3,5 Aynasız: Canon-Sony-Samsung, ve biraz da Olympus Sayfa 3

NOT: İlk sayfadaki “ODAKLAMA” başlığına ek yaptım. Samsung NX-2000’i 18-55mm ile kullanma fırsatım oldu ve odaklama hızını çok beğendim.

MEVSİMLER GELİP GEÇSE DE, AŞK BENİ BENDEN ETSE DE

Önceki sayfadan devam.

Mevsimleri değiştiği, yağışların (kar-yağmur) düzensizleştiği, dünyada bazı bölgeleri ısındığı, kutuplardaki buzulların eridiği, ozon tabakasının inceldiği artık bilinen bir gerçek. Bunlar Andersen’den masallar değil, bilimsel bulgu. Avustralya’da UV ışınları o kadar yüksek seviyede etkili ki kısa kollu giysiniz varsa kremsiz gezmemeniz gerekiyor (yüz-boyun-ense-ellere zaten süreceksin). Bakın http://www.arpansa.gov.au sitesinden aldığıö 20 Eylül tarihli bilgi:

uv uv2Olayın ciddiyetini anladınız mı? Avustralya’da 2 ve altında UV katsayısına sahip yer yok, en düşüğü 4. Önemli merkezlerini %50’sinden fazlası da 6 ve üzeri, yani yüksek derecede tehlikeli yerler. Şimdi bununla ilgili Avustralya devleti önlem almazsa, uzun vadeli düşünmezse kısa zamanda cilt kanseri vakaları ciddi oranda artacak. Çok ciddi bir sorun, ve bilim size önlem alacak fırsatı da sunuyor (yukarıdaki tabloya bakınca birşeyler yapılması gerektiği çok açık).

Siz Avustralya vatandaşı olsanız ve yukarıdaki tabloyu görseniz, Avustralya hükümeti ve devletinden birşeyler yapmasını istersiniz. Bu sizin doğal hakkınız olmalı, ve devlet/hükümetin bununla ilgili birşeyler yapması gerekli, öyle değil mi?

Tabi biz Türkiye’de olduğumuz için böyle şeyler bize uzak. Teeee Avustralya neresi Türkiye neresi, di mi? Pekiiiii… Sudan sebeplerle konuyu değiştireyim:

Türkiye’de kuralık yakın. “Yakın” derken, 10 yılda da gelebilir 25 yılda da ama 100 yıl değil. Yani bu yazıyı okuyorsanız %90 ihtimalle bu kuraklığı yaşayacaksınız. Nereden mi biliyorum? Birkaç yıldır UN, WHO, IFCC gibi uluslararası kuruluşlar bunu bas bas bağırıyor. Tüm dünyada bölge bölge tahminler yayınlanıyor, hangi ülkelerin hangi bölgelerinde kuraklık olacağını veya suyun yükseleceğini gösteriyorlar. Hidroelektrik santral yapan veya işleten büyük firmalar da bir süredir bu sorunla ilgileniyorlar, çünkü su yoksa elektrik de yok, dolayısıyla para yok. İstanbul ve Ankara’da yaşayanlar su sıkıntısını birebir yaşıyorlar. İb.Me. Gökçek haybeye arada TV’ye çıkıp musluk suyunu içmiyor, ciddi bir su sıkıntısı olduğu için içme suyu derdi had safhada (az su -> kirli su).

Dikkat edin, son yıllarda özellikle Akdeniz bölgesinde ve Marmara’da ciddi seller oldu. İstanbul’da hem su yok diyoruz hem de sürekli sel yaşıyoruz. 10-15 yıl önceye kadar bu kadar fazla sayıda sel olmuyordu. Peki bu sellerin sebebi ne? Saçma sapan yapılaşma ve rant-odaklı şehir planlamanın yanında, asıl büyük sebep ani ve aşırı yağışlar. 10 sene önce 1 seneye yayılan yağış artık 2-3 ayda yağıyor. Bir tek gün içinde normalde 1 ayda yağması gereken yağmurun yağdığı zamanlar oldu, böyle olunca seller kaçınılmaz. Bu kadar yağış olunca, toprak yağan herşeyi ememiyor, suyun büyük miktarı denize-göllere gidiyor. Normalde olması gereken, uzun ve düşük miktarda yağış olması, böyle olursa toprak suyu emebilir. İçme suyu tesisleri ya da barajlardaki suyun asıl kaynağı doğrudan yağan yağmur değil, yeraltı su havzaları ve dağlarda eriyen kardan oluşan su. Yağmur bir anda yağınca, sana gerekli suyun çoğu denize gidiveriyor.

Peki, size bir soru: Etrafınızda bu büyük sorunla ilgili çalışan, buna kafa yoran görüyor musunuz? Ben gördüm: Su kullanım hakkının özel şirketlere süresiz verilmesi!!! Yani senin suyun kısa zamanda bitecek, sen olan suyunu da özel şirketlere vereceksin!!! Böyle bir yasa teklifi var, meclisten geçti mi geçmedi mi bilmiyorum ama bu yasa ülkenin anahtarını vermekle eşdeğer birşey. 3. Dünya Savaşı’nın su için çıkacağını söylüyorlar, sen gidip silahını mermisiyle beraber gavurun kucağına bırakıyorsun. Sonra bana “hep muhalifsin kardeşim” diyorlar.

Neyse, Ankara’da tanıdığınız varsa söyleyin de şu işe de bir el atsınlar. Mesela 1.1 milyon Suriye-Iraklı mülteciye harcanan parayla bu sorun bir miktar çözülürdü ama iş işten geçti…

KARŞILAŞTIRMALAR, FOTOĞRAF KALİTESİ YORUMLARI

İncelemenin bu bölümü gecikti, farkındayım. Bahanem çok. Geciktiğim için incelemeyi kısa tutmaya karar verdim. Her 4 makineyle de 100’er karşılaştırma fotoğrafı çektim ama bunlardan sadece bazılarını kullanıp hızlıca sonuca geçmeye çalışacağım. Aşağıdakiler Adobe CC Camera RAW 8.6’da açılmış dosyalar. Eğer JPEG gösteriyorsam ya da Camera RAW’da herhangi bir değişiklik yaptıysam sağına-soluna-üstüne-altına biryerlere not olarak yazmışımdır.

KİLİSE

İstiklal Caddesi’nden Tünel’e inerken soldaki San Antuan Kilisesi’ni görmeyen yoktur. Genelde İstiklal’e ilk defa gelen bitli turistler bu kilisenin adını-sanını bilmeden “aha kilise lan” diye kapıdan alelacele fotoğrafını çekip giderler, ben de öyle yaptım:

sol m sag 5t 2Soldaki Canon (22mm f2.0, 22mm, f2.8, 1/40, ISO1600, A modu), sağdaki Sony (16-50mm, 22mm, f5.6, 1/8, ISO800, Av modu). Dikkat ederseniz Canon 1 durak kadar fazla pozlamaya karar vermiş ve beyaz ayarı biraz daha sıcak. Standart çekim modunda yüksek ISO’da Canon genel olarak Sony’den daha cafcaflı fotoğraf veriyor, ya da daha doğrusu, Sony biraz soluk fotoğraf veriyor. Bu örneği bunu göstermek için koydum. RAW dosyasıyla oynayınca Sony’ninkini de Canon’unkine benzetmek mümkün.

sol m sag 5t

Hiç işlenmemiş fotoğraflar. Bridge’de RAWları yanyana koydum. Burada amacım sadece bir sahnedeki farkları göstermek. Firmaların farklı durumlardaki ölçüm ve işleme felsefeleri farklı olabiliyor, bunu hatırlamak lazım. Yukarıdaki sahnede hile yapan yok, iyi ya da kötü olan da yok, sadece “böyleler işte”.

 

 

GEMİ

hepsi 1Dosya isimlerinden hangisinin hangi makineyle çekildiğini anlayabilirsiniz. Sony 1/800 f8 ISO100, Canon 1/1250 f7.1 ISO100, Olympus 1/1000 f6,3 ISO200, Samsung 1/500 f8 ISO100. Hepsi A modunda. Dikkat ederseniz Canon ve Samsung’un dosyaları biraz daha açık (pozlama değerleri sayesinde) ve sıcak renkli (biraz daha sıcak beyaz ayarı kullanmışlar). En soğuk renkler veren Sony. 4 makine de bu sahnede çok başarılı bence, çünkü gökyüzü çok parlak olmasına rağmen gemideki hemen her detay seçilebiliyor ve ağacın gölge tarafında bile detaylar kurtarılabiliyor.

hepsi 2Fark burada belirgin.

KOLTUK-LAMBA

Burada oda karanlık, tek ışık kaynağı sağda duran lamba. ISO100’de f8’de pozlama süresi 15 saniye, yani ışık miktarını siz hayal edin. ISO100’den başlayalım (dosya isimlerinden hangisinin hangi makineden çıktığı anlaşılabilir):

hepsi 1
ISO100, 15sn, f8

Samsung’u biraz yukarı doğru tutmuşum ama sonucu çok etkilemez.

3 makinenin de beyaz ayarları doğru değil ama en yakını NEX-5T, sonra NX-2000, sonra EOS-M. Böyle otel odası çekimleri için Canon’un beyaz ayarı daha iyi sanki, daha sıcak bir hava verdiği için, ama gene de yanlış.

Bu arada bir not: Yukarıdaki ortamda NEX-5T ve NX-2000 odaklamada zorluk yaşadılar, EOS-M ikinci denemede odağı buldu. Belki objektiflerden kaynaklanan bir durumdur.

Bu arada karelerin çok kenarlarına gitmedim ki objektiflerin dandikliği karşılaştırmayı etkilemesin.

hepsi 2Dokunulmamış RAWlarda detaylar yukarıdaki gibi.

iso100 1Beyaz ayarlarını düzelttim, yukarıdaki gibi oldu. Büyük hali için üzerine tıklayın. Ne gördünüz? Ben 3 ayrı monitörde baktım. Belki kaliteli ve pahalı bir IPS monitörde farklı görünür ama benim görebildiğim, NEX-5T biraz daha temiz ama daha karanlık, EOS-M biraz daha gürültülü ama NX’ten daha fazla detay var. Dikkat edin, ben fotoğrafları çekerken bu gösterdiğim yeri göremiyordum (o kadar karanlıktı yastık altları). Sony’nin 16MP’lik algılayıcısı iyi güzel de böyle gölgelerde pek beğenmiyorum. + pozlama telafisinde Canon’dan iyi olsa da normal fotoğrafta gölgede Canon’da daha fazla detay görüyorum ben.

Bu sahnede tüm RAWlara -3 EV verip 1-2 yere bakalım:

iso100 eksi3 1iso100 eksi3 2Arada birini seçmeye değecek kadar fark göremedim.

ISO1600’e geçelim. Hepsi f8, 2 saniye, ISO1600. Bu arada, dosyaların adı ISO800’le başlıyor ama dosyalar ISO1600. Adlandırmada hata yapmışım :):

iso800 1

iso800 3
Soldan sağa: Sony, Canon, Samsung

iso800 2 iso800 9

iso800 8

iso800 4

iso800 5

iso800 6

iso800 7

Evet, ISO1600’deki durum bu. DxOMark’taki devasa puan farklarını görebilen var mı? Hatta öyle ki, +2EV pozlama telafisinde Canon ve Samsung gölgelerde bana daha iyi geldi. Özellikle perdedeki işlemede bunu görebilirsiniz.

ISO3200’e geçelim:

iso3200 4

iso3200 6

iso3200 8

iso3200 7

iso3200 1 iso3200 2 iso3200 3 iso3200 5 ISO3200’de pozlama telafisi. Gene soru: DxOMark’ta Sony algılayıcıların Canon ve Samsung’u “ezdiği” puan farkını yukarıda görebilen var mı? (Soldan sağa: Sony, Canon, Samsung)

ISO6400:

iso6400 4

iso6400 2

iso6400 3

iso6400 1 ISO12800:

iso12800 2

iso12800 3

iso12800 4

iso12800 5 iso12800 1 ISO25600:

iso25600 1 iso25600 2Koltuk-lamba sahnesinin sonu. Şimdi sigara molası..

ARA SICAK


 Gandhi’den:

Eğer bugün politikayla ilgileniyorsam, bunun sebebi politikanın bizi bir yılan gibi sarmasıdır. Bu yılandan ne yaparsak yapalım kurtulamıyoruz. Bu yüzden bu yılanla güreşmeyi seçtim.

Mesele şu ki, “burada siyaset yapma” ya da “burası yeri değil” diyen arkadaşlar yanlış düşünüyor. Siyaset denen yılan senin her b.kunu etkiliyorsa, sen de onu her ortamda konuşabilirsin. Eğer sen konuşmazsan, darbecisi – Amerikan/İngiliz/İsrail ajanı – cahili – yobazı – hırsızı – şerefsizi – haini konuşur ve ülke onların eline kalır. Sana kalansa Acun ve Seda Sayan’la eğlenmek olur…

Önceki sayfadaki Uruguay Devlet Başkanı José Mujica‘yı hatırladınız mı? İşte onun bir lafı daha:

“Başkan” olmak hakkında:

Başkan, belli bir amaca hizmet etmek için seçilen yüksek düzeyli bir devlet görevlisidir. Kral ya da herşeyi bilen bir kabile büyücüsü değildir. Devlet memurudur. Bence ideal yaşamın yolu hizmet ve temsil ettiğin insanlar gibi yaşamaktan geçer.

Halbuki bu arkadaş işi bilmiyor. 8000 tane polisle gezmeyeceksen, kendine köşkler yaptırmayacaksan cumhurbaşkanı olmanın keyfi nerde?


Sigara molasından sonra koltuk-lamba sahnedine dönelim. Ben bu sahnede 3 algılayıcı arasında dağlar kadar fark göremedim. Açıkçası Sony’nin 16MP’lik algılayıcısının Canon ve Samsung’un APSClerinden farkı varsa da benim monitörlerimde (2 adet IPS 22″ monitör ve bir Lenovo W540 dizüstü) göremiyorum. Hatta diyebilirim ki ISO değeri yükseldikçe renk tonlarını en iyi Canon koruyor. -3EV ve +2 EV’lik pozlama telafilerinde de gözle görülür (en azından benim monitörlerimde) bir fark yok. Belki 1000$lık kaliteli bir IPS monitörde görülebilir, bilemem.

BEYOĞLU BEYOĞLU

Beyoğlu’nda bir sokak. Sadece ISO800 ve ISO3200 çektim. Samsung’la ISO800 çekmemişim ve ISO3200’de Samsung 20-50mm objektif 4 defa hatalı odak yapmış (Canon ve Sony ilk seferde odakladılar). Belki Samsung’da 18-55mm olsaydı daha farklı olurdu.

İlk fotoğraf ISO800, f4.5, 18mm, 1/4 saniye (soldaki Sony sağdaki Canon):

iso800 sokak 4

iso800 sokak 1 iso800 sokak 2 iso800 sokak 3 iso800 sokak 5 jpegISO3200’e geçelim:

iso3200 sokak 1 iso3200 sokak 2 iso3200 sokak 3Samsung yanlış odak yaptığı (ve çekerken farketmediğim) için -3EV’yi sadece Canon ve Sony’e uyguladım:

iso3200 sokak 4-3EV verilmiş hali yukarıda.

iso3200 sokak 6Pozlama değerleri aynı olduğu halde gölgelerde Canon’da çok az bir miktar daha fazla bilgi var. “Acaba monitörden midir” diye RGB değerlerini kontrol ettim, aynı noktada EOS-M’in RGB değerleri sürekli 3-7 değer arası daha fazla çıktı. Böyle olunca:

iso3200 sokak 5eİkisine de +2EV uyguladığım halde Canon’unki daha parlak görünüyor. Parlak bölgelerde bunu görmedim, sadece gölgelerde var.

 

PENGUEN

Bir Penguen alıp arkasını çevirip koltuğa koydum. Yazı ve renklerin ne kadar korunduğuna bakalım. Sahne bu:

buyukTüm makineleri aynı mesafede sehpanın üzerine koydum ve objektifleri 35mm’ye ayarladım. Canon’da çok az bir odak hatası yapmışım, dikkatli gözlerden kaçmayacaktır. Odağı ilk karede yapıp manuel odağa geçtiğim için o hata tüm karelerde var. Gene de karşılaştırmayı aşırı etkilemez diye düşündüm.

Soldan sağa: Sony-Canon-Samsung:iso100 1Canon gene daha sıcak renkler vermiş. Samsung bir gram daha keskin gibi duruyor ama ISO100’de zaten hepsi iyi. Bundan sonrakilerde beyaz ayarını düzeltip göstereceğim:

iso100 2
iso100
iso800 1
iso800
ISO3200
ISO 3200
ISO6400
ISO 6400
iso12800 1
ISO 12800
iso25600 1
ISO 25600

Hatırlatma: Soldan sağa Sony-Canon-Samsung. Samsung’un RAWları şaşırtıcı derecede iyi çıktı (en azından Camera RAW 8.6 ile işleyince). Belki Adobe’nin Samsung RAW profilindendir ama ISO yükseldikçe renkleri en iyi Samsung korudu. Onun dışında detay konusunda arada kayda değer bir fark göremedim.

JPEGlere bakarsak:

iso6400 jpegSamsung NX-2000’in JPEG algoritması yüksek ISOlarda cozutuyor. Aslında düşük ISO’da da çok beğenmedim ama özellikle yüksek ISOlarda aşırı keskinleştirme ve JPEG sıkıştırmasından kaynaklanan çok fazla bozulma var. Evde akşamları eş-dostu çektiğim fotoğraflarda yüzlerin işlenmesini felaket kötü gördüm (evde 20-50mm ile mecburen ISO3200-6400’de çektim). Keskinliği azaltsan bile bu sorun çok azalmıyor.

Yukarıdakileri odadaki ışık açıkken çektim. Bir de ışığı kapatıp öyle denedim:

iso6400 karanlik

Daha yukarıdaki ISO6400’ü 1/30 saniye ile çekmiştim, ışığı kapatınca perde hızı 1 saniyeye düştü, yani ışık 5 durak azalmış. Sonucu hemen solda görüyorsunuz. Detay olarak en çok bozulma Sony’de olmuş. Renk konusunda Samsung ve Sony Canon’dan daha iyiler. Samsung’a bravo… Yani ortamda ışık gerçekten azken (ki ben dergiyi gözlerimle okuyamıyordum, o kadar karanlıktı) en iyi sonucu Samsung vermiş.

 

ARA SICAK


Atatürk dini yok etti! Laiklik başa bela! Hep bu Atatürk yüzünden! Osmanlı ne güzeldi halbuki! … Di mi? Peki… 19. yüzyıla kadar Osmanlı’daki devlet görevlilerinin din adamlarından oluştuğunu (sözde din adamı diyelim), ama 19. yüzyılda Osmanlı’da yapılan reformların laik devlet memuru gereksinimini ortaya çıkardığını, ve bunların çoğunun gene din adamı yetiştirmiş ailelerden geldiğini söylesem? Yani aslında dönüşüm 19. yüzyılda Osmanlı’da başlamıştı bile. Kaldı  ki 1900lü yıllardaki hanedan fotoğraflarına bakın, tüm hanedan üyeleri modern giyimlidir. Peçeli-sarıklı tiplerden ziyade, Osmanlı Hanedanı o dönemin Avrupa modasına uygun giyinmektedir. Osmanlı padişahları ve akrabaları o konuda çok açıktır aslında, zamana uymayı severler. Google’da “osmanlı hanedanı” diye aratın, ilk 100-200 fotoğrafta sarıklı-çarşaflı fotoğraf göremezsiniz (belki tek-tük). Kaldı ki ilk çarşaf yasağını da Abdülhamid getiriyor!

one-8Yukarıdakilerin isimlerine bakın ve Google’da aratın. Bakın bakalım kimin kızları-torunları. Bildiğin modern (o zamanki) Avrupa kadını gibiler.

osmanli hanedan 1Yukarıdaki hanedana bakarsan, eğer Osmanlı yaşasaydı hanedanının ne durumda olacağını anlayabilirsin. Fes yok, sarık yok, kalpak yok, çarşaf-peçe yok. Etekle, kısa kolla poz veren bile var 🙂

Hey gidi hey… Kafasında fes olanlara, yalandan “belge” gösteren düzenbazlara inanmayın…


TEKNE

Boğazda tekne turu ister misiniz? Haydin o zaman:

tekneden 01Yukarıdakiler makine çıktısı JPEG. Soldaki EOS-M sağdaki NEX-5T. NEX ve 16-50mm ikilisi bu kadar düşük ışıkta odak sorunları yaşıyor. Her makineyle yukarıdaki sahneyi 4er defa çekmişim, Canon 1 tanesinde Sony hepsinde odak hatası yapmış:

tekne 02
NEX-5T ve 16-50mm çok karanlıkta ışık kaynaklarını odaklamakta zorlanıyor

Canon’un RAW dosyasını alıp biraz oynadım. Gene soldaki Canon, sağdaki NEX-5T:

tekneden 03bNEX’te JPEG kullandım çünkü ACR’de RAW dosyası morumsu görünüyordu, JPEG biraz daha iyi.

Bakın bir tane daha. Sadece sağ alttaki EOS-M (tek kare çektim), diğerleri NEX-5T ile denemeler:

tekneden 4Bu arada hatırlatayım, bu fotoğraflar sanat amaçlı değil, değişik durumlarda karşılaştırma yapabilmek için çekilmiş fotoğraflar. Mesela:

parti 1Yukarıdaki fotoğraf f5.6, ISO6400, 1/30’da çekildi. Bizim tekne hareket ettiği için açılar biraz farklı. Gene de DxOMark’ın puan farkını göremiyorum (ikisi de çöp gibi çekmiş, ama birbirinin aynı çöpler 🙂 ).

Kuleli Askeri Lisesi’ne geçelim. Aşağıdakiler ISO6400, f5.6, 1/30, 18mm, JPEG. Soldaki NEX-5T sağdaki EOS-M:

kuleli 1 kuleli 2 kuleli 3Canon’da keskinlik değerini -1’e getirmişim çekerken… Şimdi RAWlara bakalım. Bu dosyaları alıp beyaz ayarlarını düzelttim, gürültü azaltma uygulayıp hafif keskinlik verdim (hepsi ACR’de):

kuleli 4akuleli 5 kuleli 6 kuleli 7Yukarıda da dediğim gibi ACR’nin Camera RAW eklentisinin Sony profili yüksek ISO’da morumsu-kırmızımsı bir etki veriyor. Canon’da da aynısını yapıyor ama profillerden “Canon Standard” seçince renkler düzeliyor. Sony’nin profilleri bu sorunu düzeltmiyor, “Landscape” ve “Vivid” haricinde. Ben de NEX-5T’nin profilini “Landscape”e getirip kontrastı biraz azalttım.

Her neyse, bu sahnede Canon bir miktar daha iyi gibi. Belki fotoğraf işleme beceriniz benden iyiyse siz daha iyi sonuç alırsınız ama bu yüksek bir ihtimal değil…

ARA SICAK


Uruguay Devlet Başkanı José Mujica‘dan:

Alçakgönüllü olması hakkında sorulan bir soruya yanıtı:

Politikacılar kariyer basamaklarını tırmandıkça krallaşmaya başlıyor. Nasıl oluyor bilmiyorum, ama cumhuriyetler “hiçkimse diğerinden üstün değildir” felsefesini getirmek için dünyaya geldi. Ofisin latafatı feodalite zamanında kalma birşey: Bir saraya, kırmızı halıya, arkanızdan “evet efendim sepet efendim” diyecek insanlara ihtiyacınız var. Bence bu felaket birşey.

Oof of bu adam hiç akıllanmayacak…

Hadi bir tane daha:

Atatürk bütün kültürün içine etti! İslam’ın takvimini bıraktık gavur takvimlerini kullanmaya başladık! Bize ne Gregoryen bilmemne takvimlerinden! Milleti gavur yaptı Atatürk!

…mü acaba? Bakın, kafası fesliler ve benzerlerinin size söylemeyeceği birşey: Dinsel amaçlar için Osmanlı’da Ay takvimi kullanılıyordu, AMA… AMA… 1839’dan itibaren idari işler için Güneş takvimi kullanılmaya başlandı! Başlangıç olarak MS 622 alınıyordu ama aylar ve günler Jülyen takvimine göre düzenlendi. 1917’de ne yapıldı peki? Gregoryen tabanlı Rumi takvime geçildi! Yani neymiş? Aslında güneş takvimine geçenler Osmanlı padişahlarının kendisi! Osmanlı’dan sonra sadece haftasonu tatilleri değişti, ama kalıbımı basarım ki Osmanlı 5 sene daha dayansaydı o değişikliği de bir padişah yapacaktı! “Osmanlı” deyince aklınıza sadece Kanuni, Fatih dönemleri gelmesin. 1800’den sonraki Osmanlı’yı da iyi tanıyın.


MASKE

Peru’da Iquitos’a yakın bir bölgede yaşayan yerlilerden aldığım maskeyi çektim. ISO1600’le başlayalım (kısa kesmek için):

50mm iso1600Tepedeki NEX-5T, sol alt EOS-M, sağ-alt Olympus E-M5. NX2000 ile ISO1600 çekmemişim. Beyaz ayarları düzeltilmiş RAWları görüyorsunuz. Gürültü azaltma, keskinleştirme vs.. yok. E-M5’te 25mm objektifim olmadığı için 20mm kullandım, ve üçayağı biraz ileri itmeyi unuttuğum için tam aynı açıyı görmüyor. Hepsini Av modunda çektim ve M modunda tüm değerleri aynı hale getirmeye uğraşmadım. Siz de çekim yaparken %90 aynısını yapacaksınız zaten.

50mm iso1600 2
Soldan sağa: NEX5T, EOSM, E-M5. Yukarıdaki fotoğrafın aynısı (ISO1600)

Aşağıda ISO3200:

50mm iso3200 2 50mm iso3200Bu sefer D800 – EOSM – EM5 şeklinde gidiyor 🙂 Nikon’da Tamron 24-70mm f2.8 var, 48mm’de, Canon’da EF 35mm f2.0, Olympus’ta 20mm f1.7.

ISO6400. Soldan sağa: D800, NEX-5T, EOS-M, E-M5:

50mm iso6400 2 50mm iso6400Gene hatırlatayım, çekimler A modunda yapıldı (M değil), perde hızına makine karar verdi. Hepsinde diyafram olarak f5.6 kullandım. NEX-5T düzenli olarak daha yüksek perde hızına karar verdi (daha karanlık fotoğraf), Olympus da biraz karanlık ama Sony kadar değil, sonra D800. En aydınlık fotoğrafı EOS-M veriyor genelde.

ISO12800:

50mm iso12800 2 50mm iso12800ISO25600’e geçmedim, ne olduğu belli. Burada Sony’nin düşük pozlamasının cezasını çektiğini görüyorsunuz. Bu yazımda da anlattığım gibi, sayısal makinelerde RAW çekip histogramı olabildiğince sağa yaslarsanız (patlamaya sebep vermeden) algılayıcıdan maksimum faydalanmış oluyorsunuz. Gördüğünüz gibi Canon hepsinde daha iyi görünüyor, sebep daha fazla pozlama yapması. Hatta E-M5 bile ISO12800’de NEX-5T’den daha iyi duruyor!

Samsung ile sadece 24mm’de çekim yapmışım (35mm’ye denk).Aşağıdakiler kit objektiflerle çekildi (Olympus’ta hile yapıp 12-40mm f2.8 kullandım). Soldan sağa NEX-5T, EOS-M, E-M5, NX2000. ISO1600:

35mm iso1600 2 35mm iso1600ISO3200:

35mm iso3200 2 35mm iso3200ISO6400:

35mm iso6400 2 35mm iso6400ISO12800. Yalnız burada beyaz ayarlarıyla oynamadım ki makinelerin gerçekte ne yaptığını görün:

35mm iso12800 2 35mm iso12800Yukarıda en doğru beyaz ayarı Canon’da, sonra Samsung (yeşilimsi bir rengi var ama gene de Sony ve Olympus’tan iyi).

ISO25600:

35mm iso25600%100 göstermedim, renklere bakın yeter.

ARA SICAK


 1893’te yapılan nüfus sayımında çevresiyle beraber İstanbul’un nüfusu sadece 950 bindi, ve bunun ancak yarısı müslümandı. Libya ve sultanın hakimeyeti altında bulunmaya yerler haricinde toplam nüfus 17 milyon olarak bildirilmişti ama bu sayı gerçeğin çok altında olmalı. Vergi vermemek için ya da askere alınma korkusuyla sayım memurlarından kaçanların sayısı çok fazlaydı. Daha da önemlisi yerel gelenekler kadınların çoğunun sayılmasını önlemişti. Gene de bu bize demografi hakkında az çok bilgi veriyor. 17 milyonun 12.5 milyonu müslüman olarak gösterilmişti. Geri kalanın dağılımı 2 milyonun biraz üzerinde olan Rum, 1 milyona yakın Bulgar, bir milyondan fazla Gregoryen (çoğu Ermeni olabilir mi?), 150 bin Katolik, 37 bin Protestan Ermeni, 180 bin Yahudi ve yaklaşık 240 bin yabancı olarak gösterilmişti. Yabancı olarak kaydedilenlerin çoğu başka ülkelerin pasaportlarını taşıyan yerel halktı. Avrupa kıtasında ise İstanbul ve çevresiyle Ege adaları dışındaki bölgelerdeki sayım sonuçları toplam 3.1 milyon insandan 1.4 milyonunun müslüman olduğunu gösteriyordu. Müslüman halkın çoğu Asya’da yaşıyordu…. Türkçe konuşanların çoğunluğunun Anadolu’da yaşadığı biliniyordu. Selçuklu Türkleri’nin ele geçirdiği ilk Bizans toprakları olan Anadolu, Osmanlıların dönemi sona ermeye başlarken hala Türkler’in anavatanıydı.

Yukarıdaki paragraf size çok şey anlatmalı. “Bir gecede cahil kaldık, atamızın mezarını okuyamadık” diyenlerden lafıne “%99’u müslüman olan ülkemde..” diye başlayanlara kadar birçok kişi yukarıdaki paragrafı beğenmeyecek elbette ama tarih acıdır, çocuğu bile olmayan padişahın “torunlarını buldum” diye ortalarda gezinen Marmağan ve Das Kapital’in cinler tarafından yazıldığını iddia eden fesli bunağın zırvalarına benzemez.

Ayrıca… “%99’u müslüman olan ülkemde…” diye başlayanlar… Hala bu lafa inanan var mı bilmem.

Amerikalı nüfus bilimci Justin McCarthy “1878’den 1912’ye dek Osmanlı yönetimindeki Anadolu topraklarında nüfus istikrarlı bir şekilde artış gösterdi. Müslüman nüfus yaklaşık %50 arttı, Ermenilerin artış yüzdesi biraz daha düşüktü, ama Rumların sayısı daha hızlı yükseldi ve bir bütün olarak Hıristiyan nüfus tıpkı müslüman nüfus gibi arttı” diye yazmıştır.

Türkiye’nin %99’u müslüman değil. Ben %80’den bile şüpheleniyorum. Müslüman sayısı %99’sa, bu kadar kin, nefret ve küfür nereden geliyor?


SONUÇ

Geldik fasulyenin faydalarına..

İmaj kalitesine geçmeden önce diğer konulara bakalım. Aşağıdaki tabloda bazı konular hakkında kafama göre puanlar belirledim. Bu puanlar 10 üzerinden ama puanlara bakarken başka modeller aklınıza gelmesin, aşağıdaki puanlama sadece ve sadece bu modeller için geçerli. Yani “ama efendim Fuji 10 alırdı, D810 7 alırdı” gibi sivrilikler yapmayın diye söylüyorum 🙂

Şu anda elimde Canon gövde olarak sadece EOS-M var. 3 L objektifimi, 1DMarkIII ve 5DMarkIII’ümü son 6 ay içinde sattım. Tam kare makine olarak D800’ü kullanmaya karar verdim. Sayı olarak en çok sırasıyla Nikon, m4/3 ve NEX (E bayonet) objektifim var. NEX-3’ten beri 2 aydan fazla NEX’siz kalmadım. Aşağıdaki yorumlarımı okurken bunları hatırlayın.

karsilas“Toplam” puanın yanındaki notu iyi okuyun. Ayrıca burada “imaj kalitesi” puanı yok ve imaj kalitesi elbette çok önemli bir faktör.

İMAJ KALİTESİ

Aslında kazanan belli:

deeiksooEğer inanırsanız… Ya da gelin biz gerçek hayata dönelim:

Birçok arkadaşın makine seçerken “ISO25600’de nasıl acaba?” ya da “DxOMark puanı kaç?” sorularının yanıtlarına göre karar verdiğinin farkındayım. Yukarıdaki tabloda düşünmeniz gereken bazı diğer faktörleri göstermeye çalıştım (fiyat, bulunabilirlik, harici yazılım desteği, beraber verilen yazılımlar, firmanın satış sonrası desteği, yaygınlık, ikinci el pazarı gibi şeyler de eklenebilir).

Daha önce bu yazımı okuduysanız, az-çok nereye varacağıöı tahmin edersiniz.

Neyse efendim, bu 4 makineyle binlerce kare çekmişliğim var (NEX’te 4. makinem, E-M5’i aldığımdan beri en çok kullandığım makinem). EOS-M de tanıdık 18MP Canon APS-C kullanıyor. Bunlar hakkında bir fikrim vardı zaten, bana tek yabancı sistem Samsung NX’ti. NX2000’le de farklı koşullarda 1000 kadar fotoğraf ve video çektim. Tüm bunlara ve yukarıdaki örneklere bakarak algılayıcıların RAW puanlarını şöyle verebilirim:

Sony NEX-5T: 9

Samsung NX-2000: 8.5

Canon EOS-M: 9

Olympus E-M5: 8.5

Bu puanlamayı test grafiklerinde yaptığım kontrolü çekimlerle değil, farklı koşullarda farklı objektiflerle yaptığım 1000lerce fotoğraf sonucunda yaptım. Örneğin M modunda aynı değerlerle ISO6400’de belki NEX-5T E-M5’ten daha iyi sonuç verir, ama ikisini de A moduna aldığında Sony genelde daha karanlık bir poz çekiyor, bu yüzden olması gereken performansı her zaman göremiyorsunuz. Ayrıca E-M5’teki iyi titreşim azaltma sistemi sayesinde daha düşük ISOlar kullanmak da mümkün. EOS-M’in “eski” 18MP’lik algılayıcısı da gördüğünüz gibi “rezalet” falan değil.

Samsung bana sürpriz oldu. RAW dosyaları neredeyse diğerleri kadar iyi. “Neredeyse” kısmının sebebi ISO6400 ve sonrasında çok az geri kalması (detay olarak). Bence çok da mühim bir fark değil, gene de 0.5 puan indirdim puanını.

DxO’nun puanlama sistemi biraz karmaşık. Puanlaması doğru bile olsa, algılayıcılar arasındaki fark monitör ve baskıların %99’unda görünmeyecek kadar az. Belki AdobeRGB modunda 1000$lık monitörlerde çalışıp en baba baskı makinelerinden baskı alsak farkı görürüz. Belki…

ARA SICAK


 Andrew Mango’nun “Atatürk” kitabının önsözünden:

Ülkesini dünyanın en zengin ülkeleriyle aynı düzeye getirmek için batı yöntemlerini ithal etmiştir çünkü zengin ülkelerin büyük çoğunluğu batıda bulunmaktaydı. Ama onun hedefi taklitçilik değil, evrensel bir uygarlığa katılmaktı… Gerçek bir bağımsızlık mücadelesinin … her ulus tarafından kendisi için yapılması ve böylece gelişmiş ülkelere karşı düşmanlığa yer bırakılmaması gerektiğine inanıyordu. Uygar insanların oluşturacağı evrensel bir toplumu ülkü edindiği için anti-emperyalistti. Her şeyden önce bir kurucuydu, çağımızın en büyük ulus yaratıcısıydı.

Devam edelim. Aşağıdaki alıntı gerçekten çok güzel:

…. O dönemde de bugün de Atatürk’ün Türkiye’de sayısız muhalefeti vardı. Geleneklerine bağlı müslümanlar onun laik gelişme ilkelerinde putperestliğin gölgesini görüyor ve gavurları taklit ettiğine inanıyorlardı. Bazıları ise onu, ilkeleri olmayan otoriter bir yönetici olarak görüyordu. Komşu ülkelerin milliyetçilerinin ise onunla daha farklı sorunları vardı. Yunanlıları yenmiş, generalleri Ermenileri yenilgiye uğratmış, Arapları defterden silmiş ve Suriyeli Arapların kendilerine ait olduğunu iddia ettikleri bir bölgeyi ülkesinin sınırları içine katmıştı (Hatay). Kürt milliyetçileri onu kendilerini asimile etmeye çalışmakla suçlarlar. Türk-karşıtı milliyetçiler Atatürk’ün itibarını zedelemek için çabalamaktadırlar. Ayrıca Türk ya da Türk olmayan Marksistlerin de kendilerine özgü eleştirileri vardı ama bunların artık önemi kalmadı.

Paragrafı bir daha okursanız, şu anki, Türkiye profilini rahatça anlayabilirsiniz. Atatürk’e kim neden düşman, kimin amacı ne, kolayca anlaşılıyor.


RAWları Lightroom 5.6 ve ACR 8.6’da işledim. Lightroom (ya da ACR) her marka için en iyi yazılım olmayabilir, belki Capture One gibi diğer yazılımlar ya da firmaların kendi yazılımları daha iyi sonuç veriyordur ama kolay iş akışı ve hız açısından en yaygın yazılımları ne yazık ki Adobe yapıyor (ne yazık ki dedim çünkü resmen tekel gibiler). Capture One’ın Sony için bedava bir versiyonu var, yakında onu kurup RAWlara bir daha bakarım.

JPEG konusu farklı. EOS-M ve E-M5’in JPEGlerini daha başarılı buldum (özellikle E-M5), NEX-5T onların hemen arkasında. NX-2000 ISO100’de diğerlerine benzer, ama ondan sonra ne oluyorsa detaylar sapıtıyor! Yüzler plastikleşiyor, bariz JPEG sıkıştırma ve aşırı gürültü azaltma bozulmaları görülüyor. ISO200’de bile gürültü azaaltmayı bariz görüyorsunuz. Aşağıdaki ISO100 ve ISO3200 örneği (ilk sıra Canon ikincisi NX2000):

samsung noise 2Makineden gürültü azaltmayı ortada tutmuştum. En alta getirsem bile Canon’un JPEG’i kadar detay vermiyor. Aman diyim Samsung aman, yeni NX-1’de inşallah bunu düzeltmişsinizdir. RAW’da olmayan sorun JPEG’de varsa diğer firmalardan 2 algoritma mühendisi çalın getirin şu işi yaptırın. Aman diyim…

JPEG kalitesinde puanlar:

Sony NEX-5T: 7

Samsung NX-2000: 3

Canon EOS-M: 8

Olympus E-M5: 9

Açıkçası, bu aletlerle iyi fotoğraf çekemiyorsanız suç sizde.

ARA SICAK


 Gene bu Marmağan ve fesli bunak tayfası gibileri, İsmet İnönü’nün harf inkılabıyla ilgili kendi hatıralarında şunu yazdığını iddia ederler:

Harf devriminin tek amacı ve hatta en önemli amacı okuma yazmanın yaygınlaşmasını sağlama değildir. Okur-yazar oranının düşük oluşunun yegâne sebebi alfabenin öğrenilmesinin zor olduğu değildi. Devrimin temel gayelerinden biri yeni nesillere geçmişin kapılarını kapamak, Arap-İslam dünyası ile bağları koparmak ve dinin toplum üzerindeki etkisini zayıflatmaktı. […] Yeni nesiller, eski yazıyı öğrenemeyecekler, yeni yazı ile çıkan eserleri de biz denetleyecektik. […] Din eserleri eski yazıyla yazılmış olduğundan okunmayacak, dinin toplum üzerindeki etkisi azalacaktı.

Yani sözde dil inkılabının amacı din düşmanlığıymış. Ve hatta kaynak bile verirler: Cilt 2, sayfa 223. Ben bu kitabı aradım, taradım, verdikleri kaynağı bir türlü bulamadım. “Ulan İsmet böyle birşey söylemiş olabilir mi?” dedim ve İsmet İnönü’nün Hatıraları kitabını biryerlerden buldum, ve “Harf İnkılabı” bölümünü okudum. Ve, işte size İsmet İnönü’nün Hatıraları kitabının (Yenigün Haber Ajansı Basın ve Yayıncılık A.Ş., Ağustos 1998) 183. sayfasında başlayan “Harf İnkılabı” başlıklı bölümünden:

Harf İnkılabı bir okuma yazma kolaylığına bağlanamaz. Okuma yazma kolaylığı Enver Paşa’yı tahrik eden sebeptir. Ama, Harf İnkılabı’nın bizde tesiri ve büyük faydası, kültür değişmesini kolaylaştırmasıdır. İster istemez Arap kültüründen koptuk. Arap kültürünün ve Arap dilinin tesiri hakkında, yeni nesiller bizim kadar fikir edinemezler. Bir misal olarak söylemek isterim: Benim çocukluğumda kültür sahibi adamlar, Türk dilinin kifayetsizliğinden, eksikliğinden meyus olarak bahsederlerdi ve bunun için cemiyet içinde hem Türkiye diye bir millet olarak Araptan ayrılığı kaldırmalıydık, hem de sağlam bir dile kavuşmak maksadıyla Arapçayı kabul etmeliydik, derlerdi. Yani vaktiyle devleti kurarken ve Türk dilini yaparken Arap dilini kabul etmek doğru olacaktı, görüşünü hararetle savunurlardı. Anadolu’da ilk Türk devletini kuranların hepsi Türk beyi olarak devlet başına geçmişler ve milli hususiyetlerini muhafaza etmişlerdir. Sonra Osmanlılar devrinde, edebiyat vesilesiyle dil ihtiyacı genişledikçe sanatı Arap dili üzerinde işlemek hevesi milli kültürü zayıflatmıştır. Bizim devrimizde Latin harflerine geçmek Türk dilini ve milli kültürü kurtarmak için esaslı bir etken olmuştur.

Ek olarak, 1924 Anayasası’nda “Türkiye devletinin dini, dini İslamdır” yazdığını ve şu anda kullandığımız alfabenin ilk olarak Osmanlı ordusunda kullanılmaya çalışıldığını biliyor musunuz? Hem de Enver Paşa’nın talimatıyla! Ki bu Enver Paşa Atatürk’le sürekli sürtüşen, (belki de) onun yükselmesini engelleyen kişilerden biri. Bilmiyorsunuz tabi, çünkü fesli ve Marmağan bunu size söylemez. Aslında, okullarda okutulan kitaplarda da geçtiğini sanmıyorum.

Yalancı ve hainler o kadar azıtmış ki, “sözde” kaynak bile göstermeye başlamışlar ama gösterdikleri kaynaklar yalan!


 

GENEL YORUMLAR

Makineler ve kit objektifleri için 3-5 yorum yazayım:

NEX-5T için yazacak çok fazla ek birşeyim yok. Daha önce NEX-5N incelemesinde hemen herşeyi yazmıştım ki 5T de 5N üzerine kurulmuş bir alet. 5N üzerine WiFi, faz bazlı odaklama, ek yazılım kurulabilmesi, 180 derece dönebilen ekran, ikinci tekerlek gibi özellikleri koymuş. PlayMemories ile harici özellik ekleyebiliyorsunuz ama onda da önceki NEX serilerinde bedava olan bazı özellikleri para vererek satın almanız gerekli (ve program kurma sistemi ilk başta biraz zahmetli). Genel anlamda NEX sistemi benim beğendiğim bir sistem. NEX makineleri bir defa kurarsanız (düğmelerin fonksiyonlarını değiştirince) menüye girmeye çok ihtiyacınız olmuyor, neyse ki olmuyor çünkü menü sistemi iğrenç. Eklenen ikinci tekerlek anlamsız, DSLRlardaki gibi iki tekerleği aynı anda kullanamıyorsunuz. Açıkçası ikinci tekerlek kullanım kolaylığı olaran 5N’in üzerine çok birşey koymamış. Faz bazlı odaklama da beklediğimden yavaş çıktı. 18-55’li bir Samsung NX2000 iyi ışıkta daha hızlı geldi bana. Bu odaklama sistemi videoda sürekli odaklama yaparken biraz daha avantajlı.

Bunların dışında, bildiğiniz güvendiğiniz NEX 🙂 Algılayıcı zaten kendini kanıtlamış 16MP Sony APSC.

16-50mm objektif ufacık. NEX-5T ve 16-50’yi montunuzun cebinde rahat taşırsınız (ki E-M5’in yerine bazen bu kiti alıyorum yanıma). Odak mesafesini objektif üzerindeki bir düğmeyi iterek değiştiriyorsunuz. Açıkçası bu işlem biraz sesli, sessiz bir odada 16mm’den 50mm’ye çıkarken motor sesini çok rahat duyuyorsunuz, duymamak için harici mikrofon takmanız lazım. Sokakta çok dert olmuyor.

NX2000‘i beğenmemeyi bekliyordum, aksine beğendim. Çok sade, az düğmeli yapısının ardında aslında dokunmatik ekranla ve basılabilir tekerlekle gelen kolay bir kullanım felsefesi var. Sadece basılabilir kontrol tekerleği ve objektiflerdeki iFn tuşu ile hiç menüye girmeden fotoğraf çekmek mümkün. Dokunmatik ekran büyük ve net, aynı akıllı telefon ekranı gibi dokunarak rahatça istediğiniz şeyi yapabiliyorsunuz. Menüler basit ve çok derin değil, buna rağmen ortalama bir kullanıcının ihtiyacı olan herşey var. Malzeme kalitesi olarak diğerlerinin altında görünse de sağlam polimer gövdesi sayesinde hafif, ayrıca tutuş ergonomisi NEX’ten biraz daha iyi ve EOS-M’in önünde. WiFi özelliği NEX’ten çok daha iyi ve rahat, isterseniz RAW’u kartta saklayıp JPEG’i telefona/tablete gönderebiliyorsunuz, hatta tablete aktardığınız fotoğrafı otomatik olarak Twitter/Facebook gibi sitelere yükleyebiliyorsunuz. 20-50mm objektifte titreşim azaltma yok. Objektif tamamen plastik, çok hafif ve 18-55’ten daha ufak (Sony 16-50’den daha büyük). Odaklaması biraz yavaş (NEX-5N ayarında diyebilirim aslında) ve çok düşük ışıkta odak yardımcı ışığı olmadan odaklamada biraz zorlanıyor. 20MP’lik APSC algılayıcının RAW kalitesi bayağı iyi, piyasadakilerden geride değil.
Ha, bir de Samsung makinelerle orjinal Lightroom geliyor ki bu da bir avantaj.

EOS-M ilginç bir alet. Canon, 650D’yi sıkıştırıp bir aynasız yapmış. İlk çıktığında biraz pahalıydı ama son dönemlerde gelen indirimlerle alınabilecek en iyi aynasız gövdelerden biri oldu bence. Gövdesi sağlam, az sayıdaki objektiflerinin hepsi çok kaliteli, orta seviye bir DSLR kadar kontrol olanağı veriyor (mesela çok detaylı flaş menüsü), Canon flaş sistemine tam uyumlu (böylece stüdyoda Canon kullanıyorsanız hiç uğraşmadan EOS-M’i de kullanabilirsiniz), dokunmatik ekranı çok başarılı, Magic Lantern ile makineye 10larca ek özellik geliyor (zebra, odak vurgulama, intervalometre, çok detaylı video ayarları, ISO453 gibi garip ISO değerlerini kullanabilme vs..), odaklama çok yavaş değil (çok da hızlı değil, Fuji X-E2’ye benzettim), perde sesi rahatsız edici değil ve perdeden kaynaklı bir sarsıntı farketmedim (650D’den daha iyi mesela), ucuz sayılabilecek adaptörle (Türkiye’de aşırı pahalıya satılıyordu en son, halbuki 149$ civarı birşey olmalı) tüm EF/EF-S uyumlu objektiflerle kullanılması büyük avantaj.
Canon eğer şunları koyarsa/geliştirirse EOS-M sistemi diğerlerine çok ciddi rakip olur:
1) 3-4 M bayonetli objektif daha. Mesela 50mm f1.8 IS STM, bir tane 100mm f4 IS STM.
2) Tutacak yere adam gibi bir plastik parça ekle be Canon!
3) WiFi ekle
4) Odaklamayı hızlandır
5) Seri çekimi 6-7 civarına getir
6) Pil ömrünü iki katına çıkar
7) Elektronik bakaç seçeneği getir
8) Ekranı hareketli yap
9) Q menüsündeki ayarları değiştirebileyim. Mesela ISO yerine başka bir ayar koyabileyim oraya

E-M5 benim en beğendiğim fotoğraf makinesi listesinde ilk 3’te. E-M5 (diğer Olympuslar da benzer) gerçekten çok kompleks bir makine. Neredeyse Canon 1D serisi kadar özelleştirilebilir fonksiyonu var, Eğri (Curve) ile gölge/parlak bölge ayarı yapabiliyorsunuz (kontrast-parlaklık harici), düğme ve tekerleklerin birçok özelliğini değiştirebiliyorsunuz, yeri gelince ufak oluyor, ek tutacak (grip) ile tutuş ergonomisi müthiş rahatlıyor, tonla özelliği ve becerisi var, menülerden çok detaylı ayarlara izin veriyor, hızlı menüleri ve tonla harici tulu sayesinde istediğiniz ayarı yapmak yeterince hızlı, süper hızlı odaklıyor ve titreşim engelleme sistemi E-M1’le birlikte piyasa lideri (videoda da çalışıyor bu sistem), objektif sistemi neredeyse eksiksiz ve objektif boyutları ufacık, Panasonic 100-300mm veya Olympus 75-300mm ile ufak pakette 600mm’ye erişme imkanınız var, yağmur-çamurda kullanılabiliyor, elektronik bakacı idare eder (sonradan daha iyileri çıktı doğal olarak) vs.. İmaj kalitesi de diğerlerinden geri değil. m4/3lerin en büyük dezavantajı kontrastlı sahnelerde parlak bölgelerin daha çabuk patlaması, buna dikkat ederseniz alacağınız sonuçlara şaşıracaksınız.
Buna karşılık, bazı konularda dandiklikleri var. Tahminen Olympus mühendisleri akşam eve gittiklerinde rakip firmalar sabotaj yapmışlar. Mesela:
1) Flaş, Blutooth aparatı, ya da mikrofon gibi birşey takacaksanız E-M5’in üst yuvasındaki iki plastik parçayı çıkarmak zorundasınız. Peki bunları nereye koyacağız? Lan? 3-4 defa bunları kaybettiğimi sandım, neyse ki çantanın bir köşesinde buldum ama bu parçaları kaybeden çok insan var. Siz çıkarmasanız bile çantadan makineyi çıkarırken bir şekilde flaş yuvası kapağı çıkabiliyor. Bu parçalar yokken yağmurda gezmenin bir sakıncası olabilir mesela.
2) Gövde ufak diye bazı düğmeleri ufak yapmışlar, bu yetmiyormuş gibi bazı düğmelere basmak zor (mesela Fn1).
3) Ek tutacak aldık, ve taktık. Gövdenin altındaki plastik parçayı tutacağa takabiliyorsunuz (kaybetmemek için), ama tutacaktaki plastik kapağı koyacak yer yok. Al sana kaybolacak bir parça daha.
4) Elektronik bakaç algılayıcısı biraz fazla hassas. Ekranda çektiklerime bakarken bazen elimi algılıyor ve görüntü ekrandan kaybolup bakaca geçiyor. Bu hassaslığı değiştirebilmek iyi olurdu.
5) Ek tutacak olmadan deklanşöre basmak çok rahat değil. Ek tutacak ile deklanşör olması gereken yere geliyor (ki E-M1’de bunu düzelttiler).

SON SICAK


 Bazıları diyor ki, “İnönü zamanında herşey karneyle alınırdı, şimdiki gibi dükkana girip istediğiniz ekmeği alamazdınız. Bakın Türkiye nasıl gelişti, bunların zamanında neler çekti bu millet”. Ve buna inananlar da çıkıyor. Halbuki İnönü zamanında ekmek-mazot vs.. karneyle dağıtılırken, aynısı Amerika-İngiltere-Almanya gibi ülkelerde de yapılıyordu! 2. Dünya Savaşı sırasında ve hemen sonra üretim çok azaldığı için un, şeker, mazot, giysi gibi temel ürünler BÜTÜN dünyada çok kısıtlıydı. Bu yüzden, savaş sırasında ve sonraki dönemde hemen hemen bütün gelişmiş ülkeler karne uygulaması yaptı. Bakın Amerika’daki karne uygulamasından bazı belgeler:

ww2ration
Büyük hali için üzerine tıklayın

İnternette “2nd world war ration” diye aratırsanız bununla ilgili birçok belgeye ulaşabilirsiniz. Türkiye’de yapılan uygulamaları dünyadan ayrı düşünmeyin. Özellikle o dönemlerde bazı sorunları çözmek için dünyadaki gelişmiş ülkeleri örnek almak normal.

Bu olayların benzeri Ecevit döneminde de yaşandı, ki o dönemlerde de tüm dünya sıkıntı çekiyordu sadece biz değil. Yani o da külliyen yalan.

Meydanlarda, televizyonda gözünüzün içine bakarak bu konuda yalan söyleyenlere artık gülersiniz herhalde 🙂 Utanmasalar “bunların zamanında internet bile yoktu” diyecekler 🙂


 

Oh be bitti. Haydi kalın saalıcakla…

18
Aşağıdaki kutuya yorum yazabilirsiniz

avatar
1200
8 Yorumlar
10 Yorumlara yanıtlar
0 İzleyenler
 
Popüler yorumlar
Hottest comment thread
9 Comment authors
ErtOztEndern efe rozturerMurat Recent comment authors

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Kayıt ol  
En yeni En eski
Notify of
fatih
Guest
fatih

Samsung nx1000 kullanıyorum jpegler berbat gerçekten, düşük isoda bile.Nx 2000 de ise nx300 ile birlikte jpegler iyileştirilmiş halde diye biliyorum, buna rağmen kötü. Birde nx1000 de raw dosyalarının boyutu çok büyük 35-38 mb civarı genelde, nx2000 de ise daha düşük, algoritma değiştirmişler galiba karşılaştırmayı isterdim. Nx300 faz odaklı netleme sistemi var nx2000 de sadece kontrast odaklı sistem mevcut af daha yavaştır muhtemelen. Nx1 ise kağıt üstünde bayağı iyi görünüyor elinize geçince incelemenizi bekliyorum.

hh
Guest
hh

Murat Bardakçı mı izliyorsunuz 🙂
Makinelerden çok ara sıcakları okudum, tebrik ederim. Fakat okuduğunu anlamak isteyecek insan sayısı her gün azalıyor. Açın baklava dağıtımı videosunu izleyin, ülkenin genel halini özetliyor. Artık kaliteli insana yer yok.

mustafa
Guest
mustafa

İncelememiz harika olmuş elinize sağlık. Herkesin kafasında ki soruyu sorayim. Sizce 1500 TL si olan bir insan hangi kompakt makineyi almalı.

Merih
Guest
Merih

Karşılaştırmalarda geçen sene piyasaya çıkmış NEX-5T yerine A6000 olabilseymiş keşke 🙂 Sensörün verdiği JPEG çıktıları oldukça iyi. Ayrıca iğrenç NEX menüsünden de kurtulmuş oluyoruz. Fakat dediğiniz gibi Sony renkleri her zaman biraz daha soğuk; beyaz dengesi ayarı otomatikte iken böyle bir soruna sebep olabiliyor gördüğüm kadarıyla..

Kaan Telekoglu
Guest

Sitenizdeki yazıları takip ediyorum. Değerli incelemeleriniz var. İncelemeleriniz ve paylaşımların arkasındaki büyük emeği görebiliyorum. Teşekkür etmek istedim.

Murat
Guest
Murat

Ertan Bey 7100 ve 70d arasında kaldım.video neredeyse kullanmayacağım.Siz olsanız hangisini alırsınız?

Ve ithalatçı firma garantili ürünler alınmalı mıdır bu konuda düşünceniz nedir?

Tşkler şimdiden

n efe r
Guest
n efe r

Yazılarınızı çok beğendim. Teşekkürler..

Ender
Guest
Ender

1 haftadır siteyi oku oku tekrar oku, almak istediğim aynasıza karar verebilmiş değilim.
Kullanım amacım ve bütçem de belli halbuki.
Karanlık sayılabilecek loş bar ortamlarında çekilecek dansçıların fotoğrafları. ISO performansı olarak bakmaktayım biraz ama benim seviyemde çok çok fark yaratmadığı, yaratamayacağım kanaatindeyim.
Mümkünse 1000 gövde ve objektif ile birlikte maksimum 2000 TL olacak şekilde önerinizi alabilir miyim?
Eos-m ikinci elleri yokluktan mıdır bilinmez gereksiz yüksek. Eski fiyat performans özelliğini yitirmiş gibi.
Gövde tasrarım vintage, retro denen hadiseye de yakın olursa tadından yenmez.

Teşekkürler