Pentax K-500 incelemesi Sayfa 1

Ernest Shackleton adını duydunuz mu? Duymadıysanız kesinlikle araştırın. Güney Kutbu’nu ilk defa karadan geçmek için çıktığı yolculuğu ve başına gelenleri okumanızı tavsiye ederim. Özellikle kendi ve ekibinin günlüklerinden oluşturduğu “Güney: Shackelton’un 1914-1917 Keşif Seferi” kitabı muhteşem (orjinal adı: South: The Story of Shackleton’s 1914-1917 Expedition). Türkçesi var mı bilmiyorum, ben İngilizce baskısını okudum (havamı da attım mı 🙂 ). Bu sayfadan kitabı indirebilirsiniz ama kağıt baskı okumanızı öneririm.

Aslında kitabın yazım şekli çok çekici değil. En nihayetinde Shackleton abimiz İngiliz bir “Sir”. Dili çok rahat değil (İngilizce dili de her dil gibi değişiyor, 1900lerin başından bu yana bile değişmiş. Gerçi onlar dedelerinin mezar taşlarını okuyabiliyorlarmış di mi Reco?). Diğer yandan, arada olaylara esprili yaklaşımı ve yaşanan komik olayları aktarması kitabı biraz daha okunabilir kılıyor.

shack 1

Hikaye çok kısaca şöyle: 1914 Aralık ayında 2 gemi (her birinde 28 mürettebat) Güney Kutbu’na hareket ederler. Bir gemidekiler Güney Kutbu’nu köpekler ve atlarla (!) geçecek, diğer gemidekiler önden gidip belirlenen noktalara erzak bırakacaktır. Ama daha yolculuğun başlarında Shackleton’un ekibi bir adadaki buz kütlesine saplanır, gemiyi kaybederler (yolculuk yapamayacak kadar hasar görür), ve ekip yaklaşık 3 yıl boyunca mahsur kalır. Shackleton 5 kişi ile beraber yardım bulmak için ufak bir botla yola çıkar. Bir balina avlama istasyonu bulur ve oradan yardım alarak ekibine döner. 3 yıl sonunda kendi gemisindeki tüm ekibi kurtarır.

Kitapta yolculuğun en başından sonuna kadar olan olaylar anlatılıyor. Bayağı detaylı, bazen aşırı bilimsel bir kitap. Ama kitabı asıl değerli kılan Shackleton’un o zor koşullarda ekibini yönetebilmesi, onlara liderlik edebilmesi, ve sonunda hepsini kurtarabilmesi. Kitap boyunca Güney Kutbu’ndaki soğuğu iliklerinize kadar hissediyorsunuz. Norveç’te -25 derecede bilmemnerem donunca 1914’teki şartlarla kutup macerasına çıkanların hallerini daha iyi anlıyorum.

shack 2

Sadece kitabı okuyarak koşulları tahmin edemeyebilirsiniz. Ama merak etmeyin, Frank Hurley abimiz de Sir ile berabermiş (ki kendisi meşhur bir Kutup ve Savaş fotoğrafçısı). Onun fotoğrafları sayesinde bu keşif gezisinde olanları az da olsa anlayabiliyoruz.

shack 3 shack 4

Penguen ve deniz aslanı yiyerek de bir yere kadar. Shackleton ekibi kurtarmak için geri döndüğünde adamların hayvan kemikleri kaynattığını görmüş, yani adadaki hayvanlar bitmiş adamlar kemik çorbasına kalmışlar.

PENTAX K-500

Yılbaşı tatilinde çok iyi bir indirimle K-500 bulunca alıp denemeye karar verdim. Neden?

Yeni yılda alınacak hediyeler listesinde Pentax K-500’ü “En iyi giriş seviye DSLR” olarak ilan etmiştim. O yazıda şunu demiştim: Canon 1200D ya da Nikon D3300’den çok daha üstün bir alet. K50’den sadece toz/nem koruması eksik, ki K50 de K5’in 2-3 özellik kırpılmış hali.

k500 1

 

K10D ile kendine DSLR dünyasında yer açmaya çalışan Pentax K20D, K-7, K-5 gibi önemli gövdeler piyasaya sürdü. Bu gövdelerin piyasadaki rakiplerine göre gövdede titreşim azaltma, sağlam ve ergonomik gövdeler, profesyonel gövdelerde bulunan bazı özellikleri içermeleri gibi önemli avantajları vardı. Bunun yanında otomatik odaklamada, pozlamada, lens sisteminde (f2.8ler ve uygun fiyatlı otomatik odaklı 35 ve 50mmler) eksikler gibi önemli dezavantajları da vardı bu gövdelerin. Son birkaç yılda 35mm f2.4 ve 50mm f1.8 gibi uygun lensler geldi, Otomatik odaklama sistemi de K5II’de biraz iyileşti, K-3’te daha iddialı hale geldi ama otomatik odaklama konusunda Pentax hala rakiplerinin gerisinde. Bu arada söylemem lazım ki şu anda piyasada APSC gövde arasam K3 ilk tercihim olurdu, özellikle yılbaşı indirimleriyle beraber fiyat/performans oranı en yüksek gövde bence. Ama çok düşük ışıkta doğru odaklama istiyorsanız ya da kuş-sporcu takip ediyorsanız K-3’ü de geçin.

Bu orta sınıf gövdeler konusunda Pentax rakiplerinin gerisinde kalsa da giriş seviyesinde Pentax gövdeler önemli bir yere sahip. K100D, K-X, K-r gibi gövdeler rakiplerine göre hep daha üstün özellikler sundu (otomatik odak konusunu unutursanız 🙂 ). Abime de zamanında K100D Super aldırmıştım, pil ömrü yerlerde süründüğü halde hala sempatisi var alete 🙂

İncelemeye geçmeden önce şu adlandırma konusuna bakalım: K10D, K20D, K100D, K200D, K2000, K7, Kx, Kr, K5, K5II, K5IIs, K30, K50, K500, K3… Bu adlandırmanın bir mantığı var mı? K10D en üst sınıftı, K100D bir alt. Buraya kadar güzel. Sonra K20D ve K200D geldi. Gene güzel. Sonra Km (ya da K2000). Ne? Sonra K7 geldi, ondan sonra Kx ve Kr. Ne oluyor? Sonra K5.. Bu mantıklı. K7-K5-K3 şeklinde giden bir seri var, ama onlardan önce K10D ve K20D vardı aynı kategoride? Şimdiki K30 ve K50’nin K10D ve K20D ile alakası yok ki?

Bakın size Pentaxları tarih ve kategori sırasına dizeyim:

Giriş: *ist serisi (*ist D, *ist DL, *ist DL2, *ist DS, *ist DS2. Bunları giriş kabul ettim), K100D, K110D, K100D Super, K200D, K2000 (K-m), K-r, K-x, K-500, K-S1 (K-S1’i de “Orta” grubuna alabiliriz belki ama toz/nem koruma olmadığı için “giriş”te bıraktım)

Orta: K-30, K-50

Üst: K10D, K20D, K-7, K-5, K-5II, K-5IIs, K-3

Nasıl? Arada mantık biraz kaymış galiba 🙂 Umarım yeni gövdelerde adlandırma mantığı gene değişmez. Gerçi Sony bu konuda daha kötü ama Pentax da az değil 🙂

Bir de kronoloji atalım araya (koyu modeller üst seviye):

Pentax K100D (2006)
Pentax K110D (2006)
Pentax K10D (2006)
Pentax K10D Grand Prix (2007)
Pentax K100D Super (2007)
Pentax K200D (2008)
Pentax K20D (2008)
Pentax K-m (Pentax K2000) (2008)
Pentax K-7 (2009)
Pentax K-x (2009)
Pentax K-r (2010)
Pentax K-5 (2010)
Pentax K-01 (2012)
Pentax K-30 (2012)
Pentax K-5 II (2012)
Pentax K-5 IIs (2012)
Pentax K-50 (2013)
Pentax K-500 (2013)
Pentax K-3 (2013)
Pentax K-S1 (2014)

K5 – K50 – K500 iyi bir sıralama, dolayısıyla K3 ve K30’dan sonra K300’ü de bekleyebiliriz, ama K-S1 geldi 🙂

Neyse, konuya dönelim.

TEKNİK ÖZELLİKLER

Teknik özellik tablosu koymak pek huyum değil, ama bu sefer özellikle koyasım geldi. Sebebini tabloya bakınca anlayacaksınız:

ozellikler

Canon’a “giriş seviyesinde aynı makineleri ısıtıp ısıtıp önümüze koyuyorsun” diye kızıyorduk, sonra Nikon’a kızdık. Halbuki yukarıda gördüğünüz gibi giriş seviyesinde herkes aynısını yapıyor. K30-K50-K500 temelde aynı makineler, Pentax da “1-ekle-1-çıkar taktiği” uyguluyor.

Ama şöyle de iyi bir haber var: Aslında sadece teknik özelliklere bakarsanız K500’ün K-5II’den çok bir farkı yok, hatta videoda konusunda avantajı bile var. Elbette K500 = K5II demiyorum, sonuçta modelin fiyatını azaltmak için bazı şeyleri kısmak lazım.

K500’ün formülü şu: K30’u al, toz/nem korumayı ve bakaçtaki odak noktalarını çıkar, 1-2 makyaj yap, oldu sana K500. Ha, bir de elektronik seviye algılayıcı çıkmış (electronic level). Yani temelde K30 ve K500 aynı makineler. Zaten K30 da fiyat/performans olarak çok iyiydi, K500 de benzer.

ORTAYA KARIŞIK

Çok derin bir incelemeledense K500’ün beğendiğim ve beğenmediğim özelliklerini yazayım, sizin için okuması da kolay olur. Bu arada Sonyciler bu yazıyı okuyorsa Pentax’tan biraz ders almalılar. Makineleri yaparken sadece mühendisleri değil gerçek fotoğrafçıları da işin içine dahil etmek lazım. Aşağıda Pentax’ın en alt seviye makinesindeki ince detaylara bakarsanız bu makineye gerçek fotoğrafçıların dokunduğunu anlayacaksınız. Canikon’a kullanım olarak en benzeyen marka şu anda Pentax bence. Sony’nin elektroniği üstün görünse de gövdelerinin kullanımı “beni mühendis yaptı abi” diye bağırıyor 🙂 :

    • Çift ayar tekerleği var. Bu kategoride başka rakibinde bu yok. Esasında ikinci tekerlek aman aman gerekli birşey değil bence, hele giriş seviyesi modellerde. İkinci tekerlek genelde pozlama telafisi, menülerde ve fotoğraflar arasında hızlı gezinme, ISO değiştirme gibi şeylere yarıyor. Eğer ikinci tekerleğiniz yoksa bu ayarlara ulaşmak için fazladan bir tuşa basmanız lazım. Alışınca zor gelmiyor, diğer yandan ikinci tekerleği alışırsanız tek tekerlek size zor gelebilir.
    • Pentaprizma optik bakaç (bu seviyede prizma yerina ayna kullanılır), %100 görüntü (%95 bulursanız sevinin), %92 büyütme (D3300’de %85, D5200’de %78). Kesinlikle sadece ve sadece en üst modellerde olan bir özellik. D3300, 1200Dlerde böyle birşey görmek sadece hayal. Hatta D5500 ve 700D’den bile daha iyi K500’ün bakacı. F2.8 ve daha geniş diyaframlı objektiflerde pentaprizma sayesinde bakaç diğerlerine göre daha aydınlık. AMA… Göz mesafesi bayağı düşük. Yani prizma büyük ama gözünüzü bakaca dayamanız lazım ki kenarları görebilin. Ben bakaçla aramda yarım santim olmasını seviyorum, K500’de gözümü bakaca dayamam gerekiyor. Gözlüğünüz varsa geçmiş olsun.
    •  24MPlik APSCler iyi olsa da 16MP’lik Sony algılayıcısının artık ne kadar iyi olduğunu bilmeyen yok. Ayrıca 16MP dandik objektiflerle 24MP’ye göre daha iyi geçiniyor. Aslında AA filtre de olmasaymış K500’ün değeri çok daha fazla artarmış (çok mu şey istiyorum 🙂 ).
    • RAWları sadece 12bit. Canon yıllardır 14bit RAW’u tüm kademelerde standart yaptı. “12-14 arasında fark yok ki” diyenler K5’te neden 14bit olduğunu söylesinler 🙂 Ama, K500’ün RAWları gene de esnek. Bu arada K-500’de sadece DNG tipi RAW var, üst seviye gövdelerdeki gibi hem PEF hem DNG yok. Bence tüm üreticiler ortak bir format bulmalı ya da DNG’yi bir seçenek olarak sunmalı.

ARA SICAK

II. Mahmut Osmanlı’nın hemen her alanda geri kaldığını görüp ciddi reformlar yaptı. Mesela Osmanlı’nın adeta ayağına pranga olmuş Yeniçeri Ocağı’nı kaldırdı ve yerine modern bir ordu kurdu, çeşitli bakanlık ve meclisler kurdu, Topkapı Sarayı’nı terkedip Beylerbeyi ve Çırağan Sarayı’na taşındı, ilk modern nüfus sayımını yaptırdı, ilkokulu zorunlu hale getirdi, modern tıp ve harb okulu (Harbiye) kurdu. Tüm bunları Avrupa’dan geri kalan Osmanlı’yı ileriye taşımak için yaptı. Buraya kadar “dedelerimizin mezar taşlarını okuyamıyoruz” diyen arkadaşlar memnum bir şekilde okumuştur sanıyorum. Sonuçta bir Osmanlı padişahı Osmanlı’yı ileri taşımak için reformlar yapıyor, daha ne olsun?

Yalnız birşey daha yaptı: Sarığı ve kavuğu yasaklayıp fesi getirdi!!! Özellikle sarayda ceket ve pantolon giyilmesini ve fes takılmasını istedi!!! O zamanki ahlaksız şerefsizler ne dedi biliyor musunuz? “Din elden gidiyor, sarığımız elimizden alınıyor” dediler. Vay vay vay…

Aynı şerefsiz ve ahlaksız kesimin uzantıları/torunları bunun aynısını Atatürk fesi kaldırdığında da söyledi: “Din elden gidiyor, başımıza frenk şapkası takıyorlar”. Ve şu anda televizyonlarda bazen gördüğünüz fesli adamlar (mesela Kafir Mısıroğlu) “fes = Osmanlı” demeye getirip Atatürk’e bu yüzden küfürler ediyorlar.

Sen tarihini okumazsan, bir yalancı pislik gelir seni olmayan birşeye inandırır. Bu kadar basit.


 

    • Gövdede titreşim azaltma sistemi var (Pentax buna “SR” diyor). Pentax’a göre bu sistem 3 durağa kadar avantaj sağlıyor. Yerine göre 3, yerine göre 2 durak oluyor bu. Olympus’unki çok daha iyi olsa da, Pentax’taki SR sistemi yeteri kadar iyi. Bu sistem videoda da çalışıyor. Canikon’da titreşim azaltma sistemi objektiflerde. Canikon’un kit objektiflerindeki titreşim azaltma K500’dekinden daha iyi, ama mesela 35mm ve 50mm Canikonlarda IS/VR yok, bu durumda Pentax avantajlı. Açıkçası bence gövdede SR olması faydalı çünkü ben 35-50-90mm lens kullanmayı seviyorum, AMA giriş seviyesindeki kullanıcı 18-55 ve en fazla 55-200mm kullandığı ve bu lenslerde de IS/VR olduğu için ilk başta “çok iyi” görünen bu özellik gerçek hayatta avantaja dönüşemiyor.
    • Pentax gövdeler arasında düşünürsek, Prime M işlemcisi K5lerdeki Prime II’den daha hızlı. Bu durum özellikle canlı önizlemede faydalı. Canlı önizlemedeki odaklama hızını ben çok beğendim, yani beklediğimden çok daha hızlı çıktı. Yalnız kit lensin odaklamasında hatalar gördüm, canlı önizlemede bile. Belki bendeki lenste bir dandiklik vardır, bilemiyorum. Normalde canlı önizlemede yapılan odaklama %99 doğru sonuç verir, bendeki kit lens o kadar başarılı değil. Ek olarak, Tamron 90mm f2.8 makro canlı önizlemede Pentax lenslere göre daha yavaş odaklıyor (özellikle düşük ışıkta).
    • Bazı ülkelerde K500’ün kutusundan D-BH109 AA pil tutucu çıkıyormuş, Li-Ion pili ayrıca almak lazımmış. Benim aldığımdan Li-Ion pil çıktı. K500’e, D-BH109 ile, 4 adet AA pil takabiliyorsunuz. Normalde Li-Ion pilin 410 çekim kapasitesi var (%50 flaşla). Flaşı çok az kullanıp menülerde az gezinirseniz 500’ü rahat geçersiniz diye tahmin ediyorum (Pentax flaşsız çekime 480 diyor). 4 adet kalem pille (ektra D-BH109 yuvasını alırsanız) bu rakamlar 710 ve 1250 oluyor ki giriş seviyesinde çok ciddi iyi rakamlar bunlar.
    • P modunda ön ya da arka tekerlekle anında Av ya da Tv modlarına geçmek mümkün. Bu özelliği sık kullanmadım ama işe yarayacak birşey gibi duruyor. Makineyi hep P modunda kullanıp zorda kalınca Tv ya da Av’ye geçmek mümkün. Yeşil düğmeye basıp istediğinizde P moduna geri de dönebiliyorsunuz. Yukarıda dedim ya “ince detaylar” diye, işte bu da onlardan biri.
    • Mikrofonu sadece mono ve harici mikrofon bağlayamıyorsunuz. Halbuki video özellikleri K5II’den daha iyi ve K5II’de harici mikrofon girişi var.
    • Odak vurgusu (Focus peaking) var, ama kağıt üzerinde. Ben uygulamayı pek beğenmedim. Sony’nin odak vurgusu özelliği çok daha rahat. Pentax’ta odağın nerede olduğunu tam anlayamıyorum, “vurgu” çizgileri biraz fazla kalın ve Sony’deki gibi bunların rengini değiştiremiyorsunuz. Bazen mühendisler de işe yarıyormuş 🙂
    • Sağ elinizle tuttuğunuz bölüm (grip) ergonomi olarak çok iyi. K10D ve K20D’den bile daha iyi, Canikon’un tüm giriş seviye gövdelerinden daha rahat. Sağ kısımda ele oturan kısımda yapay deri var. Gövde malzemesi (yapay deri haricinde kalan kısımlar) tam kaygan da değil tam pürüzlü de değil, ikisinin ortasında. K500’ü elimde tutarken hiç rahatsız etmedi beni. Bu tutulacak yerleri kısa tutulan gövdeleri tek elle tutarken makineyi sabit tutmak için avucunuzu sıkmak zorunda kalırsınız, K500’de bu bölge yeterince derin. Baş parmağa denk gelen bölgede de bir çıkıntı var, bu çıkıntı sayesinde baş parmağınızla da dengeye destek olabiliyorsunuz. Pentax gövdeler yıllardır tutuş ergonomisi konusunda çok iyiler zaten. Eyyyy Sony, madem fotoğrafçılara para vermek istemiyorsun bari iki Pentax alıp mühendislerinin eline tutuştur da “bakın ele oturuş böyle olacak” de, öğrensin çocuklar 🙂
ustten2
Sağ baş parmağınıza denk gelen yerde ufak bir çıkıntı var, sağ 3 parmağınızın (4. parmak deklanşörde) geldiği yer yeterince derin ve kalın. Bu sayede elde tutuş rahat.

 

 

    • Canlı önizleme tuşu gövdenin arkasının sol-üst tarafında. Bence bu düğme hep burada olmalı ki sağ elimize düşen bölgelerde yer işgal etmesin. Canlı önizleme için zaten ya üçayak kullanacaksın ya da makineyi iki elle tutacaksın, bu durumda bu düğmenin ayak altından (aslında el altından 🙂 ) çekilmesi iyi fikir. Normal çekim yaparken tüm gerekli düğmeler gövdenin sağında olmalı. Hatta çektiğin fotoğraflara bakmak için kullandığın düğme de bence sol-üste taşınmalı, fotoğraflarıma bakarken makineyi iki elle tutuyorum nasıl olsa.
    • Fotoğraflara bakarken yakınlaştırma işlemini hızlıca yapabiliyorsunuz. Normalde diğer makinelerde tekerleği çevirdikçe kademe kademe yaklaştırma yaparsınız, K500’de tek çevirmede 2x, 4x, 8x ve 16x yaklaştırma yapabiliyorsunuz. Nikon’un üst seviye makinelerinde bu özellik var, giriş seviye bir makinede bunun olması büyük kolaylık.
hizli zoom
Çektiğiniz fotoğrafa bakarken tekerleği ilk çevirdiğinizde ne kadar büyütme istediğinizi bu menüden seçebiliyorsunuz. Büyük rahatlık.

 

    • Odaklama seçeneklerini (tekli, sürekli ve manuel) gövdedeki bir ayar düğmesiyle yapabiliyorsunuz. Birçok giriş seviye gövdede bu özellik için menüye girmeniz ya da ekstra bir tuşa basmanız gerekir. Genelde üst seviye modellerde görülen bir özellik.

soldan

    • RAX/FX düğmesi (flaşın sol tarafında) ile RAW ve JPEG arasında anında geçiş yapabiliyorsunuz. Ayrıca bu tuşa pozlama basamaklaması, optik önizleme, sayısal önizleme, odak alanı ve kompozisyon ayarı (bundan biraz sonra bahsedeceğim) özelliklerini de atayabiliyorsunuz (yukarıdaki fotoğrafta bu düğme görünüyor).
    • SD kart yuvası biraz garip. Kartı soktuğunuz yuvanın yalnız bir tarafında boşluk var, diğer tarafı kapalı (kapakla dip dibe). Böyle olunca kartı sokup çıkarmak biraz zor. Halbuki kart yuvasının kapağı ufak değil, yani bir şekilde kart yuvasının ortalayabilirlermiş. Daha ufak aynasızlarda bile kartı çıkarırken bu kadar zorlanmadım.
    • Bakaçta odak noktaları görünmüyor. Hani “normalde” bakaçtan bakarken ufak kare şeklinde odak noktacıklarını görürsünüz ya, K5000’de onlar yok. Onlar olmayınca makinenin nereye odak yaptığını da göremiyorsunuz doğal olarak. Mesela 11 nokta seçiliyse makine istediği şeye odaklayabilir ve siz bu noktayı yaptığınız çekime bakana kadar göremiyorsunuz. Pentax daha önce de 1-2 modelinde yapmıştı bunu. Yani sen profesyonel makinelerde olan özellikleri koy, böyle saçma bir kesinti yap. Olacak iş mi? Bu dertten kurtulmanın tek yolu odak noktasını her zaman orta noktada kullanmak. Makinede fabrika ayarı olarak 5 nokta geliyor, isterseniz 11 noktayı sonradan siz seçiyorsunuz ama dediğim gibi orta noktayı seçmeniz daha hayırlı. Ben %99 orta noktayı kullandığım için sıkıntı yaşamadım.
    • “AF Fine Adjustment” ayarı var! İnanılmaz ama bu seviyedeki bir makinede bu ayarın olması mükemmel. Canikon’un orta seviye gövdelerinin bazılarında bile bu ayar yok (mesela Canon 60D). Halbuki artık her DSLRda standart olmalı bu özellik. Sony’nin giriş seviyelerinde var mı bilmem. Aynalı makinelerde odak hatası aslında sıkça görülen bir sorun. Aynasızların çoğunda böyle bir dert yok çünkü odak sistemi algılayıcı üzerinde zaten (en çok odak hatası gördüğüm aynasız Fuji X-E2 oldu).

af fine adj

    • Çekim sırasında “Info” tuşuna basarsanız hızlı ayar menüsü açılıyor ve buradan birçok ayarı hızlıca yapabiliyorsunuz. İlk olarak Olympus çıkardı bu menüyü, sonra her marka uyguladı. Bu menü sayesinde birçok ayarı menüleri gezmeden değiştirmek mümkün. Fotoğraf ve video modlarında ayrı hızlı menüler açılıyor:
menu 10
Video modunda açılan hızlı menü
menu 1
Fotoğraf modunda açılan hızlı menü
    • Gövdenin arka kısmında 10 adet tuş var. AF/AE-L tuşu ile otomatik odaklama ve pozlama kitleme gibi işlemleri yapıyorsunuz, “INFO”yu bir yukarıda anlattım, “MENU”yü anlatmaya gerek yok. Bunlara ek olarak 5 tuşlu kontrol grubundaki tuşlarla ISO, flaş, beyaz ayarı, çekim hızı / süreli çekim ve odak noktası seçimi gibi ayarlara doğrudan ulaşmak mümkün.

arkadan

 

"ISO" tuşuna basınca açılan ISO menüsü.
“ISO” tuşuna basınca açılan ISO menüsü.
    • Ana menü Canon felsefesinde. Her sekmede tek bir sayfalık seçenek grubu var, diğer seçenekler için aşağıya kaydırma yapmıyorsunuz, sayfa değiştirmeniz gerekiyor. Bu şekildeki menü sistemini gezmek çok rahat. Nikon’un menü sistemindeki “diğer seçenekler için aşağı kaydır” mantığı biryerden sonra kafayı yediriyor insana.
      "Çekim" menüsünde 4 sekme var. Bu sekmeler arasında oklar ya da ön tekerlek ile gezinmek mümkün. Çekim'den "video" menüsüne geçmek için arka tekerleği çevirmeniz yeterli. Son derece basit ve pratik.
      “Çekim” menüsünde 4 sekme var. Bu sekmeler arasında oklar ya da ön tekerlek ile gezinmek mümkün. Çekim’den “video” menüsüne geçmek için arka tekerleği çevirmeniz yeterli. Son derece basit ve pratik.

 

    • K-500’de HDR çekim seçeneği var.+3 ve -3EV arasında 3 çekim yaparak HDR yapabiliyorsunuz. Bunun için JPEG çekmeniz lazım, RAW formatında HDR menüsü aktif değil (seçemiyorsunuz).
    • Ön ve arka tekerleklerin ve yeşil düğmenin her modda ne yapması gerektiğini ayarlayabiliyorsunuz. Örneğin ben Av ve Tv modlarında arka tekerleğe ISO, yeşil düğmeye de “Otomatik ISO” ayarı atadım. Nikon D800’de de arka tekerleğe ISO ayarı atadığım için bu şekilde iki makineyi kullanma tarzımı değiştirmek zorunda kalmadım. Böyle ince şeylerin ayarlanabilmesi iyi birşey. Bravo Pentax.
    • Çektiğiniz fotoğrafa onlarca ayar çekebiliyorsunuz (çektikten sonra). Makinedeki her türlü efekti uygulamak, kesmek-biçmek, yeniden boyutlandırmak, kolaj oluşturmak, EyeFi kart ile telefona/tablete/bilgisayara göndermek vs.. gibi işlemler yapabiliyorsunuz. Videoları da kesip biçebiliyorsunuz. Ama bence asıl ilginç olan şu: K500 çektiğiniz son fotoğrafı her zaman tampon belleğinde RAW olarak saklıyor. Mesela yanlışlıkla son pozu sadece JPEG olarak mı çektiniz? Hemen menüye girip o fotoğrafın RAW halini çağırmanız mümkün! Bu özellik bazen hayat kurtarıcı olacaktır. Eyyyy Canikon, bak gör de öğren…
    • Saniyede 6 kare çekim iyi bir hız. Bu şekilde 30 JPEG ya da 8 RAW çekmek mümkün. Giriş seviye DSLRlarda en yüksek hız bu galiba (Sony’nin SLTleri daha hızlı ama onlar daha yüksek hıza çıkabilmek için odağı kilitliyorlar). Elimdeki lenslerle sürekli odaklamayı test edemedim. Bir SDM ya da DC lensim olsaydı iyi olurdu.
    • Basamaklama (bracketing) seçeneklerinde keşke ISO ve efekt de olsaydı. Mesela E-M5’te tek fotoğraf çekerek tük efektleri elde etmek mümkün (sen tek çekiyorsun makine tüm efektleri uygulayıp hepsini JPEG olarak kaydediyor).
    • Aralıklı seçim seçeneği var! 24 saate ve 999 çekime kadar fotoğraf çekebiliyor K500. Ve bu fotoğraflardan video da yapabiliyor! Güzel birşey.

internal movie

    • Olympus E-M5, Panasonic G-M5 ve GH3 ve Canon EOS-M’den sonra perde sesi çok yüksek geldi 🙂 Aynasızlar genelde daha az sesli oluyor doğal olarak ama K-5 serisindeki perde de çok sessiz. Giriş seviyesinde çok mu şey bekliyorum ne 🙂 Ama perde sesinden daha rahatsız olduğum şey titreşim. Perde sesli olduğu kadar şiddetli de. Böyle olunca her çekimde elimde bir oynama hissediyorum. K10D de böyleydi. Titreşim azaltma sisteminden gelen avantajın 1/2 ya da 1 durağını bu titreşim yiyor galiba. Hafif üçayakta çekim yaparken bunu bayağı hissettim. Canon’un giriş seviye modelleri de K500 gibi metalik yüksek bir ses çıkarıyor ama bu kadar titremiyorlar sanıyorum. Gözünüz çok korkmasın ama, Sony A7R’daki bariz ayna çarpması gibi değil bu sorun. Sadece belirtmek lazım.
    • U1 ve U2 sistemi var ki giriş seviyesi makinelerde ben görmemiştim. Bu U modlarının içinde yaklaşık 25 ayarı saklayıp anında bu moda geçmeniz mümkün. Bilmeyenler için özetleyeyim: Örneğin Tv modunda 1/1000, AutoISO (400-3200), “Vivid” resim modu ayarladınız ve U1’e kaydettiniz (Çekim Menüsü 4. sayfadan “USER Modunu Kaydet”). Av modunda çekim yaparken gökyüzünde bir kuş gördünüz. Hiç menüyle uğraşmadan mod tekerinde U1 modunu seçip bu kuşu çekmeniz mümkün. Veya mesela U1’i “kontrastlı ve koyu siyah-beyaz” yapıp U2’yi “açık ve parlak Sepia” yapıp anında bu modlar arasında gezmek mümkün. Daha da iyisi, bu modların adını da değiştirebiliyorsunuz! Bu fiyat kategorisinde olmayan bir özellik, ve D800/D810 serisindeki “Banks” sistemine 10 basan bir sistem bu. Gene bravo Pentax!

user mode names

    • Gürültü azaltma için “otomatik, az, orta, çok” ve “kapalı” seçenekleri var. Ama daha da iyisi, her ISO değeri için gürültü azaltmayı seçebiliyorsunuz ki başka markada görmedim böyle birşey. Mesela ISO3200’e kadar “gürültü azaltma yapma” deyip daha yüksek ISOlarda “orta” gürültü azaltma seçmek mümkün. K500 kullanıcılarına önerim ISO3200’e kadar gürültü azaltmayı “Kapalı” haline getirin, ISO6400’de “Low” yapın, daha üzerinde “Medium” yapın. K500 “ne yazık ki” ne yaparsanız yapın bir miktar gürültü azaltma uyguluyor (RAW’da bile farkettim), o yüzden ISO3200’e kadar bu ayarın kapalı olmasında fayda var.

menu 6

    • Gövdenin üstünde fak bir LCD yok (K100D Super’de vardı mesela). Artık tüm markalar bu LCD’yi kaldırdı. Bunun yerine ana LCD’de basit ayarları gösteren bir menü var:

menu 2

 

Bu menü sade ve okuması kolay. Tek dert, bakaçta bir göz algılayıcı olmadığı için, gözünüzü bakaca götürdüğünüzde bu ekranın kapanmaması. Özellikle gece bu ekran gözünüzü rahatsız ediyor (gözünüzü bakaca götürdüğünüzde).

    • Av, Tv, M, P, B modlarının yanısıra bir da Pentax’a özel “Sv” ve “Tav” modları var. Sv modunda siz ISO değerini ayarlıyorsunuz makine diyafram ve perde hızına karar veriyor. Tav modunda siz perde hızı ve diyaframı seçiyorsunuz makine ISO’ya karar veriyor. Eskiden M modunda otomatik ISO yoktu, bu durumda Tav modu çok faydalıydı ama artık hemen her makinede (K500 dahil) M modunda bile otomatik ISO seçmek mümkün, bu durumda Tav modu anlamsız bence. K500’de M modunda ISO’yu otomatiğe ayarlarsanız makine de Tav moduna geçiyor. Neden? Bilmem 🙂
    • Canlı önizleme menüsünden odaklama yöntemini seçebiliyorsunuz. Fabrika ayarlarında “yüz tanıma” seçili geliyor. İnsanları çekiyorsanız faydalı ama diğer her durum için ben kendim nokta seçmeyi tercih ederim. “Kontrast AF” menüsünden üstten 3. seçeneği seçin derim.
    • “Ayarlar” menüsünün 1. sekmesine gidin, “LCD Ekran”ın altındaki “Kılavuz Ekranı” seçeneğini iptal edin. Böylece her mod değiştirdiğinizde “(mesela Tv’den Av moduna) ekrana çıkan uyuz bilgi ekranından kurtuluyorsunuz.
    • İsterseniz fotoğraflarınıza “telif hakkı bilgileri” girebiliyorsunuz (Ayarlar, 2. sekme). Gene güzel bir detay.

copyright

    • Fabrika çıktısı olarak “toz temizleme” seçili değil. Ayarlar menüsünde 4. sekmede “Toz sökme”nin altında bu ayar var. Ben “Kapanma işlemi”ni seçtim, böylece makineyi her kapattığımda algılayıcı titriyor ve olası tozlar “sökülüyor”. Yalnız buradaki sistem K10D’deki gibi makineyi bile titreten eski sistem. Yeni makinelerde ultrasonik titreşimlerle yapılan toz düşürme işlemi K500’de hala “tıkırıt” şeklinde sesli oluyor. Neyse, hiç yoktan iyidir 🙂
    • “Yakalama odağı” diye bir özel fonksiyon var (C menisi 3. sekme 18 numara). Bu ayarı seçerseniz, eliniz deklanşöre basılıyken makine odakladığı anda çekim yapılacak. Mesela eski manuel bir lens kullanıyorsanız bu özellik çok faydalı: Deklanşöre basın, odak halkasını çevirin. Odak olduğu anda makine çekimi kendi yapacak! D700’de de olan bir özellik. İyi birşey…
    • Canlı önizleme modunda bazı gariplikler var. Mesela mod değiştirdiğim zaman (Av’den Tv’ye geçiyorum diyelim) ya da menüye girdiğim zaman canlı önizleme kapanıyor, elle gene açmam gerekiyor. Bu moddayken çekim yaparken de sanki makine önizlemeyi kapatıyor, çekimi yapıyor ve tekrar açıyor gibi. Mesela Canikon’da canlı önizlemede çekim yaparken perde sesi minimuma iner, K500’de tam tersine artıyor gibi. Ama en azından canl önizleme açıkken diyafram değiştirebiliyoruz (Nikon, duydun mu?).
    • Videoda P, Av ve M modları seçilebiliyor. Videolardaki kareleri JPEG olarak kaydedebiliyorsunuz. Gene videoda sürekli odaklama yok, bir kere odaklama yapınca tekrar yapmak için elinizi düğmeden çekip bir daha basacaksınız. Ayrıca çekim sırasında diyafram değiştirilemiyor.
    • Titreşim engelleme yaklaşık 2.5-3 durak etkili gibi. O-MD’dekinden doğal olarak daha kötü. K10D’deki sistem 1.5-2 durak etkiliydi, bu ondan daha iyi.
    • 18-55mm DAL kit lens fena değil. Ama nesi fena değil? Optiği diyelim. K10D zamanlarında Pentax’ın 18-55leri Nikon’la beraber en iyisiydi ama köprülerin altından çok sular aktı, Pentax bu lensleri adam gibi yenilemedi bence. WR versiyonu çıktı ama diğer markalar sessiz motora geçti ve optiklerini yeniledi. Ben K500’le sokakta odaklama yaparken utanıyorum 🙂 Lens o kadar sesli odaklıyor ki arkası dönük adam bile dönüp bana bakıyor. Elimdeki 55-200’de öyle sesli. Şu anda DSLRlarda gördüğüm kadarıyla Canikon’un 18-55leri daha iyi (ses, odaklama hızı, optik kaliteyi beraber düşünürsek), Pentax yakın ikinci, Sony en sonda.
    • 1/6000 perde hızı iyi birşey. Bu seviye DSLRlarda maksimum 1/4000 perde hızı var.
    • Pozlama sistemi nedense elimdeki makinelerden 1/3-1/2 durak az pozluyor. Belki 16MP’lik Sony algılayıcının gölge performansına güveniyordur ama bu seviyedeki bir makinenin fabrika çıkışı olarak biraz daha “canlı” fotoğraf vermesini beklerdim.
    • Pentax titreşim engelleme sistemini ilginç bir şekilde kullanıp size “kadraja ince ayar çekme” imkanı sunuyor. Örneğin makineyi üçayağa koydunuz ve kadrajı ayarladınız. Sonra farkettiniz ki makineyi hafif sağa kaydırmanız lazım ama bunu üçayakla yapmak istemiyorsunuz çünkü üçayakta milimetrik ayar yapmak zor. K500’de makinenizi oynatmadan bu ince ayarları yapmak mümkün. Çekim menüsünde 3. sekmeye gidin, “Oluştrma Ayarı”na girip “Ayarı başlat”ı seçin:

comp adjust

 

Bunu yapınca canlı önizleme açılacak ve kadrajınızı sağa-sola kaydırıp döndürebileceksiniz. Tabi burada büyük değişiklikler yapamıyorsunuz ama ince ayar için önemli bir fırsat.

    • Fotoğraflarınıza tarihe göre bakmak mümkün. Örneğin sadece dünkü ya da geçen hafta çarşamba çektiğiniz fotoğraflara bakmak mümkün:
tarihe gore bak
Ekranda 2013 Haziran ayının 25’inde çekilmiş 5 fotoğraf görünüyor.

SONUÇ

Sonraki sayfada imaj kalitesine de bakacağız ama şu haliyle Pentax K500 giriş seviyesinde rakipsiz (imaj kalitesini düşünmezsen), hatta Canon 700D ve Nikon D5300’e bile rakip olabilir ki AF Microadjustment gibi orta seviyedeki bazı modellerde bile olmayan özelliklere sahip.

Sonraki sayfada imaj kalitesine bakıyoruz ve sonuca geliyoruz…

 

Kayıt ol
Notify of
guest

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

15 Yorum
En eski
En yeni
Inline Feedbacks
View all comments
omardaing

Harika bir inceleme ellerinize sağlık.
Pentax’ı önemsiyorum piyasanın sağlıklı ilerleyebilmesi için Canon ve Nikon’dan başkalarının da olması. Onlara da en yakın (bana göre) rakip Pentax.
K-500 de giriş seviyesi için gerçekten güzel özellikleri varmış. Biraz da böyle olmak zorunda sonuçta piyasanın büyük bölümüne hakim 2 rakibi var.

Hakan TARIM

Elinize sağlık güzel analiz olmuş.
Yazınızda da belirttiğiniz üzere giriş seviyelerinde gerçekten rakipsiz olabiliyor, ama bu durum Pentax markasıyla başlayıp, daha sonra devam etmek isteyen (ben dahil olmak üzere) ve kendini geliştirdikçe üst bodylere (bodylere ne? Sen “bugün headim ağrıyor” mu diyorsun yoksa “başım ağrıyor” mu 🙂 “Gövdelere” olacak 🙂 . Ertan) geçişlerde hep sorun oluyor.
Üst düzey güvdelerine de önem vermeye başlamalı ki biraz biraz k3 de yaptı bu durumu.

kamu

K500’den sonra bence K3 tek seçim olmalı. K3’te odaklama derdini az biraz çözdüler. “Belki” K500’den K5-IIs’e geçilebilir.

Hakan TARIM

Vallaha ben K-5 kullanırken çıktım pentaxtan, şu can alıcı eksiklikleri yüzünden hep can sıkıyordu…

atınç

Yazılarını çok güzel. Buradaki en kötü duran şey siyaset. Her devrin iyisi kötüsü var. Olaylara tek pencereden bakınca hata ediyoruz. Ben bir ideolojiyi merkez alarak olaylara bakmaktan 3-4 yıldır kurtuldum şükür. Şimdi daha rahatım, şimdi daha objektifim. Belki şimdi daha maddeci bakıyorum ama en azından daha özgürüm düşüncelerimde. Sizde öyle yapın kirletmeyin güzelim konuları. Emin olun sizin verdiğiniz bilgiler ara sıcaklardan çok daha sıcak çok daha samimi. Eğer dünyaya bakarsak bu ülke 30 yıldır iyi yönetilmiyor. Ben türkiyedeki tüm partilerin çöpe atılması taraftarıyım. İçlerinde çürümeyeni yok. Niye çürüyorlar ? Siyaset çürütücü etkiye sahiptir. Hep birilerini kötüleme iç güdüsünü harekete geçirir.… Daha fazla »

kamu

Sonraki yazılarımda da siyasi içerik olacak. Bu içeriğin yazılarımı “çürüttüğünü” düşünüyorsanız siteye bakmama özgürlüğünüz var. Siyaset her yerde. Siyaset günlük hayatındaki herşeyi etkiliyor. Aldığın simiti, futbolu, benzin fiyatını, trafiği, moralini, sokaktaki diğer insanın moralini… Bu yüzden yazıyorum. Bu sitenin amacı sadece fotoğraf bilgisi vermek değil, ben bunu yaparken fikirlerimi de yazıp zevk alıyorum. Zevk almazsam bu siteye gerek yok. Ve haklısın, Türk siyasi hayatı rezil bir durumda. AKP’sinden CHP’sine, HDP’sinden MHP’sine hepsini çöpe atmak gerekli. Ama neden çürüdüklerini söyleyeyim mi? Senin-benim yüzümüzden, ama en çok da “yazılarınızı siyasetle kirletmeyin”, “bu böyle gelmiş böyle gider”, “zaten kötüydü”, “burası siyaset yeri değil”… Daha fazla »

fatih

Hocam çok iyi cevaplamışsın, ara sıcaklara bayıldım.siyasi düşünce ve üslubuna aynen katılıyorum.Gerçi ben günlük hayatımda çok daha sert gidiyorum ama burada bu kadar olur tebrikler,adamsın.

ahmet

Henüz bir Alfacı yada Pentaxcı, Canoncu Nikoncu değilim ama olmak istiyorum, Öğrenme kabiliyetim iyidir hızlı kavrarım, giriş seviyesinde veya orta seviyede bir dslr almayı düşünüyorum, Almanya’dan yazıyorum size, internetten giriş seviyesi ile ilgili tavsiyeleri okudum birçok kişi giriş seviyesi için bişeyler söylüyor birisinin dediği ile diğerinin dediği tutumuyor, farklı gruplar var Canoncu Nikoncu ama içlerinde fiyat özellik olarak en uygunları Sony ve Pentaxları buldum. Farklı farklı sitelerde araştırmalarıma devam ettim, velakin Pentax sağlam makine testlerini falanda izledim Youtube’da, yağmur kar çamur, dedim tamam aradığım makine bu, yalnız ben cebimi yakmıyacak uygun fiyata iyi bir giriş seviyesi veya orta seviye dslr… Daha fazla »

ahmet

Eyvallah hocam sağolasın
Kalitesi nasıldır bu Olympus’un ?

ahmet

üstat yalnız bu cihazın fiyatı biraz yağlı diğerlerine nazaran.
bütçemi aşıyor, 2. eli bile sadece gövde 450-500 euro, benim bütçe 2. el olarak maks.250-300 euro, sağol yinede önerin için.

ahmet

fiyat olarak daha uygun bir dslr yada aynasız öneriniz varmı tak gez her amaca uygun bir lens tavsiyesi ile ?

[…] Önceki sayfada Pentax K-500’den bahsettik. Menülerde gezdik, düğmelere baktık, bazı özelliklerine değindik. Şimdi bu sayfada Canon EOS-M ve Olympus OM-D E-M5 ile karşılaştıracağız. Bakalım el mi yaman bey mi yaman. […]