Fujifilm X-T1 Kullanıcı İzlenimleri

Eveet.. Zamanı geldi 🙂 X-T1 ile ilgili fikirlerimi yazdım döktüm arkadaşlar…

Öncelikle bu ekipmanı kullanma olanağını tarafıma sağlayan Fujifilm Türkiye’ye teşekkür ediyorum 🙂

Bu yazı bir “inceleme” değil. Yani teknik özelliklerinin irdelenmesi, ISO-piksel testleri, teknolojiler üzerine tartışma gibi bir içerik yok. X-T1 ve Fujinon 23mm lensi kullanırken bir son kullanıcı olarak edindiğim izlenimleri basit bir formatta aktaracağım.

 

Öncelikle analog kontrolleri olan X serisi bir gövde alacak kişilere önerim; almadan önce mutlaka pratik olarak bir süre kullanma fırsatı edinmeye bakın. Kameranın kontrollerinin analog tabanlı olması pratik kullanımı oldukça etkiliyor. Kamera ile gezerken çeşitli zamanlarda ayar tekerleklerini kurcalamanız gerekiyor. Çünkü bilindiği üzere basit PSAM modları yok; ISO-Enstantane-Diyafram halkası üçlüsüyle çeşitli kombinasyonlar yaparak PSAM modlarını ve istediğiniz kriterleri ayarlıyorsunuz. Zaman zaman birden fazla tekerlekle oynamanız gerekiyor.

Elbette otomatik ISO, minimum enstantane değeri kriterlerini en baştan bir kez ayarlayıp bu şekilde basitçe kullanma imkanı sunuyor X-T1. Sadece bu ayarı yeterli görecek ve bir daha değiştirmeyecek kullanıcıların ayar tekerleklerine çok ihtiyaçları kalmıyor. Ama sık sık ayar değiştiren kullanıcılar ayar tekerlekleriyle daha sık muhatap oluyor. Bu yüzden X-T1 kullanımı çok basit olmayabiliyor. Yazının bir bölümünde buna değineceğim.

X-T1 için ilk planda söylemem gereken şey; oldukça albenili bir gövde. “Baba” görünen bir gövde. Ön yüzünü büyük oranda kaplayan grip ve grip bölgesinden itibaren gövdenin tasarımı çok güzel bir görüntü oluşturuyor. Daha kameraya bakarken elinize alıp fotoğraf çekme isteğiniz doğuyor 🙂 Ön kısımdan bakınca eski DSLR & SLR gövdeler gibi sade ve ağır bir tasarımı var. Üst ve arka kısım ise malumunuz, kontrollerle dolu. Önden retro, arkadan kontrol ve teknoloji yumağı bir görüntüsü var.

X-T1 gövde klasik DSLR’lara göre küçük ve hafif. Ancak çok küçük değil. Cep makinesi hiç değil 🙂 Bilhassa Fujinon lenslerin (14, 23, 56 vs) büyüklüğü göz önüne alındığında, X-T1 setinizin büyüklüğü DSLR’lar ile m43 sistem arasında bir yerde oluyor. Ancak Fujifilm X-T1 gövdeyi oldukça hafif yapabilmiş. Bu sebeple boynunuzda tüm gün taşısanız dahi ekipmanın ağırlığını hissetmiyorsunuz. Bir de 18mm, 27mm gibi pancake lensleri kullanarak ölçeğinizi daha da düşürmek mümkün.

18mm ile böyle görünüyormuş;


23mm ile en ufak bu şekilde;


Sadece gövde olarak E-M5 ile biraz farkı var. E-M5’in yanında biraz daha tosun duruyor;


X-T1 + 23mm ile E-M5 + 75mm ise yan yana bu şekilde duruyor. Tabi 75mm’nin m43 sistemin en büyük prime lenslerinden biri olduğunu söylemek gerekir. OM-D’yi 75’in yarı büyüklüğünde bir lensle düşünün…

Grip kısmındaki kaplama malzemesi iyi bir kontrol sağlayacak şekilde elinize tutunuyor. Grip ele oldukça iyi oturuyor. Aynasız makineler içinde en iyi griplerden biri X-T1’de diyebilirim. Ancak grip kısmındaki çıkıntının en üst noktaya kadar çıkması daha iyi olur muydu? Elim üst kısımda, yani deklanşör ve video tuşunun altına denk gelen kısımda da bir çıkıntı aradı. Ama kullandıkça alışıyorsunuz. Grip oldukça iyi bir kavrama hissi veriyor.

Hafıza kartının kapağı ise griple aynı dokuda ama plastik. Samsung’un deri görünümlü plastik arka kapakları gibi 🙂 Biraz ucuz ve dayanıksız bir görüntüsü var.

Vizör çıkıntılı değil. Normal kullanımda bu sorun yaratmıyor ama gözlük kullananlar için vizöre yeterince yaklaşmak problem olabilir. Vizör büyük olduğundan karenin tamamını görebilmek için gözünüzü tamamen pencereye yapıştırmanız gerekiyor.

Gövdeyi elinize aldığınızda sağlamlık hissi veriyor. Normal şartlarda hafif olan şeyleri belki farkında olmadan “kalitesiz” olarak algıladığımız için, X-T1’in hafif olmasına rağmen aynı anda “içi dolu” hissini verebilmesi güzel.

Malesef gövdede titreşim engelleme sistemi yok. Bu özellik bence küçük aynasız gövdeler için oldukça önemli. Zira elinizdeki ekipmanın ağırlığı azaldığı için fotoğraf çekerken elinizi sabit tutmanız zorlaşabiliyor. Bu da kamerayı titretme ihtimalinizin yükselmesi demek. Şu ana dek aynasızlar için bunu düşünen firma Olympus oldu. Panasonic de bunu son modellerinde yapmaya başladı. Ben normal DSLR’da ayakta ve bir yere dayanmadan en düşük 1/60-1/50 enstantaneye inebiliyorum, daha yavaş perdelerde titretme ihtimalim yükseliyor. X-T1’de ise bu sınır 1/80 – 1/100. E-M5’te ise 1/10’larda rahatça çekebiliyorum. Tabiki nefesinizi tutarak, bir yere dayanarak veya kameranızı gözünüze dayayıp bastırarak daha yavaş perde hızlarına inmek mümkün. Ama aynasız makineleri (oynar ekranlarının da etkisiyle) çoğu zaman farklı çekim pozisyonlarında kullandığımızdan bu yöntemler her zaman uygulanamıyor. Tabi eli benim elimden daha sabit olan kullanıcılar için böyle bir sorun olmayabilir.

LCD gövdeyle bir durumda. Yani kamerayı gören bir kişi LCD’nin hareketli olduğunu bilmiyorsa bunu dışarıdan anlaması zor olabilir. Sol kısmında üstte ve altta iki tane tırnak var, ekranı yukarı veya aşağı devirmek için ikisinden birini kullanıyorsunuz. Pratik bir şekilde LCD yerinden çıkıyor. Ayrıca LCD’yi olduğu yerden hem aşağı, hem yukarı doğru çevirebiliyorsunuz. E-M5’te LCD’yi çıkarmak için önce tepesinden çekip aşağı çevirmeniz, sonra yukarı çevirmeniz gerekiyor.

Batarya kullanımı biraz yüksek. X-T1 yemeğinden kısmıyor 🙂 Kamerayı bir gün boyunca aktif olarak kullandığınızda bir batarya yetmeyebilir. Herhalde Fujifilm bu ihtimali bildiğinden bana yedek batarya da göndermişler 🙂 Bataryadan tasarruf sağlayabilecek basit bir yolu yazının devamında anlatacağım.

 

Tuşlar ve Tekerlekler

Deklanşörle başlayalım. Deklanşör tuşunun dokunsal hissi çok iyi değil. Daha stabil, sağlam hissi veren bir tuş olabilirdi. Biraz ucuz bir hissi var. Serbest durumdayken yerinde 1-2mm’lik bir serbest hareket alanında oynuyor. Parmağınızla ufak dokunuşlar yaptığınızda yerinde tıkır tıkır hareket ediyor. 2 basamaklı bir deklanşör. Son basamağında ise tuşun içeriye doğru “seyahat” mesafesi biraz kısa. Yani fotoğrafı çekmek için deklanşöre tam olarak bastığınızda içeriye fazla girmiyor; sığ bir deklanşör hareketi yapıyorsunuz. Bu da tuşun fiziksel hissi açısından iyi bir şey değil. Bu da gövdedeki diğer bazı tuşların weather-sealing özelliğinden ötürü sığ olmaları ile aynı bağlamda açıklanabilir belki, ama E-M5 de weather-sealing özelliği taşıyan bir makine ve daha stabil, daha tok bir deklanşör tuşu var.

AF-L tuşunun konması çok çok iyi bir fikir. Bu tuş normalde sadece orta-üst ve üst seviye DSLR’larda vardı. Şimdi daha fazla makineye koymaya başladılar. Deklanşörün AF ve perde özelliklerini birbirinden ayırmak açısından önemli bir tuş bu.

Aynı şekilde “Focus Assist” tuşu da kullanımı oldukça pratikleştiriyor. Çektikten sonra hangi AF noktasını seçtiyseniz o noktanın altına %100 yakınlaştırma yapıyor, odağınızı hızlıca kontrol edebiliyorsunuz.

Ön taraftaki FN tuşu ise yine tam parmağınızın altına düştüğünden pratikliği artırıyor.

Analog tabanlı bir makinede yine de pratikliği düşünüp ISO ve enstantane tekerleklerine “A” (Otomatik) seçeneği koyulması iyi olmuş. Kamerayı kullanırken çoğu zaman bu iki tekerlek “A” konumunda durdu.

Pozlama telafisi tekerleği oldukça sert. Ayrıca sert kenarlı. DSLR’lar gibi kauçuk kenarlar olabilir miydi? Bu özelliklerinden dolayı normal DSLR ayar tekerleği gibi baş parmağınızla döndüremiyorsunuz. Tekerleği çevirmek için baş parmağınızla ve işaret parmağınızla tutup çeviriyorsunuz; ergonomiyi biraz düşürüyor. İlk geldiğinde çok sertti, kullandıkça biraz daha yumuşadı ama hala tek parmakla değiştirilebilecek yumuşaklıkta değil

Ayar tekerleklerini kilitlemek iyi bir fikir değil. Bu kilitlenen tekerlekleri DSLR’larda da sevmemiştim. Bu tekerlekler bir miktar sert yapıldıklarında yanlışlıkla döndürülme ihtimalleri zaten azalıyor. Ya da illa kilit konulacaksa kilitsiz kullanma opsiyonu da olmalı. Analog tekerlekleri (ISO, Enstantane) her seferinde ortasındaki tuşa basarak çevirmek biraz külfet açıkçası. Enstantane tuşu aslında sadece A modunda kilitleniyor, diğer duraklarda serbest çevirebiliyorsunuz ama ben genelde A ve 1/15 – 1/30 duraklarını kullanıyorum. Her ayar değiştireceğimde üstteki kilit tuşuna basıp 7-8 durak çeviriyorum.

ISO tekerleği ise her durakta kilitli. Sürekli ISO değiştiren kişiler için kullanımı zor olabilir. Ama kamerayı otomatik ISO ile kullanarak ISO tuşuna hiç dokunmadan fotoğrafınıza odaklanmanız da mümkün.

Enstantane tekerleğinin alt kısmında pozlama modunu değiştiren bir halka var. Enstantane ile oynarken yanlışlıkla bu halkayı çevirmek mümkün. Parmağınız farketmeden o halkanın öndeki tırnağını oynatabiliyor. Bugün fotoğraf çekerken kameranın pozlama davranışında acayiplikler gördüm ve tuhafıma gitti; pozlama yöntemini yanlışlıkla “nokta” olarak ayarladığımı sonradan fark ettim.

23mm’in üzerindeki diyafram halkası ise çok kolay dönüyor. Yanlışlıkla dönmeye çok müsait. Çantadan her çıkardığınızda kontrol etmekte fayda var. Ancak bu özelliğinden dolayı kamerayı tek elinizde tutarken orta parmağınızla veya yüzük parmağınızla diyafram halkasını değiştirebiliyorsunuz 🙂

Analog tuşlarla kullanımın pratiğe etkisini işe şöyle özetleyebilirim; fotoğraf çekerken zaman zaman yüksek, zaman zaman düşük enstantane kullanmak istiyorsunuz. Normalde ben A modu için otomatik ISO ve min. perde hızını ayarlayıp S modunu 1/10 gibi bir ayara getiriyorum ve yoğunlukla A ve S arasında geziyorum. Örn. bir hareketi flulaştıracağım zaman kamerayı mod tekerinden S moduna almam yeterli oluyor. Ancaaak… X-T1’de A modundan S moduna geçmek için,

1-Lensteki diyafram halkasını A’ya almak
2-Enstantane tekerleğinin kilidine basarak X tık kadar çevirip istediğim perde hızına almam gerekiyor; bu 3-4 saniyelik iş anlık sahneleri kaçırmama sebep olabiliyor.

Tuşlar, özellikle arka-sağdaki Focus Assist, Q, Back, 4 Yön Tuşu ve Menu/OK tuşu, gövdeye oldukça yapışık durumda, neredeyse hiç çıkıntı yapmıyorlar. Bunlara basarken parmağınızı düz zeminlere basıyorsunuz gibi hissediyorsunuz, bu tuşları sık sık kullanıyorsanız eğer pratik olmuyor. Sol kısımdaki Play & Delete tuşları ile sağ-üstteki AE-L ve AF-L tuşları daha iyi. Ayar butonları basınca çok fazla içeriye girmiyor. Daha yumuşak ve belirgin bir dokunsal feedback istiyorsunuz ama, sanırım weather-sealing özelliğinden ötürü tuşlar bu şekilde. Kameramı kötü hava koşullarında kullanacak biri olsaydım su geçirmezliği tuşların rahatlığına tercih ederdim muhakkak.

Arka kısımda AE-L ile AF-L arasındaki ayar tekerleği için de aynı “sığlık” durumu geçerli. Çok çıkıntılı olmadığından parmağınızın ucuyla tekerleği kavramak ve çevirmek biraz dikkat istiyor. Oraya biraz daha çıkıntılı ve daha şişman bir tekerlek konabilir miydi? Tekerleğin öndeki eşi ise makineyi tutuş şeklinize göre işaret parmağınızın değil, orta parmağınızın ucuna denk geliyor, o tuşu kullanmak ise oldukça rahat.

m43 gövdelerde acayip yerlere konan ON/OFF anahtarını X-T1’de klasik yerinde görmek güzel oldu. Tek elle kullanabileceğiniz bir gövdeyi tek elle açıp kapayabilmek oldukça pratik.

Bu kameraya dokunmatik ekran iyi bir tamamlayıcı olabilir. E-M5’te sınırlı bir dokunmatik kullanımı var ama, AF noktası seçmek ve istediğiniz noktaya odaklayıp fotoğraf çekmek gibi iki hayati özellik sunuyor. Alışınca başka yerlerde de aradığınız bir özellik.

Kullanımda keşfettiğim diğer bir özellik ise, yarım deklanşörle netleme halinde iken lensin diyafram halkasını değiştirdiğinizde kameranın yeni diyaframa göre net alan önizlemesi (DOF preview) yapması ve pozlama değerlerini değiştirmesi.


Menüler & Kullanım

Menüler biraz Nikon stili. Pentax makinelerde olduğu gibi ayar tekerleklerinden bir tanesi ana menü başlıklarında, diğeri menü seçeneklerinde gezinebilir, çok daha pratik olur.

Menülerde çok fazla sayıda, kafa karıştıracak ayarlar yok. 5 tane çekim ayarları, 3 tane makine ayarları ile toplam 8 ana başlığı var.

Q menüsü ihtiyaç duyulabilecek birçok ayara pratik erişim sağlıyor, ama Q menüsünü özelleştirebilmek güzel olurdu.

Özel ayar gruplarına ayar atayıp kaydedebilmemiz güzel bir olay. Bu ayar gruplarından 7 tane olması ise daha güzel bir olay. Kameranın üstündeki Wi-fi kısayoluna ayar gruplarını atadım. JPEG çekerken ayarlar arasında gezmek bu şekilde pratik oluyor. Ancak bu ayar gruplarını isimlendirebilmemiz daha pratik olurdu.

Yüksek ISO’da oldukça iyi çıktılar veriyor ancak 6400 üzerinde RAW çekmeye izin vermeli. İnsanlar 12800’de fotoğraf çekerken makinenin JPEG motoruna güvenmek yerine kendileri RAW işlemek isteyebilirler.

Playback tuşuna bastığınız zaman ufak bir gecikme oluyor, fotoğraf anında ekrana gelmiyor. Aynı zamanda makine içerisinde ufak bir hareket oluyor. Lensin odaklarken yaptığı hareketin aynısı. Tam olarak ne hareketi bilmiyorum ama fotoğraflara girdiğimde böyle mekanik bir hareketin olması dikkatimi çekti. Fotoğraflardan çıkıp live view’e dönünce aynı hareketi yine yapıyor.

Silme işlevi yeterince pratik değil. Örn. Nikon gövdelerde bir fotoğrafı silmek için silme tuşuna iki kez basmak yeterli. Olympus gövdelerde silme tuşuna bir kez basarak fotoğrafı silebiliyorsunuz. Fuji’de silme tuşuna basıyorsunuz, “Tek Kare” seçiyorsunuz, sonra silinsin mi sorusuna cevap veriyorsunuz. Yani 3 hamle. Çok büyük bir sorun değil ama pratik değil.

Wi-fi kullanımı güzel bir eklenti. Tethering özelliğini HTC One ile kullandım. Telefonla kamera arasında bağlantı kurarken zaman zaman bağlanamama hatası aldım ama benim yanlış yaptığım bir şeyler de olabilir. Fujifilm’in Google Play’deki “Camera Remote” aplikasyonuyla telefonunuzu tüm kamera ayarlarıyla birlikte kameraya vizör olarak kullanma ve kameradan fotoğrafları alma gibi seçenekleriniz oluyor. PC’ye bu yolla fotoğraflar alınıyor mu bilmiyorum, denemedim. Wi-fi açıkçası benim için çok kritik bir özellik değil, çünkü genellikle RAW çekip PC’de işledikten sonra yayınlıyorum. Ama teknolojinin bir getirisi olduğundan kameranızda olması güzel bir şey. Zaman zaman işe yaradığı oluyor. Başka kullanıcıların daha çok işine yarayacağından eminim.

Kamera içerisinden sadece JPEG dosyalarınızı dışarıya gönderebiliyorsunuz. RAW’larınızı gönderebilmek için önce kamera içerisinde JPEG’e çevirmeniz gerek. JPEG’leri gönderirken 3MP’e düşürüyor. Mantıklı.

Hafıza kartı olarak Toshiba SDHC 16GB Class 10 kullandım. 16MP Fine JPEG çekerken karta yazma hızında bir sorun görmedim. Ancak RAW çekerken yazma sırasında biraz bekletiyor. RAW+JPEG çekerken bu süre 3 saniyeye kadar çıkabiliyor. Ben kamerayı çektiğim fotoğrafı sürekli gösterecek şekilde ayarladım; bu ayarda RAW veya RAW+JPEG çektiğiniz zaman karta yazma işlemi bitmeden Live View’e dönemiyorsunuz, hangi tuşa basarsanız basın çektiğiniz fotoğraf bu süre boyunca ekranda duruyor.

Auto ISO açıkken M modunda pozlama telafisi çalışmıyor. Önemli. Örneğin gece gezerken güzel bir manzara gördünüz, bir yere dayandınız ve elde çekeceksiniz. Otomatik ISO’da lensi f/2.0’a, perdeyi de 1/15’e getiriyorsunuz (M moduna geçiyorsunuz). Bu noktada kameranın pozlama kararını değiştiremiyorsunuz, nasıl pozladıysa öyle çekmeniz gerekiyor. Ya da diyafram ve perde hızının yanına ISO değerini de manuel girmeniz gerekiyor ki istediğiniz şekilde pozlama yapın.

Beyaz dengesi genellikle isabetli. Yapay ışıklar altında yine turuncuya doğru kaysa da, genellikle çok şaşırmıyor. Kapalı havalarda ise maviye doğru bir meyil var.
Vizör

Göz sensörü kullanılırken sensörün algılama mesafesi biraz fazla uzak, makineyi göbek hizasına getirip ekranı yukarı çevirerek fotoğraf çekemiyorsunuz çünkü göbeğinize yakın olduğundan hemen ekranı kapatıyor. Göbekten ileriye doğru uzaklaştırmak gerekiyor ama bu hareket dışarıdan dikkat çekiyor. Göbek hizasından çekimler için SALT LCD kullanmak daha iyi. Gün içerisinde EVF’i ve LCD’yi çeşitli zamanlarda kullanıyorsunuz ve sürekli EVF yanındaki tuştan ayar değişikliği yapıyorsunuz. E-M5’te EVF’in yanında duran tuş ise sadece göz sensörünü açıp kapatıyor. Hangi düzenin daha pratik olduğu kullanıcı tercihine kalmış.

Hem Live view’de hem de fotoğraf önizlemede EVF’in kontrastı ve renk doygunluğu LCD’ye göre daha fazla. İkisi arasında fark var, LCD renkleri daha doğru veriyor.

Manuel odak modlarını pek denemedim, sadece ortaya netleyeceksem büyütme modunu kullanıyorum. EVF’in kocaman olması manuel odağı oldukça kolaylaştırıyor, çoğu zaman manuel odak yardımına gerek bırakmıyor. Ayrıca hem EVF’de hem de LCD’de, herhangi bir odaklama yardımı kullanmadan manuel odak yaparken odakladığınız net alanlarda kalan nesnelerin köşelerinde çok küçük çapta bir “taraklanma” veya “titreme” oluyor. Gözünüz sağlamsa bu hareketi net olarak görebiliyorsunuz. Kusursuz odak yapıldığını buradan anlamak mümkün.

EVF içerisindeki terazi çizgisi çok yardımcı. Aynasız makineler ufak ve hafif olduklarından dolayı tutuş dengesi her zaman problemli oluyor. Ağır DSLR’ları her zaman daha stabil bir şekilde tutuyoruz ama aynasızda titreme, yamuk tutma gibi durumlar daha sık görülen bir problem. Fazla parmak basılan bir konu değil ama bence önemli bir konu. Vizör içerisinde default olarak açık gelen terazi, sizi de fotoğrafın terazisine dikkat etmeye itiyor. Ancak kendini güncelleme hızı biraz düşük.

EVF karanlıkta kendi kendini sahneyi seçebilecek kadar aydınlatıyor. Aynı şey LCD için de geçerli. Gözün karanlıktan başka bir şey göremediği birçok karanlık seviyesinde EVF’den sahneyi görebiliyorsunuz. Noise seviyesi rahatsız edici olmayacak kadar düşük. Ayrıca sahneyi aydınlattığınız için kamera da “önünü görüyor”. Aynasız kameraların AF sistemi sensör üzerinde olduğundan siz çekim modunuzu (Astia, Velvia, S-B, vs) nasıl ayarladıysanız kamera da sahnedeki kontrastları bu görüntüye göre algılıyor. Dolayısıyla ekrandaki görüntüde kontrast yakaladığınız yerlere AF de yapabiliyorsunuz. Yani, karanlıkta AF yapıyorsunuz 🙂

EVF’in yanında bir “View Mode” tuşu var. Makineyi tutuş tarzı itibariyle bu tuşa sağ elinizle basmanız imkansız. Makineyi sol elinizle desteklemeniz gerekiyor. Bu tuşa EVF/LCD kullanım kombinasyonlarını içeren 4 tane ayar atanmış. Bu ayarlar:

1.Sadece LCD
2.Sadece EVF
3.Gözünüzü yaklaştırdığınızda görüntüyü LCD’den EVF’e geçiren göz sensörü
4.LCD’nin ve EVF’in sürekli kapalı olduğu, gözünüzü yaklaştırdığınızda EVF’i açan göz sensörü.

Bu ayarlardan özellikle 4. iyi düşünülmüş. Batarya tasarrufu için faydalı bir ayar; fotoğraf çekmediğiniz sürede ekranlarınız kapalı duruyor
Autofocus

Genel ayarların 2.menüsünün altında “Güç Yönetimi” ayarı var. Oradan “Yüksek Performans” seçeneğini açmayı öneririm. AF hızı ve kararlılığı 23mm ile gözle görülür derecede arttı.

AF noktası boyutunu en küçük boyun bir tık üstüne ayarlamak da AF performansını gayet olumlu etkiliyor.

Aynasız kameralarda crosstype AF noktası diye bir şey yok, ancak yine de ortadaki AF noktalarının kenarlardaki noktalardan daha iyi odakladığını farkettim. Düşük ışıkta aradaki fark belli oluyor.

AF performansı daha önce kullandığım sample X-T1’den çok daha iyi. O X-T1’de net bir kararsızlık hakimdi. Bu X-T1 ise sanki onun güncellemesi gibi. Hız ve kararlılık oldukça iyi. Yeterli ışıklarda genellikle “anında” odaklama yapabiliyor. Düşük ışıkta yine git-gel yapıyor ancak gayet umutlu bir çaba sarfediyor ve sonunda yuvarlak %70 oranla odağı tutturuyor. Tabiki AF yaparken sahnede konrast içeren noktaları bulmak çok önemli; iki zıt rengin kesiştiği noktalar, açık ve koyu renklerin kesiştiği noktalar, karanlık ve aydınlık bölgelerin kesiştiği noktalar gibi bölgelerde AF performansı oldukça iyi. Zaten herhangi bir kamerayı kullanırken de AF’nin bu tür noktalara yapılması gerekir. Ancak düz satıhlar üzerindeki düz renkler, düz renkli dokular, gökyüzü, iyi aydınlanmamış nesneler/yapılar, zifiri karanlık, belli-belirsiz aydınlık noktalar gibi bölgelere yeterli ışıkta da odak yapamıyorsunuz ki, bu X-T1’e özgü bir durum değil. Birçok DSLR’ın da çuvallayacağı bir durum.

Lensin diyafram halkasını geriye çekerek MF moduna aldığınızda da odağı sıfırlıyor. Yani kadrajda belirli bir noktaya AF yaptınız, ama bir sebepten manuel odaklama ile ince ayar yapmak istiyorsunuz ya da sahneyi manuel odakla çekmeye karar verdiniz. Lensten manuel moda geçtiğinizde ekran bir anda flulaşıyor, odak başka bir yerlere gidiyor. Sıfırdan odaklama yapıyorsunuz.

EVF konusunda bahsettiğim gibi, AF yapamayacağınız kadar karanlık yerlerde AF yapabilmenin bir yolu var. Sahneyi aydınlatmak için baştan +2EV gibi bir telafi yapın. Sonra sahnede uygun bir kontrastlı noktaya netleyin. Deklanşörü yarım halde tutarken (Ya da daha iyisi, AF-L tuşunu basılı halde tutarken) EV tekerleğinden pozlamayı yavaş yavaş istediğiniz noktaya kadar düşürün. X-T1 netlediği noktayı tutarken bir yandan pozlamayı düşürecek ve siz yine karanlıkta AF yaparak fotoğrafınızı çekmiş olacaksınız [sm=icon_smile.gif] Tabi hazır ekrandan aydınlık sahneyi görürken AF ile uğraşmayıp, manuel odak yapma opsiyonu da var.

AF’de yine de biraz kararsızlıklar oluyor, olmuyor değil. Yani gözünüzü kapatıp çeker diye güvenemiyorsunuz hala. Bazen gün ışığında da AF yapmak istediğiniz yeri bulamayıp kırmızı AF uyarısı verdiği oluyor. Zaman zaman netlemek istediğiniz subjeye değil arka plana netlediği oluyor. Sanırım FW güncellemesiyle giderilebilecek şeyler bunlar.

Odaklanmış fotoğraf sayınızı artırmak için Autofocus menüsünden “Bırak/Fokus Önceliği” ayarlarını “Fokus” olarak değiştirin. Bu şekilde kamera sadece tam odağı sağladığında fotoğraf çeker. Menülerin Türkçe tercümeleri çok iyi değil 🙂 Ben İngilizce kullanıyorum.

Hızlı AF’ye örnekler. Bunları özellikle yürürken, ve bazı karelerde karşıdaki insanlar da aynı anda bana doğru yürürken çektim. Yani gayet namüsait şartlarda;

Yüz tanıma ayarı faydalı bir özellik. Ekranda yüzler varken oldukça iyi çalışıyor, ancak X-T1’de de E-M5’te olduğu gibi, ekranda bir sima yokken başka nesneleri insan yüzü sanıp oralara kilitlenme problemi var. Sürekli açık tutmak iyi değil. Portre çekerken açık tutmak iyi, kişinin gözünü tutturacağım diye uğraşmıyorsunuz.

Netle-kadrajla yöntemini hiçbir zaman kullanmıyorum. Bu yöntem yanlış pozlamalara sebep olabileceği gibi, açık diyaframlı lensler kullanırken odağı kaydırmaya da yol açabiliyor. Netleyeceğiniz yere göre AF noktası seçmek her zaman daha sağlıklıdır. Bu bağlamda X-T1’in yazılımında AF noktaları seçimi konusunda bir geliştirme yapılabilir diye düşünüyorum. Default ayarlarda AF noktası seçimine alt navi tuşuyla giriyorsunuz. Ben diğer üç navi tuşunu da AF ekranına atadım ancak bir nüans var; AF noktası seçmek için önce AF seçim ekranına giriyorsunuz (1 hamle). Ardından AF noktası seçiyorsunuz (2.hamle). Hem en az 2 hamle yapacak olmanız, hem de navi tuşlarının kullanımının biraz sıkıntılı olmasından ötürü AF noktası seçme işlemi çok pratik olmuyor. Ancak en azından bir yazılım güncellemesiyle, live view’deyken örneğin üst navi tuşuna basılmasıyla tek hamlede üstteki AF noktasına geçmek şeklinde bir değişiklik yapılabilir. Daha pratik olur 🙂 Tabii sadece orta noktayı kullanan kişiler için bu da bir problem değil.

Netleme sırasında lens motoru gövdeye ve doğal olarak kamerayı tutan elinize hafif bir fiziksel feedback veriyor. Birçok focus-by-wire tipi lenste, hatta birçok sessiz motorlu (AF-S, USM, HSM, vs) lenste odaklama tamamen sessiz ve hissedilmez şekilde olurken Fujinon lenslerde hem ufak bir “tıkırtı” sesi hem de fiziksel bir hareket hissetmek ilginç geldi. Çok da önemli bir konu değil, kullandıkça normalleşiyor sizin için.

Çekim modları

Her modu özellikle denemedim açıkçası, JPEG çekmek pek adetim değil. Tabiki bu kamera çıktısı JPEG’lerin oldukça iyi olduğunu söylememe engel değil. ACR’nin X-T1 rawlarını açabilen (8.4) sürümü çıkana dek JPEG’leri denedim. Genellikle Provia, Velvia, Astia ve S-B (filtresiz) modları kullandım. Kameranın menüsünde kontrast ayarı yok, bunun yerine highlight ve shadow’ları ayrı ayarı ayarlıyorsunuz. Kameranın verdiği renkler oldukça çekici. Her sahneden göze hoş gelecek renkler çıkarmasını beceriyor. Zaman zaman fotoğraf çekip ekranda baktıktan sonra karşıya bir daha bakıp “nereden çıkardı bu yeşili?” diye şaşkınlıkla sahneyi incelediğim oldu:)) Sadece yeşil renk için geçerli değil. Çektiğiniz fotoğrafların çoğunda yeşil ve mavi renkler, eğer sahnede varlarsa, oldukça baskın çıkıyorlar.

RAW işlemek istemeyen kullanıcılar tamamen JPEG ile gidebilir, JPEG’ler o kadar iyi 🙂 Zaten yeni aynasız gövdelerin JPEG motorları oldukça iyi. Kamera içerisinden birkaç parametreyi ayarlayarak (ve ayar gruplarına kaydederek) istediğinizi almak mümkün. RAW işlerken ise gördüğüm kadarıyla ACR yerine Photo Ninja veya Raw Therapee gibi yazılımlar Fuji RAW’larını (ve renklerini) daha iyi yorumluyor ve bu dosyalardan daha fazla detay çıkarıyor.

Olympus E-M5 ile karşılaştırma

İmaj ve %100 piksel kalitesi açısından E-M5’e göre daha temiz çıktılar veriyor. Ancak gövdelerden noise reduction’ı normal seviyeye getirdiğiniz zaman her iki gövde de ince detayları yoketme eğilimi gösteriyor. Bunun karşılığında %100 bakmadığınız sürece temiz bir görüntüyü iki gövdeden de alıyorsunuz. Kaldı ki fotoğrafları 1000, 1200 piksel genişliğe düşürdüğünüzde aradaki kalite farkı daha da belirsiz hale geliyor.

Gördüğüm kadarıyla iki gövdenin çıktıları arasındaki fark daha ziyade imaj karakterinden kaynaklanıyor. Olympus renkleri pastel, hafif renkler iken Fuji renkleri parlak ve zengin.

AF konusunda X-T1 hala bir m43 değil. E-M5’i kullanırken netlemeye ihtiyaç duymadan direkt tam deklanşör yaparak fotoğrafı çekiyorsunuz, çünkü istediğiniz noktaya netleyeceğinden gayet eminsiniz. X-T1’i de bu güvenle kullanmak mümkün ama ekranda kırmızı AF uyarısını görüp fotoğrafı kaçırdığınız zamanlar oluyor. Zaman zaman nesneye değil, arka plana netlediğini gördüm. Ancak E-M5 de, X-T1 de istediğiniz noktaya netlediğinde isabet oranları oldukça yüksek. Biraz öne veya biraz arkaya netlemek gibi problemler görmedim.

İki sistem arasında boyut farkı var. E-M5’i bir pancake lensle çantanızın köşesine atıp dışarı çıkabilirsiniz. Hatta cep telefonu gibi elinizde gezebilirsiniz. X sistemde bu mümkün değil. Çantanızda bir yer ayırmanız gerekiyor.

E-M5 ile sokak fotoğrafları daha rahat; insanların E-M5’i farketmesi zor çünkü. Hem küçük olduğu için, hem de ilk bakışta kompakt makine veya analog makine gibi göründüğü için insanların dikkatini çekmiyor. X-T1 lensleriyle birlikte daha somut ve DSLR benzeri bir görüntüye sahip olduğundan insanların dikkatini çekmesi daha kolay. X-T1’e görüntü itibarıyla genç bir DSLR demek daha uygun. Sokakta bir sahne yakaladığınızda X-T1’inizi çantadan çıkardığınızda kafaların size dönmesi daha muhtemel.

İki gövdenin perde sesleri de oldukça düşük. X-T1’inki daha düşük. E-M5’inki biraz mekanik bir ses. X-T1’inki ise Nikon D7000, D600, D610 gövdelerdeki “Quiet” modunda aldığınız perde sesi gibi, ufak bir “klik” sesi yapıyor. Sizin dışınızda duyulabilecek bir ses değil.

Tabiiki E-M5’te GPS, Wi-fi gibi özellikler yok. Eye-fi ile paylaşım özelliği kazandırabiliyorsunuz ancak pahalı bir çözüm.

E-M5’ten sonra X-T1’in vizörü bir sınıf atlamış görünüyor. İkisini beraber kullanınca X-T1 vizörü 1080p video iken, E-M5 vizörü 480p video gibi… LCD’ler arasında çözünürlük ve teknoloji farkı var ama pratikte çok büyük bir fark görmedim. Sadece X-T1’in LCD’si daha düşük karanlık seviyelerinde de kendi kendini aydınlatabilirken (Gain) E-M5’in LCD’si belirli bir karanlığın altına inince pes ediyor. Ayrıca X-T1’de LCD’de gördüğünüz görüntü ile çektiğiniz fotoğraf aynı iken, E-M5’te çektiğiniz fotoğraf hem renk, hem parlaklık açısından biraz farklı çıkabiliyor. Bunun nedenini araştırmadım.

Malzeme kalitesi olarak iki gövde de iyi. X-T1’in malzeme kalitesi bir tık daha iyi, ancak E-M5 içi daha dolu bir his veriyor kullanırken.

E-M5’in ayar tekerleklerinin kullanımı X-T1’inkilere göre çok daha rahat.

E-M5 arayüzü ve menüleri daha pratik. AF noktası seçme, imaj parametrelerini ayarlama gibi işleri tuşlar + tekerlekler ile çok rahat ayarlıyorsunuz. X-T1’in kısayol tuşları ve Q menüsü var ancak X-T1’in kullanımı biraz akıllı telefon tadında, daha grafiksel.

İki gövdenin fiyatları da oldukça yüksek. E-M5 çıkalı 2 yıl olmasına rağmen fiyatı hala premium seviyelerde. M43 sistemin lensleri X sistemin lenslerinden pahalı. Bu sistemler devrim yaratan, oldukça başarılı sistemler ama ne olursa olsun insanların bir “kırpık sensör” algısı var ve ne yaparsanız yapın bu algıyı yenmek zor. Teknolojiler yeni olduğu için pahalı ama gene de cebe hitap etmeniz gerek. Bu eleştirim her iki sistem için de geçerli. E-M5 veya X-T1 kalitesinde FF bir gövde çıktığında kullanıcılar büyük ihtimalle “üzerine biraz daha ödeyerek” o gövdeye meyil edeceklerdir. Sony A7’ler henüz sadece manuel lensler kullanan Zeiss, Leica, vs tayfası dışında çok fazla insanı çekemedi, ancak A7’den sonraki gövde ve yeni çıkacak lensler X ve m43 sistemleri için tehlike olacak diye düşünüyorum. Tabi Sony NEX sistemi gibi bu sistemi de öksüz bırakmaz ise…

Yazının başında da söylediğim gibi, X-T1 eksiklerine rağmen albenisi çok yüksek bir gövde 🙂 Özellikle grip kısmı ve vizörü devrim gibi. Kullandığım süre içerisinde E-M5’i karşılaştırma amaçları dışında çok fazla elime almadım. Gerçi m43 sistemi bıraktım, artık m43 ekipmanım yok ama onun sebebi X-T1 ile alakalı değil. Ancak her şeye rağmen, aklımı neredeyse çeldiğini söylemem gerek 🙂 Çünkü X-T1 kendisini sevdiren bir kamera. 1 ay boyunca zevkle kullandım. Fotoğraf çekme isteği doğuruyor 🙂 İkinci sistem için biraz pahalı, ancak tek sistem olarak kullanacaksanız iyi bir seçenek.

 

http://www.flickr.com/photos/senerhayat/

25 comments for “Fujifilm X-T1 Kullanıcı İzlenimleri

  1. Necati
    2014-04-15 at 5:12 am

    Merhaba, inceleme için teşekkürler, teknik ayrıntılara çok takılmadan kullanıcı gözünden anlatmışsınız. M43 sistemi neden bıraktınız acaba?:)

    • 2014-04-17 at 9:26 am

      Sistemde çok kaliteli optikler var ancak fiyatlarını haketmiyorlar:) Temel sebep bu oldu. Yine de E-M5 en zevkle kullandığım gövdelerden biri.

  2. Merih
    2014-04-16 at 3:42 pm

    İzlenimler için elinize sağlık. Diğer Fuji başlığında yazmıştım 🙂 X-T1 cezbedici ancak lensleri, aksesuarları vs. ile biraz pahalı bir sistem. O buton tasarımını pek beğenmedim. Fotoğrafçı için her ne kadar geri planda olsa da video çekim özellikleri sıkıntılı ve benim için önemli bir kriter. Bir de bazı fotoğraflarda suluboya etkisi veriyor deniyor, RAW işleme programından da kaynaklanabilir belki bir ihtimal. Gövdedeki revizyonlar için X-T2’yi beklemeli 🙂 Veya 2014 için sıradaysa X-Pro 2. Ama Fuji an itibariyle gerçekten iyi bir iş çıkarmış.

    Aynı klasta A6000 için ne diyorsunuz? Sensör DxOMark’tan APS-C sınıfının en iyisi değerlendirmesini aldı.

    • 2014-04-17 at 9:37 am

      Teşekkür ederim… Video için aynasızlarda Panasonic beğeniliyor bildiğim kadarıyla. Suluboya etkisini RAW işlerken gördüm ancak bu sorun ACR’ın X-Trans çıktılarını henüz yeterince iyi yorumlayamamasından kaynaklanıyor diye düşünüyorum. Raw Therapee ve Photo Ninja gibi programlarda suluboya etkisini görmedim. X-T1, A7 kadar olmasa da yine kendi segmentinin prototipi gibi.

      NEX’ler her zaman fotoğraf meraklılarından ziyade genel tüketici kesimi baz alınarak tasarlanmış gibiler, o yüzden hiç ilgi duymadım. Sony’nin NEX sistemi kalteli optiklerden mahrum bırakması da Sony’e, en azından NEX sistemine yatırım yapmamak için başka bir neden.

      • Merih
        2014-05-07 at 8:37 pm

        DH forumlarında “Bence xtrans büyütülüyor” diye yazmışsınız 🙂

        • 2014-05-09 at 1:07 pm

          Onu ozturert yazdı 🙂 Bu siteyi açan arkadaş. Ama ben de aynı fikirdeyim sayılır.

          • ozturer
            2014-05-09 at 1:13 pm

            Yalnız şunu söyleyeyim: “Büyütülmek”le “beğenmek” ayrı şeyler. X sistemini beğeniyorum ben.

      • Merih
        2014-05-28 at 7:39 am

        Taze sayılabilecek bir tartışmadan: “Another thing, the jpg-files show the very same problem. Astia setting, sharpening:0, Highlights: 0, shadows: +1, color: +1, NR: -2, DR: 100%. So it seems even fuji can’t really figure out how to render these things.

        The problem seems to appear, as mentioned, only on fine details, far away. On portraits, street photography, … it is non existing and the sensor really shines in it’s amount of detail it can deliver. But the size, ruggedness, WR and handling make this camera to a perfect landscape/wildlife tool and that are situations where it goes wrong.”

        Link: http://www.fujix-forum.com/index.php/topic/20353-watercolor-effect/

        PhotoNinja gibi farklı uygulamalar %100 bir çözüm getirmiyormuş. RAW’ın işlenememesi de tek problem değil, özellikle manzara çekerken makine kendi JPEG çıktılarını bile doğru düzgün işleyemiyor görünüyor.

  3. 2014-04-17 at 8:25 am

    Merhaba m4/3 sistemi neden bıraktınız? Birde f/f gövdeler yaklaşık X-T1 kit ve OMD-E1 ile yakın fiyatlarda iken her türlü lens aksesuar flash gibi ürünlerin binlerce çeşidi bulunabilirken. bir pille yaklaşık 800-1000 kare çekim yapılabilirken neden böyle bir sistem tercih edilir.

    • 2014-04-17 at 9:43 am

      Yukarıda dediğim gibi, m43 sistemin lensleri biraz gereksiz pahalı. Özellikle Fuji X sistemi ve Sony A7x’ler varken bu kadar premium olmak m43 sistemin kullanılabilirliği açısından iyi değil.

      Aynasız tercihi ise temelde boyut ve ağırlıktan kaynaklanıyor. Profesyonel işler yapanlar için herhangi bir aynasız sistem seçenekler ve performans açısından şu an yeterli değil, ancak hobiciler için FF sistemlerin performansına yaklaşırken ağırlıklarının üçte birini taşımak önemli bir kriter olabilir:) Yedek batarya taşımak da çok zor değil:)

  4. Abdullah KARABAŞ
    2014-04-17 at 10:36 am

    Şu anda hangi sistemi kullanıyorsunuz. ?

    • ozturer
      2014-05-08 at 6:43 am

      Şener şu anda XT1 kullanıyor diye biliyorum ama E-M5 arıyordu.

    • 2014-05-09 at 1:06 pm

      Şu an Nikon FF ve Fuji X-T1 & X100s kullanıyorum.

  5. selim insan
    2014-06-19 at 1:33 pm

    Çok güzel bir inceleme olmuş. Teşekkürler. Ben de geçen hafta bir dükkanda bu modele bakmıştım.
    XT1 modelin ISO100de raw çekmediği doğru mu? Bu yzılımla mı ilgili? Teknik nedeni nedir?
    Bir de, bir kişi daha sony alfa 6000 (ILCE 6000) sormuş. Bu model için fikriniz nedir?

  6. Ahmet Oner
    2014-07-11 at 9:47 pm

    Pekı Fujıfılm X20 hakkında ne dusunuyorsunuz canon 7d kullanıyorum ve evde bırakmaktan bıktım o kadar agırkı yanımda surekli bir makinam olsun istiyorum ama kararsizim X20 hakkinda sikayet almadim sizce nasil olur ?

  7. Sinan
    2016-04-22 at 10:53 am

    Merhaba
    Bir kaç aydır aynasız makineleri inceliyorum. Daha önce bu tarz makinelerle bir geçmişim olmadı ancak em 5’i neredeyse her makine ile karşılaştırdığınız için bu makineyi daha çok düşünür oldum.Bir yanda Olympus em-5 yada em-10 mark II diğer tarafta, Fuji x-t10 .Bugün vatanda aynı sınıfta ki Sony a-6000 1499 fiyat etiketi ile satılmaya başladı(+18:50 kit lens) . Fuji aynı lens kiti ile 2000 TL. Olympus m10 mark II 2200 TL. Değerli önerinizi öğrenmek dileğiyle. İyi çalışmalar

    • ErtOzt
      2016-04-22 at 1:28 pm

      EM10 (ilk versiyon) ne kadar? Bu sitede m4/3’ten fazlaca bahsetmeye başladım son dönemlerde, beni fanatik sanacaklar 🙂
      XT10 ve A6000 arasında A6000’i tercih ederdim (fiyatı yüzünden), ama eğer mesela EM10 daha ucuzsa (II değil ilk versiyon) kesinlikle onu alırdım. Ya da ikinci el EM5ler ne kadara bulunuyor? Sahibinden’de sadece gövde 999’a gördüm. Abdülkadir satıyor (Ubeyd), ben güvenirim o arkadaşa (makineyi görmedim şahsen ama). Bir de ucuz 14-42mm gibi bir lens alırsan (Panasonic mesela) güzel bir setin olur.

      • Sinan
        2016-04-22 at 2:07 pm

        EM10 Mark II (14:42 kit dahil) 2200 TL fakat body EM10 1749 TL, EM10 + 14:42 1999 TL, İkinci el M5 denk gelmedi ama bir çok yerde EM-5 için kötü bir şey duymadım.

        EM10 ile A6000 fiyat olarak aynı şu an, Mark II dersek iş değişiyor.
        Fuji sitesinde 2000 TL’ye 18:50 kit ile veriyor
        Fuji sanki daha doğru renk veriyor a6000’e nazaran ,renkler siyah beyaz da da daha keskin, tabii ki net konuşamam üstad sizsiniz.
        Yazılarınızdan birinde uçak ile yolculuk esnasında camın arkasından çekim yaptığınızla ilgili bir bölüm aklıma geldi(böcekler lekeler camın kiri vs), bu nokta da acaba Fuji bana yardım edebilir mi.

        Sahibinden’e şimdi baktım göremedim.
        Son olarak paranız varsa Fuji mi dersiniz yoksa gene A6000 mi.
        Hiçbiri, omd em5 al gitsin ?

      • Sinan
        2016-04-22 at 2:20 pm

        Olympus OM-D E-M10 Body 1749
        Olympus OM-D E-M10 14-42 Kit 2000
        Olympus OM-D E-M10 Mark II 14-42 Kit 2200
        Olymous OM-D E-M5 Body 1700

        Para sorun değilse Fuji almak daha mı mantıklı A6000’e göre (Fuji’nin renkleri daha gerçekçi geldi bana, sony samsung telefonları gibi)
        Çünkü arada 200-300 TL oynuyor
        Bu durumda gene A6000 mi dersiniz?

        Son olarak uçak yolcuğunda çektiğiniz resimlerde camın üstünde ki böcek kir vs den bahsetmiştiniz bir yazınızda.Bunu yaşamamak için gereken nedir.

      • Sinan
        2016-04-22 at 2:31 pm

        Bu arada 1899 TL fiyatlandırmasında OM-D EM10 Mark II buldum.
        Hepsi aynı fiyat aralığında neredeyse 2000 Fuji, 1900 EM10, A6000 1700.

        Gerçekten sizlerin yardımı olmasa bizim gibi kullanıcılar ne yapar.

  8. Merih Guz
    2016-08-11 at 10:30 am
    • ErtOzt
      2016-08-11 at 10:48 am

      Gelmedi mi zaten?

      • Merih
        2016-08-11 at 10:00 pm

        Henüz gelmedi, satışlar Eylül ayında başlayacak diye biliyorum, en azından Türkiye’de bu şekilde 🙂 Dpreview gibi sitelerde de tam incelemesi çıkmadı zaten.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *