Pentax K-500 incelemesi Sayfa 2

Önceki sayfada Pentax K-500’den bahsettik. Menülerde gezdik, düğmelere baktık, bazı özelliklerine değindik. Şimdi bu sayfada Olympus OM-D E-M5 ile karşılaştıracağız. Bakalım el mi yaman bey mi yaman.

PUAN OYUNLARI

Hala var mı bilmiyorum, bazı markalar özel hız aşırtılmış modellerini anlatmak için bazı performans grafikleri gösterirlerdi. Mesela:

ekran karti

Grafik okumayı bilmeseniz “vay be, adamların “acaip manyak XXX” kartı diğerlerine fark atmış” diyebilirsiniz, halbuki arada cücük kadar bir fark vardır. Firma o bit kadar fark için sizden (size) minimum 50$ talep eder (dayar). Anakartlarda da durum böyleydi, hala da böyle. Ek bileşenleri saymazsak aynı yongalı anakartlar %95 benzer performanslı oluyor, aradaki fark malzeme kalitesine gelip dayanıyor ki hız aşırtma yapmazsanız ortalama bir kart size yıllarca yeter.

Rakamlarla oynanan oyunlara diğer bir örnek enflasyon hesaplamaları. Her yıl istatistik kurumu enflasyon sepetindeki şeyleri değiştiriyor. Bir yıl bakıyorsunuz 2000CC arabalar sepete girmiş köprü geçiş ücretinin ağırlığı azalmış, bir yıl duş jeli sepete girmiş vapur ücreti çıkmış vs.. 2013’e baktım, TÜFE sepetinde en ağırlıklı 20 madde içinde sağlık harcamaları yok mesela. 2014’ü göremedim ama sağlık harcamaları neden “önemsiz”ler içinde anlamak zor.

19. yüzyılda İngiltere’de başbakanlık yapmış olan Benjamin Disraeli’nin (Mark Twain’in aktarması) bir lafı var: 3 çeşit yalan vardır. Yalanlar, iğrenç yalanlar ve istatistik. İstatistik müthiş bir bilim, diğer taraftan fazla kompleks olduğu için çok fazla esnek. Bir iş programında risk analizi yaparken (Monte Carlo Analizi) yüzdelik dilimler o kadar hassas değişiyor ki neredeyse ne istersem onu bulabiliyorum 🙂 Tabi biraz abarttım ama temelde dediğim doğru.

Fotoğraf makinelerinde Sony DSLR algılayıcılarına çuvalla yatırım yapınca sektörde temelde iki şey oldu: 1) Canon’a gerçekten ciddi bir rakip geldi ve dengeler değişmeye başladı 2) Sayı oyunları başladı.

“Sayı oyunları” şöyle oluyor: “Efendim bilmemne algılayıcısı diğerinden 3 puan önde, demek ki daha iyi”.

Hadi ya? Peki bunlar ne puanları? Nasıl hesaplanıyor? Pratikte neye yarıyor? Biraz detaya girelim mi?

“Biraz detaya girelim mi?” sorusu yanlış bir soru, çünkü 2015 yılındayız ve hiçkimsenin durup detaya inecek vakti yok! “Çabuk çabuk bana bir rakam ver” peşinde herkes. “Çabuk çabuk zamanım yok hadi hadi…”. Herkesin doğuma yetiştireceği karısı var sanki 🙂 Banka veya sigorta sözleşmelerinde firmanın (banka ya da sigorta firması) para kazanacağı ya da sizi öpeceği maddeler hep dipnot ya da “Ek” olarak bit kadar harflerle yazılır. Sorarsanız alacağınız cevap “bunlar hep standart zaten” olur. O yazıları okuyup anlamaya çalışırsanız aslında ne kadar rezil bir şeye imza attığınızı görebilirsiniz, ama kimsenin okumaya “zamanı” yok.

Puanlama yapan siteler de buna güveniyor. En bilindik site tabii ki DxOMark. DxOMark’teki puanlar nereden geliyor biliyor musunuz? “Evet okudum anladım” diyen kendine yalan söyler. DxOMark’ın açıklamaları hep bir yere kadar gelir, oradan sonrası kapalı kutudur. Ve puanlamanın içinde o kadar çok ufak detay ve değişken vardır ki ben her okuduğumda “ulan bunların hepsini toplayıp tek bir puana nasıl indirgiyorlar?” sorusunu soruyorum kendime.

PROJE İLERLEME GRAFİĞİ VE HİDROELEKTRİK SANTRAL BENZETMESİ

Biraz mühendisliğe girecek ama DxOMark konusunu anlatmam için bu örneği vermem gerekiyor. Okuyup ucundan anlamaya çalışın lütfen.

"Baraj" deyince insanların aklına ilk gelen şey bu. "İşte baraj var, göl var falan".
“Baraj” deyince insanların aklına ilk gelen şey bu. “İşte baraj var, göl var falan”.

Kompleks projelerde (örneğin hidroelektrik santrali) işin ilerleme yüzdesini vermek her zaman derttir. Nasıl mı?

  • İş sadece kazıdan ibaret olsa “100 000 m3 kazı vardı, 25 000’i bitti, demek ki ilerleme %25” dersiniz olay kapanır
  • Sadece asfalt döküyorsanız, “toplam 50 000 ton asfalt vardı, 20 000 ton döktüm, demek ki ilerleme %40” dersiniz, konu biter
  • Bir türbin kuruyorsanız ve o türbini 5 000 adam saate kurmayı planladıysanız ve 1 000 adam saate ulaşmışsanız “ilerleme yaklaşık %20” dersiniz
  • 2 kilometrelik tüneliniz varsa ve bunun 1 kilometresini açtıysanız ilerlemeye %50 dersiniz (aslında bu kadar basit değil, bu işin betonu-bulonu-giriş/çıkış yapıları vs.. var ama basite indirgeyelim)
  • Bina temeli döküyorsanız “2 500 m3 temelin 1 000 m3’ünü döktük, ilerleme %40” dersiniz
  • Çelik makaslı bir çatı kuruyorsanız “2 000 ton çelik vardı, 1 500 ton kurduk, ilerleme %75” denir
  • Projede sigorta var, kiralar var, yemek-kamp var, maaşlar var, arazi alımları var vs.. Bunların ilerlemesini nasıl raporlarsınız?

SORU1: Şimdi bir baraj düşünün, bu işte yukarıdakilerin tamamı ve daha fazlası var. Patron geldi size “projede ilerleme % kaç?” dedi. Ne dersin? Betonu mu kazıyı mı adam saati mi çeliği mi asfaltı mı parayı mı söyleyecen? Hepsi tek başına kolay, ama biri “hadi bunları topla” derse hepsini nasıl toplarsın?

Tabi bunun türlü yolları var, en sık kullanılanı tüm işleri paraya çevirip öyle raporlamak ama o yöntem artık çok geçerli değil çünkü tüm projeler gecikiyor ve gecikmiş projelerde para bazlı ilerleme raporlamak abesle iştigal. Örneğin baraj gövdesi bittiyse ama tünelde kilitlenip kaldıysan TEK BİR GRAFİKTE bunu anlayamazsın. Ya da tünelde mükemmel gidiyorsun ama türbinlerin üretimi 8 ay gecikecek, bunu TEK BİR GRAFİKTE nasıl anlatırsın?

Böyle kompleks projelerin ilerlemesini anlamanın en iyi yolu gruplamak. Örneğin baraj gövdesi, tüneller, enerji santrali, şebeke bağlantı istasyonu, yollar vs.. gibi alt birimlere bölüp işi öyle raporlamak bir çözüm olabilir. Bu şekilde “tünelde çok iyiyiz ama santralde gecikiyoruz” deme şansın olur. Ki bu bile %100 doğru sonucu vermez. Ya tüneldeki kazıyı erken bitirmene rağmen çelik cebri borularda çok geri kalıyorsan?

Yani, “%55 ilerleme var efendim” lafının arkasında 100lerce rakam, 10larca değişken ve etmen var.

SORU2: Diyelim ki yeni bir proje var, megavat başına maliyeti 5 milyon TL hesapladınız. Patron geldi dedi ki “Hindistan’daki bilmemne projesi 3 milyon. Bu niye bu kadar pahalı?”

10larca değişik tip hidroelektrik baraj tipi var. Türbin tipleri farklı olur, baraj tipi farklı olur, baraj hiç olmayabilir, toplama kanalları 100 metre ya da 50 kilometre olabilir, su havzası (“göl” diyelim) 1 km2 ya da 1000 km2 olabilir, orman arazisine denk gelebilir şahıs arazisine denk gelebilir ya da çorak arazidedir, kış koşulları felakettir, aşırı sıcaktır, ulaşım yolu yoktur vs.. Milyon tane değişken var. “Kaça mal oluyor” derken tüm bunları düşünmek lazım.

YANİ?

“Nabıysın baa?” sorusuna verdiğin “iyi beyaa”nın arkasında 100lerce düşünce var aslında. Ortalama bir insanın beyninde günde 60 000 düşünce oluştuğu (dakikada 42 tane) ama bunların sadece bir kısmının “bilinçli” düşünceye dönüştüğü söyleniyor.

Enflasyon rakamları gibi biraz. Senin sürekli aldığın bir ürün ya da hizmetin fiyatı son 1 yıl içinde %25 artmıştır, enflasyon rakamlarına bir bakarsın “%6.63”! Lan?!? Sorarsan açıklaması da vardır hani, “efendim bir sepet yapıyoruz, o sepetteki 20 ürüne ağırlık veriyoruz, sonra kalanları da kategorize ediyoruz, sonra …” diye uzar gider ama sonuçta senin mal %25 zamlandı mı? Zamlandı.

Emekliye yapılan zammın kurufasulyeye yapılandan az olduğu söyleniyordu geçende. Şimdi bakan çıkıp “enflasyon oranında zam yaptık, daha ne olsun?” dese neye yarar? Simit, fasulye, otobüs bileti, sağlık harcamaları, benzin vs… Bunların artışı daha fazlaysa emekli ne yapsın?

Tek bir rakam, kompleks kavramları açıklamaya yetmez. Hiç yetmedi, yetmeyecek. “Türkiye’de bir kişinin yıllık geliri 10 000 $’a geldi” diyen politikacıya ne demek istersiniz mesela? Sokakta yatanı da, asgari ücretle sürüneni de, işsizi de, ayakkabı kutusunda para saklayanı da, paraları sıfırlayanı da, milletin ..ına koyanı da aynı kefeye koyup bir rakam veriyor.

Neyse, konuyu değiştirmeyelim ve DxOMark’a gelelim.

 


ARA SICAK

Hainlerin, yalancıların en büyük referanslarından olan Rıza Nur, hatıralarının 3. cildi 27. sayfasında şöyle yazar:

Amerika mandayı kabul etse, haklı ve dürüst hareket etse, Türkün daha belki bir asır yapamayacağı imaratı yirmi senede yapar, Türkiye’yi baştan aşağı mamur, zengin, mes’ut eder; Türkten kuvvetli, medeni bir millet meydana çıkardı. İşte İngiliz elinde Mısır. Otuz yılda nüfusu on milyon kadar artmış. Mısır vatanı tamamiyle mamur, organize, zengin millet olmuş, böyle bir millet de istiklalini derhal alır. Böyle ve haklı bir ümitsizlik içinde düşünmek bir fikirdir. Valıa esaret cennet de olsa pek kötü şeydir. Millet her şeyi de kaybetmek tehlikesi altındadır. Bu hata da ancak milletleri hain göstermek de pek insafsızlıktır.

Yorum yok… Bu arada Rıza Nur kendinin deli olduğunu doktor olduktan sonra anladığını söyler, karısının evde yaptığı rezillikleri anlatır vs.. Buna rağmen anılarının %100’ü yanlış diyemeyiz, sonuçta o dönemin tanıklarından biri. Yalnız TÜM tezinizi bu adamın hatıralarına dayandırırsanız hata edersiniz. Kafir Kısırcıkoğlu bunu yapıyor. Ki bu Kafir de, “üstad” dediği Necip Fazıl da, Rıza Nur de Amerika’yı “kurtarıcı” olarak görürler. Kadir her yerde “Erdoğan’ı BOP için ben ikna ettim” der mesela. Sorduğunuzda 100 tane bahanesi vardır, kıvırır, “Türkiye’nin çıkarları” falan diye geveler vs.. ama BOP’un kime hizmet ettiği bugün daha da açık olarak görülüyor.


MUZAFER SHERIF VE OTOKİNETİK ETKİ DENEYİ

1940larda “uzaylı gördük” diyenler yaklaşık 30 tip farklı uzaylı tipi tarif edermiş. 1960larda bu tip 20’ye inmiş, ET’den sonra herkes kısa boylu koca gözlü ve kafalı uzaylılar tarif etmiş. Neden herkes cüce-insan tipli uzaylıyı tarif ediyor artık?

Muzafer Sherif adını duydunuz mu? Aslında adı “Muzaffer Şerif Başoğlu” olan bu bilim adamımız klasik sol-sağ çekişmesi yüzünden Amerika’ya gitmek zorunda bırakılmış, orada da adı Muzafer Sherif olmuş. Kendisi modern sosyal psikolojinin kurucularından olarak kabul edilir. İlginç bir karakter, hakkında okumanızı tavsiye ederim. Bu abimizin “otokinetik etki” deneyi var.

Tamamen karanlık bir odada duvarda sabit küçük bir kırmızı ışık varsa ve bu ışığa bir süre bakarsanız bu ışık bir süre sonra hareket ediyormuş gibi görünür. Bu yeterince ilginçken, oda çok karanlık olduğundan herhangi bir mesafe referansınız olmadığı için ışığın nereye doğru hareket ettiğini bilemezsiniz. Odaya teker teker konan insanlar “sağa 15 cm gitti”, “sol çapraza 45 cm gitti” gibi cevaplar vermiş. Sonra bu insanları aynı anda odaya almışlar. Ne olmuş biliyor musunuz? Denekler önce kendi fikirlerini savunmuş, ama yavaş yavaş tartışarak aynı noktaya gelmişler! Yani hepsi ışığın nereye kaç cm oynadığı konusunda hemfikir olmuşlar! (mesela hepsi “sağa 25cm oynuyor” kararına varmış)

Aslında yerinden bile kıpırdamayan ışığın hangi yönde hareket ettiği konusunda ortak bir norm, toplumsal bir görüş oluşturmuşlar.

Sonra denekler gene teker teker odaya alınmışlar. Bu sefer hepsi daha önce topluca karar verdikleri görüşü savunmuş.

Size bir soru: Hareket etmeyen bir ışığın hareket ettiğine karar verne bir toplum, hiç kimse tarafından görülmemiş olan uzaylıların ne biçim olduklarına da karar vermiş olabilir mi?

DxOMARK VE SAZ ARKADAŞLARI

Şimdi baştan söyleyeyim, Sony NEX serisini seviyorum (8-10 civarı E bayonet lensim var), elimde çok sevdiğim D800’üm var, Olympus E-M5’imdeki algılayıcı da Sony yapımı. Canon olarak sadece EOS-M kaldı. Yani taraf tutacak durumda değilim. İnsanların getirildiği, sürüklendiği duruma itiraz ediyorum sadece.

3u bir arada dxo

Nasıl? Puana bakar bakmaz EOSM gözünüzde bitti değil mi 🙂 Bir an tiksinç gelmiştir Canon 🙂 Elinde Canon olanlar elindekini duvara fırlatmak istedi mi 🙂 Durun durumu daha da kötü yapayım:

k5 ve 6d

Bu nasıl? Vuhuuuu… Coşalım güzelleşelim…

FOTOĞRAFLAR

16MP’lik Sony algılayıcı belki de şu anda genel toplamda en uygun APSC algılayıcı. Lensleri 24MP kadar zorlamıyor, piksel bazında 24MPlerden daha temiz, dosya boyutları büyük değil ve 16MP çok yeterli. Yalnız dikkat edin “daha iyi” demedim, “en uygun” dedim.

Neyse, bu 16MPlik algılayıcı uzun süredir piyasada ve az-çok ne yaptığı belli. Sony bu algılayıcıyı Ricoh-Pentax,ve Nikon’a da satıyor. Eğer bu algılayıcıyı alan firma çok yanlış birşey yapmazsa piyasadaki en iyi makineye yakın imaj kalitesi elde edeceği garanti.

K500 yanında 18-55mm DAL kit objektifle geliyor. Bu lens bir zamanlar “en iyi kit objektif” olarak lanse ediliyordu (tabii ki Pentax-severler tarafından). O zamanlar Canon’un IS’siz 18-55’i gerçekten kötüydü, Nikon’unki ise daha iyiydi. Yalnız köprülerin altından çok sular aktı ve Canikon sürekli 18-55lerini geliştirdi. Şu anda gelinen noktada kit objektiflerde Canon >= Nikon > Pentax diyebilirim. Bir kere Canikon’un 18-55leri artık cızz-bızz diye odaklamıyor. Pentax’ın 18-55’iyle sokakta fotoğraf çekerken utanıyorum, o kadar sesli 🙂 Optik olarak da Canikon daha ileride bence.

Bu yüzden olabildiğince keskin olduğunu bildiğim Tamron 90mm f2.8 Di Macro ve Pentax DA 50mm f1.8 ile kullandım. Bakın size 1-2 makro örneği göstereyim:

makro 1 buyuk makro 2 buyuk makro 3 buyuk

Bunlar Sandisk SD kartımın fotoğrafları. Soldakiler standart JPEG çıktısı, sağdakiler RAW dosyalarının ACR’de işlenmiş hali. RAW’da keskinliği biraz fazla arttırdım ama bu şekilde baskıda ciddi detay alırsınız. Yani Tamron gibi keskin bir makro lensiyle harika makrolar çekebilirsiniz. Ki aslında bu algılayıcı ve objektiften beklenecek bir sonuç.

HATIRLATMA: Aşağıdaki fotoğrafların üzerine tıklayıp büyük hallerini görün.

GECE EV

Gece karanlığında bir ev. Etrafı hafiften aydınlatılmış. Karanlık ve parlak ışıklar her sistem için zorlayıcı bir sahne oluşturuyor. Burada K500’de Tamron 90mm f2.8 Di Macro, Olympus E-M5 üzerinde Sigma 60mm f2.8 kullandım. Tam karede Tamron 135mm, Sigma 120mm’ye denk geliyor o yüzden Olympus’le çekim yaparken üçayağı biraz ileri kaydırdım. Buna rağmen istediğim kadar ileri gidememişim bu yüzden Olympus’un biraz dezavantajı oldu (biraz kısa kaldı). Hava çok soğuk olduğu için çekimleri bir defa daha yapmadım. Buna rağmen aşağıdaki sonuçlar birçok şeyi açıklıyor diye düşünüyorum.

Odaklamayı canlı önizlemede yaptım (otomatik):

iso100 1

Yukarıdakilerde soldaki K500 (ISO100, f2.8, 15sn), sağdaki EM5 (ISO200, f2.8, 8sn). Sadece bu kareden bile pekçok şey çıkarılabilir. Bir kere odak hatası yok. Pentax’ın sonucunu gördükten sonra 4-5 defa farklı şekillerde denedim odaklamayı, hepsinde sonuç aynı. Kaldı ki evle aramda 80-100 metre civarı var, bu mesafede 135mm ve f2.8’de net alan derinliği 10larca metre.

Çekim değerleri aynı olmasına rağmen E-M5’te evin önü daha belirgin. Sanki E-M5 1/3-1/2 durak kadar daha hassas gibi.

Tamron’u makroda deneyip beğendiğim için bu sonuca şaşırdım. Aslında daha önce de uzakları çekerken böyle sonuç verdiğini görmüştüm ama o zaman “f2.8’de böyle olması normal” diye geçiştirmiştim. Halbuki yanına jilet gibi bir lens koyunca Tamron’un telefotodaki eksikliği açığa çıkıyor.

Burada bir parantez açmak lazım. Eskiden makro lensler yakın mesafelere odaklamaya optimize edilirlerdi, uzak çekimlerde daha kötü performans verirlerdi. Sonralara (bilgisayarlı tasarım sayesinde) bu biraz düzeldi. Belki de Tamron’un bu versiyonu makro için optimizedir, bilemiyorum. Ya da elimdeki kötü bir örnek olabilir, belki daha iyi bir örnek daha iyi sonuç verecektir, ondan da emin değilim. Mesela o mavi renk bozulmasını ortadan kaldırmak imkansıza yakın zor, Sigma’da ise renk bozulması neredeyse hiç yok. Ya da Sigma o kadar iyi ki yanına ne koysan bu hale sokacak 🙂 Kapa parantez…

Sigma’ya gelirsek… Sigma’nın 30mm f2.8 ve 60mm f2.8 lensleri çok keskinler. Tam fiyat/performans lensleri. DP Merrill ve Quanttrolardaki başarıları ortada zaten (DP3’te 60mm yerine 50mm f2.8 var ama performansı benzer).

Biz yıllardır neden “yeni makineden önce objektife bak sen” diyoruz? Al işte kabak gibi ortada. “Küçük algılayıcılı” diye yüzüne bakılmayan bir m4/3 makinesi “büyük” algılayıcılı K500’den çok daha iyi sonuç vermiş.

iso100 3

Aynı çekimden başka bir kesit. Çekim değerleri aynı olmasına rağmen E-M5 biraz daha parlak gibi. Bunlar JPEG değil RAW, yani keskinlik-parlaklık vs.. ayarları etkin değil.

iso100 2

Burada durum daha belirgin. E-M5 ve Sigma çok daha iyi sonuç vermiş. Hatırlayın, bunlar baz ISO değerleri.

Şimdi ilk kesitteki karlardaki detayları geri getirmek için fotoğrafa -2EV pozlama telafisi uygulayalım:

iso100 1 -2ev

Bunu hiç söyleyeceğimi düşünmezdim (açık yüreklilikle söylüyorum) ama, E-M5 burada K500’den çoook daha iyi! Gerçekten de tam tersini beklerdim, büyük algılayıcı ve DxO puanı yüzünden. Ama gerçekte durum tam tersi, E-M5’te detaylar yerine gelirken K500’de grileşme başlamış, kirli bir görüntü oluşmuş. Bu sonucu görünce başka bir yere daha bakayım dedim:

iso100 4 -2ev

Sonuç aynı. Sigma’nın tartışılmaz üstünlüğü bir tarafa, K500’de parlak bölgelerdeki detaylar grileşmeye başlamışken E-M5 hala temiz. Hayret…

Sonra “bir de -4EV vereyim” dedim, bakalım ne olmuş:

iso100 1 -4ev

Artık olay daha açık. K500’ün RAWlarında kesinlikle E-M5’inkilerden daha az bilgi var, en azından parlak bölgelerde böyle.

Parlak bölgelerde E-M5’in üstünlüğünü gördük, bir de artı pozlama telafisi yapıp gölgelere bakalım. +3EV’deki durum:

iso100 2 +3ev

iso100 3 +3ev

+5EV verirsek:

iso100 5 +5ev

Nihayet +5EV’de K500’ün APSC algılayıcısı gücünü gösteriyor, E-M5’in “ufak” algılayıcısının nefesi yetmiyor. Gölgelerde artı pozlama telafisinde K500 çok daha başarılı. Gene de +3EV’de bile E-M5 kötü değil, hatta ben E-M5’i seçerdim +3EV’de (lensten dolayı olabilir).

Yukarıdakiler baz ISO’daki çekimler. ISO800’de +3EV telafi uygularsak:

is800 3 +3ev

Hangisi daha iyi?

SONY HX50V, SU, AĞIZ TEMİZLEYİCİ VE TOPÇUK

Kaldığım otelde masanın üzerine başlıktakileri koydum, üçayakta EM5 ve K500 ile birkaç ayarda çekim yaptım. “Topçuk” dediğim şey, tepesinde üçayak bağlantısı olan bir kum torbası. İçinde ne var bilmiyorum, Kan’da (Caen, Fransa) Darty’de 2 Avro’ya görünce dayanamayıp aldım 🙂 Kompakt makineler için faydalı bir alet, aynasızlarda sınıra geliyor, DSLR için ise kesinlikle kullanılmaz. Beklediğimden daha kullanışsız çıktı ama 2-3 iyi fotoğraf yakaladım onun sayesinde.

EM5’te gene Sigma 60mm, K500’de gene Tamron 90mm f2.8 var:

iso100 1 jp

Yukarıdaki ISO200, f5.6, 4 saniye. İki makinede de ISO200 kullandım, ikisi de makine çıktısı JPEG. EM5’in çerçevesi daha yüksek, sebep algılayıcısının 4/3 oranında olması. İkisinde de beyaz ayarı yanlış ama Pentax daha doğru sonuç verdi beyaz ayarında. Bir de nedense EM5 daha parlak görünüyor, sanki 1/3-1/2 durak kadar fazla pozlanmış gibi. Çekim parametreleri aynı olduğu için JPEG işlemesinden kaynaklı bir durum diye tahmin ediyorum. RAWlara bakarsak (beyaz ayarlarını düzelttim):

iso100 isik farki

Hmmm… RAWlarda da EM5 fazla pozlanmış gibi, daha doğrusu algılayıcı aynı değerlerde daha fazla ışık almış. Her zaman gördüğüm bir durum değil halbuki. Bir bölgeye daha bakalım ISO100’de:

iso100 zoom ISO800’e geçelim. İlk fotoğraf JPEG, ikinci ve üçüncü RAW:

iso800 1 jp iso800 1 iso800 2

Şimdi ISO1600 ve ISO3200’e beraber bakalım:

iso16003200 ust k500 1 iso16003200 ust k500 2 iso16003200 ust k500 3

Üst K500, alt EM5; sol ISO1600 sağ ISO3200. EM5’te biraz daha fazla gürültü görünse de unutmayın K500 yaklaşık yarım durak daha karanlık. EM5’i de aynı değere çekersem gürültü gidiyor.

ISO6400 ve 12800’e geçelim. Gene ilk fotoğrafta JPEG, diğerlerinde RAWlar var:

iso640012800 ust k500 1 jp
K500’de (üstteki) gölgelerde ya da karanlık bölgelerde beyaz ayarı kaymış ISO6400’de. Mavi ağız gargarasında K500 daha doğru renk veriyor ama gölgelerde siyahlar mora kaçmış.

iso640012800 ust k500 1 iso640012800 ust k500 2

ISO6400 ve 12800’de ağız gargarası şişesinin üzerindeki yazılarda EM5 biraz daha iyiyken gölgelerde ve siyah bölgelerde EM5 geriye düşüyor, büyük algılayıcının farkı bu ISO değerlerinde gölge ve siyah bölgelerde hissediliyor.

ISO25600 ve 51200 (K500)’e geçelim. Gene önce JPEGler:

iso2560051200 1 jp

Üçgenin üst köşesi K500-ISO25600, sol-alt köşesi EM5-ISO25600, sağ-alt köşesi K500-ISO51200. Hepsi çöp gibi görünse de EM5 şaşırtıcı bir şekilde (ben de beklemiyordum) geride değil, hatta belki biraz daha iyi. İlginç… Gene JPEG, farklı bir bölge:

iso2560051200 2 jp

EM5’in JPEG motoru zaten iyidir, yüksek ISO’da geriye düşmemesi hatta daha fazla detay vermesi de bundan kaynaklanıyor olabilir. RAWlara geçelim:

iso2560051200 1 iso2560051200 2

Yukarıdaki iki karede sağ-altta EM5 var, diğerleri K500. Gerçekten şaşırtıcı olsa da EM5 geride değil, hatta gargara şişesindeki yazılarda bağıra bağıra daha iyi. Objektiften mi? Daha etkin algılayıcıdan mı? Nedir sebep? Bilmiyorum. NEX ve Canon’daki algılayıcılar ISO12800 ve ISO25600’de EM5’ten daha iyi oluyorlar genelde, o yüzden şaşırdım. La Pentax, algılayıcıyı Çin’de kaçak mı yaptırdın yoksa 🙂

SONY HX50V, SU, AĞIZ TEMİZLEYİCİ VE TOPÇUK (KARANLIK)

Yüksek ISO’ya şu iki ana nedenle çıkarsınız: Hareketi dondurma (spor, koşturan çocuk, uçan kuş vs..) ve ışık yetersizse.  Yukarıdaki çekimlerde odadaki ışık yanıyordu. Şimdi o ışığı söndürelim ve sadece banyodan gelen ışık eşliğinde bakalım gerçekten düşük ışıkta makineler nasıl davranıyor. ISO200’le başlayalım:

iso200 1 +2ev

İki makinede de değerler f4, 5 saniye ve ISO200. Gene EM5 biraz fazla ışık toplamış gibi ama fark yukarıdaki kadar fazla değil.iso200 2 +2ev

Yukarıda EM5 daha keskin sonuç vermiş, merak edenler için odak olayını açıklayayım: İki makinede de canlı önizlemede odaklama yaptım (EM5’te mecburuz buna zaten), ve odaklamayı yaparken ışık açıktı. Sonra makineleri-objektifleri manuel odağa aldım. Bu yüzden bir odak hatası olduğunu sanmıyorum. Eğer odak hatası varsa da artık ne yapmalı bilmem, K500 canlı önizlemede adam gibi odaklama yapamıyorsa gitsin milletvekili adayı olsun meclise girsin el kaldırıp indirsin (salla başı al maaşı). Sanıyorum ki fark objektiflerden geliyor, Tamron 90mm ilginç bir şekilde Sigma 60mm’nin gerisinde.

ISO800 ve 1600 (yukarıdaki K500, aşağıdaki EM5):

iso8001600 1

ISO3200 ve 6400:

iso32006400 1 iso32006400 2

 

Yani Pentax’ın RAWlarda bile bariz gürültü azaltma yaptığını söylemek istemiyorum… Söyliyim mi yoksa?

Bir de aynı ISOlarda EM5 ve K500’ün ışık değerlerini aynı hale getireyim dedim. Bunun için EM5’e -0,5EV pozlama telafisi vermem gerekti:

iso32006400 3 oly -05ev duzelt

Hatırlatayım, soldakiler ISO3200 sağdakiler ISO6400, yukarıdakiler K500 aşağıdakiler EM5. K500’de RAWlarda bile bariz gürültü azaltma var. Objektifin etkisi de bir yere kadar, yazı aralarındaki mavi bölgede de bu gürültü azaltmanın izleri bariz ortada. Bu yüzden ISO3200 ve hatta 6400’de bile EM5’i daha iyi görüyorum.

ISO12800 ve 25600’e bakalım:

iso1280025600 1

Burada da gürültü azaltma ve objektif farkı ortada. Normalde (NEX ve Canon’la karşılaştırırsak) bu değerlerde geride olması gereken EM5, K500’den daha iyi ya da aynı görünüyor.

Ha, çok aşırı beklentisi olmayan amatör kullanıcı için farketmez belki. Sonuçta “ne güzel, az gürültü/kumlanma var” deyip geçecek bu kullanıcı. Ayrıca biraz daha karanlık fotoğraf verdiği için gölgelerde de çok gürültü görünmeyecek. Belki de Pentax’ın taktiği budur.

ELDE ÇEKELİM

İki gövdede de titreşim azaltma sistemi var. Bunları karşılaştırayım dedim ve yukarıdaki aynı sahneyi elde çektim:

hepsi 1 hepsi 2

Hepsi JPEG, hepsi elde çekim. Bazıları otomatik modda bazıları manuel. Yukarıdaki sıra K500 (en sağdaki hariç, o EM5), aşağıdaki sıra EM5. K500’deki titreşim engelleme sistemi EM5’teki kadar etkili değil, ek olarak odaklamada da sıkıntılar oldu. Dikkat ederseniz elde çekimde EM5 her çekimde daha iyi.

Yani düşük ışıkta EM5 (objektife de bağlı olarak) daha iyi bir gövde. Acaba daha iyi bir objektif kullansak sonuç farklı olur muydu? Evet olabilirdi, belki de olmayabilirdi.

PALTO VE HAFIZA KARTI (ODA IŞIĞI AÇIK)

Paltomuzu kapıya astık, şapkasına hafıza kartını koyduk. Bakalım ne olmuş:

ufak

ISO100 (K500) ve ISO200 (EM5):

iso100200 1

Soldaki EM5, sağdaki K500. Beyaz ayarlarını aynı hale getirdim, ikisi de RAW. Gene EM5’te daha fazla detay var. ACR’de ikisini de keskinleştirdim:

iso100200 1 keskin

Hala EM5 biraz daha iyi. Bundan sonrakilerde tüm dosyaları ACR’de açtım, beyaz ayararlarını düzelttim, göz kararı keskinleştirme uyguladım. Soldakiler EM5, sağdakiler K500.

ISO800:

iso800 1 keskin iso800 2 keskin

ISO1600:

iso1600 1 keskin iso1600 2 keskin

ISO3200:

iso3200 1 keskin iso3200 2 keskin

ISO6400:

iso6400 1 keskin iso6400 2 keskin

ISO12800:

iso12800 1 keskin iso12800 2 keskin

ISO25600:

iso25600 1 iso25600 2

Hayret! Nihayet K500 çok yüksek ISOlarda toparladı.Gene bariz gürültü azaltma yapsa da paltonun şapkasında sanki EM5’ten daha iyi gibi. Paltonun dokusu ve kartlardaki detaylarda ISO12800’e kadar EM5’i tercih ederim, ISO25600’de K500 daha iyi burada da.

Bu arada tekrar hatırlatayım, hiçbir dosyada gürültü azaltma uygulamadım.

PALTO VE HAFIZA KARTI (ODA IŞIĞI KAPALI)

Odadaki ışığı kapattım, öyle denedim:

ISO3200:

iso3200 1 iso3200 2

 

ISO6400:

iso6400 1 iso6400 2

ISO6400’e kadar ben EM5’i tercih ederdim. Gürültü azaltma yaparak EM5’teki gürültüyü de azaltmak mümkün. K500’de zaten gürültü azaltma olduğu için (Raw dosyalarda, daha ben dokunmadan) daha az detay var.

ISO12800 ve 25600:

iso12800 1 keskin iso12800 2 keskin

iso25600 1 keskin iso25600 2 keskin

ISO12800 ve 25600’de gölgelerde EM5’in RAW dosyası biraz maviye-mora dönmüş. Diğer taraftan ISO12800’de detay konusunda EM5 hala geride değil, hatta daha iyi bile diyebilirim. ISO25600’de artık K500’ün büyük algılayıcısı kendini göstermiş.

 

SONUÇ

İlk sayfada K500’ün teknik ve kullanım özelliklerine bakmıştık. Bu sayfada imaj kalitesine baktık. K500’le ilgili yorumlarım:

  • Fiyatına göre Canikon ve Sony DSLRlarda olmayan teknik özellikleri var. Odak düzeltme (AF microadjustment), çift tekerlek, rakiplerine göre büyük ve parlak %100 prizma bakaç (bu fiyat seviyesinde aynalı bakaç kullanıyor diğerleri), canlı önizlemede rakip DSLRlara göre hızlı odaklama (bazı objektiflerle), saniyede 6 kare çekebilme, odak vurgulama (focus peaking), 1/6000 perde hızı (rakiplerinde 1/4000) gibi aynı fiyattaki rakiplerinde olmayan önemli özellikleri var.
  • Gövde kalitesi ve tutuş ergonomisi çok iyi. Menüler anlaşılır ve yeteri kadar detaylı.
  • Kit objektif artık tarihi eser gibi kaldı. O odaklama sesi derdini halletmeliler. Pentax yeni bir 18-50mm DC WR duyurdu, bu objektif KS2 ile beraber kit olarak veriliyor. Optiğini bilmiyorum.
  • Otomatik odaklama sistemi de tarihi eser. Tamron 90mm f2.8 ve kit objektifi bazen doğru yere odaklamıyor ve hatta düşük ışıkta odaklamayı da reddedebiliyor. Canikon bu konuda daha iyi.
  • Bakaçta otomatik odak noktaları gösterilmiyor. Sadece orta noktayı kullanıyorsanız dert değil ama 11 noktayı aynı anda kullanıyorsanız sorun.
  • Perde sesi aşırı yüksek.
  • Gövdedeki titreşim azaltma 2.5-3 durak etki ediyor. Hatta bazen 2 durak gibi gördüm. Sanıyorum ki (tahminim) Pentax bazı parçaları hala K10D döneminden kullanıyor (titreşim azaltma, perde sistemi vs..). Hatta toz azaltma sistemi bile K10D’yle aynı sesi çıkarıyor, millet süpersonik bilmemne kullanırken… Gerçi K500 de çok ucuz, belki mazur görmek lazım.
  • Çoğu zaman 1/3-2/3 EV az pozluyor. Genelde makineyi +1/3 EV’de tuttum kullanırken.
  • RAW dosyalarda bile gürültü azaltma var, bu yüzden ISO yükseldikçe siz istemeden detay azalıyor. EM5’teki daha ufak algılayıcı bile ISO6400’e kadar daha iyi sonuç veriyor. İnceleme sitelerinin bazıları “K500’ün dosyaları o kadar temiz ki ISO3200’e kadar gürültü yok” diyor, halbuki sebep bu bahsettiğim gürültü azaltma. Ufak detaylar da gürültüyle beraber kayboluyor.
  • RAWlarda parlak bölgelerde detaylar diğer 16MP’lik Sony algılayıcı kullanan gövdeler kadar iyi kurtarılamıyor. EM5’in RAWları bile daha esnek. 12bit ve sıkıştırılmış RAWdan kaynaklanıyor sanıyorum. Sony NEXlerin saçma sıkıştırılmış RAWları çok daha iyi. Halbuki K500’deki Sony algılayıcının potansiyeli belli.
  • Gene yazayım: K500’ü 3 şey önemli derecede geride bırakıyor: Kötü otomatik odaklama, sesli ve artık yenilenmesi gereken (ki Pentax nihayet yeniledi) kit objektif ve rakiplerinin gerisinde kaliteye sahip RAW dosyaları. Onun haricinde teknik özellikleri ve fiziki yapısı rakiplerinden daha iyi.

 

 

 

 

 

 

 

 

Kayıt ol
Notify of
guest

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

12 Yorum
En eski
En yeni
Inline Feedbacks
View all comments
omardaing

Üstad ellerinize sağlık. Yazıda da belirttiğiniz gibi objektif farkı da önemli. Yeni nesil Sigma lensler gerçekten çok iyi.
Artık bir K-3 incelemesi bekliyoruz, şöyle bir detaylısından.

omardaing

Evet adım Ömer. Böyle lenslerin niye üretimini niye durdururlar anlamıyorum 🙁 Lensin incelemesini de bekliyoruz 🙂
Pentaxın K-3 sınıfında yeni makine çıkaracağı söylentileri var. Çıkarsa epey ucuzlar. Gerçi ABD fiyatları baya uygun.
Takipteyiz.

Omardaing

K-3 ün yerine yeni makine çıkacak söylentileri var demiştim. Meersem K-3 II satışa sunulmuş bile 🙁

Kamil

Üstadım selamlar, Dxomark sitesinde Carl Zeiss Apo Sonnar T* 2/135 ZF.2 lensi için yapılan keskinlik (sharpness) testinde, lens Nikon D800E’le kullanıldığında 36 puan, Canon EOS 5D Mark III veya Nikon D5300’le kullanıldığında 22 puan verilmiş. Sensör veya bütün olarak lens kalitesi göreceli bir şey belki, farklı değişkenler var. Lensin keskinliği fotoğraftan sabit ölçülebilir bir şey değil mi? Farklı ölçüm sistemleri mi var? Nasıl bu kadar Canon aleyhine fark var? Sensör veya bütün olarak lens kalitesi gibi farklı değişkenlerin devreye girdiği göreceli bir şeyde değil keskinlik.

not: “ken rockwell’sen jpeg çek” sözünüze çok gülmüştüm tekrar selamlar

Tolga

Ertan Abi yine tek solukta okudum. Yaşım 24 ve sayenizde birçok konuda fikirlerim, ön bilgilerim oluşuyor. Özellikle şu arada verilen notlar süper ötesi. Birazdan soracağım soru hakkında eminim ki milyar tane soru almışsındır ama kafayı yememek elde değil. Adam akıllı birşey almaya kalksak ya fiyat konusuna takılıyoruz ya da herşeyi güzel gelen bir makinede bir bakıyoruz daha alt sınıf makinelerde bile standart sunulan bir özellik yok. Abi bize(Soru çok fazla insan tarafından telaffuz edildiği için çoğul konuşuyorum) bir makine tavsiye et içinde hem teknoloji olsun hem kağıt üstünde değil de gerçek hayatta iş yapsın. İSO dan ötürü çamur fotoğraflar dert… Daha fazla »

Tolga

Cevabın için çok teşekkür ederim Ertan Abi not aldım bunu. Son bir soru şu sıralar sony a6000 ismini de çok duyar oldum. Hangisini tercih etmek daha doğru olur sence? Ya da sen olsaydın hangisini tercih ederdin?

Tolga

2 kere farklı zamanlarda okudum abi o incelemeni. Akşam odaklanma sorunu gerçekten canımı sıktı o yüzden vazgeçtim bile sayılabilir a6000 den. Açıkcası üç makine kafamı kurcalıyor şuan. Sony a6000, Olympus om-d e-m5 ve em-10.. Karar veremiyorum bir türlü. Olympus larda video a6000’e göre daha mı arka planda veya kalitesiz kalıyor abi?