Dans – Dansın Sultanları – Grease

“Sultans of the Dance”in ilk gösterilerinden birini izlemiştim (1999 sanıyorum). (İlk duyduğumda ” “Dansın sultanları” demek arabesk kaçtı galiba, İngilizce özentileri, ne olacak!” diye düşünmüştüm, ama bu ayrı konu.)

Gene o senelerde Grease müzikali Mydonose Showland’e gelmişti (gene Türkçe değil, ama neyse). Ardarda bu iki gösteriye gitmek “Dansın Sultanları”nı (DS diyeyim) başka gözle görmeme sebep oldu. Size Grease ve Dansın Sultanları’nı karşılaştırayım:

Haydin kızlar eller havaya…

– Grease’deki oyuncular sanki dünya yıldızıymış ve o gece son geceleriymiş gibi inanılmaz bir şevkle oynadılar. Hepsi güler yüzlü ve inanarak kendini rolüne vermişti. Hatta bazıları o kadar coşkuluydı ki yüzlerine bakınca içim kıpır kıpır oldu. Arka planda dansetmeden duranlar bile somurtuk somurtuk sırasını beklemiyordu (üff, hadi sıra gelse de zıplasak). Mustafa Erdoğan’ın gösterisindekiler buna tamamen zıt, istemeden ve sanki birileri onları zorluyormuş gibi sahnedeydiler. Hatta bazılarının, sanki şortlarında iğne varmışçasına, yüzlerinde saçma bir ifade vardı.

Resmen oraya gidip aralarında oturasım geldi…

– Grease’de orkestra canlıydı! Oyuna uygun bir şekilde ve “mükemmel” çaldılar. Erdoğan’ın oyunundaki tabii ki banttan.
– “Dansın Sultanları”nda koreografi yok gibiydi. Bana tek amaç 90 kişinin sahnede simetrik durmaya çalışıp aynı anda ayak sallaması gibi geldi. Grease’de (tabii ki müzikal olmanın da etkisiyle) toplu danslarda bile bir konu vardı, ve asla ve asla “ulan gene mi ayak sallıyorlar” demedim.

– Grease bittikten sonra o üniversiteli halimle para biriktirerek aldığım biletlere hiç acımadım, gösteri merkezinden çıktığımda yüzümde hala bir gülümseme vardı. DS’ten çıkınca “ne oldu acaba” diye düşündüm, ve resmen kandırılmış hissettim. Beğenenler de vardı elbet ama ben diğer ülkelerdeki dans gösterilerini sürekli TRT’den seyrettiğim için karşılaştırma yapabiliyordum.

Hayıııııır, öyle değiliiiz haayıııııırrrr….

Şimdi “yıllardır zaten kendini ispatlamış ve olgunlaşmış bir gösteri ile daha yeni oluşturulan bir ekiple hazırlanan Türk gösterisini neden karşılaştırıyorsun” diye düşünebilirsiniz. Düşünün bir, hadi ben bekliyorum…

Grease’in ilk sergilendiği gecenin fotoğraflarını gördüm! Gene yüzlerde yukarıda bahsettiğim mükemmel “kendini vermişlik” ifadesi var. Danslar gene güzel.

Başka bir tez: “Amerika’da yıllardır var olan bir “eğlence sektörü” ve bu işi profesyonel olarak yapan binlerce kişi var. Grease bu yapı üzerine inşa edildi.” Evet, doğrudur, ama bu “insanların kendini işine vermesini” veya bizdeki “odun surat” ifadesini açıklar mı?

Eller havada ama simetrik değil, bu “dağınık” görüntü “80 kişi yanyana eller havada” görüntüsünden daha çekici (kişisel görüşüm)

“Tecrübeli ve profesyonel oyuncuların çokluğu” da hiçbirşeyi açıklamıyor. Bu aralar yeni çıkan “Street Dance” filmini ele alalım (İngiliz filmi). Filmin oyunculuğu ve konusu beş (rakamla 5) para etmez, hatta çok kötü. Bunun yanında, oyuncular dans etmeye başlayınca bambaşka bir kimliğe bürünüyorlar, resmen “özgür” oluyorlar! Oradaki oyuncular da ortalama 18 yaşında, kaç yıllık profesyonel olabilirler ki? Dans da böyle birşey zaten, kafanızı tamamen boşaltıp içinizden geleni dışa vurduğunuzda dansınızın kötü olması neredeyse imkansız. “Biz biliyoruz da mı oynuyoruz” deyip düğünlerde herkesi oyuna kaldıran insanlara ben büyük saygı duyarım. Dans etmek normaldir, odun gibi utanıp sıkılarak oturmak anormal. Hatta yabancı bir ülkede herkesin deliler gibi dansettiği bir diskoda elinde içki bardağı ve cep telefonuyla oturup somurtkan RTE bakışıyla çevreyi kesen adam ya Rus mafyasıdır ya yurdum insanı Türk.

Benim başka bir tezim var: Aile eğitimi ve gelenek-görenek. Ya da Kargo’nun şarkısıyla açıklıyım:
Susmak doğuda erdem, meziyet anlamında
Batıda ise değersiz bir hak gibi
Gülmek doğuda utanç, kibir anlamında
Batıda ise doğal bir istek sanki

Bence Grease ile Dansın Sultanları arasındaki farkın en büyük sebebi buydu. Küçüklüğümüzden itibaren “aman sus”, “oğlum otur yerine”, “dinlemeyi öğren”, “söz gümüşse sükut altındır” ile büyüyen biz, daha küçük yaşlardan “kendini ifade etmemeyi” öğreniyoruz. Dikkat ederseniz “göbek atarak” hareketli dans edilen bölge genelde Trakya Bölgesi oluyor. Trakya Bölgesi’nin büyük çoğunluğu Balkanlar’dan geldiği için aslında buralardaki kültür Bulgaristan, Kosova, Arnavutluk, Makedonya gibi ülkelere çok benziyor. Anadolu’da daha ağır başlı danslar varken Trakya’da genelde “hadi kıvır beyaa” hakim.

Gülmek ayrı bir dert. Gülen adam “yumuşaktır”, “gayriciddidir”, hatta sizinle “alay eder”. Gülen adam ciddiye alınmaz, belki de bu yüzden sık sık gülen insanlar doğu toplumlarında lider olamaz. Halbuki gülmek muhteşem bir tepkidir, (gerçekten alay etmek için gülmüyorsanız) karşınızdakine moral vermelidir, yaşam sevincinizi gösterir.

Yabancıların olduğu toplantılarda toplam konuşulan vaktin %80’inde Türk insanımız daha küçüklükten öğrendiğini çok iyi uygular; yani susar. Hemen tüm konuşmayı diğer taraf yapar. “Ama biz az ve öz konuşuruz” diyen arkadaşlara buradan gülücüklerimi gönderiyorum 🙂

Ek açıklama: Yeni Anadolu Ateşi’ni seyretmedim, belki yukarıdaki eleştirilerim bu yeni gösteri için geçersizdir.  Zaten hep -dı’lı -di’li geçmiş zaman kullandım. Örneğin Mevlana, Efeler vs.. gibi Anadolu’ya özgün birçok dans var, ve hatta dünyanın bilmemkaç ülkesinde gösteri yapmaları da harika. Zaten gösterinin 11 senede gelişmiş olması gerekir değil mi? İnternet sitesinde gördüğüm fotoğraflarda oyuncular gülüyordu. Videolarında çok anlayamadım ama gelişme elbette ki var. Yalnız gene “eller yanda veya havada” hareketini gördüm sürekli. Yok mu başka “sahnede çekici ve göz alıcı” gelecek hareket? Yanyana gelen 80 kişi yalnız eller havada mı hareket eder?

Mısır’da Anadolu Ateşi

Bunlar benim düşüncelerim.

Aşağıdaki kutuya yorum yazabilirsiniz

avatar
1200

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.

  Kayıt ol  
Notify of