Ricoh Canon’la bile karşılaştırılabilecek kadar dev bir firma ve önemli bir fotoğraf geçmişi de var.

K-1’E GEÇELİM

K-1 çok beklenen bir gövde. Pentax’ın film döneminden kalan önemli lensleri var, bunları hakkıyla kullanabilmek için tam kare algılayıcı iyi birşey. Bir de Pentax kullanıcılarının “bizim marka diğerlerinden geride lan” gibi hissetmemesi de önemli bence çünkü ileride bir yükseltme olasılığı olması çok önemli. Canikon ve Sony’de bu var, mesela 600D – 70D – 5DMarkIII – 1Dx gibi bir seçenek var Canon’da. Paran yetmese bile öyle bir olasılık olduğunu bilmek rahatlatıcı.

IMGP3536_1

Yukarıdaki: Pentax K1, DA 70mm f24 Limited, f3.5, 1/25, ISO400. Büyük hali için Flickr’a gidip fotğrafı indirebilirsiniz. Bu lens aslında DA, yani ASPC algılayıcılar için üretilmiş ama tam kareyi de bir şekilde kapsıyor. Köşelere gittikçe çözünürlük düşüyor ve bulanıklık artıyor, f11’de biraz daha düzeliyor ama hiç tam mükemmel olmuyor. Gene de portre için çok rahat kullanılabilir çünkü orta bölge bayağı iyi ve portrede kenarlarda bulanıklı istenen birşey zaten, sadece modeli kenarlara koymayacaksınız.

K1 ortada, etrafı eski manuel lenslerle çevrilmiş, tek otomatik odaklı olan önde bir tane DA 50mm f1.8 var. Artık bu sete 70mm f2.4 LTD ve 2-3 manuel lens de eklendi.

Özellikler:

  • 36,4 MP tam kare Sony algılayıcı, AA filtre yok
  • Gövdede 5 akslı titreşim azaltma sistemi (2.5-3 durak arası avantaj sağlıyor)
  • Titreşim azaltma sistemini kullanarak AA filtre varmış gibi fotoğraf çekme (moire – renk bozulması derdini gidermek için)
  • 4 kare fotoğraf çekerek çözünürlüğü (piksel sayısı değil) ve renk doğruluğunu arttırma sistemi (Pixel Shift Resolution)
  • ISO 100-102400 aralığı (204 800’e genişleyebiliyor)
  • 300 000 çekim perde ömrü
  • Tam karede saniyede 4.4, APSC modda (16MP) saniyede 6.5 kare çekim hızı
  • Kendi RAW formatının yanında (PEF) Adobe’nin DNG formatında da çekim yapabilme
  • 33 noktalı (25 çapraz) odak sistemi. f2.8 veya daha hızlı diyaframlı lenslerle kullanınca ortadaki 3 nokta daha hassas odak yapabiliyor. 25 çapraz nokta -3EV’ye kadar otomatik odak yapabiliyor. Canlı önizlemede kontrast bazlı odağa geçiyor
  • 1080i’de saniyede 60/50 kare, 1080p’de saniyede 30/25 ve 24 kare video çekme (MPEG4 sıkıştırma, MOV dosyaları)
  • Çift kanallı (stereo) mikrofon, harici çift kanallı mikrofon girişi, kulaklık girişi
  • Flaş yok ama harici flaşlarla senkronizasyon hızı 1/200 (önceki Pentaxlarda 1/180di galiba)
  • %100 kadrajlı %70 büyütmeli optik bakaç. 5DMIV ve D810’dan biraz daha ufak ama APSClerden çok daha büyük
  • 3.2″ 1.037 milyon noktalı hareketli arka ekran
  • 2 SD kart yuvalı (UHS-I uyumlu)
  • WiFi ve GPS
  • Pil ve kartla 1010 gram
  • Üretim yeri Filipinler. Bu seviye ürünler genelde Japonya’da üretilir ama galiba maliyetleri de kısmak için Filipinler seçilmiş
  • Toz-nem geçirmez alaşım iskeletli gövde, -10 C dereceye kadar çalışma. Buradaki videoya bakın.
  • Astrotracer (GPS koordinatlarına bakıp algılayıcıyı dünyanın dönüş hızına göre hareket ettiriyor, böylece yıldızlar bulanık çıkmıyor)
  • Bayonetin üstünde, SD kart yuvasında, SD kart yuvasının altındaki kablo yuvasında ve hareketli LCD ekranın altında LED ışıkları var, böylece karanlıkta kritik bölgeleri görebiliyorsunuz (ama hepsini değil ve arka bölgeyi aydınlatmak için LCD ekranı yerinden çekmek gerekiyor)
  • Flaş yok, onun yerinde GPS birimi var
  • Pil ömrü CIPA standartlarında 760 çekim

GÖVDE YAPISI, ERGONOMİ, MENÜ

K1 sağlam, ve elde duruşu çok iyi. Açıkçası elimde büyük lens de olmaması sayesinde taşırken hiç yorulmadım diyebilirim. Halbuki K1 5DMIV ve D810’dan daha ağır bir gövde. Sağ parmaklara denk gelen plastik kaygan değil ve eli iyi kavrıyor.

Kırmızıyla gösterdiğim bölgeler tutuşa müthiş katkı sağlıyor. Orta parmağınızı deklanşörün altındaki kısma “gömüyorsunuz” ve bu şekilde makineyi kavramak çok rahat.

Tuşlar genelde sağlam ve tepkileri iyi. Beni rahatsız eden iki tuş oldu:

  1. Pozlama yöntemini seçen tuşun yeri bakaç lastiğinin biraz altında, dolayısıyla çekim yaparken oraya ulaşmak biraz zor. Keşke sağ-üstte LEDleri açmaya yarayan tuşla yerleri değişseymiş.
  2. Odak noktalarını değiştirmenizi sağlayan tuş biraz ufak ve biraz gömülü.
Kırmızıyla gösterdiğim düğmelere ulaşmak çekim yaparken biraz dertli, onun dışında tuşlarla çok sorun yaşamadım

Yukarıdaki fotoğrafta sol-üstte maviyle gösterdiğim kapağı gördünüz mü? DPReview makineyi çekerken orası açık kalmış. Bendeki makinede de aynısı oluyor, yani onun gibi yumuşak plastik kapaklar bazen tam kapanmıyor (kapanıp kapanmadığını iyi kontrol etmek gerekiyor). Böyle yumuşak kapaklarda bu dertler yaygın zaten, benim derdim inşallah bu dert nem-toz geçirmezliği etkilemez.

K1’in üst tarafı kalabalık sayılır. Soldaki mod tekeri güzel düşünülmüş çünkü hem isterseniz kilitli kullanılabiliyor (mod değiştirmek için orta düğmeye basmanız gerekiyor) hem de bu kilidi tamamen iptal edebiliyorsunuz ki bu muhteşem birşey! O kilidi oraya koyduran “profesyonel”leri bir bulsam… Pentax bu işi iyi düşünmüş ve çözümü böyle bulmuş. Tebrikler, işte bir makineyi elektronik mühendisleri değil de (eyyyy Sony…) fotoğrafçılar tasarlayınca böyle oluyor.

Yalnız aynı “fotoğrafçılar” 3. tekerlek yüzünden üst LCD ekranı bit kadar tutmuşlar 🙂 Bu ekran sadece ana ayarları (diyafram, perde hızı vs..) gösteriyor.

GPS’in (flaşın yerinde) hemen dibindeki tekerlek fonksiyon tekerleği:

Bu tekerlek üzerindeki ayarları soldaki beyaz çizgiye getirdikten sonra sağ-alttaki tekeri çevirirseniz o ayar değişiyor. Müthiş kolaylık sağlana süper bir sistem…. olabilirmiş ama birkaç dandikliği var. Bu dertlerin en büyüğü oradaki bit kadar üst LCD ekran. Şimdi mesele şu:

Gözünüzü optik bakaca götürünce arka LCD otomatik kapanmıyor, illa elle kendiniz kapatmalısınız. Bu ekran kapanmazsa fazla parlaklık gözünüzü alıyor. Şimdi ekranı kapattık, bakaca gözümüzü koyduk. Titreşim azaltmayı kapatmak ya da kesme modunu (Crop) değiştirmek istiyorsanız mecburen gözünüzü bakaçtan çekiyorsunuz. İstediğiniz ayara getirip sağdaki tekerleği çevirince o ayarı gerçekten yapıp yapmadığınızı o bit kadar LCD’de göremiyorsunuz, ille arka ekranı geri açmanız lazım veya optik bakaca geri dönmeniz lazım. Halbuki o bit kadar LCD ekranda yaptığınız ayar geçici olarak gösterilse bu dertler bitecek.

Neyse, herşeye rağmen çok beğendim bu sistemi. Keşke o tekere istediğimiz ayarları biz atayabilseydik.

K1’in arka ekranı bu şekilde dönebiliyor. Ekranın arkasında 4 adet metal çubuk var, bu çubuklar gövde içinde kayıyor, böylece ekran çapraz ve tam yukarı dönebiliyor. Yalnız bunun avantajı nedir ben hala çözemedim. Yani neden ekranı çapraz tutmak istersin, ilginç: Yani nadiren ihtiyaç olabilir ama “nadir” ihtiyaçlar için böyle ciddi çözümler bulmak bana garip geldi. En büyük avantajı ekranı bu şekilde tutup arkasındaki LEDlerle makinenin arkasını aydınlatmak olabilir:

Ekranın o rengi gece çekimine özel bir renk. Gece gökyüzünü çekenler için düşünülmüş ki iyi birşey.

Birçok ayarı harici düğmelerle yapabildiğiniz gibi, yeni hızlı erişim menüsünden de birçok ayara erişebiliyorsunuz:

Artık birçok markada bu menü var zaten (Olympus başlattı bunu) ama K1’de bu menüdeki ayarları seçebiliyorsunuz. Yani buraya istediğiniz ayarı atayabiliyorsunuz ki bunu 5D MIV’te de görmüştüm. İyi birşey.

K1’e farklı açılardan bakalım:

Bakacın çevresindeki plastik büyük ve yumuşak. Uzun vadede nasıl dayanır bilemem ama şu anda kullanması rahat.
70mm f2.4 LTD ile ufak bir paket oluyor.
Bence yakışıklı

Buradaki düğmelerin alttaki ikisiyle odak ayarlarını yapıyorsunuz. En üstteki düğmeleri kitlemeye yarıyor (yanlışlıkla ayar değiştirmemek için), onun altında da özelleştirilebilir bir tuş var. En sağa bakarsanız tam kapanmamış kapağı görüyorsunuz. Nedense alışamadım bunları tam kapatmaya.
Sırasıyla: 7D MarkII, K-1, A7R II, E-M5 II, NEX-7
K-1 aşırı büyük değil, ufak da değil. Yaklaşık 7D MII kadar (ki bu da ufak birşey değil, çünkü hız canavarı kendileri). A7RII’nin önden ve arkadan görünüşü daha ufak.
Canon’a 50mm f1.8 STM takacaktım ama bulamadım (hala da bulamadım, nerde lan bu lens?), bu yüzden üzerinde 40mm f2.8 var. 50mm taksam yaklaşık Pentax kadar olacaktı. A7RII’deki Zeiss 55mm boyut olarak diğerlerinden biraz daha uzun, en sağdaki Leica 25mm f1.4 (müthiş bir lens).
Pentax kendi orta formatlarının tasarım çizgilerini taşıyor, Canon da 150 nesildir aynı tipte, yani sade ve basit bir tasarımı var. Sony’yse… öbür Sonylere benziyor 🙂 Sony tek başına ayakta duramıyordu, lensin altına oyuncak sokmak zorunda kaldım.

ARA SICAK

Yaşadığınız bölgede ağaçların olması yaşam kalitesini ve o bölgede bulunan insanların genel sağlığını olumlu yönde etkiliyormuş. Ben demiyorum, bilimsel araştırmalar diyor.

Sahi, İstanbul’da ağaç kaldı mı? Ama bilmemnereye ekilen ağaçtan bahsetmiyorum, sizin yaşadığınız yerde diyorum. Tamam yol havaalanı vs.. güzel de…


 

TİTREŞİM AZALTMA, YÜKSEK ÇÖZÜNÜRLÜK MODU, OPTİK BAKAÇ, ODAK NOKTALARI

Pentax gövdelerde K100D’den beri titreşim azaltma var (110D’de yoktu sadece). Bu aslında bir bakıma avantaj çünkü kullandığınız lenste titreşim azaltma olmasına gerek olmuyor, 100 yıllık lensleri de titreşim azaltmalı kullanabiliyorsunuz. Diğer yandan biraz da dezavantaj çünkü Olympus EM5’e kadar gövdeden titreşim sistemleri lenslerdeki sistemlerin biraz gerisindeydi. EM5 ile 5 akslı sistem gelince Olympus bu konuda bence lens bazlı sistemlerin önüne bile geçti… ama telefoto hariç. Lens bazlı titreşim azaltma sistemleri telefotoda daha iyi.

Her neyse, Pentax da artık K1’de 5 akslı titreşim azaltma kullanıyor. Bu sistem eski 2 akslı sistemlerden daha etkili. Yalnız bunun etkisi hala Olympus ve Panasoniclerin gerisinde.

Sony A7RII 5 akslı titreşim azlatma kullanan ilk tam kare makineydi, K1 de bunu kullanan ilk tam kare DSLR (A99II daha sonra çıktı). Tecrübeme göre bu sistem K1’de 2.5-3 durak kadar etki sağlıyor, yaklaşık A7RII ile aynı. Açıkçası Olympus beni biraz şımarttığı için K1’i kullandığım ilk birkaç gün “bu ne lan böyle” demiştim ama Canon ve Nikon’da gövdede titreşim engelleme olmadığını düşünürseniz K1’in avantajı büyük. 2.5-3 durak hiç de az değil (135mm lenste 2 durağa kadar düşüyor bazen, artık el titremesi mi ayna çarpması mı bilmem). Sonuçta, Pentax’ın titreşim azaltma sistemi önemli bir avantaj, sadece mucize beklemeyin.

Gövdede titreşim azaltma sistemi olmasının avantajlarını Pentax şöyle de kullanıyor:

  • Makinede çözünürlük arttırma modu var. Bu modda makine algılayıcıyı 1er piksel kaydırıp 4 fotoğraf çekiyor ve böylece her pikseldeki rengi en doğru şekilde okumuş oluyor (Bayer interpolasyonunda renkler tahmin edilir, Pentax bu teknolojiyle bu tahmin olayını mükemmele yaklaştırıyor). Bu sistemde 1) Renk bozulması olmuyor 2) Detaylar ciddi şekilde artıyor 3) Yüksek ISO’da normal çekime göre 2 duraklık bir avantaj sağlıyor (yani mesela bu modda ISO3200 kullanırsanız normal çekimdeki ISO800 kadar detay ve gürültü alıyorsunuz). Bu modda K1 piksel sayısının aynı tutuyor (Olympus’ta piksel sayısı yaklaşık 2.5 kat artıyor) ve üçayak kullanmanız mecburi (Olympus’taki gibi), ve hareketli objeler bulanık çıkıyor (Pentax “biz bunu bir şekilde hallediyoruz” diyor ama gene de mesela hareketli arabalar bulanık çıkıyor). Bununla ilgili bir sayfa: https://diglloyd.com/blog/2016/20160221_1110-PentaxK1-SuperRes-PentaxFlowers.html  Bir de video: https://www.youtube.com/watch?v=gIGqwxEdU4I
  • K1’de AA filtresi yok, bu yüzden arada “Moire” (bir çeşit renk bozulması) oluşabiliyor. İsterseniz K1 algılayıcıyı mikron boyutunda titreştirerek bu hatayı giderebiliyor. Bu ayarı kullanırsanız makineden alacağınız detay AA filtreli bir makine kadar oluyor (yani biraz daha az).
  • K1’de “Astrotracer” denen bir teknoloji var. Bu teknoloji GPS, elektronik pusula ve titreşim azaltma sistemini kullanıp uzun süreli yıldız çekimlerinde algılayıcıyı yıldız gruplarının hareketlerine uyduruyor. Bu ne demek? Mesela 2 dakikalık bir yıldız çekimi yaptınız. Bu iki dakika boyunca dünya döndüğü için gökyüzündeki yıldızlar da hareket edecek. K1 bu hareketi hesaplayıp algılayıcıyı hareket ettirerek bu hareketi sıfırlıyor. Bunun en büyük avantajı şu: Örneğin D810 ile 2 dakikalık bir çekimde yıldızlar hareket etmiş gibi durmuyor ama sizin 4 dakika çekime ihtiyacınız var (lens ve diyaframa göre). D810 ile 4 dakika pozlamada yıldızlar hareket ettiği için hepsi çizgiye dönüyor, K1’de ise algılayıcı dünyanın dönüşünü takip ettiği için 4 dakika pozlamada bile yıldızlar nokta gibi görünüyor. Şimdiye kadar bu beceriyi elde etmek için 1000lerce Dolarlık teleskop aparatları gerekiyordu. Bir yerde bu özelliğin 5 dakikaya kadar çalıştığını okumuştum ama şimdi bulamadım bu bilgiyi.
  • Otomatik ufuk çizgisi düzeltici özelliği algılayıcıyı hareket ettirerek ufuk çizgisini tam yere paralel hale getiriyor. Eğer bakaçtan çekerken ufuk çizgisini bir türlü yatay hale getiremiyorsanız K1 size bu konuda yardım ediyor (SR açıksa – ve +1 derece, kapalıysa * ve +2 dereceyle sınırlı).
  • Kompozisyon ayarlayıcı.özelliği sayesinde canlı önizleme sırasında algılayıcıyı yukarı aşağı ya da 1 dereceye kadar bir açıyla hareket ettirebiliyorsunuz. Bu sayede makineyi yerinden oynatmadan daha geniş fotoğraflar çekmek mümkün çünkü algılayıcı her yönde 1.5mm’ye kadar hareket edebiliyor. Ayrıca algılayıcı aksı etrafında 1 dereceye kadar dönebiliyor, böylece hafiften “tilt” objektifiniz olmuş gibi oluyor 🙂 Ama bundan çok mucize beklemeyin, 1 derece bayağı iyi ama tilt-shift objektifler kadar düzeltemezsiniz çekimi.

Bunlar çok akıllı hareketler bence.

Bir de makineyi kapalıyken sallarsanız içeride birşeylerin sallandığını hissediyorsunuz (ve duyuyorsunuz). Titreşim azaltma algılayıcıda olduğu için makineyi kapattığınızda ufak mıknatıslar çalışmıyor, bu yüzden algılayıcı biraz serbest hareket ediyor. Pentax’a göre bu normal. sigma’nın 19, 30 ve 60mm f2.8 lensleri de makineye takıl değilken böyle ses yapıyor, makineye taktığınızda ses kesiliyor.

Optik bakaçta artık tam geçirgen bir LCD sayesinde birkaç bilgiyi görmek mümkün (bakacın altındaki yazılardan bahsetmiyorum). Mesela  altın oran çizgilerini bakaçtan görebiliyorsunuz (5DMIV’te bu teknoloji bir adım önde, bakacın içinde birçok ayarı görebiliyorsunuz.).

K1’in bakacı

Gelmişken odak noktalarına bakalım. 33 nokta biraz ortada toplanmış gibi, D810 ve 5DMIV’te bunlar daha yaygın. Gene de beni rahatsız etmedi. Eğer hareketli birşeyler takip ediyorsanız K1 bu hareketi rakiplerinden daha zor takip edecek.

Yukarıdakiler odak noktalarının tipleri. + olanlar çapraz tip (hem yatay hem düşey kontrasta duyarlı), en sol ve en sağdaki toplam 8 nokta sadece yatay kontrasta duyarlı. Ortadaki 3 noktaysa f2.8 veya daha hızlı lenslerle ekstra duyarlı odak noktaları oluyorlar. Odak noktalari (çapraz olanlar) -3EV’ye kadar odak yapabiliyor. Pratikte K1 DA 50mm f1.8 ile bayağı düşük ışıkta odaklayabiliyor, hatta A7RII ve Zeiss 55mm f1.8 ile benzer performansı var bu konuda. 7D MarkII ve 50mm f1.8 STM biraz daha düşük ışıkta ve daha hızlı odaklıyor bu arada. Gene de genel olarak beğendim.

Yalnız arada beklemediğim yerlerde otomatik odaklama şaştı. Artık 50mmden mi 70mmden mi (ikisi de SDM ya da DC motorlu değil) yoksa DSLRların genel dandikliğinden midir bilmem.

Yukarıdaki benim favori ayarlarımdan. K1’in sağ altındaki 4lü tuş grubunun altındaki düğme varsayılan olarak ekran parlaklığını ayarlamaya yarıyor.

HDR, ISO’DAN BAĞIMSIZLIK (ISO INVARIANCE)

Önce bu ISO’dan bağımsız olma durumuna bakalım. Bu terimi ilk DPReview’da görmüştüm. Rishi denen eleman DPReview’a geldiğinden beri hemen her incelemede “ISO INVARIANCE” başlığı atıyorlar, sonra da algılayıcı “ISO Invariant mı değil mi?” diye bakıyorlar. İlk gördüğümde “olabilir” diye düşünmüştüm ama nedense hiç elimdeki makineleri o şekilde denemedim.

ISO’dan bağımsız olmak demek şu demek: ISO100’de çekip RAW dosyasına sonradan pozlama telafisi vermekle yüksek ISO’da çekmek aynı şey olmalı. Mesela bir ISO1600’de bir de ISO100’de fotoğraf çektiniz. ISO100’de çektiğinize sonradan bir yazılımda +4EV pozlama telafisi verirseniz ISO1600’deki kadar gürültü ve detay elde ediyor olmanız lazım. Bunun avantajı şu: ISO değeri yükseldikçe dinamik aralık düşüyor. Örneğin ISO3200’de çektiğiniz bir fotoğrafta parlak bölgelerdeki detayları kaybetme olasılığı yüksek ama eğer aynı sahneyi ISO100’de çekip +5EV verirseniz o parlak bölgeyi kurtarmak daha kolay. Tabi bu teoride.

DPReview şimdiye kadar D810, A7RII ve K1 için “ISO’dan bağımsız algılayıcıya en yakınları bunlar” dediler, hatta K1 hepsinden iyiymiş, DPReview’a göre.

Benim tecrübemse farklı. Ne D810’da ne A7RII’de ne K1’de DPReview’ın dediği şeyleri göremedim, yani ISO100’de çekip +5EV telafi verdiğim fotoğraf ISO3200’dekinden daha gürültülü oldu, halbuki DPReview’daki test sahnesinde bunlar birbirine yakın. Hele buradaki gibi +6EV’den sonra ISO6400’e gelmek falan… Cidden 4-5 defa denedim olmuyor. Geçen sene vefat eden Michael Reichmann da benimle aynı şeyi düşünüyordu (Luminous Landscape’in kurucusu). Bu arada o sayfayı tamamen görmek için ayda 1$ vermeniz lazım ki bence ay içinde yaptığınız en faydalı harcamalardan biri olurdu bu: Luminous Landscape derya gibi bir site. Her neyse, Reichmann da A7RII’de “ISO Invariance” dalgasını denemiş ve sonuçta “ya ben DPReview’daki sonuca ulaşamıyorum ama belki benim bilgim eksiktir” diye konuyu bağlamıştı (abi 71 yaşında vefat etti).

Benim %100 katılmadığım birşey

Sonuçta, K1’in dinamik aralığı ve RAW dosyalarının esnekliği tartışmasız çok ileri seviyede, buna rağmen ben olması gereken ISO’da çekmeyi tercih ediyorum gene de.

HDR’ye gelirsek… Bu konuda Pentax piyasada en kullanıcı dostu firma, sebebi de şu: HDR için 3 poz çektiniz diyelim. Pentax bu 3 çekimin sonucunu sadece JPEG değil RAW olarak da veriyor, ve eğer Pentax’ın verdiği programı kullanırsanız bu dosyanın içindeki 3 ayrı RAW dosyasını ayırabiliyorsunuz! Önemli bir avantaj, ve bunu yapan başka firma bilmiyorum ben.

Yalnız makine içindeki HDR sonuçlarını pek sevmedim ben, istediğim doğallıkta HDR elde edemedim. En güzeli 3 ayrı RAW’u kullanmak ve harici bir programla HDR yapmak.


ARA SICAK

Şeker endüstrisinin kalp krizi gibi hastalıkları için yağların suçlanmasını sağladığı ortaya çıktı. Hem de bunu 10 yıllardır yapıyorlarmış.

Canan Karatay’a laf atıyorlar ama kadın ne dediyse doğru çıkıyor. Hele bazen zeka ve bilgi seviyesi ortalama bir eşeğin biraz üzerinde olan “üst seviye devlet adamları” bile saldırıyor Karatay’a, işte o zaman sağlam küfür yiyorlar benden.


 

SERİ ÇEKİM HIZI, USB, WiFi, GPS, VİDEO

Tam kare modunda K1 ile saniyede 4.4 kare çekebiliyorsunuz. APSC moduna alırsanız (15.4MP) bu hız 6.5’e çıkıyor ki bayağı iyi bence. Tabi sadece hız yeterli değil, çektiğiniz karelerin doğru odaklanmış olması da önemli. Elimde SWM ya da DC motorlu Pentax lens yok, DA 50mm f1.8 ve DA 70mm f2.4 Ltd ile yaptığım denemelerde seri çekimde odağı bulma oranı %50-70 arası diyebilirim (bana doğru yürüyen ya da koşan insanlar). Aynı yerde 7DMII ve 50mm f1.8 STM ile yaptığım çekimlerde başarı oranı %80 civarıydı. Son kararı vermek için SWM ya da DC motorlu bir lensle günlerce kuş araba koşan adam vs.. çekmek lazım, gene de önceki tecrübelerimden vardığım sonuç şu: Seri çekim becerisi Canon 5D MarkII seviyelerinde gibi, ki bu hemen her inceleme de bu sonuca varmış (5DMII kısmı haricinde 🙂 ).

K1’de USB 2.0 var. D810 ve 5DMIV’te USB 3.0 var. Eğer makineyi bilgisayara bağlayıp dosya indirecekseniz ya da makineyi PC’den yönetecekseniz (kabloyla) USB 2-3 farkı önemli. A7RII’de de USB 2.0 var (gerçi o daha ufak bir makine ama 3000$!). USB 3.0 tahminen fiyatı buralara çekerken vazgeçilen şeylerden biri.

WiFi çalışıyor. İlk 1.0 bellenimle kullanıcılar daha sık problem yaşıyormuş, ben 1.4’ü kurdum ve Samsung Note 3 ile WiFi bağlantısında şikayet yeşamadım. 4 kere denedim, bağlanırken veya çekim yaparken pek dert olmadı. Android’deki yazılımın arayüzü temiz ve basit ve temel fonksiyonların kullanımında dert yok… taa ki fotoğraf indirmeye başlayana kadar…

Eğer çektiğiniz fotoğrafı telefona indirmek isterseniz…. hmmm… nasıl desem.. 28k ya da 56k modemleri hatırlayan var mı? Çünkü K1’den dosya indirmek şunu hatırlattı bana:

Bir JPEG dosyası 25 saniyede indi, RAW dosyası 1.5 dakika sürdü. Breh! Sanıyorum bu da fiyatı aşağıda tutan şeylerden biri, yani gene tahminimce K1’deki WiFi modemi en ucuz Çin mallarından biri.

K1’de GPS var, fena da çalışmıyor. Oslo’da sadece 2 defa denedim, ikisinde de uyduları buldu (ikisinde de 1 dakikayı geçmedi). Bu sayede çektiğiniz fotoğraflara konum verisi eklenebiliyor ve yıldız fotoğrafı çekerken K1 size yardımcı oluyor. Ben bu GPS ünitesi yerine dahili flaş tercih ederdim (dolgu flaşı için). GPS verisi WiFi yardımıyla telefondan da okunabilir sonuçta.

Bu arada K1’de GPS, WiFi ve kart yuvası için ayrı renklerde LEDler var ve bunların parlaklığını menüden ayarlayabiliyorsunuz.

Video konusunda K1’de hemen herşey var. Odak vurgulayıcı, canlı önizlemede kontrast bazlı odaklama, titreşim azaltma, harici mikrofon ve kulaklık girişleri, videoya özel menü sekmesi, tam manuel video modu gibi şeyler K1’de var. Var, ama şöyle: Odak vurgulayıcı ve odak yardımcısı (%100 yaklaşma) video sırasında çalışmıyor, titreşim azaltma mekanikten elektroniğe dönüyor, otomatik odaklama her lensle çalışmıyor (70mm f2.4 LTD ile video sırasında otomatik odak yapamadım), video kalitesini değiştiremiyorsunuz, 720p’de 24-25-30 kare seçenekleri yok (sadece 50-60 kare var), 1080p’de 60p değil 60i var. Tepe ISO değeri videoda 12800. Video kalitesi bence kötü değil, yani eş dost çekimlerinde rahat kullanılır, sadece profesyonel çekim isteyenler bir daha düşünsün diyorum. Ucuzundan bir Panasonic aynasız (mesela G6) sizi video konusunda çok daha mutlu eder.

KART YUVASI, DİĞER YUVALAR, AYAR TEKERLERİ, CANLI ÖNİZLEME

Yukarıda bazı fotoğraflar görmüşsünüzdür, bazı yuvaların kapakları yerine oturmamış. Bir şekilde kapağı kapatamamışım. K1’de bu yuvalar yumuşak kapaklarla kapanıyor ve bunları yerlerine oturtmak için dikkat etmeniz lazım.

Her makinede bu dert olabilir ama K1’de 2 hafta içinde 4-5 defa oldu, o yüzden dikkat edin dedim.

Bu ufak bir serzeniş ama gene de kullanırken rahatsız ediyor. Dikkat ederseniz 1. SD kart yuvası kapağa daha yakın. Kartı takıp çıkarmak çok kolay değil çünkü yuva kenara çok yakın. Keşke 1 ve 2 numaralı yuvaların yeri değişseymiş. USB hızı düşük olduğu için fotoğraf aktarımını SD kartı çıkarıp yapmak lazım, o yüzden pratikte en azından benim için ufak bir dert oldu. Ufak bir sorun ama çorbadaki sinek de ufak 🙂

Ayar tekerlerinin tepkisi iyi, mod tekerindeki kilit mekanizmasının tamamen iptal edilebilmesi mükemmel. Benim başka bir sorum var: Makinede toplam 5 adet dönen tekerlek var. Bunların ikisi yarı gömülü (ön ve arka tekerler) ama üstteki 3 tekerlek tamamen açık. Bunlar uzun vadede sıkıntı yaratır mı diye bir soru geldi aklıma. Canikon’un 1Dx ve D5 serilerinde tekerlek sayısı çok azdır, modu bile düğmeyle seçiyorsunuz ve sebep olarak su geçirme veya uzun vadede tamamen açık tekerleklerin sorun çıkardığı gösteriliyor. K1 kesinlikle çok sağlam gövde, sadece bu kadar çok tekerlek uzun vadede ağır kullanımda problem yaratır mı, aklıma gelen soru bu.

Canlı önizlemede otomatik odaklama hızlı sayılır. DA 70mm f2.4 LTD ile bile odaklamayı hızlı yapıyor, ama nedense arada odak hatası yapıyor bu ikili.

Hemen hemen diğer markalar gibi çalışıyor canlı önizleme, ama bir derdi var: Canlı önizleme açıkken mesela menüye girerseniz ayna kapanıyor, menüden çıkarsanız ayna açılıyor! Böylece her menüye girdiğinizde o “klank” sesini duyuyorsunuz. Menüdeysek ayna açık kalsa ne olur ki? Pil biraz azalsa ne olur? İlginç…

K1’e sonradan bellenimle canlı önizleme sırasında elektronik ön perde seçeneği geldi. Bu ayarla titreşim sıfıra iniyor yalnız bu ayarı seçince titreşim azaltma kapanıyor. Pentax bu işi sonradan düşünmüş belli ki çünkü hem Sony’de hem Olympus’ta böyle bir dert yok. Gene de üçayakta çalışıyorsanız önemli bir ekleme.

MENÜ, KULLANIM HIZI

K1’de menü 5 ana bölüme ayrılmış: Çekim, Video, Yürütme, Ayarlar ve Özel ayarlar.

Yukarıdaki menü video menüsünün ilk sayfası. Bir tekerlek ile ana menüler arasında (mesela çekim menüsünden videoya), diğer tekerlekle de alt menüler arasında (mesela çekim menüsündeki 5 alt menü) gezmek mümkün. A7RII’de bu kadar basit bir kolaylık bile yok, yani Sony “bir firma menü yapısını ne kadar rezil edebilir” konusunda ders olacak kadar kötü menü yapmış…

Sony’yi bir kenara bırakırsak, Pentax’ın menülerinde kullanım kılavuzuna bakmadan gezinti yapmak zor değil. 3-4 ayar için kullanma kılavuzuna baktım ama daha önceden tecrübeniz varsa sıkıntı olmayacak diye düşünüyorum.

Çektiğiniz fotoğrafa bakarken 4lü tuş takımının altındaki düğmeye basarsanız fotoğraf düzenleme menüsü çıkıyor. Burada farklı fotoğraf efektleri uygulayabildiğiniz gibi RAW dosyalarını da düzenleyip JPEG veya TIFF olarak kaydedebiliyorsunuz. Yalnız pozlama telafisi en fazla -1 veya +1EV yapılabiliyor, en azından -2 +2 arasında olsaymış…

INFO tuşuyla hızlı ayar menüsüne ulaşabiliyorsunuz. Bu menüde birçok ayarı hızlıca yapmak mümkün (O yüzden “hızlı” ayar menüsü demişler 🙂 ). Bu menüye istediğiniz birçok ayarı eklemek mümkün.

Sonuç olarak, K1’in menüleri sizi yavaşlatmayacak, ayrıca özelleştirilebilir birçok tuş sayesinde istediğiniz ayara hızlıca ulaşabileceksiniz. Bu konuda bence D810’dan biraz daha iyi, Canon’un hemen arkasında, Sony’den 1-2 nesil ileride (genel kullanım kolaylığı ve menüler konusunda).

Fotoğrafları karta yazma konusunda sorun görmedim. A7RII bazen karta yazarken makine kilitleniyor, K1’de bu şimdiye kadar hiç olmadı (3 hafta içinde).


ARA SICAK

93 Harbi de denilen 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Rusların teee Yeşilköy’e kadar geldiklerini bilmeyen yoktur… Yoktur di mi? Merak eden varsa Google’da arayıp o fotoğrafları bulun.
Savaş 2. Abdülhamit’in zamanında çıktı. Bazıları “Abdülhamit zamanında bir karış toprak kaybetmedik” gibi yalanlarla yüceleştirmeye çalıştıkları Abdülhamit Han. Padişah bakmış ki saltanat elden gidecek, Ayastefanos yani Yeşilköy Antlaşması’na basmış imzayı. Bakın neler var o antlaşmada:

  • Sırbistan, Karadağ ve Romanya tam bağımsızlık kazanacak ve sınırları genişletilecek.
  • Büyük bir Bulgaristan Prensliği kurulacak, Prensliğin sınırları
  • Tuna’dan Ege’ye, Trakya’dan Arnavutluk’a uzanacak.
  • Bosna-Hersek’e iç işlerinde bağımsızlık verilecek.
  • Kars, Ardahan, Artvin, Batum, Doğubeyazıt ve Eleşkirt Rusya’ya verilecek.
  • Teselya Yunanistan’a bırakılacak.
  • Girit ve Ermenistan’da ıslahat yapılacak.
  • Osmanlı Devleti Rusya’ya 30 bin ruble savaş tazminatı ödeyecek.

Bu antlaşma uygulansa Osmanlı Devleti o tarihte Balkanlar’dan tamamen silinecekti. Batı ülkeleri (özellikle İngiltere) Rusların bukadar güçlenmesini istemedikleri için Rusya’ya türlü baskılar yapıp Berlin Antlaşması’na ikna ettiler ve yukarıdaki maddeler nispeten hafifledi ama gene de Balkanlar elden gitti..

Tarihi tarihçilerden değil de fesli soytarılardan okursanız bunları bilmezsiniz tabi.


 

İMAJ KALİTESİ, BİRAZ RAW ESNEKLİĞİ, POZLAMA BECERİSİ

Algılayıcı AA filtresiz tam kare 36MP Sony algılayıcı. Bu algılayıcıyı kullanıp kötü imaj kalitesi veren bir makine duydunuz mu?

RAW dosyaları D810 kadar esnek, yani ISO100’de biraz düzgün pozlama yaparsanız çektiğiniz fotoğrafların limiti neredeyse elinizdeki lens ve yazılımla sınırlı.

ISO100, f6.3, 1/30, DA 50mm f1.8:

IMGP3433

IMGP3433_1

Yukarıdaki çok uç bir örnek değil, ama K1’in RAWlarıyla ne yapabileceğinizi az çok anlatıyor. Ayrıca bir önceki paragrafın sonunda “lens ve yazılımla sınırlı” demiştim ya, işte burada lensin sınırını görüyorsunuz. Lens DA 50mm f1.8. Bu lens çok ucuz, APSC için ucuz portre lensi olabilir ya da K1 alıp parası adam gibi lens almaya yetmeyenler için kullanılabilir ama K1’in potansiyelini kesinlikle göstermiyor. Yukarıda f6.3’te en orta bölgede bile çözünürlük mükemmel değil. Canon 50mm f1.8 STM bundan daha iyi, yanyana koymadan bile söyleyebilirim. Ek olarak, bundan bir önce çektiğim fotoğrafta makine odak hatası yaptı (ki bunda bile biraz bulanıklık var).

Size 2 uç örnek göstereyim:

DA 70mm f2.4, f3.5, ISO100, 1/25:

IMGP3593

Yukarıda gerçekten de çektiğim fotoğraf var, yani Paint açıp bir çerçeveyi siyahla doldurmadım. Aşağıda bu fotoğrafı “görülebilir” hale getirmek için yaptığım cambazlıkları göreceksiniz:

Ve sonuç:

IMGP3593_2

Yanlışlıkla 24MP kaydetmişim. Gerçi 36MP’yi tahmin edersiniz artık 🙂 Bu resmen sıfırdan fotoğraf yaratma. Yukarıdaki ayarlara bakarsanız tahminen hayatınızda bu kadar aşırıya kaçmamışsınızdır. Neredeyse herşey tavanda. Fotoğrafı siyah beyaz yaptım çünkü renkler birşey ifade etmeyecekti.

Size başka birşey söyleyeyim: Bu kadar karanlıkta bile K1 ve 70mm o ağaca odakladı (ikinci seferde), halbuki bir önceki sahne (evler, ağaç ve ay) daha basit ama onda odak hatası oldu. Bu 70mm ve 50mm ile bazen canlı önizlemede bile odak hatası gördüm ki pek doğal birşey değil. Keşke STM ya da DC lensim olsaydı…

Aşağıdakinde de odağı yakaladı alet:

DA 70mm f2.4, f3.5, ISO100, 1/40:

IMGP3595

IMGP3595_1

Gene 24MP kaydetmişim! Ayarlar bir öncekine benzer. Gene neredeyse zifiri karanlıktan fotoğraf yarattık.

Aşağıdaki Pentax M 135mm f3.5 ile çekildi (EXIF’te 50mm diyor ama ben yanlışlıkla 50mm olarak tanımladım). ISO100, 1/400, f5.6:

IMGP3439_1

Hiç de fena değil. Kuşlarda bir kırmızı renk bozulması var ve bunu düzeltmek pek kolay değil. Mesele lenste. M 135mm f3.5’te modern lenslerdeki kaplamalardan yok. Özellikle algılayıcıdan yansıyan ışınların oluşturduğu renk bozulmasına karşı eski lensler çok savunmasız. Gene de detay fena değil.

Vivitar 19mm f3.8, ISO 204 800, 1/10, f4. Bu ayarlardan ortamın ne kadar karanlık olduğunu anlayın, yani gün ışığında ISO’ya abanıp “aa bak ne nefis” diyenler gibi yapmadım burada:

IMGP3512_1

Bu kadar ciddi karanlık ortamda iyi bile çıktı fotoğraf. Gürültü azaltma ile internette paylaşılabilir bile, ama tabii ki ciddi işler için düşünmeyin. K1 yüksek ISO makinesi değil (kötü olmasa da).

Yukarıdaki iki fotoğraf yaklaşık 5 durak az pozlandı, sonrada RAW dosyasına +5EV pozlama verdim.

Aslında burada güzel parlak ve yemyeşil bir manzara gösterip “işte size Pentax K1!” diye bağırmam lazımdı ama bu mevsimde Oslo’da hava neredeyse sürekli kapalı. Bakalım hava açarsa ve ben işten zaman bulursam biraz dağ taş örneği çekip bu siteye koyarım.

Pozlamaya gelirsek…

K1 genelde D810 gibi pozluyor, yani hafif karanlık. A7RII kadar bariz karanlık değil ama 5DIV’ün o “cıvıl cıvıl” pozlaması yok. Nedense bu Sony algılayıcı kullanan aletler RAW dosyalarının gölgelerdeki gücüne fazlaca güveniyorlar (gölgeleriiin gücü adınaaaa). Hatta öyle ki K1’i şu anda çoklu noktadan pozlama modunda kullanıyorum ama pozlama telafisini +0.3EV yapıp orada bıraktım. Bu durumda bile bazen istediğimden biraz daha karanlık pozlama görüyorum.

M ya da K Pentax lens kullanırsanız pozlama türü merkez ağırlıklı ya da nokta ölçüme dönüyor, çok noktadan okumalı pozlama çalışmıyor. Bir de Pentax M lenslerin Pentax’ın kendi makinelerinde neden A modunda çalışmadığını anlamadım. Bu lensleri Canon ya da Sony’ye takınca A modunda çekebiliyorsunuz ama Pentax’ta ille M moduna alıp “yeşil tuş”u kullanacaksınız! Neden? Nedeeeeen?

Bir ek daha: M 50mm f1.7 ile farkl diyaframlarda faklı parlaklık alıyorum. Mesela f2’de ISO100 1/400 alırken f4’te 1/100 yerine 1/50-80 alabiliyorum. Bu daha çok f4’ten f5.6’ya geçişte oluyor. Aynısını Vivitar 19mm f3.8 ve Pentax M 135mm f3.5’te de gördüm. Bazı incelemeciler bunun normal olduğunu, daha önceki gövdelerin de bunu yaptığını söylüyorlar. Aman aman büyük sorun değil, sadece haberiniz olsun.

GÜRÜLTÜ AZALTMA, OTOMATİK ISO

Pentax gürültü azaltma ayarları konusunda 1 numara. Her ISO için ayrı ayrı gürültü azaltma ayarı seçebiliyorsunuz ki bu muhteşem. Ben ISO3200’e kadar gürültü azaltmayı kapattım, ISO6400 ve 12800’de en az ayara getirdim, diğerlerinde orta ayarı seçtim. Eğer böyle yapmazsanız varsayılan JPEG ayarlarında gürültü azaltma biraz fazla, ufak detayları kaybediyorsunuz. Zaten genel olarak JPEG kalitesini D810, 5DMIV ve A7RII’den geride gördüm. İğrenç değil ama detayları koruma ve renk konusunda diğerlerinden biraz daha geride.

Varsayılan JPEG kalitesi pek parlak değil. Ekrandan kontrol ederken bazen “gene mi odak hatası yaptı?” diye düşünüyorum, eve gelip bilgisayarda bakınca RAW dosyasında sorun olmuyor.

Otomatik ISO ayarı da iyi. İlk D800’de gördüğümüz “1/odak mesafesini kullan” ayarına ek olarak “hızlı” veya “yavaş” ayarlar da var, böylece mesela 50mm lens ile 1/50 yerine 1/100 perde hızı seçmesini söyleyebiliyorsunuz. İyi birşey. Yalnız kendiniz minimum perde hızı ayarlayamıyorsunuz. Mesela 135mm ile ben 1/100’de çekmek istiyorum (titreşim azaltmayı da hesaba katarak), ya da 50mm ile hızlı birşey çekeceksem minimum perde hızını 1/250’ye ayarlamak istiyorum ama Pentax K1 buna izin vermiyor.


ARA SICAK

İskoçya’da bir nükleer santralin yakınında arıların ürettiği ballarda normalin 14 katı radyasyon tesbit edildi. Tahminen arılar radyasyon yükle çiçeklerden polen alıyorlar, bal da bu şekilde üretiliyor.

Japonya’da birkaç sene önce nükleer yakıt sızdıran santralin etkileri hala ortada, Çernobil’i ise unutmak mümkün değil.

Gerçi nükleer santral yapmayı kafaya taktı bizimkiler. Bak reis ne demişti? “Ha mutfak tüpü ha nükleer santral”. Bunu savunanların bildiği tek şey var: “Elektrik isteme o zaman”. Bu gerizekalı yaklaşıma iki örnekle cevap vermek istiyorum:

  • Mayıs 2016’da bir pazar günü İskoçya’nın TÜM elektrik ihtiyacı rüzgar gücünden geldi. Demek ki biraz daha yatırımla böyle günleri arttırmak mümkün.
  • Gene Mayıs ayında Almanya’da bir gün tüm elektrik ihtiyacının %87’si yenilenebilir enerjiden geldi. Hatta o kadar çok elektrik üretimi oldu ki birkaç saat boyunca üreticiler tüketicilere (fabrika) elektrik tüketmeleri için para ödedi! Almanya güneş enerjisine inanılmaz yatırım yapıyor çünkü planları orta vadede nükleer santralleri kapatmak.

Mesele budur. Mesele artık modern dünyanın “hmmm tehlikeli bu” dediği şeyleri alıp “bakın iktidarımız ne yapıyor” diye oy istemek değil, mesela dünyanın gidişatını iyi okuyup ona uyum sağlamak, hatta önayak olmak. Neredeyse güneş bile görmeden enerji üreten güneş panelleri çıktı piyasaya ve gelecek güneş enerjisinde, nükleerde falan değil. Bu dediğimin çevrecilikle alakası yok, mühendis olarak söylüyorum.

 


 

LİMİTLİ LİMİTSİZ LENSLER

Tabi yukarıda sadece gövdelerden bahsettik, halbuki gövdeler lenslerden bağımsız düşünülemez ve K-1 bu konuda biraz geride. K-1 gövde olarak ucuz olsa da uygun lens bulmak biraz daha pahalı. Canikon’un piyasada ikinci eli bol ve mesela ilk versiyon 70-200mm f2.8 L IS veya 70-200mm f4 L IS çok uygun fiyatlara bulunabiliyor. Geniş açıda da Canikon’da envai çeşit ve fiyatta lens var, Pentax’ta tek ciddi seçenek 15-30mm f2.8 (Tamron kopyası) ve bu lens ucuz değil. K-1’e diğer markalardan geçmek biraz can acıtabilir.

Diğer yandan, piyasada Pentax bayonetli birçok manuel lens var. Bunlar ilk başta cazip gelebilir ama ne yazık ki “eski” lensler arasında “efsane” lens sayısı az. Sahibinden.com’a bakarsanız dandirik 50mm lensler bile “efsane” diye satılıyor ama siz onlara bakmayın. Örneğin bendeki M 50mm f1.7 lens iyi ve ucuz, ama modern 50mm lenslerin farkını açıkça görebiliyorum, hem çözünürlük hem kaplama anlamında. Eski lenslerde algılayıcıdan kaynaklı yansımaları düzeltecek kaplamalar yok çünkü filmden yansıma yoktu. Birçok eski lenste hiç kaplama yok. Tüm bunlara bir de manuel odak yapmanın zorlukları eklenince K-1’in 36MP’lik AA filtresiz algılayıcısını beslemek için yeni lens alma mecburiyeti doğuyor.

Bir de, Pentaxçıları üzeceğim belki ama, “efsane” Limited serisi lensler her ne kadar iyi olsalar da ne yazık ki AA filtresiz 36MP bir algılayıcıyı tamamen besleyecek Limited lens sayısı az. Birkaç sene önce bunların DA versiyonlarına yeni kaplamalar eklendi, bunların adlarının başına “HD” konarak satılıyor ama bunlar DA lens. Pentax nedense FA lensleri yenilemedi, yenilediği DA lenslere de adam gibi bir SWM ya da DC motor koymadı.

“Tam karede çalışır” denilen lenslerden DA 70mm f2.4 Limited ve DA 50mm f1.8 gerçekten de tam karede “çalışıyor” ama kenarlar asla tam kare bir lens kadar iyi olmuyor. Hatta öyle ki, bendeki örnekler mi kötü bilemiyorum, orta bölgeler bile ideal diyaframlarda (f4-8 arası) istediğim çözünürlüğü vermiyor.

Soldaki A7R II ve “dandik” Canon FD 50mm f1.8, sağdaki K-1 ve DA 50mm f1.8 (aslında bu da çok ucuz bir lens). A7RII’de elle bakaçtan odak yaptım, K-1’de canlı önizlemede otomatik odak yaptırdım. Bunlar makine çıktısı JPEGler. Dikkat ederseniz kenarlar ve köşelerde Pentax’ın ucuz DA lensi gerçekten de “APSC lensiyim ben, zorlama abi beni!” diye bağırıyor. Ama benim derdim orta bölge aslında çünkü canlı önizlemede odak yapmış olmama rağmen fotoğrafta hafif bir bulanıklık var. İkisi de 1/200’de çekildi, yani el titremesi az bir ihtimal. Bu arada K-1’in standart JPEG renkleri A7RII’den daha iyi çıktı burada (daha doğru değil ama biraz daha sıcak). Bir de A7RII’ye +1 EV telafi vermek zorunda kaldım ki K-1’in 1/200 perde hızına insin, yoksa 1/320’de çekecem diye diretti.

Bu fotoğrafların RAWlarını alıp ACR’de işleyince ortaya çıkan durum:

ACR’de ikisine de “Daylight” beyaz ayarı verdim ve göz kararı keskinleştirme verdim. Aradaki fark ciddi azaldı (ama renkler değişti tabi) bu durumda ama A7RII gene de biraz daha ileride. Artık bu fark lens farkı mı K-1’den kaynaklanan bir odak derdi mi emin değilim. Gerçi çok dar dert etmeye gerek yok çünkü ikisi de şu anda APSC algılayıcıların ulaşamayacağı bir detay veriyor.

Başka bir tane, bu sefer doğrudan işlenmiş RAWlar:

Orta bölge
Sağ üst köşe. Pentax DA lensin tam kareyi hasbel kader kapladığı buradan da belli. Bu arada bu Canon FF lens nasıl bu kadar yüksek çözünürlük verebiliyor hayret, hem de dandirik bir adaptörle…

Aşağıdakilerde de K1’de canlı önizlemedeki otomatik odaklamayı kullandım. Hepsi f5.6 ve 1/250:

A7RII’de de K1’de de aynı oranda keskinleştirme yaptım. A7RII’de bu biraz aşırı olmuş, K1’i anca kesmiş. Lan bendeki 50mm’de dandiklik mi var yoksa? Bu arada bu Canon lense de hayran kaldım.

Aşağıda ISO6400 örneği var, bu sefer A7RII ve 7DMarkII ile yanyana:

Makine çıktısı JPEGler, en alttaki K1, sol üst 7DMII, sağ üst A7RII
RAWlar. Hiç ayar yapmadım (sadece markaların kendi profillerini seçtim). En alttaki K1, sol üst 7DMII, sağ üst A7RII.

Canlı önizlemeden odak yaptığım halde K1’de odak hatası var! Neden? Bilmem. Bu konuya biraz daha bakacağım. Elle odak yapıp bir daha karşılaştırma yapacağım ama bu durum hoş değil çünkü bu şunlardan birini gösteriyor: 1) Bendeki 70mm f2.4 bozuk 2) K1 ve 70mm canlı önizlemede iyi anlaşmıyor 3) Bendeki K1 bozuk 4) Bütük K1lerde böyle bir dert var 5) Ben Pentax düşmanıyım (Pentax fanatikleri için de bir madde olsun istedim 🙂 ).

ISO12800’de K1’i çıkardım çünkü orada da odak hatalıydı:

7DMII’de Sigma 50mm f1.4 Art, A7RII’de Canon 70-200mm F4 L var. İkisi de f4 ve 1/80. A7RII’nin AA filtresiz 42MP algılayıcısı daha fazla detay veriyor, ama arada nedense beklediğimden az fark çıktı. 7DII ISO12800’de fena deşil.

ISO12800, gene 70mm eşlenik lensler (Canon 80mm):

Soldan sağa: 7DII, A7RII, K1. A7RII en iyi görünen, tahminen K1’de gene odak hatası var yoksa detay ve gürültü olarak kötü değil. Bu arada A7RII’deki 70-200mm lens f4’te yani en açık diyaframda.

Aşağıdaki ISO6400’de:

Galiba burada da odak mikron kadar kayık (K1’de) ama gene de ARII’ye ne kadar benzediği belli. K1 yüksek ISO’da A7RII’ye D810’dan daha yakın diye düşünüyorum. A7RII bir nesil daha yeni olmasının avantajını kullansa da Pentax bu 36MP algılayıcıdan maksimum verimi alıyor.

Hem EF 70-200mm f4 L’yi hem de DA 70mm f2.4 Limited’i Sonsuza elle odakladım, ISO6400:

Az kalsın 70-200’ün 70mm’de DA 70mm Limited’den daha keskin olduğunu düşünecem… Neyse, iki algılayıcı neredeyse aynı sonuç vermiş, yalnız burada K1’in RAW dosyasına gene biraz keskinlik verdim, A7RII’ninkine hiç dokunmadım.

Daha fazla örnek vermek istemiyorum çünkü bu odaklama olayına daha yakından bakmam lazım. Sonuç olarak, eğer doğru odak yaparsanız, K1 piyasadaki en iyi algılayıcıya çok yakın bir performans veriyor (5DMarkIV artık bende değil ama ISO6400 ve sonrasında Canon daha iyi olacaktır). Düşük ISOlarda ise A7RII veya D810’a çok benziyor K1’in RAWları.

SONUÇ

Fotoğrafta altın oran kanunu bilen var mı? Bilmeyen için örnek vereyim:

Pentax sayısal fotoğraf makinesi işine geç girdi, tam kare gövde konusundaysa iyice geç kaldılar. Daha piyasa bakirken bu işe girmezsen ortamı diğerlerine kaptırıyorsun.

Diğer yandan Pentax gövdeler genel olarak fiyatlarına göre rakiplerinden daha becerikli oluyorlar.

K-1 de böyle. Fiyatı o kadar uygun ki, önceki ay incelediğim D810’u satıp hem 7DMark II hem K-1 aldım (ikinci elde biraz da denk geldi tabi)! İnanılmaz bir avantaj! Şaka gibi yahu.

Gövde olarak K-1 hakkındaki görüşümün özeti şu: D810’daki odak sistemi K-1’de olsaydı D810’un gövde olarak K-1 karşısında HİÇBİR avantajı olmayacaktı. HİÇBİR. SIFIR. K-1 D810’dan gövde olarak her yönden üstün, tek geride kaldığı nokta otomatik odaklama sistemi (tamam biraz da video ve dahili flaş). İmaj kalitesi en tepe seviyede, ergonomi mükemmele yakın, hareketli ekran, gövdede titreşim azaltma (ve bu sayede Astrotracer, ufuk çizgisi düzeltme vs.. gibi avantajlar), çok iyi menü sistemi, çok ciddi özelleştirme seçenekleri (mesela ISO değerine göre gürültü azaltma seçeneği), dertsiz kullanım, WiFi, GPS, fiyat, yüksek ISO’da biraz daha iyi performans (belki yarım durak) vs.. Yok yok yani. Tabi şimdi D900 geldiğinde bu avantajlar kaybolacak, ama hala D900 yok piyasada değil mi 🙂

5DMIV’le karşılaştırırsam da K-1’in bazı üstünlükleri var elbette, mesela hareketli ekran, mesela titreşim azaltma. Diğer yandan 5DMIV’ün de üstün olduğu alanlar var, mesela Dual Pixel odaklama, mesela yüksek ISO’da biraz daha iyi performans, mesela makine çıktısı JPEG ve RAWlarda daha iyi renk.

A7RII’ye göre de K-1’in ciddi avantajları var. Mesela 10 kat daha iyi menü ve kullanım hızı, daha iyi hareketli ekran. A7RII’nin gövde olarak avantajları da belli: Daha ufak ve hafif, tam sessiz çekim modu var, manuel lenslerle kullanmak çok daha kolay vs…

Pentax rakiplerinin bazıları arasında (soldakini 5D Mark IV olarak düşünün)

Mesela şu ki, hiçbir ürün uzayda tek başına değil, hemen her ürünün piyasada güçlü bir rakibi var. K1’in Pentax sistemi içinde şu anda pek rakibi yok çünkü seri çekim haricinde K3II’den çoook daha iyi bir alet. Diğer yandan Canikon ve Sony tarafında ciddi rakipleri var. Lensleri de düşünürseniz “Koşarak K1 alın” diyemiyorum. Örneğin çok sevilen bazı Pentax lensleri adaptörle A7RII’de kullanmak nasıl olurdu? Şu anda ikinci el A7RIIler yaklaşık sıfır K1 kadar Türkiye’de.

Gene Pentaxçılara dönersek, kendi sistemleri içindeki en güçlü makine K1 ve artık Ricoh size bir “yükseltme” olanağı sundu. Bütçe önemli değilse veya saniyede 8.3 kare çekime ihtiyacınız yoksa K1’i alın derim.

Bu arada Pentax’ın 645Z’sine bile ucundan rakip K1. Tamam orta formatın yeri ayrı vs.. ama K1’in size sunduğu esneklik de çok ciddi (titreşim azaltma, daha ufak ve hafif gövde ve lensler, LED aydınlatma, hemen her yere dönen LCD ekran vs..).

Daha basitçe, olayı puana indirgeyeyim: Eğer otomatik odaklamayı da çözersem K1’e 10 üzerinden 8 puan veririm (A7RII ve D810 da kafamda 10 üzerinden 8, 5D Mark IV 10 üzerinden 9). Odaklamayı çözemezsem puanı 7’ye indiririm.

Hem zaten Pentax hep reklamdan kaybediyor, diğer markaları alanlar hep bu reklamlara inanıp alıyorlar abi. Bilinçsiz acaip bir tüketim toplumu olduk, halbuki insanlar Pentax’ı bir tanısa…

 

Kayıt ol
Notify of
guest

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

21 Yorum
En eski
En yeni
Inline Feedbacks
View all comments
Suat

İnceleme için çok teşekkürler. Oldukça doyurucu bir yazı çıkmış ortaya. Keşke yeterli lens olsaydı da onlarla birlikte nihayi sonuca varsaydık. Çok beğenmekle birlikte sırf dahili flaş olmadığı için eleyeceğim bir makine üretmiş Ricoh.

osman erenler

Çok teşekkür ederim. Ara sıcakları kadar lezzetli bir inceleme yazısı olmuş.
Lâkin şunu itiraf etmeliyim ki: Bir zamanlar “P” modunda ne güzel bir fotoğraf hayatım vardı. Ben deklanşöre basıyordum, fotoğrafları Japonlar çekiyordu .:) Şimdi sizi okuya okuya, forumları dolaşa dolaşa, incelemeleri inceleye inceleye o güzelim “P”modu fotoğraf hayatım bitti, yerine içinden çıkılmaz bir süreç geldi oturdu. Özellikle süreç diyorum ve süreç olmasını şiddetle arzu ediyorum Yani umarım süreçtir ve bir gün biter.
Değilse sonuç şu: Öğrendikçe ve teknoloji kafamızı bulandırmaya (aslında teknoloji asli görevini yerine getiriyor ama…) devam ettikçe b.ka gömülüyorum.

Mehmet Güneş

Üstad, iki senede bir fotograf malzemeleri ve ekipmanları fuarı düzenleniyor. (ismi tam böyle değil. Mealen yazdım) iki sene önce düzenlendi. Bu sene nisan ayında yeniden düzenlenecek. Haberin mutlaka vardır. 2013 ve 2015 de gittim. Kısmetse bu sene de gideceğim. Son iki fuara Nikon hariç diğer bütün markalar katıldılar. Fuara gitmemden amacım, hem kendi makinemle güzel kareler yakalayıp çekmek, hem de orada sergilenen makineleri incelemekti. Galiba 2013 de düzenlenen fuara gittiğim zamandı ve o sıralar piyasaya Pentax K-3 yeni çıkmış, ilgimi çekmişti. Elimde kendi makinem Em5 ile Pentax bayiliğini yapan Sirkeci’deki “Fotograf Dünyası” mağazasının standına yöneldim. K-3 ü sordum yoktu. Stand… Daha fazla »

Mehmet Güneş

Üstad, bir yerde okumuştum. Sony’nin içbükey algılayıcı üzerinde çalıştığından bahsediyordu. Yani küçük gövdeye tam kare iç bükey algılayıcı. Harika bir şey olur. Düşünün ilerde çıkacak em5 mark 3 de (veya mark4 de) tam kare algılayıcı var. Tadından yenmez.

Omardaing

Keşke daha iyi lensler ile deneme fırsatı olsaymış. Tamron, Sigma 70-200mm ler Türkiye’de (1200-1400TL ) ucuza bulunabiliyor. Odak işi yine tam çözülememişse çok büyük hayal kırıklığı olur. Diğer özellikleri istediği kadar iyi olsun odak kayınca diğer özelliklerin avantajı kalmıyor. Son olarak SDM motordan birşey beklemeyin. Bir pentaxian olarak bana göre lenste olan odaklama sistemlerinin açık ara en kötüsü 🙁 Yakın zamanda DA* 300mm F:4 SDM kullandım. K10D ile netleme hızı saatin yelkovanından halliceydi (halbuki yaşıtı rakibi Nikon D200 AF-D 300mm F:4 bile vızır vızır netliyor) K5 ile de kullanılacak gibi değil. Şimdilerde KAF4 diye bir şeyler çıkardı. 55-300mm KAF4 ağızlı… Daha fazla »

omardaing

DA 70mm f2.4 LTD kullanmadım ama iç bir zaman da paylaşılan fotoğraflarını beğenmedim. Bende hep sahte (Pentaxianların sevdiği terim olan gizli LTD’nin zıttı) Limited gibi his verdi. Belki psikolojiktir. Da 50mm kullandım onuda sevmedim. Nikon’un 50mm AF-D sini daha çok beğendim 🙂 Huaweian bölümünü okuyunca önce Abderalılar sonra Pentaxianlar geldi aklıma. Maalesef özellikle başka marka kullanmamışlar da yukarıda yazdıklarınız var. Bende pentaxianım ama bende oluşturduğu duygu yukarıdakilerin tam zıttı. Aklım mantığım Nikon diyor. Benim için her açıdan Nikon daha avantajlı. Pentax bağlılık duygularımdan faydalanarak beni sömürüyor gibi hissediyorum. 🙂 🙂 Efsane manuel lens olayına güldüm. İlanlara bakınca gerçekten çok dandik… Daha fazla »

Selfet

Merhaba Olympus EM-5 ‘in titreşim önlemesinden muc,ze bekleyebilir miyim, en fazla kaç stop bana avantaj sağlar mesela oly 60mm makro ile 60mm’de kullanırken maksimum sağlayacağı durak sayısı nedir?

Yusuf ERHAN

Sayın Üstad şu cümleye katılıyor musun “Em10 Markii ‘de highlight -100 yada shodows’u +100 yapsan bile fotoğrafa etkisi çok az oluyor. Noise’de hemen belirginleşiyor. Benzer fotolarda 650d’nin rawlarını tercih ederim.”
Canon 650d’nin rawları daha mı iyi?

Akın AKTAS

Elinize sağlık, yine çok güzel ve keyifli bir yazı olmuş.
Bende Pentax KS2 kullanıyorum ve wifi den resim aktarma konusunda ki yavaşlığı o kadar harika anlatmışsınız ki, bu da bence çok büyük bir sorun, hatta üretim hatası diye düşünüyorum. Samsung da alt seviye makinelerinde bu özelliği kullandım ve o zaman bu özelliğin gerçekten ihtiyaç olduğunu düşündüm. Ama Pentax kullanınca insan ne kadar gereksiz bir özellik diye düşünüyor. Sorun donanımsal mı, yazılımsal mı neydeyse artık wifi diye bir özellik olarak vermemeleri lazım. Böyle wifi olmasın daha iyi. Yok deyip psikolojik olarak rahatlarsın en azından 🙂

Yusuf ERHAN

Merhaba pentaxian bir arkadaşım Oly de f:16 da bile manzaralarda derinlik hissini alamadığını söyledi. Sanki cep yada kompak makine ile çekmişim gib diyor.. Kullandığı lenste 12-50mm süper değil ama kit 18-55 seviyesinde. Sizce bu durum psikolojik mi yoksa gerçeklik payı var mı?

Omardaing

Bende derinlik hissi alamadım. 5 eksenli titreşim engelleyicisine hayran oldum. Neredeyse elde uzun pozlama yapacaktım o kadar iyi. Yalnız ben manzara çekiminde K10D – K20 + 18-55mm ile aldığım derinlik hissini alamadım. Nikon V1 de bile bu hissi daha fazla aldım.
Yoksa bunu diyen benmiydim 🙂 🙂

Biraz daha rawlar üzerinde oynayayım 🙂

Omardaing

En kısa zamanda bir karşılaştırma yapayım. Linkini buradan gönderirim 🙂