ISO performansi en iyi olani al

Not: Birkaç gün önce yazdığım “Sony’nin A99’u da A900’ün akıbetine uğrayıp A88 gibi bir gövdeyle değişecek” öngörüsü doğru olacağa benziyor. Son D600 duyurusundan sonra Sony üzerindeki baskı iyice arttı ve tahminen ya A99’un fiyatı düşecek ya da 2013 ortalarında daha düşük bir A88 çıkacak. Şimdiden bazı forumlar ve sitelerde anketler yapılmaya başlandı bile 🙂

———————————————————————

– Pentax K-5 mi Nikon D7000 mi Sony A57 mi almalıyım?
– K-5 al çünkü en iyi ISO performansı onda.

Yukarıdaki soru-cevap birçok forumda dikkatimi çekiyor. Sadece Türkiye’de değil birçok enternasyonal (80ler’e özlem) forumda da benzer durum var.

“ISO performansı daha iyi onu al”.

Şimdi buna söylenecek çok şey var ama önce şundan başlayalım:
1- “ISO performansı” ne demek? ISO ne ki performansı ne olsun? Örneğin ISO100’deki performansından mı bahsediyorsun? Yoksa “Yüksek ISO performansı” mı demek istiyorsun?
2- Bir DSLR’ı sırf yüksek ISO becerisi için alıyorsan veya öneriyorsan vay senin haline.
3- Zamane DSLRları o kadar becerikli ki giriş seviyesi aletlerle bile şaheser işler çıkarabiliyorsunuz, durum böyle olunca benim için DSLR seçimi kriterlerinde artık yüksek ISO becerisi sonlarda geliyor. En iyisi amacına ve bütçene göre alet seçmek.

Önceki bir yazımda amatörler için 2004’ten itibaren piyasaya çıkmış her DSLR ile harika fotoğraflar çekebileceğinizi söylemiştim. İtiraz eden? Artık DSLR seçimi kriterleri farklı:

– Objektif ve diğer parçaların yaygınlığı ve bulunabilirliği ve fiyatları (bazı markalar bundan kaybediyor)
– Firmanın seçim yapacağın sisteme desteği (gene bazı markalar bundan kaybediyor). Örneğin ucuza aldığın gövdeye ileride objektif bulabilecek misin? Yeni gövde çıkacak mı?
– Sistemini aynı marka içinde yükseltebilme olanakları (giriş seviyesinden tam kare gövdeye kadar)
– Amacına uygunluk (ne çekiyorsun, hangi ortamda çekiyorsun vs..)
– Seçtiğin sistemde yaptığın işe ya da çekim karakterine uygun objektifin olup olmadığı
– Video özellikleri (herkese değil ama artık birçok amatör tarafından aranan birşey)
– Profesyoneller için çalıştığı ülkede servis ve desteğin hızı ve güvenilirliği
– Teknik özellikler (çekim ve odaklama hızı, RAW dosyalarının kalitesi ve dinamik aralığı, objektif desteği, dönebilen LCD, boyutlar vs..), menüler, harici kontroller
– ISO aralığı ve yüksek ISO becerisi (örneğin ISO3200’deki dinamik aralığı, renkleri koruyabilmesi, ne kadar detay koruyabildiği vs..)

Şimdi oturun ve kendinize sorun, kaç kişi DSLR alırken bunları düşündü?

Düşünmediyseniz dört olasılık var:
1) Konuya hakim değilsiniz, ki bu normal (ama internet çağında gene de normal değil)
2) Konuya çeyrek hakimsiniz (en tehlikeliler grubu)
3) Konuya yarım hakimsiniz (tehlike azalıyor)
4) Salaklık

En tehlikeli grup 2. grup, çünkü bunlar bir forumda okuduklarını düşünüp tartmadan diğer forumda başkasına satarlar. En başta verdiğim örnek işte bu gruptan. Kendilerine değil başkalarına zararları var.

Ben ilk DSLR’ım olan Pentax K10D’yı alırken yukarıdaki listenin yaklaşık %25’ini düşünmüştüm. Keşke birileri zamanında bana bunları anlatsaydı diyorum şimdi…

Neyse efendim, asıl meseleye dönelim.

Düşük ISO Becerisi

“Düşük ISO” derken ISO800 ve altından bahsediyorum. 5 sene önce “ISO400 ve altı” derdim ama bugün artık işler değişti. Bazı gövdelerde ISO1600’e kadar kalite benzer kalıyor.

Düşük ISO’da bir algılayıcıdan ne beklersiniz? Pek çoğunuzun aklına “keskin ve canlı renkler vermesi” gelecektir. Bir de “berrak” diye birşey var. “Abi CCD çok berrak fotoğraf verir”. Bu “berrak”ın ne olduğunu çözemedim, sorduğumda da cevap vermiyorlar. Sıvı mı bu ki berrak olsun? Berrak su olsa anlarım da…

Neyse, bir algılayıcıdan bunlar beklenmemeli. Elbette bunlar da güzel, ama benim iyi bir algılayıcıdan beklentilerim şunlar:

Renkleri doğru vermesi: Bu özellik önemli. Bazı markalar, özellikle giriş seviyesi ürünlerinde, renkleri aşırı doygun ve karşıtlığı yüksek JPEGler verir, bunu gören tecrübesiz kullanıcılar da “aa bak renkler ne kadar canlı ve doğru” derler. Halbuki böyle makinelerde renkler genelde carttır ve doğal değildir, ayrıca karşıtlık fazla olduğundan gölgeler ve parlak bölgelerdeki detaylar kaybolur. Nikon D700’de bile bunu yaptı. Suçlular arasında Pentax da var, o da uzun süre giriş seviyesi makinelerinde aynısını yaptı. Gerçi “suçlu” dememek lazım, sonuçta giriş seviyesinin kullanıcısı doğru renk yerine daha canlı fotoğrafler ister.

RAW çekerseniz ve ACR tarzı düzgün bir yazılımda işlerseniz renkleri en doğru haliyle görürsünüz.

Bayer algoritmasında renkler “tahmini” olarak belirlendiği için RAW dosyalarında bile renkler firmadan firmaya değişebiliyor, bazıları yeşilleri daha canlı verirken bazılarının kırmızısı canlı oluyor. Tabi bu farklar “Nikon’un renkleri canlı ve daha gerçekçi” diyecek kadar farklı değil ama çok uzman olanlar genelde RAW dosyasına bakarak markayı bile tahmin edebiliyor. Ben bu konuda Nikon ve Canon’u daha başarılı buluyorum, sizin farklı bir tecrübeniz olabilir.

“Doğru renkler” konusunda en şanslı algılayıcı Sigma’nın Faveon’u çünkü Bayer algoritmasındaki “renk tahmin oyunu”na gerek duymuyor. Sigma ile çekim yapanlar, Faveon ile çekilmiş fotoğrafları rahatlıkla diğerlerinden ayırabilir, öyle ilginç bir renk profili var. Sırf bu renkler ve yüksek detayları yüzünden Sigma kullanan bir Norveçli ile tanıştım. Stüdyosunda 2 Sigma SD-1 ve 1 SD-14 gövdesi, 8 civarı da güzel Sigma objektifi var ve stüdyoda Sigma harici makine kullanmıyor. “Peki ISO800 civarında nasıl?” diye sorduğumda “o kadar çıkmaya ne gerek var?” diye cevap verdi. Aynı amca çalıştığım firmanın 10. yılı kutlamalarını çekmeye 5DMarkIII ve 7D ile geldi. İpucunu aldınız mı 🙂

CCDler de geleneksel olarak CMOSlardan daha “canlı” renk verir (hadi berrak diyim), ama firmalar CCD yerine CMOS’a yatırım yaptığı için son yıllarda piyasaya çıkan CMOSlar bu konuda da çok başarılı. Bence birçok durumda CCD’nin avantajı kalmadı. Örneğin Pentax K-5’i her durumda Pentax K-10D’ye tercih ederim. Belki CCD’ye de biraz AR-GE yatırımı yapılsaydı daha iyi olurdu.

Ne kadar çözünürlük verebildiği: “Çözünürlük”, algılayıcının gösterebildiği en ufak cismin boyuyla tanımlanıyor. 12MP’lik 5D, gene 12MP ve tam kare olan D700’den düşük ISO’da bir miktar daha fazla çözünürlük verir. Neden? Bayer sistemine has “Anti-Aliasing (AA)” denen bir filtre yüzünden Bayer CCD ve CMOSları üzerlerinde yazan çözünürlük değerlerine ulaşamazlar (gene burayı okuyun). 21MP’lik 5DMarkII’nin gerçek çözünürlüğü 21MP’den daha düşüktür, en büyük suçlusu işte bu AA filtresi. Firmalar AA filtresi ile oynayarak ya da standart Bayer uygulamasını değiştirerek bunu aşmaya çalışıyorlar. Örneğin farklı bir sistem deneyen Fuji’nin X-Pro1 ve XE-1’deki 16MP’lik algılayıcının 5DMarkII’den daha fazla detay verdiği söyleniyor ama ben birebir karşılaştırmadım. Faveon X3 algılayıcıları da bu konuda çok iyi. Sigma, 15MP’ye sahip (3 katman 15MP olduğu için 45MP diyorlar) SD-1’in 30MP’lik bir Bayer algılayıcısı kadar detay verdiğini söylüyor. Yani 15 milyon adet piksel olmasına rağmen gerçek çözünürlüğü ciddi anlamda yüksek. Gerçekten de DPReview tarzı sitelerdeki karşılaştırma fotoğraflarına bakarsanız 15 MP’lik Sigma ISO100’de 16 ve 18MP’lik akranlarından çok daha fazla ufak detay veriyor.

Gene bazı firmalar AA filtresini tamamen kaldırarak bu çözünürlük kaybını aşmayı deniyor. Leica M9’da AA filtresiz bir Kodak CCD var. Aynı şekilde Nikon D800E ve yeni Pentax K-5IIs’te de AA filtresi yok. Bi dakka bi dakka, aslında AA filtresi var, ama bu filtrenin etkisini yok edecek ikinci bir filtre daha kullanıyorlar ki AA filtresi hiç yokmuş gibi olsun (kafalar karıştı mı?), bu yüzden D800E standart D800’den biraz daha pahalı.

Ha bu arada, AA filtresini kullanmanın da bir sebebi var, yani o alet haybeden orada durmuyor ama bu sebep bu yazının konusu değil.

Dinamik aralık: Bu konu çok felaket. Tamamen anlatması da anlaması da dertli. Zor değil ama çok detay ve hatırlanması gereken şey var. Şu konuda kısaca değinmiştim. Çok basitçe, algılayıcının “aynı anda” görebildiği en aydınlık noktadaki ışık değerinin en karanlık noktadaki ışık değerine oranı diyebiliriz. İşte bu en parlak ve en karanlık ışık değeri arasındaki fark ne kadar fazlaysa, dinamik aralık da o kadar fazladır.

“Dinamik aralık” denen değer standart değil. Yani standart tabi de her üretici algılayıcılarında farklı felsefe uyguluyor. Örneğin 10 EV (mesela) dinamik aralığa sahip bir algılayıcı -3 EV ve +7 EV arasında çalışırken gene 10 EV aralığa sahip bir diğer algılayıcı -5 EV ve +5EV arasında çalışabiliyor. Yani her 10 EV aynı değil. Bu önemli, zira örneğin portre çalışıyorsanız ışık sistemi ve çekim tarzınıza göre gölgelerdeki detaylar daha önemli olabilir, bu durumda gölgeleri daha iyi “görebilen” bir algılayıcı istersiniz.

Genelde algılayıcının boyutu arttıkça dinamik aralığı da artar. Modern algılayıcılarda dinamik aralık pek sorun değil, öyle ki APS-C algılayıcılar tam kare algılayıcılara yetişti gibi. DxOMark’a göre Sony’nin 16MP’lik APS-C’sinin dinamik aralığı Nikon D700’den bile daha iyi, hatta Pentax K-5 D700’e resmen fark atmış. Aynı algılayıcıyı kullanan Nex-5n ile yaptığım testlerde ben bunu görmedim, bu yüzden bu değerleri kesin doğru gibi almamak lazım. DxOMark’a göre 5N’in dinamik aralığı 12.7 EV ve D700’ünki 12.2 EV, halbuki gölgeler ve parlak bölgelerde D700’ü daha başarılı buldum, yani tam tersi.

Neyse abi, adamlar uzman, ben sadece “gerçek dünyada karşılaştırma” yapıyorum. Laboratuvar testleri mi önemli gerçek hayatta birebir karşılaştırma mı 🙂

Önemli not: Amatörseniz son 4-5 yılda çıkmış tüm gövdeler sizin işinizi görür, bu kadar ince elemeye sık dokumaya gerek yok.

Berrak fotoğraf vermesi: Şaka şaka ne berrağı yahu 🙂 Allah canını almasın…

Yüksek ISO Becerisi

Birçok yerde “yüksek ISO becerisi”nden bahsediyorum. Bu laf size yabancı mı? Nedir bu “yüksek ISO becerisi”?

ISO800’ün üzerini “yüksek ISO” olarak kabul edelim. Yukarıdaki maddelerin aynısını yüksek ISO’da da bekliyoruz.

Renkleri doğru vermesi: Dikkat ederseniz ilk başa “Renkleri doğru vermesi” maddesini aldım ve hiçbiryerde “keskinlik” demedim. Ne kadar amatör de olsanız, doğru renkler önceliğiniz olmalı. Bazı markalarda yüksek ISO’da biraz daha fazla detay görürsünüz ama renkler solmuştur ya da renk tonu (hue) değeri değişmiştir. Yüksek ISO karşılaştırmalarında forum canavarları sadece keskinlik ve detaylara bakarken gerçek profesyoneller renk tonlarının korunup korunmadığına, ondan sonra detaylara bakarlar. Bu bağlantıda LX-3 ile G11 arasındaki farkları anlatırken konuya değinmiştim; G11 yüksek ISO’da renkleri daha iyi korurken LX-3 ISO800 ve üzerinde renkleri dağıtmaya başlıyor.

Bundan sonra merak ettiğiniz iki makineyi karşılaştırırken (DPReview olsun Imaging-resource olsun) şunu yapmanızı öneririm: Önce aynı makinenin ISO100, ISO800 ve üzerinde merak ettiğiniz ISO değerlerini karşılaştırın. Örneğin Canon 650D ile Nikon D5100’ü karşılaştırmak istiyorsanız önce 650D’nin ISO100, ISO800 ve (mesela) ISO3200 fotoğraflarını açın ve renklerin değişip değişmediğine bakın. Sonra aynısını D5100 için de yapın ve en sonunda iki makineyi karşılaştırın. Eğer en baştan iki ISO3200’ü açarsanız renk hatalarıı göremezsiniz.

Bununla ilgili diğer bir konu da bazı markaların yüksek ISO’da detaylı gürültü azaltma seçeneği sunmaması. Bazı gövdelerde sadece “Gürültü azaltmayı aç/kapa” seçenekleri var. Hatta bazılarında “az, orta ve çok” seçeneği bile gördüm, yani tamamen kapatamıyorsunuz. JPEG’de bunu yapmayı anlarım ama bazı markalar RAW dosyasında bile yüksek ISO’da gizli gürültü azaltma uyguluyor! Son çıkan Pentax K-30’da bunu görebiliyorsunuz. Zaman zaman Canon ve Nikon da bu konuda farklı modellerinde suçlandı (ben şahsen tanık olmadım). Peki gürültü azaltmannı renkle ne alakası var?

İki tür gürültü var: Parlaklık (Luminance) ve Renk (Chroma). “Luminance” detayla ilgili, rengin neyi anlattığı belli. Şimdi bir dizi örnek koyup yüksek ISO’da renk gürültüsünün etkisini anlatmaya çalışacağım:

Sony NEX-5N, Sony 16mm f2.8, f3.2, 1/40, ISO3200, Berlin.

Sahne bu.

859×573 piksel boyutunda bir kesme. Binanın duvarlarındaki ve kazıklardaki  (nehrin kenarında) renk cümbüşüne dikkat.  İşte buna “renk gürültüsü” deniyor. Adobe Camera RAW bunu rahatça düzeltiyor:

Nasıl? Renk bozulması düzeldi değil mi? Değil mi? ACR’de “Detail” sekmesinde “Color” değerini 25 yapmak bu sorunu çözüyor. Kolay değil mi? Şimdi bu değeri 100’e getirelim bakalım neler oluyor:

Ne oldu? Renklerin bütün doygunluğu gitti, hatta bazı renklerin tonu bile değişti. Diyeceksiniz ki “Ama 100 çok 25 iyidir”. Gerçekten 25 iyi mi? Aslında 25’te bile gürültü azaltması gerekmeyen yerlerdeki renkler donuklaşıyor. Bunun en kolay yeşillerde görüyorsunuz. İşte bu yüzden, bir algılayıcının yüksek ISO’da düşük renk bozulması göstermesi önemli ve renk sizin için önemliyse RAW’da bile renk düzeltmesi yapan gövdelerden uzak durmak en iyisi.

Ne kadar çözünürlük verebildiği: Çözünürlük önemli. Çözünürlük “detay” demek. Yüksek ISO’da algılayıcıların detay çözme gücü azalır. Yukarıdaki örnekte de görebilirsiniz. Yüksek ISO konusunda başarılı sayılan NEX-5N bile karanlıkta ISO3200’de zorlanıyor. Fotoğraf yazılımları çeşitli yöntemlerle bu sorunu düzeltmeye çalışıyorlar. Bu yazının konusu gürültü azaltma yöntemleri olmadığından detaya girmiyorum.

Bu alanda da bazı markalar adilik yapıyor. Nasıl mı?

Sadece renk düzeltmesi var, henüz detay ve keskinliğe dokunmadım.

ACR’de “Detail” sekmesinde “Noise Reduction” başlığında “Amount” değerini 50 “Detail” değerini 10 yaptım. “Noise Reduction” başlığında da “Luminance” değeriyle oynadım. Eh, pütürler azalmış, hafif de keskinleştirme yaptığımdan biraz detayı kurtarmışız. Şimdi işin hilesini gösteriyorum:

Çadırların üzerindeki detayların nasıl arttığına dikkat ettiniz mi? Dokular daha da belirginleşmiş. Bir üstteki fotoğraftan tek farkı “Detail” değerini 100’e getirmem.

Aslında burada detay falan artmadı. O “doku-desen” diye gördüklerinize “sahte detay – false detail” deniyor. Yani aslında orada detay falan yok, aşırı keskinleştirme algoritmasından dolayı “vay detaylara bak” oluyor insan. İşte bu taktiği bazı markalar uyguluyor (gene LX-3 ve G11 karşılaştırmasına bakın). Bazı DSLR firmaları da yapıyor, dikkatli olmakta fayda var.

RAW dosyalarında bu hileyi yapmak zor.

Dinamik aralık:

DxOMark‘tan aldım

Gördüğünüz üzere, ISO değeri arttıkça dinamik aralık azalıyor. Bu ne demek? ISO değeri yükseldikçe, düşük ISO’da patlamamış parlak bölgeler veya hala detay saklayan karanlık bölgeler (histogramda en sola ve en sağa yakın bölgeler) yüksek ISO’da bozulacak demek. Ayrıca yüksek ISO’da pozlama telafisi yapmak da zorlaşacak.

Buna örnek vermeye gerek yok, elinizde fotoğraf makinesi varsa deneyebilirsiniz.

“ISO performansı daha iyi onu al” demeyelim mi yani?

Ne istersen onu de, bana ne? Ama kendi fikrim DSLR (aslında sistem) seçimi yaparken yüksek ISO becerisi sonlarda yer almalı şeklinde. Sürekli gece gibi az ışıklı ortamlarda çekim yapıyorsanız yüksek ISO becerisi gene ilk sırada değil (sürpriz!), bu durumda ilk sırada otomatik odaklama becerisi olmalı. Karanlıkta odaklama yapmak kolay değil. Sırf yarım stop iyi yüksek ISO performansı var diye, odaklayamadığından çekimlerin yarısını kaçıran makine istemezsiniz.

3 comments for “ISO performansi en iyi olani al

  1. Anonymous
    2012-09-16 at 12:00 pm

    Bende d700 ve 5n sahibiyim detayli bakmadim ama ozellikle manzara cekimlerinde dikkatimi ceken 5n in golgeleri daha iyi olduguydu yada yaniliyorum.

    5n elektronik vizor almak istiyordum 300€ (biraz pahali evet ) 5n satip 6 almak artik daha mantikli duruyor 🙂

  2. Anonymous
    2013-03-18 at 12:53 pm

    guzel fikirler, paylasimlar tesekkurler

    dh forum deepenergy

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *