Tam kare gövden yoksa ne yapmalı?

Tam kare gövden yoksa git intihar et daha iyi..

IMG-20151111-WA0001
Tuvalet için bile yerinden kalkmak istemeyen bilgisayar oyuncuları için özel üretilmiş sandalye.

2015’in sonlarına doğru İstanbul-Arnavutluk yolunda uçakta şunu çekmiştim:

20151109_083702

O beyaz gördüğünüz yer bir çukur (ya da vadi?), ve içi tamamen bir bacadan çıkan gazla dolu! Artık o gaz sadece su buharı mıdır yoksa zehirli bir gaz mıdır bilmem. Bana ilginç gelmişti. Orası bir santral mi, fabrika mı bilmiyorum. Şimdi rüzgar ters dönse ve sağa doğru esse, sağ tarafta görülen tarlalar ve (tahminen orada yaşayan) insanlara ne olur sizce?

İnsan garip bir yaratık.

TAM KARENİN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ

Bir kere eğri oturup doğru konuşalım: 36x24mm tam kare algılayıcılı bir fotoğraf makinen ve ucunda da bir Zeiss lensin yoksa adam değilsin. Ne varsa tam karede var. Sen al mesela A7RII’yi, tak ucuna bir Otus, bak sana yaklaşabilen olacak mı. Bu aletler öyle şeyler ki, elin yanlışlıkla deklanşöre gitse fotoğraf yarışmalarında ilk üçe giriyorsun, o derece. Bir de düzgün pozlayıp kadrajlayıp sokak kedisi falan çekersen… Üfff… Otus kedisi…

Tabii ki şaka yaptığımı anladınız. İyi fotoğraf çekmek için tam kare bir gereklilik değil, hatta bazen dert bile oluyor (boyutlar, kütle, alan derinliği vs..). Diğer yandan, benzer zamanlarda üretilmiş daha büyük algılayıcının performansının daha iyi olacağı (aynı koşullarda, aynı çekim şartları ve ayarlarında) bilinen birşey…. Ya da öyle mi?

Başlıkta “çekiciliği” dedik ya, tam kareyi”çekici” yapan şeyleri hatırlayalım:

  • Benzer zamanlarda üretilmiş ve benzer teknolojili APSC ve daha ufak algılayıcılara göre aynı ISO değerinde daha iyi dinamik aralık, daha az gren/kumlanma, daha iyi renk doğruluğu
  • Daha yakından çekim yapma zorunluluğu yüzünden, aynı lens ile net alan derinliğini daha iyi kontrol edebilme (daha ufak algılayıcılar kesme çarpanı yüzünden daha aynı lens ile biraz daha uzaktan çekim yapmak zorundalar
  • Genel olarak daha piksel sayısı (50MPlik APSClere daha yolumuz var ama 50MPlik tam kare gövde birkaç aydır piyasada)
  • Başka? Belki geniş açıda avantajlı gibi durabilirler tam kare gövdeler ama zamanımızda APSCler için de süper kaliteli geniş açılar üretiliyor ve açı olarak da APSCler 12mm’ye indiler (Canon’un 11-24mm f4 L objektifini saymazsak)
  • Başka başka?

Sayı olarak avantajları az görünse de, ilk madde bile tam kareyi seçmek için yeterli… mi?

TAM KARENİN DAYANILMAZ İTİCİLİĞİ

İtici tam kare mi olur lan? Dellendin mi?

degisen ne
1986 ve 2015… Yok yok dellenmedim…

Dellenmedim.

Liste kısa ama, tam karenin dezavantajlarına bakalım:

  • DSLRlarda genel olarak daha büyük ve ağır gövde. Tam kare gövdeler, prizmanın ve perde sisteminin daha büyük olması zorunluluğu yüzünden APSC ve daha ufak algılayıcı gövdelere göre daha büyük ve ağır oluyorlar. Aynasızlarda Sony’nin FE gövdeleri bayağı ufak(tılar son seriye kadar, artık sadece “daha ufak”lar ama kütle olarak mesela 6D’ye yaklaştılar hala daha hafif olsalar da). Aynasız-DSLR karşılaştırması yaparsak böyle, ama aynasızlar içinde karşılaştırırsak tam kare gövdeler gene dezavantajlı. Mesela Sony’nin A6000’i Sony A7lere göre hem çok ufak hem çok hafif. A7RII Olympus’un da EM10II gövdesinden %60 daha ağır. “Bana koymaz” diyor olabilirsiniz, ama farkları görmek önemli.
ufacik
Soldan sağa: Canon 5DSr, Sony A7R II, Panasonic GM5
  • Daha büyük ve ağır objektif zorunluluğu. Gene genel olarak doğru bu (Canon 40mm f2.8 STM, bazı Voigtlander lensleri, DO elemanlı lensler, Sony 35mm f2.8 gibileri bu gerçeği biraz bükse de, genel olarak doğru birşey).
70200ler
Soldaki f4, sağdaki f2.8. Alan derinliği mevzusuna girmeyelim şimdilik…
Hepsi f2.8 (alan derinliğine girmeyelim şimdilik dedim ya???)
Hepsi f2.8 (alan derinliğine girmeyelim şimdilik dedim ya???)

Nevet yapacak fazla birşey yok.

ufak 40mm
Bazı açılarda ve bazı diyafram değerlerinde tam kare lensler de ufak üretilebiliyor. Canon ufacık 40mm f2.8’i yapabiliyorsa Sony neden dar diyaframlı ve ufak objektif üretemiyor? Mesela 18mm f5.6, mesela 85mm f2.8? Voigtlander yapıyor bunun benzerini, Sony de yapsa fena mı olur?
  • Lenslerin kenarları köşeleri tam kare gövdelerde genelde iyi performans vermiyor. Kenarlarda iyi performans veren tam kare lens yapmak ucuz değil (50mmler istisna).
  • Fiyat. Nikon neden 2-3 senedir tam kare gövdeleri pompalıyor sanıyorsunuz? Sony neden tam kareden başka birşey görmüyor 2-3 senedir? Çünkü bu aletler pahalı ama kar marjı da yüksek aletler. 500$’a A6000 satıp 50$ kar edeceğine, 3200$’a A7RII satıp 400$ kar etmek istiyor Sony (kar marjlarını salladım). Ek olarak tam kare lensler de genel olarak pahalı (gene 50mmler istisna).
  • Geniş diyaframlı objektif üretmek tam karede kolay değil. m4/3 için önüne gelen firma (!) f0.95 lens çıkardı ama tam kare ve APSC için f0.95 üreten firma sayısı sınırlı. Canon’un 50mm f1.2L ve 85mm f1.2L II lensleri artık dede oldu sayılır, ama rakipleri bir türlü f1.2 lens çıkarmadı kaç senedir. Ama m4/3 sisteminin kısa ömründe f0.95’ten f1.2’ye kadar birçok lens çıktı, şimdi Olympus da f1.2 lenslerini duyuracak bu yıl içinde. Özetlersek, algılayıcı büyüdükçe geniş diyaframlı lensler (bazı odak mesafelerinde) üretmek zorlaşıyor (alan derinliği konusu ayrı).
  • Telefotoda tam karelerle uzak mesafelere ulaşmak, ufak algılayıcılar kadar kolay değil. Örneğin Canon 7D ve 70-300mm bir lens ile 480mmye ulaşmak (kesme çarpanı sayesinde) mümkünken, Canon 1Dx ile 500mm bir lens lazım ki bu ciddi yatırım ve kütle/boyut dezavantajı demek. Ya da 400mmye giden bir lens bulup algılayıcılar arasındaki kalite farkı sayesinde benzer detayı almaya çalışacaksınız (özellikle yüksek ISOda 1Dx’in 7D’ye göre ciddi avantajı var).
Canon 7D ve 70-300mm f4-5.6 L IS. Sırasıyla (sol üstten sağ alta) 300mm, 300mm, 140mm ve 70mm.
Canon 7D ve 70-300mm f4-5.6 L IS. Sırasıyla (sol üstten sağ alta) 300mm, 300mm, 140mm ve 70mm. Sağ üstteki sokak kedisi değil, pars (Avrupa parsı galiba).

Yukarıdaki örneklerde ilk iki fotoğrafı 300mmde çektim. Aynı detayı almak için 1Dx ya da 5DMarkIII ile taşıyacağım lens hem daha büyük hem daha ağır hem daha pahalı olacaktı (ya da 300mm bir lens ve 1.4x teleçevirici kullanmak lazım).

7D ve 300mm (f5.6) = 480mm. Bence kabul edilebilir bir kalite. Fotoğrafta pozlama telafisi yaptım ve gölgeleri biraz açmak zorunda kaldım. "Eski" 7D'ye rağmen bu fotoğraf 2 sayfalık dergi kağıdına rahat basılır.
7D ve 300mm (f5.6) = 480mm. Bence kabul edilebilir bir kalite. Fotoğrafta pozlama telafisi yaptım ve gölgeleri biraz açmak zorunda kaldım. Fazla uğraşmadım, arka plandaki gürültüyü biraz uğraşıyla azaltabilirdim belki. “Eski” 7D’ye rağmen bu fotoğraf 2 sayfalık dergi kağıdına rahat basılır. Yukarıdaki kesme 18MP’lik fotoğraftan 0,3MP kesme. Eğer “aynı” kadrajı bir 1Dx ile yakalayabilseydim kesinlikle kalite daha iyi olacaktı, tabi 1Dx’in ucundaki lensin de 480mm’ye gitmesi lazımdı o zaman…

Şimdi Panasonic 100-400mm lensini duyurdu. Bu lens ile 200-800mm görüş açınız olacak ve elde taşınabiliyor, 800mmye tam kare ile ulaşmak için ne yapmanız gerek?

ÇEKİCİLİĞİN DAYANILMAZ İTİCİLİĞİ

Yukarıda yazdığım avantaj ve dezavantajlar zaten genelde bilinen şeyler. Algılayıcı büyüdükçe toplam paket boyutu ve kütlesi büyüyor, aynı zamanda imaj kalitesi de (genelde) artıyor. Algılayıcı boyutu azaldıkça toplam paket boyutu ve kütlesi azalıyor, aynı zamanda imaj kalitesi de (genelde) azalıyor…. mu?

“İmaj kalitesi” denen şey 1000 tane değişkene bağlı. Sony A7RII alıp ucuna 28-70mm OSS takarsan açıkçası bence boşuna para harcamış olursun, o algılayıcı en azından FE 50mm f1.8 istiyor ki daha ufak algılayıcılarla farkını gösterebilsin. “çekiciliğin dayanılmaz iticiliği” derken bundan bahsediyorum, birçok insan “full frame abi bu” diyerek koca koca gövdelere dev paralar bayılıyor, sonra bütçesindeki para az kalınca dandirik objektiflerle idare etmeye çalışıyor ya da eski manuel lenslere yöneliyor. Sokaktaki kedileri ya da ofiste klavyeni çekmek için daha mantıklı yollar olmalı.

2014-09-04 14.34.05
Al eline 5D MarkIII’ünü, koş lan koş geç kalma!

Yani tam kare “çekici”, ama yolun yordamın ve alacağın sonuç “itici”. Ne yaptığını bilen, istediği sonucu tam kare haricinde alamayacağını bilen arkadaşlardan bahsetmiyorum tabi…

Lamborghini alıp k.çına tüp taktırmayın diyorum.

İTİCİLİĞİN DAYANILMAZ ÇEKİCİLİĞİ

“Ufak algılayıcı” lafı iticidir, “büyük” lafı çekici. Evin büyük olacak, araban büyük olacak, cüzdanın büyük olacak, banka hesabın büyük olacak, şeyin büyük olacak…

Halbuki düşünmeniz gereken şey “ideal” boyut ve kütle. Boyut/performans oranı diye birşey kuruyorum kafamda artık, bu oran kafamdaki bilgi ve tecrübeye göre ne kadar ufaksa (boyut ufak, performans yüksek) makine/lens kafamda o kadar değerli oluyor. Genelde evde yatan lenslerin büyük ve ağır olanlar olduğunu gördüğümde karar verdim buna. Canon’un 100-400mm L IS lensini (ilk versiyon) çok severdim ama neredeyse en az kullandığım lenslerimdendi, Nikon 80-200mm f2.8 AF de öyleydi. Şimdi bakıyorum, Sigma 50mm f1.4 Art da o duruma düşmeye başladı yavaştan.

NABER HACI?

Bazen etrafımda olup biten tartışmaların ortasında kendimi şöyle hissediyorum:

12143294_674769042660552_637462929089347002_n

Belki bu siteyi okuyanlar bilir, benim işim maliyet ve planlama. Şu ana kadar toplam bedeli yaklaşık 5 milyar Avroluk çeşitli projelerde proje kontrol müdürlüğü (maliyet, planlama ve ilerleme kontrolü) yaptım, bir o kadarlık projenin de ihale aşamasında çalıştım. Hiç unutmuyorum, hayatında maliyet hesabı yapmamış, hele yemek maliyetinin adını bile duymamış bir satın alma müdürü arkadaş bir toplantıda kalkıp bana beyaz tahtada maliyeti nasıl hesaplamam gerektiğini anlatmıştı. Sonra toplantıdaki diğer arkadaşlara döndü (asfalt seren, beton döken, boru döşeyen arkadaşlar), aralarındaki tartışma fasulyenin depolanmasından aşçıların öğle aralarına, yemeklerin neden tuzlu olduğuna kadar gitti. Bir ara o kadar uçtular ki “ben bir hava alayım siz karar verince beni çağırın” deyip toplantıdan çıkıp gittiğimi hatırlıyorum. Sonra bir arkadaş “tamam oturttuk yerine, şimdi gelebilirsin” diye telefonda kahkaha atarak beni geri çağırmıştı 🙂

Elinde tam kare yoksa ve elindeki aletten maksimum performans bekliyorsan yapacağın birkaç şey. Bunlardan en önemlisi şu:

d810 ve ep5 dr 1

Yukarıdaki grafik DxOMark’ın sitesinde. Millet DxO-kafalı oldu ya, bari oradan örnek alayım da anlatayım dedim. Yukarıdaki dinamik aralık grafiği, SNR18 grafiği de benzer. Nikon D810 ve Olympus EP5’in karşılaştırıyor. Göreceğiniz gibi benzer ISO değerlerinde arada 1-2 durak arası fark var, hadi ortalama 1.5 durak diyelim. Hiç düşünmeden şunu diyebilirsiniz: D810 EP5’i eziyor. Ve aslında belli koşullar altında haklısınız da. Mesela iki alette de ISO200 ayarlayıp çekerseniz, arada yaklaşık 1 duraklı fark oluyor, D810’da ISO50’ye inerseniz aradaki fark (EP5’te baz ISO200) 2.5 durağa geliyor ki ciddi fark.

Yüksek ISO’da da düşük ISO’da da durum böyle.

Peki ne yapsak da EP5 ile D810 performansı alsak? Böyle birşey mümkün mü?

UFAK ALGILAYICI İLE BÜYÜK ALGILAYICILARIN PERFORMANSINI YAKALAMAK İÇİN

Kilit terim: Düşük ISO.

Yukarıdaki grafiğe dikkat edin. Arada ortalama 1.5 durak fark var dedik ya, bu fark “aynı ISO” değerleri için geçerli. Eğer bir şekilde EP5’i D810’dan 2 durak düşük ISO’da tutabilirsek, D810’un performansını yakalayabiliriz! Örneğin EP5 ISO1600’de 10,37 EV değerindeyken D810 ISO6400’de 9,08 EV değerine sahip. Eğer aynı koşullarda D810 ISO6400 kullanırken EP5’te ISO1600 kullanırsanız, D810’un önüne geçeceksiniz demektir! En azından DxOMark öyle diyor.

Peki bunu nasıl yapacağız? Nasıl daha düşük ISO değerlerine ineceğiz?

  1. Geniş diyaframlı objektif kullanmak
  2. Titreşim azaltma kullanmak (ya da “daha etkili” titreşim azaltma)
  3. Üçayak kullanmak

Son seçenek D810’da da kullanılabilir, ama biz elimizde sadece “ufak algılayıcılı bir makine” var diye düşünüyoruz. Yani mesela paramız sadece EP5’e ya da D7200’e yetmiş, ama biz tam kare performansı istiyoruz. Senaryo bu yani, D810 ve D7200’ü yanyana test etmiyoruz.

1. seçenekten örnekler: Örneğin elinizde D7100 varsa “tam kare alayım da ISO6400’de coşayım” diye düşünmeden önce elinizdeki objektiflere bakın. D750’ye vereceğiniz paraya Sigma 18-35mm f1.8, ya da 35mm f1.8, ya da VR/VC/OS’li bir objektif alsanız ISO değerini düşük tutamaz mısınız? D750’ye Nikon 24-70mm f2.8G (ilk versiyon) takmakla D7100’e Sigma 18-35mm f1.8 takmak arasında ne kadar fark var? Evet telefotoda biraz dezavantajınız olacak ama onu da basit bir 50mm f1.8G ile kapatabilirsiniz. Sigma size 1.3 durak kazandıracak (f1.8-f2.8 farkı) ve bu alet f1.8’de Nikon 24-70’in f2.8’inden daha keskin. D750 ile D7100 arasındaki 1 duraklı farkı kapattık mı? Kapatmakla kalmadık, daha keskin bir objektifimiz bile oldu (en azından geniş diyaframda). Şimdi D7100 ile ISO6400’e çıkacağına ISO3200’e çıkıyorsun. Pratikte dezavantajı olsa da (2 objektif taşımak), paran büyük oranda cebinde kaldı ve çok sağlam iki objektifin oldu. (Not: Sigma 24-35mm f2.0 Art’ı çıkardı, mertlik bozuldu 🙂 ).

Geniş diyaframın avantajını kompakt makinelerde de görüyoruz. Panasonic LX-7’nin f1.4-2.3 objektifi var. Geniş açıda bu aleti f1.4’te rahatlıkla kullanıyorsunuz, böylece yüksek ISO değerlerine çıkmanıza gerek olmuyor. Ve LX-7’nin lensi o kadar iyi ki, LX7’yi çoğu zaman ilk iki versiyon Sony RX100’e tercih ederim ben. Aradaki algılayıcı boyutu farkını daha geniş diyafram ve daha kaliteli lensle kapatabiliyorsunuz.

Diğer bir örnek: Panasonic FZ200 ve FZ300, Olympus Stylus 1s. Bu aletlerin algılayıcıları 1″ten ufak ama sabit f2.8 lensleri var. Özellikle telefotofa rakiplerinin diyaframları f5.6-6.3 arasında gezerken bu aletler f2.8’de kalabiliyorlar, bu sayede en az iki duraklık avantajları oluyor ki kompakt makinelerde 2 durak ÇOK CİDDİ bir fark. “Bu sayede D810 kadar iyi çekeceksiniz” demiyorum tabi ama kalitenin yerlerde sürünmesini engelleyeceksiniz. Ben FZ200 aldım, bazen ufak gezilere onunla gidiyorum. Eksik yanlarını bildikten sonra imaj kalitesi kabul edilebilir bence, özellikle telefotoda f2.8 müthiş avantajlı.

cekmek veya cekmemek
Soldaki Sony HX50V, f6.3, 1/20, ISO12800. Sağdaki Panasonic FZ200, f2.8, 1/20, ISO3200. 600mm eşlenik. 600mm’de 1/20’de falan çekemezsin ama derdimi anlatmak açısından faydalı bir örnek.

Ufak algılayıcılar zaten düşük ışıkta dertli, bir de diyafram kısık olunca düşük ışıkta iyice iğrenç oluyorlar. Soldaki Sony HX50V’yi ISO12800’e almak zorunda kaldım çünkü 600mm’de diyaframı f6.3, sağdaki Panasonic FZ200’de diyafram sabit f2.8 olduğundan ISO değerini 3200’de tutabildim, ek olarak RAW çekebildiğim için (HX50V’de RAW yok) daha fazla kontrol imkanım var. Ufak boyutlu fotoğraflar için FZ200’ün sonucu yeterli gibi.

Bu arada “ufak algılayıcı ile bokeh zor oluyor” diyenler için bir örnek vereyim:

OLYMPUS DIGITAL CAMERA
Olympus EM5, 75mm, f2.8

Bakın buradaki lens 75mm f1.8. Ucuz değil, ama aşırı pahalı de değil. Müthiş bir portre lensi, toz-nem koruma eksiğine rağmen tam profesyonel bir lens. Ve dikkat edin, f1.8 değil f2.8’de çektim yukarıdakini. O güllerin hepsi aynı vazoda. Arkadaki gülü geçtim, ön plandaki gülün bile heryeri net değil! Yani nasıl bir “net alan derinliği” istiyorsun da m4/3 yetmiyor cidden anlamak zor. Heryeri bokeh içinde olan fotoğraflar bana itici geliyor. D800 ve 5DMarkIII kullanırken de itici gelirdi. Portre çekince saçların da net olmasını istiyorum ben, “gözler net olsun ama kirpikler bulanık olsun” diyenlerden değilim. Neyse, bu konu kişisel zevk biraz. Yalnız “efsane” fotoğraflara bakın, hiçbirinde çerçeve bokehe boğulmamıştır. “Bokeh” biraz kolaya kaçmak demek, “çerçevenin orasına ne koyacağımı bilemedim, ben de bulanıklaştırdım”ın Japoncası 🙂

2. madde titreşim azaltma. Titreşim azaltma ciddi bir avantaj. Her odak mesafesinde öyle. Ortamda ışık varsa ve elin titrek değilse gerek yok ama ufak algılayıcılarda yüksek ISO değerlerine çıkmamak için olmazsa olmaz bir özellik bence. Olympus EM5 ve EM1 serisi uzun süre bu işi lider götürdü, onlardan önce duyulmamış perde hızlarında çekime imkan sağladılar. Şimdi oldu yıl 2016, hemen her firma “5 akslı titreşim azaltma sistemi” duyurdu. Sanıyorum şu anda telefotoda en başarılı sistemler Canikon’da (lens bazlı), orta telefoto ve geniş açıda Olympus ve Panasonic en iyiler. Sony de hibrit sistemiyle onları kovalıyor (hala Olympus/Panasonic kadar efektif değil Sony’nin sistemi). Olympus ve Panasonic yeni 300mm f4 ve 100-400mm Leica lenslerinde hibrit titreşim azaltma yaptıklarını söylüyorlar ama henüz bu aletleri adam gibi test edeni görmedim o yüzden ne kadar efektif olduklarını, Canikon’a yaklaşıp yaklaşmadıklarını söyleyemem.

Her neyse, titreşim azaltma ciddi avantaj. Şu konuda çok iddialıyım: EM5’in yanına 12mm f2.0, 25mm f1.4 ve 45mm f1.8 alınca, eğer yüksek ISO’dan şikayet edersem %75 oranda D800’de de şikayet edeceğim! Nedeni belli: Mükemmel titreşim azaltma ve geniş diyafram. Yani EM5’te “çok gürültü var, detaylar gitmiş” diyorsam D800’de de diyor(d)um çünkü Nikon’daki lenslerin titreşim azaltması Olympus kadar iyi değil, ki zaten VR varsa diyaframları kapalı oluyor (f1.8 VR Nikon objektif yok, şimdi yeni yeni Tamron piyasaya sürdü böyle aletleri), bu yüzden genelde yüksek ISO kullanmak zorundasınız. Tamron 24-70mm f2.8 VC kullanırken bile EM5’in titreşim azaltmasını etkisini rahat görüyordum. Hızlı perde gerektiren sahnelerde (koşan çocuk, kuş vs..) iş farklı tabi, o zaman titreşim azaltmanın önemi kalmıyor.

Not: Tam kare algılayıcıların yüksek piksel sayıları kesinlikle avantaj (titreşim vs..’yi hesaba katmazsanız). Piksel bazında benzer sonuç alsanız bile mesela D800’ün 36MP’sini 16’ya indirirseniz D800 öne geçiyor. Aradaki piksel sayısı bayağı fazla.

Yani, yukarıda listelediğim ilk iki maddeyi birleştirirseniz, ISO değerini aşırı yükseltmeyeceğiniz için ufak algılayıcıları tam kareye yaklaştırabiliyorsunuz.

ARA SICAK (OKUMAYI SEVMEYENLER OKUMASIN)

———————————————————————————————————————————–

osmanli sozleri

Yukarıdaki gibi y.vşak Facebook grupları çoğaldı son dönemlerde. Özellikle son 2-3 senedir coştular. Adına “Osmanlı” lafını sokuşturup profil resmine tuğrayı oturtan bir grup açıyor. Önce cahil milleti gaza getirecek “ecdadımız neler yapmış bak” paylaşımları yapılıyor, sonra yavaş yavaş “Osmanlı böyleydi, Cumhuriyet gelince neler oldu neler”e geliyor konu, en sonunda da alenen yalan-dolan başlıyor. Atatürk gelmiş herşeyi bozmuş; Osmanlı aslında güllük gülistanlıkmış de Mustafa Kemal İngilizlerle anlaşıp Osmanlı’yı içten yıkmış gibi paylaşımlar yapıyorlar. Ama bunları yaparken paylaşımda mutlaka “din”le ilgili birşeyler var. Bak yukarıdaki topalak ne diyor. Yuh artık…

Bunların hepsi birer proje. Hiçbirinin amacı Osmanlı vs.. değil, tamamının amacı halkın Cumhuriyet’le bağını koparıp kimlikslz bırakmak. Bakın amaç “Osmanlı kimliği kazandırmak” falan da değil, herifler bir kere Osmanlı ile ilgili adam gibi paylaşım yapmıyor ki! 2-3 kıytırık sloganlı resimle bilgi verilmez, kimlik de kazanılmaz bu paçavra “bilgi”lerle. Osmanlı’yı tanımak mı istiyorsun? Gidersin kitapçıya, Halil İnalcık gibi hocaların, Murat Bardakçı gibi araştırmacıların adam gibi kitaplarını alır okursun. Ama fesli şerefsiz ve eski Zaman yazarı Armağan’ın kıytırık ve güdümlü “kitap”larından değil, gerçek tarih hocalarının Osmanlı kitaplarını alacaksın. “Efendim tarih bize yanlış öğretiliyor, tarihimizle yüzleşelim” diyen şerefsizlere de sırtını döneceksin ve bu kitapları okuyacaksın, işte o zaman tarihinle yüzleşirsin. Çocuğu bile olmayan Damat Ferit’in “torunlarından mektup aldım” diyerek ortaya fırlayan Armağan rezilinden birşeyler öğreneceğini bekliyorsan, sana diyecek birşeyim olamaz.

———————————————————————————————————————————–

PEKİ UFAK ALGILAYICININ HİÇ Mİ EKSİĞİ YOK

Var tabii ki. Ve hatta belki de en beklenmeyecek koşulda var: Düşük ISO’da! En başlarda gösterdiğim DxO grafiğine bakarsanız D810’un ISO’yu aşağı çekerek ciddi bir avantaj sağladığını görebilirsiniz. Özellikle kontrastı yüksek sahnelerde algılayıcı boyutu azaldıkça bu kontrast dertlere yol açıyor. En basitinden, m4/3 algılayıcılarda parlak bölgeler en üst seviye APS-C algılayıcılar ve tam karelere oranla daha çabuk patlıyor ve kontrast çok yüksekse bu parlak bölgeleri geri getirmek daha zor oluyor.

Kompakt makinelerde (1″ algılayıcılar dahil) bu etki çok daha kötü.

50 4

Yukarıdaki fotoğraf Sony HX50V’den. Tam hali için üzerine tıklayın. ISO değeri 80, buna rağmen piksel kalitesi afedersiniz b.k gibi. Ufacık algılayıcıya 20 milyon pikseli sokuşturunca, parlak gökyüzünün olduğu sahnelerde alet zorlanıyor tabi. Algılayıcı boyutu büyüdükçe bu piksellerin kalitesi daha da artacak.

IMG_8471_1
Canon 7D, Canon 70-300mm f4-5.6 L IS, f6.3, 1/125, ISO200, 70mm, +2,3EV

Yukarıdakini Stockholm’de çektim. Gökyüzü parlak olduğu için binalar çok karanlıktı, o yüzden +2,3EV pozlama telafisi vermişim. Şimdi burada Nikon D800 olsaydı eminim ki daha az gürültü olacaktı ve gökyüzünden de biraz detay kurtaracaktık. E yani herşeyi elde edemiyorsunuz 🙂

IMG_8485_1
Canon 7D, Canon 70-300mm f4-5.6 L IS, f6.3, 1/60, ISO160, 86mm, +0,3EV

Büyük hali için fotoğrafa tıklayın. Otelin penceresinden Stockholm. Arada odanın pencere camı var, ek olarak bir de Kenko polarize filtre var objektifin önünde. Gene gökyüzü parlak, bu yüzden binaların özellikle bu tarafa bakan kısımları gölgedeydi bu yüzden onları biraz açtım, ama bu sefer de  binaların sağa bakan tarafları fazla parlak. Algılayıcı sahnedeki tüm tonları ve ışık miktarını toplayamamış, ön plandaki sarı binanın sağa bakan yüzünde kurtaramadığım bazı parlak bölgeler var. Gene D800’üm olsaydı +0,3EV vermek yerine belki -1EV gibi birşeyle çekecektim ve gölgeleri açacaktım (D800’de gölgeleri açmak 7D’ye göre çoook daha kolay).

7D VE 70-300MM F4-5.6 L IS İLE BİRKAÇ ÖRNEK (8MP)

Bu lensi bir süredir merak ediyordum açıkçası. Bir şekilde elime uygun fiyatlı 7D geçince denemek için almaya karar verdim. Diyaframı biraz kapalı olsa da bu lens beklediğimden daha iyi çıktı. 300mm’de f5.6’da bile iyi, 200mm’ye kadar kusursuz diyebilirim (7D üzerinde). Daha önce kullandığım 70-300mm lenslerle alakası yok (ki sanıyorum 8-9 farklı model kullandım). Malzeme kalitesinden otomatik odaklamasına, titreşim azaltmadan toz/nem geçirmezliğe ve optik kalitesine kadar fiyatını hakeden bir lens bence. İlk duyurulduğunda “ulan 70-300mm lens bu kadara satılır mı?” demiştim ama Canon’un bildiği birşey varmış demek ki 🙂

IMG_8361-1
Canon 7D, Canon 70-300mm f4-5.6 L IS, f5,6, 1/800, ISO200, 300mm

Tam kare eşleniği 480mm. Düşük ISO’da kaldığımdan çok kötü çıkmamış.

İlk hali:

IMG_8361 ilk

Neyse, pozlamayı biraz düşük tutmuşum o yüzden gölgeleri biraz açmak zorunda kaldım. Gene de yukarıdaki gibi kesme alabildim (1/3 kuralı). 1Dx gibi birşeyle çekseydim lens 300mm gibi davranacaktı ama elimde daha kaliteli 18MP olacaktı (tam kare algılayıcı yüzünden). Hangisi daha iyi olurdu emin değilim, yani 7D ile 480mm mi 1Dx ile 300mm mi?

IMG_8372_1
Canon 7D, Canon 70-300mm f4-5.6 L IS, f5,6, 1/250, ISO100, 300mm

Stockholm’deki bir parktan pars fotoğrafı. Neyse ki ışık boldu da ISO’yu 100’de tutabildim. İlk hali:

IMG_8372 ilk

IMG_8383_1
Canon 7D, Canon 70-300mm f4-5.6 L IS, f5,6, 1/500, ISO400, 140mm

Yukarıdaki ayıcık iğrenç bir yerde duruyor. Kendi koyu kahverengi ve tam gölgenin kıyısına oturmuş. Daha yukarıda bahsettiğim “yüksek kontrast” sahnesi işte bu. ISO’yu çok aşırı yükseltmediğim için idare etti burada, ama gövdeyi açmaya çalışsaydım gürültü çirkinleşecekti. Algılayıcı boyutu büyüdükçe böyle sahneler kolaylaşıyor. İlk hali:

IMG_8383 ilk

IMG_8307_3
Canon 7D, Canon 70-300mm f4-5.6 L IS, f6,3, 1/125, ISO100, 125mm, +0,3EV

Müze. Ne güzel müze hem de, ama içine giremedik çünkü zaman yoktu 🙁 5DMarkIII’le daha az grenli bir fotoğraf çekerdim, ondan eminim. Gene de kötü değil yukarıdaki. Her fotoğrafa %100 bakmamayı alışkanlık haline getirdim sayılır. Bu arada not: Ucunda Kenko polarize filtre vardı objektifin. İlk hali:

IMG_8307 ilk
Evet, alttaki lambaları ve sağdaki kabloyu sildim 🙂

7D’nin algılayıcısı Canon’un ilk 18MP denemesi. Bence hiç kötü değil, özellikle yüksek ISO’da Sony’nin 16MP’lik algılayıcısı kadar iyi, renk konusunda daha da iyi. Düşük ISO’da biraz geride, buna rağmen 7D’yi kullanması çok zevkli (özellikle ucunda iyi bir lens varsa). Alet çekimle sizin aranıza asla girmiyor. Dağ-taş kuş peşinde koşmadım ama hayvanat bahçelerinde ve akşam vakti asla “dur bi dakka odak arıyorum” ya da “şu yazmayı bitireyim sana dönüyorum abi” demedi. Ayrıca 3 günlük geziye tek pille gittim (yanıma şarj aleti almadan). A6000 olsaydı hem çekim kaçıracaktım (düşük ışıkta odaklama dertleri) hem de sürekli şarj isteyecekti benden. A6000’in algılayıcısı 7D’dekinden daha iyi, gövde olarak 7D 10 kat daha iyi ve ergonomik.

Bir de EM5II’den örneklere bakalım:

EM5II, 12-40mm f2.8, 1/4, f4, ISO800
EM5II, 12-40mm f2.8, 12mm, 1/4, f4, ISO800

Büyük hali için üzerine tıklayın. Stockholm, Drottningholm’un içi. Elimde D810 olsaydı 24mm bir lens için en az 1/40 civarı (1/24’te elde genelde titretiyorum) perde hızı gerekecekti, bu da ISO3200-4000 demek. 36MP’nin verdiği avantajla belki D810 daha az gürültü verecekti ama emin olun aradaki fark çok az olacaktı. Bu arada fotoğrafı tek elle çektim, diğeriyle kızımın elinden tutuyordum 🙂 Fotoğrafı sağdan-soldan kesip 8MP’ye indirdim. Bir de, fotoğraftakileri (hanımlar dahil) Mr. Bean’e benzeten sadece ben miyim?

Panasonic FZ200’den:

P1030056_2
1/160, f4 (neden f2.8 kullanmamışım hatırlamıyorum), 598mm eşlenik, ISO100, +1,33EV pozlama telafisi.

Orjinali bu:

P1030056_ufak

FZ200 RAW da çekiyor, bu yüzden sadece JPEG çeken aletlere göre avantajlı ama gene de ufak algılayıcı yüzünden RAW fazla esnek değil, bu yüzden ISO değerini olabildiğince 200’ün üzerine çıkarmamaya çalışıyorum.

Bir tane daha (bu sefer f2.8):

P1030073_1
1/320, f2.8, ISO100, 493mm eşlenik

ISO100’e rağmen biraz gürültü var, detaylar da çok belirgin değil. Buna rağmen baskı bile alınır ve baskı boyutunu insani tutarsanız sizi memnun edecektir. Askerler yürüdüğü için çok düşük perde hızı kullanmadım burada. Bu odak mesafesinde f2.8 yerine f5.6 veren bir kompakt makine olsaydı burada ISO400 kullanacaktım ve ufak algılayıcılar böyle durumlarda pek hoş sonuç vermiyor. Gönül isterdi ki A7RII ve 400mm bir lensle çekeyim bunu (ki adaptör lazım) ama o lensi bütün gün yanımda taşımak zor geliyor artık bu bel fıtığıyla 🙂

P1030085_2
f4 (gene f2.8 değil), 1/320, ISO100, 568mm eşlenik

Yukarıdakinde de f4 sayesinde ISO’yu 100’de tutabilmişim. Gerçi f5.6 olsaydı da 1/160la kurtarırdım belki ama dalgalar yüzünden kuşlar çok hareketliydi, o anı dondurmak istedim. Kompakt makineler için ISO100 iyidir iyi, pek çıkmamak lazım 🙂

Son olarak EM5II:

Olympus EM5 II, Olympus 12-40mm f2.8, 1/8, f2.8, ISO800, 12mm.

Gene Stockholm’de Drottningholm’ün içinden… 1/4’te de çekebilirdim, o zaman ISO400’e inecekti. Geniş diyafram ve titreşim azaltmayla ufak algılayıcının performansını arttırdık.

ARA SICAK (OKUMAYI SEVMEYENLER OKUMASIN)


Fesli şerefsizin sürekli referans gösterdiği Rıza Nur’un “Hayatım ve Hatıratım” adlı kitaptan alıntılar:

  • Karımdan şu mektubu aldım: ‘Ben burada kendime bir hayat arkadaşı buldum. Bunu başkasından duyarak üzülmene imkân bırakmıyorum.’ Namussuz karı! Sonunda bana boynuz da taktı. Galiba bu işte M. Kemal’in ve İsmet’in (İnönü) de parmağı var.
  • Bir Rus doktor, zampara mı zampara; karının sözüne göre de bizim karıya da sataşmış.
  • Yataktan fırladım. Adam da derhal kaçtı. Baktım ki donum kesilmiş. Artık uyuyamadım.
  • Yaşlı adam tabancasını çekti ve bana: ‘(Donunu) çöz, yoksa öldürürüm’ dedi… Boğuşma başladı… Nihayet bayılıp kalmışım… Gözümü açtığım vakit yanımda kimse yoktu.
  • …Bu çocuğu (Harbiyeli) herkesten ziyade sevmeye başladım… Görmesem aklımdan hiç çıkmıyor, görsem yüzüme bakmıyor, içimde heyecan duyuyordum… Anladım ki bu çocuğa âşık olmuşum… Böyle bir aşkın sonu livata (sapık cinsel ilişki) demektir.

Daha niceleri var… Yazdıklarına ve tarzına bakarsanız, amcanın şizofren olduğunu anlamak için psikolog olmanıza gerek yok.

Bir de bu adamın hatıratına fesli şerefsiz nasıl ulaşıyor sizce? Bir anda “tek kopyası British Museum”da olan mikrofilm abinin eline geçiyor. Aniden! Tek kopyası Londra’da olan mikrofilm bu arkadaşın eline geçiyor ve İstanbul’da bir yayınevine veriyor ve bunları yayınlatıyor. Bu mikrofilm eline nasıl geçti, kim verdi belli değil (sonraları 2-3 açıklamaya çalıştı ama külliyen yalan olduğu belli o açıklamaların). Ve dikkat edin, bu arkadaş İngiltere’yle ilgili tek bir düzgün konuşma yapmamıştır, İngiliz ve Amerikalılar’ın parçaladığı tüm ülkelere de “diktatörler yıkılıyor” der. Ne İngilizlerin işgal yıllarında yaptıkları, ne Yunan işgali, ne Fransız ne İtalyan, hiçbirine laf etmez. Tek derdi Atatürk’tür bu zatın. Mustafa Armağan gibi, aynı ekibin adamları…


 

ÖZET

ISO’yu olabildiğince düşük tutarsan ve çok kontrastlı sahnelerde HDR vs.. yaparsanız, ufak algılayıcılardan maksimum verimi alırsınız. Bunun için de ne gerektiğini yukarıda (biraz dağınık da olsa) anlatmaya çalıştım. Çoğunuz belki bunları zaten biliyorsunuz. Ben APSC gövdelerden de m4/3 gövdelerden de memnunum. Çoğu zaman A7 ve 28-70mm yerine A6000 ve 28mm-50mm kitini tavsiye ettim insanlara, veya D750 yerine D7200 ve kaliteli bir lens. Sebebi de yukarıda yazıyor zaten.

Sony’nin A7II, A7RII ve A7SII gövdelerinde artık titreşim azaltma var. Kullananlara göre 2-3 durak arası etkiliymiş bu sistemler. Gerçekten düşük ışıkta büyük avantaj. Şimdi Pentax’ın K1’i de gelişmiş titreşim azaltmayla geliyor, o da düşük ışıkta ciddi avantajlı olacak. Tabi bu bahsettiğim aletler hem pahalı hem lensleri büyük ve genel anlamda pahalı (K1’in kendi de büyük). Örneğin A7RII ve 28mm f2.0, 35mm f2.8, 55mm f1.8, 90mm f2.8 (biraz büyük ama) gibi bir set yapabiliyorsanız hiç yazdıklarıma bakmayın, gidin onları alın 🙂 Ben Sony’nin 35 ve 55mm objektiflerini hazırladım, A7RII’nin alınabilecek insani fiyatlara inmesini bekliyorum mesela 🙂 O zamana kadar “ufak” algılayıcılı eski modellerle devam…

Not: Sony A900, A850 ve A99’da da titreşim azaltma vardı ama A900/850’deki bence ancak 1.5 durak, A99’daki de 2.5 durak etkiliydi ve bunlar sadece 2 eksenliydi. Yeni Sonyler ve Pentax K1’deki sistemler 5 akslı (Sony’de 3 aks mekanik 2 aks elektronikmiş, Pentax’ta ve Olympus’ta her aks mekanik galiba).

 

Kayıt ol
Notify of
guest

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

27 Yorum
En eski
En yeni
Inline Feedbacks
View all comments
Onur Kalender

Yazıyı büyük keyifle okudum, onca işinizin arasında eminim büyük zahmet vererek kaleme aldığınız -klâvyeye mi desek- için öncelikle teşekkür ederim. Nasıl ki futbol sadece futbol değilse fotoğraf da sadece fotoğraf değildir, görüşüne sonuna kadar katılanlardanım. Bu fikirde paydaş olduğumuzu görünce pek bir sevindim. Bende şu “ufaklık”lardan, m4/3 düzenek bir makine, Olympus E-M1 kullanmaktayım. Sizin dillendirdiğiniz ve tamamına katıldığım bu inceleme/yorum yazınızın üzerine ekleyecek bir şey bulamasam bile âcizâne 5 eksenli titreşim önleyici düzeneği çok çok beğendiğimi söylemeden geçemeyeceğim. Birde, Zuiko 75mm 1.8 açıklık objektife +1 teveccüh gönderiyorum. Yazılarınızı ilgiyle takibe devam edeceğiz.

Egemen BALKAN

Ertan Bey “Tam kare gövden yoksa ne yapmalı?” sorusunun cevabını izninizle ben yanıtlayayım!!! Cevap “hemen bir tane edinin” olacak!!!!
:-)))

Ayrıca bilgi ve görüşlerinizi bizlerle paylaştığınız için kendi adıma teşekkür ediyorum. Emeklerinize sağlık. Yazılarınızdan daha fazla kimse haberdar olsun, faydalansın diye de fırsat buldukça web sayfanızın ismini paylaşımlarımda kullanıyorum.

Hasan

Selam, Ertan bey.

Keyif alarak okudugum yazilarinizin icerisinde Fujifilm XT1 ve XT10+ 35mm f1.4, 56mm f1.2 seti ile ilgili yazilar da gormek beni mutlu ederdi. Fujifilm kullanan arkadaslarda inceledim, Nikon d7100+Sigma 17-50mm f/2.8 ile ic mekanda los isikta 1600 ISO-da yaptigim cekimde cok fazla kumlanma varken, Fujifilm XT10+16-50mm f/3.5-5.6 kit lensi ile 6400 ISO-da kumlanma cok azdir.

Sebahattin Demir

Hem Tam Kare gövde ve hem de aynasız APS-C kullanıyorum. Nikon D810 ve Fujifilm X-T1 Grafit Gümüş gövdeye sahibim. Arada sırada ben de Ertan bey gibi olmasa da amatörce bazı denemeler yaparım. Aynı ışık koşullarında (doğal ışık), her iki gövdeyle, herşeyi makinaya bırakarak, yani otomatik pozlama “P” modunda bir portre denemesi yaptım. Kullandığım donanım şöyleydi: – Nikon D810 + Nikkor 50mm F1.4G lens – Fuji X-T1 + 23mm F1.4 Lens (FF’de yaklaşık 35mm) Her iki makina da Max 6400 ISO olmak üzere Otomatik ISO ayarlıydı. Aynı uzaklıktan çektim, model ile aramızda 1,5m mesafe vardı. Üçayak kullandım, netliği her iki makinana… Daha fazla »

Body Ekrem

Tuvalet için bile yerinden kalkmak istemeyen PC oyuncuları için özel üretilmiş sandalye.
Pc değil bilgisayar .
Özet bölümü çok iyi sadece orayı okuyorum.

ksamet

Sondan ikincibl paragtaf olmayaydi iyiydi. Yıktın gecirdin butun m43 hayranlarini 🙂

Neden 7ii degilde 7rii, temel neden yuksek mp hayranligi mi?

Serkan

Merhaba gördüğüm bir durum var , m43’de 20mm pana ve oly 45mm’de en açık diyaframda bile iyi sonuçlar alıyorum. Köşeler iyi yani. Biraz kapatınca zaten mükemmel oluyor. Bu bir avantaj değil mi?
Bir de pana 14-45’i em5 ile kullanırken istediğim gibi detay alamıyorum bazen. Bazen de çok iyi detay alabiliyorum. Bu neden kaynaklanıyor olabilir?

hsnckr

Sizce elimdeki em1 ve lensleri satıp bir a7 alsak mı? Şu anda elimde olympus 45mm, olympus 17mm ve olympus 75mm var. Em1 ve bu üçünü satıp bir a7 gövde(a7 m2 daha pahalı) ve zeiss 55mm ve 35mm alsam? Açılardan kaybım olacak orası kesin. Ama düşündüğüm şey, eğer titreşim önlemelerden arındırarak örneğin tripodla çekim yaptığımı varsaysam a7’nin bariz üstünlüğü olmayacak mı? Kararsızım açıkçası.

Osman Gökhan Alphan

Merhaba! Yazılarınızı yeni keşfeden ve faydalanan biri olarak, yaklaşık 20 gündür ufak bir makine almaya karar verdim… tabi 2. ellere bakıyorum. Alma sebebim eşime fotoğrafçılığın temellerini öğretmek istemem. Malum bayanlar için Canon/Nikon Dslr’ler büyük ve hantallar! Ayrıca çantalarında bunları taşımalarını bekleyemeyiz, zaten o çantaları hep dolu oluyor! Önce Olympus E-PL3’e karar verdim (sebebi sizsiniz), sonra sensörü daha büyük diye Samsung Nx1000’e karar verdim… 3. adayım Lumix Gf-3 idi, ancak onda mod tekeri olmadığından eledim… Sony Nex5’ler ise kafamı karıştırıyor… Sorum şu: Siz olsanız, hesaplı ve fotoğrafçılığı sevdirecek ve öğretecek bir makine olarak bunlardan (ya da başka bir makinede olabilir) hangisini… Daha fazla »

Osman Gökhan Alphan

Olympus’u o kadar sevdirdiniz ki gözüm başka makine görmedi, gittim 2. el Epl-3 aldım eşime… 4 gündür kurcalıyorum; sanki aletin içinden bir canavar çıktı… 🙂 Çünkü ben bu kadar detaylı ayarları olan bir makine görmemiştim! Almadan önceki araştırmalarımda ISO 800’ün üstüne çıkma diyorlardı ama ben ISO 1600’ü rahat rahat kullanıyorum… Sanırım doğa yürüyüşlerimde 500D’mi evde bırakacağım! Şimdilik gördüğüm artıları: Manzaradaki keskinliği ve renk doygunluğu, odaklamasının hızı, gece bile belli ışığa kadar iyi, alet beklediğimden küçükmüş, her yere taşı… benim 500d tarihi görünüyor yanında… Aslında eksi olarak Hdr olmasını isterdim… ama ters ışıkta beklediğimden iyi çıktı… 2. eksi olarak açık ten… Daha fazla »

Kerim

Merhaba oly em5’ten sony a7’ye geçmeyi düşünüyorum. Oly’nin jpeglerinden çok memnunum. Acaba a7’ye geçtiğimde olympusun jpeglerini arar mıyım? A7 yi şimdilik yeni çıkan 50mm ile kullanmayı düşünüyorum.

selim

Ertan bey merhaba Sony a6300 ile Sony a7rII arasında nerdeyse hiç fark yok gibi 🙂 iki makine arasında kalan biri hangisini tercih etmeli Sony a7rII’ye verilen para hakkını verebilirmi ? Bu işten para kazanmayan biri için değermi?

Selim

Teşekkür ederim.

Zekerşya ŞAFAK

Merhaba em5’te isoyu düşük tutuyoruz tamam ama iki senaryo düşünelim. 1-sony a6000+sel 50mm 1.8 2- oly em5+ oly 45mm 1.8 İkisini de 5 saniye pozlayalım ve lenslerin en keskin olduğu diyafram değerine alalım. İso her ikisinde de 100 olsun. Çekeceğimiz sahne istanbul boğazı. Haliyle ışıklı ortamlar var ama çekeceğimiz alan düşük ışık ortamı olarak adlandırabiliriz. Peki bu durumda sonuç ne olur, Herşey aynı ama a6000’de algılayıcı büyük, Lens kaliteleri arasında fark var mı bilmiyorum ama ikisi de gayet iyi lensler. Ben düşük ışıklı ortamlarda daha fazla detay almak istiyorum örneğin ya da detaydan ziyade temiz ve daha derinlikli bir foto.… Daha fazla »

Güçlühan Ece

Keyif alarak okuduğum harika , yararlı bir yazı olmuş. Ara sıcaklarda gayet başarılı tespitler içeriyor . Emeğinize sağlık